Son senelerde hep popüler yiyecekler karşımıza çıkıyor; chia tohumlarıyla zayıflayın, spirulina ile protein ihtiyacınızı karşılayın vs gibi. Hatta ben veganlığın bile zaman zaman sırf bu yiyecekleri satmak için  pompalandığına inananlardanım.  Genelde hem protein hem de antioksidan olarak yüksek olduğu iddia edilen spirulina ve benzeri takviyelerin New England Journal of Medicine klinik dergisinde 4.5 sene boyunca 10,000’den fazla kişiyi takip etmeleri sonucunda hiçbir etkisi olmadığı gözlemlenmiş. 

Mesela havuçtaki beta-karoten piştiği zaman daha etkili olabilirken domatesin içindeki likopen de benzer şekilde piştiğinde ya da zeytinyağı ile birlikte yenildiğinde daha fazla etki gösterebiliyor. Yani doğadaki bir şeyi ham haliyle almak her zaman da çok iyidir diyemeyiz. Kaldı ki tablet haline getirilen bir gıda ister istemez bir işlemden geçirilmiş oluyor, ne kadar yüzde yüz doğal denilse de! Şöyle düşünün bir tablet en az 3 ay kullanılabiliyor oysa dalından kopardığınız bir domates ancak 3 gün dayanabilir. 

Spirulina ayriyetten yetiştirme çiftliklerinde de özel olarak üretilmektedir ki ben her türlü yetiştirme çiftliklerine karşıyım. Doğal olarak varsa ne güzel ama doğanın tersine hareket ediyorsak o zaman bu işte bir yanlış var diye düşünüyorum. Zaten bugün çiftlik balıklarının ve diğer çiftlik gıdalarının ne kadar zararlı olduklarıyla ilgili birçok klinik çalışma da bulunmaktadır. 

Bu yazıyı yazarken kendi kendime dedim ki “Didem, sen bazen belki önyargıyla bu tarz takviyelere bakıyorsun. Öğrencin diyetisyen Pınar Doğan’a da araştırma konusu olarak ver, bakalım o neler bulacaktı?!” 

 

Pınar’ın kaleminden;

“Evet bir ‘süper besin’ diye adlandırılan spirulina ve karşımıza çıkan gerçekler. Spirulina mavi yeşil algae (yosun) ailesine ait denizlerimizin süpürgeleri diye adlandırılan canlılardır. Bu özelliklerinden dolayı denizlerimizin tüm ağır metallerini üzerlerinde barındırırlar. Yapılan çalışmalarda spirulina’nın denizlerdeki cadmiyum (denizlerde bulunan en tehlikeli ağır metallerden biri) adı verilen ağır metali temizleme de en çok başarılı olduğu görülmüş. Bu temizlik gücü sayesinde de içeriside toksik (zehirli) maddeler bulundurabilme olasılığı yüksektir. Bu yüzden nereden, nasıl elde edildiği, ne şartlarda yetiştiği çok önemlidir. Spirulina’nın yetiştirme çiftliklerinde de yetiştirildiği bilinmekte ama bununla ilgili de kısıtlı bilgiye sahip olduğumuz ve yaşam şartlarını bilmediğimiz için daha çok araştırılması gerektiği konusu göz önünde durulmalıdır.

Spirulina protein, vitamin, mineral içerikleri açısından zenginliği ile öne çıkmaktadır. Özellikle de yüksek protein içeriğinden bahsedilmektedir. Eczanelerden yaptığım araştırmaya göre, eczanelerin büyük bir kısmında tek bir marka spirulina bulunmaktadır. Günde 4 tablet alınması önerilen bu gıda takviyesi ile günde 2 gram protein almış oluyoruz. Şimdi kabaca bir hesaplama yapacak olursak;  %90 yağsız et, %10 yağ içeren 30 gram etten yapılan 1 adet köfte 7.5 gram protein içermektedir.  Peki sizce 1 köftenin sahip olduğu proteine ulaşmak için kaç tane spirulina tableti tüketilmelidir?? Yaklaşık 15 tablet ediyor! Yorum ve karar sizin. 

Aynı zamanda yapılan bazı çalışmalarda paketleme ve kapsülleme işlemleri sırasında vitamin ve mineral kayıpları olduğu da görülmektedir.

‘Bu ilaç değil ki, sadece besin takviyesi ,tüketilse ne olur ki?’ diye düşünebilirsiniz kimi zaman fakat bu doğru bir yaklaşım değildir. Lupus, romatoid artrit, multiple skleroz (MS) gibi bağışıklık sisteminin baskılandığı hastalıklarda, bireylerin kullanımı uygun değildir ve kullanıldığı takdirde olumsuz etkiler görülmektedir. Ayrıca fenilketonüri hastalarının da kesinlikle uzak durması gerekmektedir.

Bu tabletlerle aynı zamanda karaciğerinizi de yorduğunuzu bilin çünkü her türlü ilaç ve takviye metabolizması karaciğerden geçiyor. Yani 3-5 gr protein alacağım diye kendinizi ve karaciğerinizi heba etmenin de bir anlamı yoktur!

 

Yapılan bir çok çalışma Spirulina’nın sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin kanıt düzeyinde olmadığının ve daha çok araştırılmaya ihtiyacı olduğu üzerinde durmaktadır.”

Demek ki sadece benim değil Pınarcığımın da araştırmalarının sonucunda spirulina bahsettikleri gibi “Süper besin” değilmiş. Lütfen paranız cebinizde kalsın ve siz doğal sebze ve meyve tüketiminize devam edin. Bu tarz takviyeler hem sağlığınıza hem de paranıza dokunacaktır, benden söylemesi ☺ 

 

  • Fırat Çağlayan

    Tabi ya FDA nın zehirli ilaçları, aşıları daha çok hasta insan demek olduğu için spriluna ve doğal antibiyotik gümüş suyu gibi insanların sağlıkları için gerekli olan doğal ilaçlar tehlikeli.
    Doktorlar bu son çeyrek asırda ilaç şirketlerinin diplomalı yalancıları haline geldi maalesef,
    İnsanlık yararına doğal olanı söyleyenıide bu İLAÇ KARTELİ muazzam para gücü sayesinde medya, sağlık bakanlığı, siyasetçi, VS gibi etkin güçlerle yok ediyor. Sağlıklı bir toplumun diyetisyen veya doktora ihtiyacı yoktur, ilaç gibi yan etkileri olan şeylerden değilde doğal bir şekilde mikrop vs hastalanmış insanların TABİPLERE HEKİMLERE ihtiyacı vardır. Tabip mi, Hekim mi: Tabip, tıp mesleğini icra eden kişidir. Burada, tıp mesleğinin genel geçer bilgisine sahip olmak ve bunu yeterli ve gerekli derecede uygulayabilmek yeterli görünmektedir. Hekim sözcüğü ise anlam itibariyle çok daha derinlere uzanır ve bu tabirle nitelenecek kişilerde fazladan bazı özellikler aranmasını gerekli kılar. Hekim, sadece kendisine öğretilmiş bilgiyle sınırlı kal mayan, kendinden öncekilerin ve hocalarının hatalarını tekrarlamayacak bir feraset geliştirebilen, tıp mesleğindeki doğru ve yanlışları ayırt edebilecek kapasiteye ulaşmış, hikmet arayışında ve hikmetle iş görme azminde bir insanı tanımlar yahut tanımlamalıdır. Hekim, karşısındaki insanın bir ‘insan’ olduğu bilincinden asla uzaklaşmayan, ölüm ve hastalığı mücadele edilecek anormallikler olarak değil, hayatın doğal parçaları olarak görebilen, hem kendi hayatında hem de hastalarının yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme sağlayabilecek bir zihni ve fikri donanıma sahip bir insanı düşündürmelidir.
    Dolayısıyla hekim, doktordan da tabipten de üst basamakta bir tanımlamadır ve hem mesleki, hem de kişisel açıdan kâmil insanı düşündüren telmihlere sahiptir. Hekim, kâmil insandır; bu anlamda doktor, hatta tabip bile, hekime nazaran sadece bir teknik uygulayıcı olabilir.
    Kısaca Hekim > tabip > doktor diyebiliriz.

    0 Beğen
Yorum yapın