tartı psikolojisi

  • 25 Kilo Vermenin Dayanılmaz Hafifliği

    Bu yazımda sizlerle Nisan 2008-Kasım 2008 arası 87.6 kilodan 63 kiloya düşmüş olan 32 yaşında bir bayanla yapmış olduğum röportajı paylaşmak istiyorum. Kilolarınızdan şikayetçi olduğunuz halde umutsuzluğa kapılıp “artık nasıl olsa veremem” diyenlerdenseniz umarım bu yazı size bir ışık tutar ve yeni bir başlangıç için ilk adımı atarsınız.

    D.K.Ü- Çocukken kilolu muydunuz?

    A.E- 4.5 kilo doğmuşum. Hatta annem övünerek anlatır, der ki “Doğduğunda kızım çok tatlıydın. Her yerin boğum boğum boğum boğumdu….” Ama boğum boğumdu demez belki en az 5-6 kere boğum boğum lafını tekrar ederdi.

    D.K.Ü- Peki bebeklik devresinden sonra fazla kilolarınız üzerinizde kalmış mı?

    A.E- Hayır, çocuklukta hiçbir kilo sıkıntım olmadı. Bilakis zayıf bir çocuktum. İlkokul 5. sınıfa kadar yüzmeye gittim. 5. sınıfta ortaokul giriş sınavlarına hazırlanmak için sporu bıraktım. Bırakmayla birlikte o sene çok kilo aldım. Ama ortaokula başladıktan sonra boyum uzayınca aldığım kilolar da boya gitti ve liseyi bitirene kadar hep 55-57 kilo arasındaydım.

    D.K.Ü- Peki yetişkin olarak kilo sorununuz ne zaman başladı?

    A.E-  Üniversiteye başladıktan sonra. Mimarlık bölümünü kazanınca okul için hazırlamam gereken projeler üzerinde geceler boyunca sabahladığm olurdu. Bu esnada elime ne geçerse ya da önüme ne konulursa yemeye başladım. Ama kendimle barışık olduğumdan yavaş yavaş almaya başladığım kilolar beni hiç rahatsız etmiyordu.

    D.K.Ü- Üniversite bittiğinde kaç kiloydunuz?

    A.E- 65 kiloyla bitirdim. 65 kiloda da aşırı kilolu durmadığımdan herhangi bir rahatsızlık duymuyordum. Fakat okul bitip çalışma hayatına girince daha çok masa hayatım olmaya başladı. Okulda sadece geceleri projeler üzerinde çalışırken bu sefer hem gece hem de gündüzleri yoğun bir şekilde çalışmaya başladım. İş hayatındaki tempo okul hayatına göre çok daha yoğundu.

    D.K.Ü- Peki eşinizle tanıştığınızda kaç kiloydunuz?

    A.E- 70 kiloydum.

    D.KÜ- Eşiniz hiç kilonuzdan rahatsızlık duydu mu?

    A.E- Hiçbir zaman kilomla ilgili en ufak bir yorumda bulunmadı. 80’li kilolara çıktığımda dahi hiçbirşey söylemedi. Bizim hakikaten ruhlarımız uyuştuğu için kilo aramızda bir engel teşkil etmedi. Hatta şimdi bile 25 kilo verdiğim halde hiçbir zaman “ne iyi oldu, iyi ki verdin” gibi yorumlarda bulunmuyor. Sadece beni daha mutlu gördüğü için benim adıma seviniyor.

    D.K.Ü- Evlenirken kilo vermek istediniz mi? Yani gelinlik giyeceğim daha zayıf olayım gibi bir his oldu mu?

    A.E- Hayır, daha önceden de söylediğim üzere ben kendimle barışık bir insanım. Eşimin de böyle bir takıntısı olmadığından hiç sıkıntı olmadı. Hatta bazen düşünürüm belki arada birkaç rahatsızlık ima eden lafları ya da hareketleri olsaydı acaba daha mı az kilo alırdım diye.

    D.K.Ü- Kendinizle barışık olduğunuzu söylüyorsunuz. O zaman sizi kilo vermeye ne motive etti acaba? Neden bir beslenme uzmanı eşliğinde kilo vermeye başlamak istediniz?

    A.E.- Beden ölçüm büyüdükçe, bir baktım giyim zevkim de otomatikman değişmek zorunda kalmış. Beğendiğim kıyafetler benim ölçülerimde yoktu. Olanlar da durması gerektiği gibi durmuyorlardı. Genelde büyük beden kıyafetler daha yaşlı kimseler için oluyordu, ben de mecburen onlardan alıyordum. Bu da zamanla mutsuzluk yaratmaya başladı. Bu durumu, en çok kilo vermeye başlayıp istediğim şeyleri giydiğimde farkettim. Yani kiloluyken bunun ben de ne kadar mutsuzluk yarattığını ancak kilo verdikten sonra anladım.

    D.K.Ü- Başka ne motive etti?

    A.E.- Bugüne kadar yaptığım her işi en iyi şekilde büyük başarıyla ve disiplinle yaptım ve yapıyorum. Kendime bir gün şöyle dönüp bir baktım ve dedim ki: “Herşeyi mükemmel bir şekilde götürüyorsun ama kendini ne kadar ihmal ediyorsun, aynı özeni niye kendine göstermiyorsun?”

    D.K.Ü- Tipik bir koç burcu hareketleri ve düşüncesi, doğru mudur?

    A.E- Evet tipik bir koç burcuyum.

    D.K.Ü- Hedef olarak kendinize kaç kiloyu belirlediniz?

    A.E- 55 kiloya kadar düşmek istiyorum.

    D.K.Ü- 25 kilo verdikten sonra hayatınızda hiç belirgin değişiklikler oldu mu?

    A.E- Olmaz olur mu? En güzeli çok daha enerjik bir insan oldum. Eskiden ne kadar çok yersem o kadar daha çok enerjim olacağını düşünürdüm. Fakat doğru beslenmeye başladıktan sonra gördüm kü az ama doğru gıdaları tükettiğim zaman enerjim çok daha fazla oluyor. Geçen sabah arabama gitmek için çitin üzerinden atladım. Eskiden hep arka taraftan yolu dolanıp öyle arabama giderdim. Fakat hafiflemiş olmanın verdiği rahatlıkla çok kolay hemen atlayıverdim. Pencereden beni izleyen kocamla göz göze geldik. İkimizde gülümsedik, çünkü benim ne hissettiğimi o da ben de çok iyi biliyorduk. Kiloluyken hayatta o çitten atlamak için en ufak bir girişimde bile bulunmazdım.

    D.K.Ü- Kıyafetler?

    A.E- İşin en güzel kısmı sabahları uyandığımda ne giyeceğimi düşünmemem, çünkü artık kilomu kapatmamı gerektiren bir durum söz konusu değil ve dolabımdaki herşey üzerime rahat rahat oluyor. Büyük gelen kıyafetlerimin çoğunu da keyifle başkalarına verdim.

    D.K.Ü- İnsanların tepkileri nasıl oluyor?

    A.E- İnanılmaz!!! Her gören çok şaşırıyor ve bu tamamen bir başarı hikayesine dönüştü. Herkes nasıl verdiğimi merak ediyor. Bense hep şunu söylüyorum: Bu tamamen insanın kendisinde bitiyor. Eğer hakikaten kafanıza koymuşsanız bu iş oluyor. Yoksa benim geçmişte başka bir diyetisyen tecrübem de olmuştu ama verememiştim, çünkü şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum ki kafamda bu olayı bitirememişim o zamanlar. Benden dolayı birçok insan motive oldu ve onlarda kendi beslenmelerinde değişimler yapmak için harekete geçtiler. Birçok insan için motive kaynağı olmak ta beni çok mutlu ediyor. Dolaylı olarak başkalarına yardımcı olduğumu düşünüyorum.

  • Duke Üniversitesi Structure House, North Carolina - 2004

    (Kilo sorunu yaşayan ve diyabet hastaları için özel program)

    Ben New York’ta kilolarımla savaş halindeyken annem ve yakın bir arkadaşı da  İstanbul’da aynı savaşı veriyorlardı. Uzun araştırmalardan sonra Structure House’un zayıflama konusunda çok başarılı olduğunu öğrendim. Hemen bir aylığına burada bir yer ayarladık. Ufak apartman dairelerinde kalma gibi bir seçeneğimiz olduğundan, biz iki oda bir salondan oluşan bir daire seçtik kendimize. Dairemiz gayet komforluydu ve tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyordu. Gittiğimizin ertesi sabahı aç karnımıza hemşirenin yanına kan vermeye gittik. Tiroidlerimizden kolesterole kadar tüm tahlillerimiz yapıldı. Gün içinde çıkan sonuçlara ve kilomuza göre beslenme uzmanı bize kaç kalorilik neler yiyebileceğimizi anlattı.

    Haftabaşında elimize verilen yemek listesinden tüm hafta kahvaltı, öğlen ve akşam ne yiyeceğimizi kalori limitimize göre seçiyorduk. Verdiğimiz listeye bakılarak her öğün önümüze seçtiğimiz yemek konuluyordu. Araöğünler yoktu. Ama işin en komiği eğer birimiz diğerine göre daha lezzetli bir yemek seçtiyse çok bozuluyorduk ve gözümüz ondakinde kalıyordu.  Genelde yemek sonrası bir meyva veriyorlardı. Biz o meyvayı acıktığımız başka saatlere saklıyorduk.

    Herkesin kendine ait bir kartı vardı ve lobide duran tartıda her sabah gidip kartımızı geçirip tartılıyorduk. Kart günde sadece bir kere tartılmamıza izin veriyordu. Sanırım tartılmayı saplantı haline getirmemiz için bu yapılmıştı. Malum insan kilo verme odaklı oldu mu, tuvalet öncesi, sonrası, yemekten önce-sonra, sabah uyanınca, akşam yatmadan gibi gün içinde 500 kez tartılmak isteyebiliyor.Smile

           

    Her sabah 7:00’de ormanda bir saatlik sabah yürüyüşümüz vardı. Temiz havada kahvaltı öncesi yürüyüş iyi geliyordu. Hava sabah saatlerinde daha nemli olduğundan ufak incecik yılanlar yürüyüş yaparken önümüzden kıvrılarak geçiyorlardı. İlk sabah çok korktum ve yadırgadım ama sonrasında alıştım, onların geçmesini bekleyip yürüyüşüme öyle devam ediyordum. Gün içinde çeşitli egzersiz dersleri vardı. Canımız isterse sevdiğimiz yapabileceğimiz derslere katılıyorduk.

    Bir hafta sonra ablam da Washington DC’den bizi ziyarete gedi ve 10 gün kaldı. 3 kişiden 4’e çıkmış olduk. Arabayla gelmesi çok iyi oldu, çünkü yoksa sırf merkezde kalınca insanın canı çok sıkılıyor. Gerçi haftanın belli günleri bazı geziler oluyordu, ama yine de her akşam saat 6:00’da yemek bittikten sonra canımız sıkılıyordu. Altımızda araba olunca gezmeye başladık.

    Eğer buraya gidip programa uyup size verilen besinler dışında başka birşey yemezseniz muhakkak kilo verirsiniz. Yemekler fena değil, sabah yürüyüşleri muhteşem, fakat egzersiz dersleri biraz zayıf, çünkü seviye farkları yok. Aşırı kilolularla aynı derste olunca insanın temposu ona göre düşebiliyor. Yürüme mesafesinde hiçbir şey yok, araba şart. Kilo vermek için merkez arayan kişilere kesinlikle tavsiye edebileceğim bir yer. Uzman doktor ve hemşireler kontrolünde tüm görüşmeler ve toplu konuşmalar gerçekleşiyor.

  • Fıkra

    3 adam oturmuş, eşlerine aldıkları hediyelerden bahsediyorlarmış. Birincisi demiş...ki 'Karıma öyle bir hediye aldım ki, 6 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor.' Diğer ikisi anlamamışlar. 'Ne aldın?' diye sormuşlar. 'Beyaz bir porsche aldım. Çok mutlu oldu.' diye cevap vermiş.

    İkinci adam demiş ki, 'Ben de geçen doğumgününde karıma 4 saniyede 0'dan 100'e çıkan bir şey almıştım.' Hemen anlamışlar tabii ki: 'Heeey yoksa Ferrari mi aldın?' Adam gülümsemiş: 'Evet kıpkırmızı bir Ferrari aldım. gerçekten de ona çok yakıştı' demiş.

    Bu sefer üçüncü adama sormuşlar: 'Peki sen ne aldın karına?' Adam demiş ki: 'Ben öyle birşey aldım ki, sadece 2 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor.' Adamlar şaşırmışlar: 'Atıyorsun!' demişler. 'Öyle bir araba olamaz ki!' Adam cevap vermiş: 'Araba aldığımı kim söyledi?' 'İşte bunu aldım' demiş.

    'TARTI!!!' 

  • Herkes Kilosuyla Boğuşmaya Devam Ediyor!

    İlk olarak size muhteşem öğretilerle dolu renkli bir 2010 dilerim. Bana gelen danışanlarım için kilo açısından 2009'un son devreleri bayağı zorlu geçti. Herkesin içinde önüne geçemedikleri bir yeme hissi oluştu. Ben dahil olmak üzere!. Bana göre bunun nedenlerinden biri de dünyada oluşan negatif enerjilerin insanlara vermiş olduğu ağırlıktı. Umut ediyorum ki yeni yıla, yeni ve hafif enerjilerle girip tüm bu ağırlığı üzerimizden atabiliriz.

    Sizlerle bana gelen danışanlarımın bu süreçte bana yazmış oldukları bazı e-mailları paylaşmak istiyorum. Bunun nedeni de eğer siz de geçtiğimiz aylarda kendinizi kilo problemiyle ilgili umutsuz vaka olarak görüyorsanız belki bu yazışmalar size yardımcı olur ve bu yolda yalnız olmadığınızı görürsünüz.

    Sevgili Didem, bu aralar oradan oraya çok misafirliğe gidiyoruz, holiday zamanı da olduğu için dört tarafta kekler, kurabiyeler var, hiç dayanamadığım yiyecekler. Çok yiyorum bu aralar Didemcim. Pilatese de gidemiyorum bir haftadır, gelene kadar da gidemem herhalde. Pantolonlarım sıkmaya başladı, ne yapacağımı bilemiyorum ama bu aralar iştahım çok açık ve durduramıyorum kendimi. Yine o kısır döngüye girmek istemiyorum. Annemin burada olmasının tadını çıkartmak yerine çok üzülüyorum bu aralar. Hiç kendimi, bedenimi dinlemiyorum. Aç değilken bile hala tıkınıyorum. Sana da yine söyleniyorum Didemcim ama şu aralar tam bir panik halindeyim. O, yazın tutturduğum çizgiyi yakalayamıyorum ve sürekli kendimi suçlayıp duruyorum.

    Bakın bir başka danışanım bu dönemde yeme içme ile ilgili önüne geçemediği dürtüler hakkında neler yazmış:

    Didemcim, bu aralar çok yiyyorum sıkıntıdan. Galiba kilo da aldım biraz. Bugün markete gittim ne kadar abur cubur buldumsa aldım. Sonra da hepsini yedim. İşin kötüsü evde hiçbir şey bulamazsam dilim dilim ekmeğe bal sürüp yiyorum gecenin bir köründe. Moralim çok bozuk bu aralar. Yine eski halime dönüyorum galiba. Çok korkuyorum Didemcim.

    Ya kendi hakkında olumsuz duygular üretenlere ne demeli? İşte bir danışanımın e-maili:

    Ben yine bunalımlardayım, kendimi şişko patates gibi hissediyorum. Allah rızası için bana şöyle en 'şok'undan bir liste verir misin? Biliyorum sen diyeceksin ki şok mok olmaz, kontrollü ye falan filan, ama hani bir keresinde de patatesl meyveli, sebzeli 3 günlük bir diyet vermiştin ya, ondan sonra o gazla çok iyi devam etmiş ve kilo vermiştim. Yine kendimi öyle bir şokla dürtmeye ihtiyacım var. Noooooooolluuuuuuuuur acil yardım!!!!!!

    Tüm bu maillara benzer daha birçok maili sizlerle paylaşabilirim. kesinlikle hissettiklerinizde ve yaşadıklarınızda yalnız değilsiniz. Ama sunu bilin ki: çözüm ne ben, ne de dışarıdaki başka insanlar, ilaçlar ya da diyetler değildir. Çözüm tamamen sizin içinizde yatıyor. İçinizdeki egoyu, canavarı susturabilmek ancak sizin elinizde. Lütfen ama lütfen hayatta her ne yaparsanız yapın farkındalıkla yapın. Ben kimseye sakın hamburger, pizza, baklava yemeyin demiyorum. Madem çok istiyorsunuz yemek ve o kaloriyi alacaksınız, o zaman bunu, tadını çıkara çıkara yapın. Keyif alarak yapın. Bizler çoğu zaman hem yiyoruz, hem pişmalık duyuyoruz ve yediğimizin tadına bile varamıyoruz. Güzel bir yemek te yiyecekseniz şayet, hakkını vererek yiyin lütfen.

    Size 2010 için olabilecek en büyük dileğim yüksek farkındalıkla geçireceğiniz ve her şeyin doya doya tadına varacağınız bir sene geçirmenizdir.

  • Kadın, Şiddet, Kilo

    KADIN ve ŞİDDET denilince akıllara genelde hemen fiziksel şiddet gelir. fakat çoğu zaman insanlar söz ile yapılan şiddetleri şiddet olarak algılamazlar, algılayamazlar ya da algılamakta zorluk çekerler.

    Ben sizlere bu yazımda beslenme ile ilgili kadınlara, erkekler ve kendileri tarafından uygulanan şiddetten bahsetmek istiyorum. Evlenirken çok sevdiği karısı kilo almaya başladıkça kimi erkek bu durumdan aşırı rahatsız olur. Bu sefer sürekli karısına 'hadi kilo ver, ne zaman kilo vereceksin, şu haline bak, evlendiğimizde ben seni alırken böyle miydin? Böyle olacağını bilseydim almazdım!...' Sanki manavdan iki kilo domates almıştı. Karşında duran bir insan var, senin de bundan haberin var mı peki? Ya da başka bir konuyla ilgili karısına çok kızmıştır, ve onun canını nasıl acıtacağını o kadar iyi bilir ki, hemen şöyle der: 'Sen ne kadar spor yaparsan yap, bacakların kalın ve hiçbir zaman Ayşe'nin bacakları gibi ince ve düzgün olmayacaktır.' İşte o an kadının bittiği andır!

    Biz kadınlar ise bu konuda o kadar hassas ve kırılganızdır ki, karşımızdaki böyle davranınca hemen suçlanarak: 'Evet biliyorum, bir an önce vermeye çalışacağım, elimden geleni yapacağım' deriz. Ya da içten içe kızar, her ne kadar kilo vermeyi kendimiz de istesek tepkisel olarak daha fazla yer, kilo almaya devam ederiz. Hatta şöyle erkekler bilirim, tanırım ki karısına sözleşme imzalatır: 'Eğer altı ay içinde karım Necmiye 10 kilo verirse ona istediği arabayı alacağım.' Karısı kilo vermediği sürece de araba alınmaz. Kilo verememiş olmanın cezasını kadın çekmelidir. Her an karısını ufacık birşey yerken görürse de hemen hatırlatır: 'Arabayı unut, sen bu gidişle duba gibi olacaksın şu haline bak, bırak araba almayı yakında kendine elbise almakta zorlanacaksın.'

    Eğer bu yazıyı yazarken abarttığımı düşünenler varsa yanılıyorlar, bilakis burada birçok başkalarından tecrübe etmiş olduğum ağır sözler de yer almamaktadır. Bir de kilolu eşlerini aldatan erkekler vardır. Bunlar esasında bitmiş bir ilişkinin ardından eşlerini aldattıklarını kabullenmek yerine sürekli eşlerine son senelerde ne kadar kilo aldıklarından, bakımsız ve sıkıcı olduklarından ve daha birçok başka konulardan şikayette bulunurlar. Amaç eşlerine kendilerini iyice kötü hissettirmektir. Esasında ha dayak atmışsın ha da bu sözlerinle kadınları dövmüşsün ne fark eder? hatta kimi zaman bir kadın için söylenen bir sözün yarası öyle ağırdır ki tokat atarak yapmış olduğunuz kızarıklık, morluk geçse bile kalpte açılan bir yara hiç kapanmamak üzere oracıkta kalıverir. Erkekler kendilerini suçlu hissetmek yerine karısını suçlu hissettirmeyi tercih eder. Bunu da sözsel tacizlerle çok güzel yerine getirirler.

    Bir de kadınlar vardır ki kendi kendilerine tacizde bulunurlar. Başkalarının bu işi görev edinmesine gerek yoktur. Kilolarından ve görüntülerinden o kadar muzdariplerdir ki, her an beyinlerinde bir ses: 'Bak, iğrenç oldun, şu haline bak, her tarafından yağlar fışkırıyor, kilo verene kadar hiç elbise almayacağım, haa tabii sen öyle deli gibi yemekler ye, ondan sonra da üzül, yok almayacağım hiçbir şey ve hiçbir yere de gitmeyeceğim, gör bakalım...! 'Daha geçen sene ne iyi duruyordum, offf selülitlerim felaket oldu, bu halde tabii kimse seni beğenmez, bu yaz kilo vermeden sana tatil filan yok, al bakalım cezanı.' Bu insanın kendine uyguladığı taciz değildir de nedir? Aynı zamanda sürekli hayatı ertelemekten başka birşey değildir. Biz kendimizi o kadar beğenmeyip sevmeyiz ki sonra da başkaları bizi beğenmeyip sevmedi mi üzülür söyleniriz. Kendimize o kadar ağır konuşuruz ki ruhumuzu en derinlerinden incitiriz. Sonra bekleriz ki başkaları bize iyi davransın. Tüm bunların üzerine en büyük cezayı da daha fazla yiyerek veririz.

    Artık bence uyanış zamanı geldi. Erkekler, kadınlara yapacağınız en acıtıcı tacizlerden birisi onun görüntüsüyle ilgili ağır konuşmanızdır. Kadınlar, kendinize yapacağınız en büyük taciz, ruhunuza ilettiğiniz negatif mesajlar ve duyarsızca yediğiniz bir ton yemektir. Artık kendinize ve etrafınıza daha iyi olmanın zamanı geldi de geçiyor bile... Şiddetli kadınlar en büyük şiddeti kendilerine uygularlar. UYANIN!!!

    Sevgililer Gününde, kendinize vereceğiniz en büyük hediye lütfen kendinizi SEVMEKolsun.

    (Her erkek veya her kadın yazdığım gibi değildir, çok anlayışlı olanları da vardır tabii ama ben sadece burada öyle olmayanlara değindim)

  • M'nin Diyet Maceraları

    Aşağıdaki yazının orijinalini okumak ve resimleri görmek için:

    www.caferuj.com.tr/saglikli_yasam/Diyet_Gunlugu/2010/11/09/mnin_diyet_maceralari

    Selam Smile

    Dün sizlere 60 kiloda takılıp kaldığımı, bu yüzden bir beslenme uzmanıyla görüşeceğimi söylemiştim.

    Aslında bu kararımı vermemin çeşitli sebepleri var. Yıllardır diyet yapıp duruyorum kilo alıyorum, kilo veriyorum, tekrar kilo alıyorum tekrar veriyorum. Tam bir kısır döngü yani. Dolabımda her beden kıyafet var. 74 kilodan 63'e indikten sonra daha fazlası için kasmadım. Ama sonradan düşündüm, aslında bu kiloda mutlu değildim.

    Şimdi burada oldukça hassas bir nokta var. Birkaç gündür epey mail aldım sizlerden. Beni destekleyenlerin yanı sıra kilomun normal olduğunu, diyet yapmamın delilik olduğunu, hatta fazla kilolu insanlar için kötü bir örnek olduğumu yazanlar da oldu. Kimseyi üzmek, kırmak gibi bir amacım yok. Bu diyet günlüğü bir arkadaş sohbeti sırasında diyet yaparken yediklerini yazmanın motivasyonu artırdığını konuşmamız üzerine ortaya çıktı. Yazdıklarım aslında sadece diyetimi değil, günlük yaşamımın her anını kapsıyor.

    Bu ufak açıklamadan sonra bugün neler yaptığıma gelelim Smile

    Sabah uyanıp evime çok yakın olan Didem Kanca Üstay'ın 'Sayasa-Sağlıklı Yaşam Merkezine' doğru yürürken kafamdan milyonlarca düşünce geçiyordu. Çünkü daha önce de diyetisyenlere gitmiş, ancak hiçbir sonuç almamıştım. Dragos'un yeşil yollarından geçerek Sayasa'ya ulaştığımda farklı birşeyler yakalayacağımı hissetmiştim. Kapıdan içeri adım attığımda koskocaman bir bahçe ve güzel bir mandalina ağacı karşıladı beni. Nedense aklımdan burada güzel rakı balık yapılır diye geçti. Zayıflama hayalleriyle gittiğim Sayasa'da aklıma ilk gelenin rakı-balık olması rezaletti Smile Hemen bu düşünceleri kafamdan kovaladım. Daha sonra beni güler yüzüyle karşılayan Didem Hanımla koca koca kırmızı koltukların olduğu bir odada konuşmamıza başladık. Ben biraz meraklı olduğum için Didem'in hikayesini daha çok merak ettim. Çünkü üniversitedeyken onun da başı kiloları ile dertteydi ve bu dert ona mesleğinin kapılarını açmıştı. Yemenin %50si psikoloji diyen Didem Kanca Üstay'ı diğer diyetisyenlerden ayıran en önemli nokta sıcaklığı. Sizinle konuşurken hiçbir çekinceniz kalmıyor, yani gece oturup bir tencere makarna yedim deseniz bile sizi asla yargılamayacak birisi. Çünkü ne yaşadığınızı kendi deneyimleriyle anlıyor. Boş bir empati kurmuyor yani. 

    'Üniversitede 80 kiloyu gördükten sonra tartılara küstüm ve zayıflamaya karar verdim' diyen Didem'in şu an 50 kilo olduğunu ve oldukça hoş bir kadın olduğunu söylemem gerek Wink Sohbetimiz devam ettikçe kendime inancım arttı dersem abartmış olmam. Ne de olsa karşımda 30 kilo vermiş iradeli bir genç kadın duruyordu. Bu keyifli sohbet sırasında Didem bana diyette (ki kendisi bu sözcüğe inanmıyor) en önemli şeyin farkındalık duygusu olduğunu anlattı. Farkındalık duygusunu yakalayamadığınız bir yiyeceğin bizi asla doyurmayacağını öğrendim. Şimdi işin en keyifli kısmına geliyoruz. Farkındalık duygusunun öneminden bahsederken Didem bana çikolata sevip sevmediğimi sordu. Tabii ki seviyordum ve bir paket çikolatayı 1 dakikada yiyebilme yeteneğine sahiptim Kiss Ne de olsa çikolata hazzın diğer adıydı.

    İşte sevgili okur biz o hazzı tamamen yanlış algılıyormuşuz. Didem bir kaşık Nutellayı önüme koyarak: 'Şimdi bu çikolatayı gözlerini kapatıp, hissederek yemeni istiyorum' dedi ve odadan çıktı. Önümde tanıdık bir lezzet vardı. Kim bilir kaç gece televizyon karşısında Nutella kaşıklamıştım.

    Nutella'ya baktım, o bana baktı ve gözlerimi kapatıp yavaşça hissetmeye çalıştığım o çikolatadan bugüne kadar hiç almadığım bir tat aldım. İlk defa çikolatanın içindeki kakao ve yağ tatlarını bu kadar keskin hissediyordum.

    Çok keyifli geliyor değil mi?

    İkinci bir kaşık ister miydiniz? 

    Evet mi?

    Ben ikinci bir kaşığı yiyemedim Smile

    Hadi canım evde olsan kesin yerdin mi diyorsunuz? Evde denemesi bedava. Hadi siz de deneyin Laughing

    Bu eğlenceli test sonrasında Didem bana yeme isteğinin psikolojik boyutlarını anlattı. Yani o Nutellayı kaşıklamanızın sebebi patronunuza kızmanız, yalnız hissetmeniz ya da sevgilinizden ayrılmış olmanız olabilir. Farkettim ki ben de birilerine kızınca yemek yiyorum.  

    Kilomun sabitlendiğini anlattığımda ise bana 5 günlük bir tek gıda diyeti uygulamamı söyledi. Bu tarz diyetler kilonuz sabitlendiğinden vücuda 'Hadi devam ediyoruz' mesajını vermek için yapılıyrmış. Yani 5 günden fazla uygulamak yok. Ben bu tek gıda diyetine bayram tatilinde evde olunca başlamayı düşündüm. Çünkü iş yerinde bütün gün haşlanmış patates ya da sebze çorbası yemem çok zor. Metabolizmamı uyarma programım dışında protein ağırlıklı bir beslenme programı yaratmaya karar verdik.

    Bu arada Didem'in burçlara göre diyet tavsiyeleri de var. Burçlardan hiç anlamayan sadece Koç burcu olduğunu bilen benim bile ilgimi çekti anlattıkları. Ama bunları yarın anlatıcam, şimdi yemek yemem lazım.

    Ne mi yiyeceğim? Nutella olmadığı kesin Smile

    Sevgiler

    M*