didem kanca üstay

  • Didem Kanca Üstay

    Kilo problemi yaşadığım on beş yıl boyunca ruh halimin her gün tartıdaki sayıya göre değişmesinden ve günlük mutluluğumu tamamen bir sayıya bağlayarak yaşıyor olmaktan o kadar çok yorulmuştum ki... Kilom düşük çıktıysa ne güzel, o gün dünyanın en mutlu insanı olurdum ama yüksek çıkıyorsa moralim hemen bozulurdu ve kendimi daha çok yemeye verirdim. Kilo vermek için denemediğim yöntem kalmamıştı. Tüm denemelerimin bana kazandırdığı en önemli şey ise, bugün çok severek yaptığım mesleğim oldu. Beslenme uzmanlığı/diyetisyenlik üzerine yüksek lisans-master yaparken bile, bilginin kilo vermekte ya da sağlıklı beslenmeyi seçmekte yeterli olmadığını bizzat yaşayarak gördüm. Tıbbın ilk dört senesini ve beslenme üniversite lisans derslerini bitirip yüksek lisansımı tamamlamam altı sene sürdü. Bu kadar eğitime öğretime rağmen halen zorlandığım zamanlar oluyordu. Peki neydi önemli olan? Bütün olumsuz duygularıma rağmen hiçbir zaman pes etmemiştim. Çözümleri başka yerlerde ve başka kişilerde aramaktan vazgeçip kendi içime yöneldiğim noktada çözümün kendiliğinden gelmeye başladığını gördüm. Çözüm benden başka hiçbir yerde, hiç kimsede değildi. 

    Kilosuyla boğulan yorgun savaşçılardan birisiyseniz ve artık kendinizde bu yola devam edecek gücü bulamıyorsanız umarım yazılarımı okuduğunuzda yalnız olmadığınızı ve yolun sonunda ışık olduğunu görürsünüz. Vücudumuzu beden-ruh-zihin üçlüsü olarak tam anlamıyla ele almamız gerekir. Üniversitede beslenmenin bedensel/fiziksel kısmını öğrendim, kilo sorunu yaşarken ruhumun ne kadar etkilendiğini fark ettim ve kilo vermek istediğimde zihnimin ne kadar önemli rol oynadığını gördüm. 

    Detaylı özgeçmişime http://www.sayasa.com/didemkanca.htm adresinden ulaşabilirsiniz.

    Aşağıdaki yazı Ayten Serin'in benimle yaptığı ve 14 Aralık 2008'de Hürriyet gazetesinde yayınlananan röportajıdır. Benim nasıl diyetisyen olmaya karar verdiğimi anlattığı için sizlerle paylaşmak istedim.

  • Didem Kanca Üstay Nasıl Kilo Verdi?

    12 hafta boyunca NTV kanalında yayınlanan 5 kere 5 programında yer alan diyetisyen Didem Kanca Üstay nasıl kilo verdiğini anlatıyor. Nasıl kilo verilir?

    https://www.youtube.com/watch?v=7eiBDlhMxx0

  • Didem`in Fotoğraf Albümü

     

  • Didem'le Süpermarkette 1 Saat

    Benimle yani Didem’le süpermarkette bir saatgeçirerek sizlerin daha bilinçli bir tüketici olma yolundaki ilk adımlarınızı atmanızı isterim. Böylece tükettiğiniz gıdaları daha iyi tanıyabilirsiniz. Paketlerin arkasındaki içerik kısımlarını nasıl okuyacağınızı ve bunların ne ifade ettiğini öğrenebilirsiniz.

    Birçoğumuzun başına gelmez mi? Süpermarkete aklımızda olan bir iki şeyi almak için gideriz, ve o da ne? Bir bakarız ki elimizde en az iki torba ile dışarı çıkmışız. Neden hep böyle olur? Yine kendimizi suçlarız: bak gördün mü, iradene sahip olamadın ve gereğinden fazla aldın. Oysa süpermarketlerin tasarımları öyle bir ayarlanır ki, her şey satmaya yöneliktir. Bununla ilgili her sene milyonlarca dolar araştırmalara yatırımlar yapılmaktadır.

    Süpermarketlerin sadece tek bir amacı vardır: Yiyecek satıp kar yapmaktır ve elde edebileceği en büyük karı yakalayabilmektir. Onlar sizin ne kadar sağlıklı yemeniz gerektiğini, bütçenizin kısıtlı olup olmayacağını ya da diğer detayları düşünmezler, çünkü bu bizim düşünmemiz gereken bir şeydir, onların değil. Bizim amacımız daha karışıktır. Biz hem sağlığımıza iyi gelen, hem de lezzetli ama aynı zamanda uygun fiyatlarda pratik yiyecekler isteriz.

    Yapılan araştırmalara göre süpermarkete gidenlerin yüzde 70’inin ellerinde alışveriş listesi oluyor, fakat bunlardan sadece yüzde 10’u listesine sadık kalıyor ve diğerleri daha fazlasını alıyor. Umarım bu yazıyı okuduktan sonra çok daha bilinçli bir süpermarket tüketicisi olmaya karar verirsiniz ve siz de listesine sadık kalan yüzde 10’un içine girersiniz!!!

     

  • Diyet nedir?

    Peki sağlıklı diyet nedir?

    PAZARTESİ BAŞLAMADIĞIMIZ DİYETTİR. 
    Zihnimizde yarattığımız tüm yasakları ortadan kaldırıp, ACIKTIĞIMIZDA ruhumuzun ve vücudumuzun isteklerine göre seçimler yapıp, DOYANA kadar HİSSEDEREK yemektir.

    Hoşgeldiniz

    Sonbahar’da KİTABIM çıkıyor! Kendisinde veya yakınında kilo sorunu olan herkesin kendinden bir parça bulması ümidiyle yazdığım kitap umarım sizlerin hayatlarında MUHTEŞEM güzelliklerde değişiklikler yaratır.

    Diyetnedir.com da sadece yazılarımı ve daha güncel haberleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Fakat benim ve çalıştığım mekan SAYASA'dan daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

    Sevginin ışığı her zaman sizlerle olsun.
    Didem Kanca Üstay MS RD

  • Glütensiz Diyet Kilo Verdirir Mi?

    Son yıllarda gıda intolerans testlerinin çoğalmasıyla etrafınızda birçok kişinin “Benim glütene alerjim varmış. Glüten bana kilo yapıyor”  gibi laflarını işitmiş olabilirsiniz. Peki hakikaten glütensiz beslenme zayıflatır mı? Ama ondan önce acaba bu glüten dedikleri nedir? Birçoğumuz glütensiz beslenirken daha glütenin ne olduğunu bile bilmiyoruz. Glüten; arpa, yulaf ve buğdayın içinde bulunan bir protein çeşitidir. 

     Glütensiz beslenme ile ilgili en güzel çalışmalar çölyak hastaları üzerinde yapılmıştır. Çölyak hastalığı; otoimmün bir rahatsızlık olup glütenin ince bağırsaklara zarar vermesidir. Tüm dünyada ortalama 100 kişiden birinde görülmektedir.  Çölyak hastaları glüten tükettikleri zaman ince bağırsaklar zarara uğrar ve ince bağırsak duvarlarında besinlerin emilimi azalır ya da hiç olmaz. Bu da kişilerin bağışıklık sisteminin zamanla çökmesine neden olur. 

     2013 yılında İngiltere’de yapılan bir çalışmada normal kilosunun ALTINDA olan çölyak hastalarından %69’unun “çölyak teşhisi” konulduktan sonra kilo aldıkları görülmüştür. Aynı zamanda %18 kilolu ve %42 obez olan çölyak hastalarının teşhisten sonra kilo verdikleri tespit edilmiştir.  Oysa 2006 yılında yine İngiltere’de yapılan bir çalışmada çölyak teşhisi konulanların %81’inin kilo aldığı görülmüştür. Bunun gibi daha birçok birbirini tutmayan çalışma vardır.  Bundan dolayı net bir şey söylemek çok yanlış olur. Fakat çalışmalar şunu gösteriyor diyebiliriz; Glütensiz diyet yüzde yüz kilo verdirir diye bir gerçek yoktur. Verdirebilir de, aynı da tutabilir, aldırabilir de... ☺ 

     Şunu kesinlikle belirtmem gerekir ki “Glütensiz diyet” demek düşük kalorili diyet demek değildir. O zaman tüm çölyak hastalarının incecik ve hiçbirinin kilo sorunu yaşamıyor olması gerekirdi. Sonuçta yediğiniz miktar da ne yediğiniz kadar çok önemlidir. Diyelim ki glüteni çıkardınız diyetinizden ve mısır ekmeği yemeye başladınız. Eğer her gün koca bir mısır ekmeği bitirirseniz, yine kilo veremezsiniz. 

    Gıda intolerans testleri ve glütensiz beslenme ile ilgili daha detaylı bilgileri ve görüşlerimi “Yarın Diyete Başlıyorum” adlı kitabımda okuyabilirsiniz. 

    Son söz olarak, eğer çölyak hastası değilseniz ve glüten hassasiyetiniz yoksa “kilo vermek” için sakın GLÜTENSİZ DİYET sevdasına kapılmayın derim ☺

  • Kilolu Çocuklar

    Ebeveynlerden birisinin bile kilolu olmasının kendi çocuklarının da ileride kilolu olma riskini yükselttiğini biliyor muydunuz? Normal kilodaki anne-babaların çocuklarında ise bu risk çok daha düşüktür.

    Genelde hep çocuklar üzerinde annelerin yemek alışkanlıklarının etkileri ile ilgili çalışmalar yapılırken son yıllarda babalar ve çocuklarıyla ilgili olan çalışmalar üzerine yoğunlaşılmıştır. Babaların çoğu zaman annelerden daha etkili olduğu ortaya çıkınca araştırmacılar şaşkınlıklarını gizleyemediler.

    Avusturalya’da okul çağındaki çocuklar arasında yapılan bir çalışmada kilolu veya obez bir babanın ve normal kilodaki eşinin çocuğunun diğer çocuklara göre kilolu olma riskinin dört kat arttığı gözlemlenmiş.Düşünebiliyor musunuz anne-babadan sadece birisi bile kilolu olduğunda çocuklarda kilolu olma riski dört kat artıyor? Bir de anne-babanın ikisinin de kilolu olduğunu düşünün, bu risk katlanarak artıyor. Bir çok çalışmada anne-babası kilolu olan çocukların %80’inin de kilolu veya obez oldukları saptanmıştır.

    Fransa’da ergenler ve babaları ile ilgili yapılan bir çalışmada ise babaların yemek alışkanlıkları ile ilgili çocukların üzerinde annelerinden daha etkili oldukları saptanmıştır.

    En son Amerika’da 2015 senesinde okul-öncesi (3-5 yaş aralığı) çocuğu olan 150 baba ile yapılan çalışmada babaların en az bir öğünü çocuklarıyla yemeleri ve haftasonları anneyle birlikte çocuklarıyla vakit geçirmeleri şart koyulmuş. Bunun yanı sıra babalar fiziksel aktiviteyi artırmışlar ve porsiyonlarını ufaltmışlar. Çocuklarda birebir fiziksel akitvitede artış ve yemek porsiyonlarında azalma görülmüş. Bundan dolayı babaların da çocukların sağlıklı yaşam ve fazla kiloları üzerindeki belirgin etkilerini yabana atmamak gerekir.

    Babalar! “Nasıl olsa anne çocuğumuza bakıyor. Ben ne istersem yer, içerim, koltukta televizyon karşısında da mayışır kalırım” demeyin.

    Siz çocuğunuza “Kola” içme derken yanında içiyorsanız, “Patates kızartması” yeme derken yiyorsanız çocuğunuzdan bunları yiyip içmemesini bekleyemezsiniz. Çocuk sizden ne görüyorsa onu yapacaktır. Sağlıklı, ideal kiloda ve spor yapan çocuklar istiyorsanız önce kendinizden başlamaya ne dersiniz?!

    Geçmişte bana kilolu anneler çocuklarını getirip “Çocuğum kilo versin istiyorum. O daha genç, benim yaşadıklarımı yaşasın istemiyorum,” dediklerinde “Önce sizin ve eşinizin yediklerinizle ve yaşam tarzınızla çocuğunuza örnek olmanız gerekiyor, diye uyarıda bulunuyordum. Hakikaten ebeveynlerde bir değişim olmazsa çocukta da o değişimi çok daha zor yaşıyorduk ve değişimi yaşasak bile eski alışkanlıklarına dönme riski çok daha fazla olabiliyordu. “Yarın Diyete Başlıyorum” adlı kitabımda 9 yaşındaki Hilal ve Sunaz ile olan birebir yaşanmış hikayelerimi, kilolu çocukları daha iyi anlamanız açısından okumanızı tavsiye ederim.

  • Kinoa Sizce Mucize Yiyecek mi?

    Kinoa Sizce Mucize yiyecek mi? Her derde deva mı? 

    Obezite Vakfı'nın Kinoa kilo verdirir(!) ‘Kamu Spotunu’ gören Didem Hocam hemen beni arayıp heyecanlı bir ses tonuyla şöyle dedi: "Pınar bir yazı yazmalıyız. Araştır bakalım kinoanın yetiştiği ülkelerde obezite oranı nedir? Kinoa eğer zayıflatıyorsa bu ülkelerde herkesin incecik olması gerekir!" Onun üstüne çok detaylı araştırmaya başladım. Hatta sırf hocamın sorduklarıyla kalmayıp kinoayı bizim ülkemizde yetişen başka gıdalarla da karşılaştırdım.

    Kinoa, And Dağları üzerinde yetiştirilmektedir.  Bu dağlar Venezuela'dan başlayıp Kolombiya, Ekvador, Peru, Bolivya üzerinden devam ederek Arjantin ve Şili'nin Patagonya topraklarında sona erer. Bu kadar uzakta yetişen bir bitki nasıl olur da biz Türklerin doğasına uygun olup bizi zayıflatabilirdi, özelliği neydi Kinoanın?

    Peki kinoa yetişen ve bu besin ile beslenen ülkelerdeki insanlar acaba bizden daha mı zayıflar?

    Örneğin aşağıdaki görsellerde de gördümüz gibi kinoa ile beslenen ülkelerden biri olan Şili bizden daha çok obez bireyi barındıran bir ülkedir. Kilo vermemizi etkileyecek tek bir besin grubu olması mümkün değildir. Hiç bir besin mucizevi değildir.

    Kinoanın besin değerleri açısından oldukça zengin bir besin olduğu tabii ki de bir gerçektir ama buğday, bulgurdan farkı nedir, ya da nohut ondan daha fakir bir besin midir diye baktığımda işte sonuçlar şöyle;

    1 porsiyon kinoa (185 gram)  157 kkal karbonhidrat, 32 kkal yağ ve 32 kkal protein

    1 porsiyon buğday tohumunda (115 gram) 225 kkal karbonhidrat, 93 kkal yağ ve 95 kkal protein

    1 porsiyon bulgur (182 gram) 127 kkal karbonhidrat, 3.7 kkal yağ ve 20 kkal protein

    1 porsiyon nohut  (165 gram) 183 kkal karbonhidrat, 35.6 kkal yağ ve 50.4 kkal protein içermektedir.

     

    Nohut ile kinoayı karşılaştırdığımızda 1 porsiyon nohut günlük lif ihtiyacımızın %50 sinden daha fazlasını 1 porsiyon buğday tohumu %61ini, 1 porsiyon kinoa ise günlük lif ihtiyacımızın sadece %21 karşılamaktadır.

    Başlıca vitamin, mineral içeriği olarak karşılaştırıldığında 1 porsiyon nohut folik asit ihtiyacımızın %70i ni  1 porsiyon buğday tohumu %81ini karşılarken, kinoa sadece %19unu karşılamaktadır. Ya da B1 vitamininden zengin olan buğday 1 porsiyonunda günlük ihtiyacımızın %144 karşılarken, kinoa günlük ihtiyacımızın %13’ünü karşılamaktadır

    Peki tüm bu değerlere bakınca neden bizim topraklarımıza ait olan besinler varken başka ülkelerde yetişen besinlerin mucize olduğunu düşündüğümüzü anlamış değilim. İnsanın yaşadığı bölgede tüm isteklerini karşılayacak kadar besin sunulmuştur. Tekrarlıyorum hiç bir besin bir diğerinden üstün ya da mucizevi değildir. 

    Kinoa üretimi artık iç piyasaya giriş yaptığından bunun bir türlü reklamını yapıp pazarlamaları gerekiyor. En güzel ve insanların en zayıf noktası olan "kinoa kilo verdirir" ile herkesin gönlünü fethetmeye hazır bir pazarlama tekniği ile karşı karşıyasınız. 

    Zaten ülkemizde yetişen kinoa da melezlenip yetiştirilebiliyor çünkü bizim ülkemizde And Dağlarındaki koşullar bulunmamaktadır. Kinoa, doğal haliyle Türkiye'de yetişememektedir. Oysa dünya üretiminde üçüncü sırada yer aldığımız nohutun kinoadan eksik kalır yanı yoktur.

    "Kinoa yağ yakar" diyor kamu spotunda. Peki bununla ilgili bilimsel makale ve çalışmalar var mı? Tabii ki hayır. Zaten lütfen bu tür söylemleri kulak ardı ediniz. Hiçbir gıda yağ yakmaz. Biraz anatomi bilen herkes insan vücudunun böyle işlemediğini bilir. 

    Bilinçli tüketiciler olalım ve Didem Hocam'ın dediği gibi "satır aralarını iyi okuyalım. Neden sürekli bir gıdanın reklamını yapıyorlar?" diye sorgulayalım.

    Herkese sağlık dolu günler dilerim.

     

     

     

  • Okullarda Kantinlere SON

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay okul kantinleri hakkında doğruları anlatıyor

  • Ramazan'da Beslenme ve Anne-Bebek Beslenmesi

    Beykent TV'de Işılay Gedik ile Biz Bize Programında Ramazan'da oruç tutarken nasıl bir beslenme programı izlenilmeli ve Anne-Bebek beslenmesi üzerine söyleşi yapıldı.

  • SAYASA

    SAYASA - Sağlıklı Yaşama Sanatı 

    Sağlıklı yaşamak bir sanattır. Bir sanatçı nasıl ömrü boyunca sanatını icra etmek için çaba sarf edip kendini sürekli geliştirmeye, güzel eserler ortaya çıkarmaya çalışıyorsa, bedenimiz ve ruhumuz da öyle. Ona iyi bakmak bir sanat ve her daim çaba gerektiriyor.

    SAYASA benim hayalimin gerçeğe dönüşmesidir. Kendinizi iyi hissedeceğiniz, bedensel ve ruhsal sağlığınızın önemini kavrayacağınız, diyet yapmadan kilo vereceğiniz, doğayla içiçe spor yapacağınız, ders sonrası keyifle adalara karşı kahvenizi, çayınızı içeceğiniz, her anlamda rahat ve doğal bir ortam arıyorsanız o zaman sizleri SAYASA'ya bekliyorum

    Telefon: (216) 383 35 63

    Adres: Çamlı Sok. No: 79 Dragos - Kartal
    İstanbul, 34865

  • Spirulina mı dediniz?

    Son senelerde hep popüler yiyecekler karşımıza çıkıyor; chia tohumlarıyla zayıflayın, spirulina ile protein ihtiyacınızı karşılayın vs gibi. Hatta ben veganlığın bile zaman zaman sırf bu yiyecekleri satmak için  pompalandığına inananlardanım.  Genelde hem protein hem de antioksidan olarak yüksek olduğu iddia edilen spirulina ve benzeri takviyelerin New England Journal of Medicine klinik dergisinde 4.5 sene boyunca 10,000’den fazla kişiyi takip etmeleri sonucunda hiçbir etkisi olmadığı gözlemlenmiş. 

    Mesela havuçtaki beta-karoten piştiği zaman daha etkili olabilirken domatesin içindeki likopen de benzer şekilde piştiğinde ya da zeytinyağı ile birlikte yenildiğinde daha fazla etki gösterebiliyor. Yani doğadaki bir şeyi ham haliyle almak her zaman da çok iyidir diyemeyiz. Kaldı ki tablet haline getirilen bir gıda ister istemez bir işlemden geçirilmiş oluyor, ne kadar yüzde yüz doğal denilse de! Şöyle düşünün bir tablet en az 3 ay kullanılabiliyor oysa dalından kopardığınız bir domates ancak 3 gün dayanabilir. 

    Spirulina ayriyetten yetiştirme çiftliklerinde de özel olarak üretilmektedir ki ben her türlü yetiştirme çiftliklerine karşıyım. Doğal olarak varsa ne güzel ama doğanın tersine hareket ediyorsak o zaman bu işte bir yanlış var diye düşünüyorum. Zaten bugün çiftlik balıklarının ve diğer çiftlik gıdalarının ne kadar zararlı olduklarıyla ilgili birçok klinik çalışma da bulunmaktadır. 

    Bu yazıyı yazarken kendi kendime dedim ki “Didem, sen bazen belki önyargıyla bu tarz takviyelere bakıyorsun. Öğrencin diyetisyen Pınar Doğan’a da araştırma konusu olarak ver, bakalım o neler bulacaktı?!” 

     

    Pınar’ın kaleminden;

    “Evet bir ‘süper besin’ diye adlandırılan spirulina ve karşımıza çıkan gerçekler. Spirulina mavi yeşil algae (yosun) ailesine ait denizlerimizin süpürgeleri diye adlandırılan canlılardır. Bu özelliklerinden dolayı denizlerimizin tüm ağır metallerini üzerlerinde barındırırlar. Yapılan çalışmalarda spirulina’nın denizlerdeki cadmiyum (denizlerde bulunan en tehlikeli ağır metallerden biri) adı verilen ağır metali temizleme de en çok başarılı olduğu görülmüş. Bu temizlik gücü sayesinde de içeriside toksik (zehirli) maddeler bulundurabilme olasılığı yüksektir. Bu yüzden nereden, nasıl elde edildiği, ne şartlarda yetiştiği çok önemlidir. Spirulina’nın yetiştirme çiftliklerinde de yetiştirildiği bilinmekte ama bununla ilgili de kısıtlı bilgiye sahip olduğumuz ve yaşam şartlarını bilmediğimiz için daha çok araştırılması gerektiği konusu göz önünde durulmalıdır.

    Spirulina protein, vitamin, mineral içerikleri açısından zenginliği ile öne çıkmaktadır. Özellikle de yüksek protein içeriğinden bahsedilmektedir. Eczanelerden yaptığım araştırmaya göre, eczanelerin büyük bir kısmında tek bir marka spirulina bulunmaktadır. Günde 4 tablet alınması önerilen bu gıda takviyesi ile günde 2 gram protein almış oluyoruz. Şimdi kabaca bir hesaplama yapacak olursak;  %90 yağsız et, %10 yağ içeren 30 gram etten yapılan 1 adet köfte 7.5 gram protein içermektedir.  Peki sizce 1 köftenin sahip olduğu proteine ulaşmak için kaç tane spirulina tableti tüketilmelidir?? Yaklaşık 15 tablet ediyor! Yorum ve karar sizin. 

    Aynı zamanda yapılan bazı çalışmalarda paketleme ve kapsülleme işlemleri sırasında vitamin ve mineral kayıpları olduğu da görülmektedir.

    ‘Bu ilaç değil ki, sadece besin takviyesi ,tüketilse ne olur ki?’ diye düşünebilirsiniz kimi zaman fakat bu doğru bir yaklaşım değildir. Lupus, romatoid artrit, multiple skleroz (MS) gibi bağışıklık sisteminin baskılandığı hastalıklarda, bireylerin kullanımı uygun değildir ve kullanıldığı takdirde olumsuz etkiler görülmektedir. Ayrıca fenilketonüri hastalarının da kesinlikle uzak durması gerekmektedir.

    Bu tabletlerle aynı zamanda karaciğerinizi de yorduğunuzu bilin çünkü her türlü ilaç ve takviye metabolizması karaciğerden geçiyor. Yani 3-5 gr protein alacağım diye kendinizi ve karaciğerinizi heba etmenin de bir anlamı yoktur!

     

    Yapılan bir çok çalışma Spirulina’nın sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin kanıt düzeyinde olmadığının ve daha çok araştırılmaya ihtiyacı olduğu üzerinde durmaktadır.”

    Demek ki sadece benim değil Pınarcığımın da araştırmalarının sonucunda spirulina bahsettikleri gibi “Süper besin” değilmiş. Lütfen paranız cebinizde kalsın ve siz doğal sebze ve meyve tüketiminize devam edin. Bu tarz takviyeler hem sağlığınıza hem de paranıza dokunacaktır, benden söylemesi ☺ 

     

  • Yoga ve Yeme Bozukluğu

    Amerika’da 170’ten fazla yeme bozukluğu merkezi yoga ya da pilates ve benzeri zihin odaklı egzersiz aktiviteleri sunmaktadır. 2006’da yapılan bir çalışmada 18 yatılı yeme bozukluğu merkezinin üçte ikisinin yoga programları sundukları tespit edilmiştir. 10 sene içinde eminim bu rakam daha da artmıştır. Maalesef ülkemizde bırakın bu tarz yerlerde yoga olmasını böyle yatılı merkezlerimiz yoktur. Fakat en azından bu rahatsızlığı çekip iyileşmek isteyenler dışarıda iyi bir yoga eğitmeninden ders almak isteyebilirler. 

    Birçok araştırma yoganın anksiyete ve depresyona iyi geldiğini saptamıştır.  Uzun soluklu yoga yapanların kendileriyle daha barışık oldukları da saptanmıştır.  Yeme bozukluğu olan kişiler yoga sayesinde tekrar vücut farkındalıklarını artırıp kendileriyle yüzleşme cesaretini bulabilirler. Yoga da nefes ve hareket odaklanmak çok önemlidir.  Spor yapan bir kişi o anda odaklanmayabilir. Mesela yürüyüş bandında koşan birisinin televizyon izlemesi veya yüzen birisinin akşama misafire ne hazırlayacağını düşünmesi gibi Yoga da eğer odaklanmazsanız hareketi yapmanız da imkansızlaşır. Yoga da hem zihinsel hem de fiziksel olarak hareketin içinde olmanız gerekir. Diyebilirsiniz “Ben basketbol ya da ne bileyim tenis oynarken de başka bir şey düşünemiyorum” Evet, doğru, fakat oyundaki kazanma hırsı veya kaybetmek de sizdeki yeme bozukluğunu tetikleyebilir. 

    Yeme bozukluğu merkezlerinde genelde hastaların görüşleri şunlardır:

    1. Anksiyete yaşadıklarında (endişelendiklerinde) daha sakin olmayı öğrenebilmek; mesela süpermarkette yeme atağı geldiğinde derin derin nefesler alıp zihnine ve vücuduna konsantre olup sakinleşebilmek.
    2. Öğünlerde daha az endişe duymak.
    3. Açlık ve tokluk duygularını daha iyi hissetmeye başlamak.
    4. Vücutlarıyla ilgili negatif düşüncelerle daha iyi başa çıkabilmek.
    5. Aşırı egzersiz yaparken ya da hiç egzersiz yapmazken orta kararı bulmak.
    6. Vücudunun yapabileceği kapasiteyi kabullenebilmek.
    7. Korkularla yüzleşebilmek.
    8. Hayattan daha çok keyif alabilmek, daha fazla gülmek ve umutlu olmak.,
    9. İnsanlardan daha az uzaklaşmak.
    10. Farkındalığın yükselmesi ve daha az yemek ve vücudunu düşünmek
    11. Derin derin nefesler almayı çoğaltmak.
    12. Yemekleri hazmetmekte zorlandığında bazı yoga pozlarını gerektiği şekilde kullanabilmek.

    Mesela bacaklarından nefret eden yeme bozukluğu olan birisi haftalarca yogada yere bakan köpek “downward dog” hareketini yaparak bacaklarını daha çok sevmeyi, kabullenmeyi ve onları takdir etmeyi öğrendiğini belirtiyor. 

    Hareketler mümkün mertebe yapması kolay hareketler olmalı ki yapamamak herhangi bir stres yaratmamalı. Zaten yeme bozukluğu yaşayanların bir kısmında mükemmel olma hissi çok yoğun yaşanırken bir de onlara yogadaki zor hareketleri yaptırmaya çalışmak rahatsızlıklarını daha da tetikleyebilir. 

    Fakat burada konuyu çok saptırmadan önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Günümüzde 3-4 günlük kurslarla herkes yoga ve pilates eğitmeni olmaya başladı. Bu çok tehlikelidir çünkü bu insanlar yoganın felsefesini ve tam anlamıyla anatomiyi bilmeden sadece hareketleri yapabildikleri için kendilerini eğitmen ilan ederler. Benim tanıdığım yoga eğitmenlerinin çoğu meditasyon yapmadıkları gibi yeterli eğitime de sahip değildirler. Bundan dolayı eğitmeninizi araştırırken nereden kaç senede eğitimlerini aldıklarını muhakkak sorunuz. Mesela “fly/aerial yoga” eğitimini ülkemizde birkaç günde hiçbir yoga eğitimi olmadan veriyorlar. Oysa yoga ve pilates eğitmeni olan ablam Süheyla Kanca Finlandiya’ya aerial yoga eğitimine gitmek istediğin dünya çapında onaylı yoga merkezlerinden öncesinde yoga eğitimi almış olmalarını öğrencilere şart koşuyordu. Burada hiçbir temeli olmayan öğrenciler bunu yapan bir kişiden 3-4 günde sertifika alabiliyorlar. Ruhen ve fiziken sağlıklı kalabilmek adına eğitmeninizi iyi ARAŞTIRIN!

    Yeme bozukluklarını düzeltmek, iyileştirmek bir ekip işidir. Bundan dolayı yoga eğitmeniniz, doktorunuz ve diyetisyeniniz hep bağlantı halinde koordine bir şekilde ilerlemelidirler.  Sakın yeme bozukluğunuz varsa tek başınıza grup derslerine katılmaya çalışmayın. İlk olarak özel ders almanızı tavsiye ederim ama maddi gücünüz buna yetmiyorsa o zaman aşağıdaki pozları her gün yavaş yavaş pratik etmenizi tavsiye ederim. 

    Aşağıda yeme bozukluklarında iyi gelen yoga pozlarını orijinal isimleriyle yazacağım. Zaten sıkı eğitimlerden geçmiş yoga eğitmenleri hemen bu pozların hangi durumlarda neden ve nasıl yapılması gerektiklerini anlayacaklardır. 

    1. Mountain Pose 
    2. Down-ward facing Dog
    3. Alternate Nostril Breathing
    4. Legs up the Wall
    5. Wind-Relieving Pose
    6. Supine Twist
    7. Heart Openers
    8. Crescent Moon Pose

    Yeme Bozukluklarıyla ilgili detaylı bilgiyi “Yarın Diyete Başlıyorum” adlı kitabımda bulabilirsiniz.