çocuk beslenmesi

  • Alerjik Bebekler ve Margarinler

    Alerjik Bebekler; Margarinler, Şehirleşme, Sezaryen Doğumlar...

    Çevremizde ne kadar da alerjik bünyeye sahip çocuk var değil mi?? Bunların hiç margarinler ve sebze yağlarına bağlı olarak meydana gelebileceği aklınıza gelir miydi? Yeni bir çalışma ile neden kırsal kesimde yaşayan çocukların şehir hayatı yaşayan çocuklara göre daha az alerjiye yakalandığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın hedefine  göre düşük margarin ve çoklu doymuş yağ tüketiminin alerjik bünye oluşumuna etkisini bulmayı amaçlamışlardır.

    Çalışmada süt veren anneler ve süt kompozisyonları değerlendirilmiş ve annelerin tükettikleri besinlerin kayıtları alınmıştır.

    Kırsal kesimde yaşayan anneler daha çok tereyağ, tam yağlı süt ve doymuş yağlı besinlerle beslenirken; şehirde yaşayan anneler daha çok margarin, bitkisel yağlar ve az yağlı süt tükettiği ortaya konmaktadır.

    Çalışma sonucuda şehirde yaşayan bireylerin kırsal kesimde yaşayanlara göre 7 kat daha fazla alerjiye yatkınlıkları olduğu bulunmuştur. 

    Şehirde yaşayan çocukların kötü hava şartları, radyasyona maruz kalmaları; doğal besinlere olan ulaşımın güçlüğü gibi bir çok alerjik etmenler ile yüz yüze kalmalarıda alerjik bir bünyeye yol açabileceği üzerinde de durulabilir.

    Tüm bunlara ek olarak kırsal ve şehir üzerinde yapılan geniş kapsamlı araştırmalar sonucunda; normal vajinal doğumla dünyaya gelen çocukların, sezaryen doğum ile dünyaya gelen çocuklardan daha az alerjik olduğu görülmüştür. Bunun sebebi ise normal vajinal doğumun sonucunda çocuklarda anne sütünden bile daha kuvvetli bir bağışıklık sisteminin oluşmasında yardımcı olduğu bilinmektedir. Sezaryen ile doğumların kırsala göre şehirlerde daha sık olduğu göstermektedir. Şehirde yaşayan çocukların alerjik bir bünyeye sahip olmasının bir diğer sebebi de 'sezaryen doğumlar' olarak gösterilebilir.

  • Didem Kanca Üstay: ‘Hiçbir anne sizden daha uzman değildir’

    Didem Kanca Üstay'ın 19/02/2017 tarihinde sözcü gazetesinde çıkan yazısı aşağıda yer almaktadır.

    Bir kadın sadece anne olduğu için çocuk beslenmesi ve sağlığı ile ilgili uzmanlaşmış sayılır mı? Bu soru son zamanların moda uğraşısı olan 'anne blogger'lığı ile ilgili... Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, annelerin konunun uzmanı olmadığı halde paylaştığı bilgilerin ve deneyimlerin, tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirterek uyarıyor: İnternette okuduğunuz her bilgiye inanmayın ve bunları doktorunuza danışmadan çocuğunuza uygulamayın.

    Sosyal medya bilgi paylaşımı olanağını artırırken bilgi kirliliği oranını da artırıyor. Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, son yıllarda annelerin kendi deneyimlerini paylaştığı blogların revaçta olduğuna dikkat çekerek, bu durumun anneliğin bir uzmanlık dalı gibi lanse edilmesine neden olduğunu belirtti. Bloglarda beslenme ve çocuk bakımı önerilerinin uzmanlık alanları olmayan kişilerce paylaşılmasının sakıncalarına değinen Üstay, konu ile ilgili derhal bir önlem alınması gerektiğini söylüyor.

    İşte Üstay’ın tespitleri…

    “Son yıllarda sosyal medya ve internetin de diğer medya araçlarıyla birlikte inanılmaz hız kazanmasıyla “Annelik de bir uzmanlık dalı” olmaya başladı. Her ne kadar üniversitelerde bir bilim dalı olarak okutulmasa da!

    Yazıma başlamadan önce size birkaç örnekle başlamak istiyorum. Yemeyen çocuklar için sürekli yemek tarifleri veren ve kitap çıkaran bir annenin çocuğunun yaşıtlarına göre boyunun kısa kaldığını ve bağışıklık sisteminin çok düşük olduğundan sürekli senenin en az altı ayını hastanede geçirdiğini biliyor muydunuz? Bu anne sürekli kendini şu şekilde tanıtıyor: “Benim çocuğum çok yemek seçiyordu, yemiyordu ve ben çok araştırdım. Sizlere yardım etmek için bu kitabı çıkardım ve tarifleri veriyorum. Kendi çocuğumda çok işe yaradı”. Ancak şu soruyu sormak gerekiyor: O yüzden mi bir markayla çalışmaya başlayıp, sürekli waffle makinelerini övüp, çocukları waflle yemeye teşvik ediyorsun? O yüzden mi çocuğunun gelişimi geride kaldı? Ama o tüm bunları saklar ve dışarıya mükemmel anne görüntüsünü verir. İşte bu yüzden diyorum, kimleri takip ettiğiniz çok önemli. Hiçbir anne sizden daha uzman değildir. Zaten çocuğu yemek seçiyorsa, anne katı gıdalara geçiş döneminde hatalar yapmış demektir. Eğer bir insanın çocuğu granola bar yiyip de kahvaltıda peynir yemiyorsa, yumurta yemiyorsa demek ki yemek yiyor. Siz sadece onu kendi kültürümüzün yemeklerine alıştıramamış, neredeyse %70'i obez veya kilolu olan Amerikan toplumunun yemeklerini kopya çekip çocuğunu onlarla beslemişsin ve besliyorsun? Her tarifinin içine bal koyarak şekersiz verdiğini mi düşünüyorsun? Hiç düşünmedin mi Amerikalılar neden bu kadar kilolu olabilir diye? 

    Ben 10 sene Amerika'da okudum ve çalıştım. Onlar esas Akdeniz yemekleri en sağlıklısı diye ölüp biterken ve herkese tavsiye ederken biz onların yemeklerini mi kopya çekeceğiz? Bu yemek tarifleri arasında rastladıklarımdan bazıları somon köftesi, tatlı patates, Meksika fasulyesi, kinoalı waffle, pankek, granola, yerfıstık ezmeli kurabiyeler, nohutlu brownie… Eğer elinizde bu tarz kişilerin kitapları varsa bakmanızı rica ediyorum. Eminim ki benimle hemfikir olacaksınız. Oysa her toprağın farklı genleri vardır. Kendi topraklarımızda yetişen çok sağlıklı yiyeceklerimiz vardır. Fakat bu sosyetik kişiler asgari ücretle çalışan halkın bu gıdaları alamayacaklarını algılayamazlar bile çünkü hayatları boyunca ya anne-babaları ya da kocaları her şeyi ödemiştir. Bu bir gerçektir. Onlar için sabahları çocuğunuza granola yedirin demek, Trabzon'un besleyici mıhlaması/kuymağından çok daha havalı ‘cıvalı’dır. Bunlara aldanmayın. Kendi ülkemizde o kadar güzel tariflerimiz, yemeklerimiz var ki bebeklerimizi, çocuklarımızı ilk olarak kültürümüzün yemeklerine alıştıralım.

    Sağlık Bakanlığı, bilimsel geçmişi olmayan kişilerin televizyon kanallarında özellikle çocuk beslenmesi ve gelişimi üzerine programlar yapmasına yasak getirmelidir. Söz konusu olan, çocuklarımızın sağlığıdır. İşin şakası yoktur!

    Başka bir anne de şöyle yazmış: “Çocuk doktorları hiç iyi değil. O yüzden ben de online İngiltere'de beslenme programına yazıldım. Bundan sonra size tüm bilgileri ben vereceğim.” Ne cüret? İnsanlar doktor olmak için senelerini veriyorlar. Sonra bir o kadar günde onlarca çocuk, senede binlerce çocuk görerek tecrübe kazanıyorlar. Bilgilerini tecrübeyle birleştiriyorlar ve sen gelmişsin online alacağın eğitimle ‘ben sizleri eğiteceğim’ diyorsun. Ben yüksek lisansımı New York Üniversitesi'nde yapmış olmama rağmen ‘Doktora programı için online yapabilir miyim?’ diye Harvard, New York, Columbia gibi üniversitelere sorduğumda ‘en az iki sene okulda ders almanız gerek’ diye cevap verirlerken, bu online eğitim sizce ne kadar iyi olabilir diye düşünmenizi ve sorgulamanızı da özellikle isterim. 

    Anne olan herkes tek çocuğuyla ya da bir kaç çocuğuyla birlikte hemen çocuk sağlığı ve beslenmesi konusunda uzman kesildiler. Sürekli çocuklarının resimlerini koyarak bundan prim yapmaya başladılar. Çocukları az yiyen anneler bunu fırsat bilerek bilimde bir tanımı olmayan “Yemek seçen çocuklar” için Amerika'dan kopya çekilen yemek kitapları ve tarifleri ortaya çıkardılar. Kendilerini şef ve “UZMAN ANNE” ilan ettiler.

    Buradaki örnekleri onlarcasıyla çoğaltabilirim. Ancak Sağlık Bakanlığı'nın bu tarz kişiler için acilen önlemler alması çok önemlidir. Ama en önemlisi sizler, okuyucular olarak bilimsel geçmişi olmayan insanların, çocuklarla ilgili yazdığı kitapları almamalı, sosyal medya hesaplarını takip etmemelisiniz. Bu kişiler okullarda ve dışarıda çocuklar için beslenme ve yemek yapma eğitimleri veriyorlar. Veliler! Okullarınıza gelen konuşmacıların geçmişlerini iyi araştırın. Çocuklarınıza kimler gelip eğitimler vermek istiyor, araştırın. Okul ve şirket yöneticileri! Okullarınıza, firmalarınıza neden sağlıkla ilgili bilimsel geçmişi olmayan kişileri konuşmacı olarak çağırıyorsunuz?

    http://www.sozcu.com.tr/hayatim/yasam-haberleri/didem-kanca-ustay-hicbir-anne-sizden-daha-uzman-degildir/

     

  • Evde Çocuklar İçin Ayrı Yemek Pişmemeli!

    Anneler arasında sonu gelmez popüler konulardan birisi de “Çocuğum iştahsız. Yemiyor! Acaba ona ne yapsam? Balık yemiyor. Balık köftesi yapsam da fark etmeden mi yedirsem? Ya da sebzeleri blender’dan geçirip bir şeylerin arasına mı saklasam? Ispanağı peynirli böreğin içine mi koysam da anlamasa?” Tüm sosyal medya bu annelerin gereksiz ve saçma sapan tarifleriyle dolu. Bunların hepsi sadece anneleri yanlış yönlendirmeden başka bir şey değildir...

    Tarifler ve daha birçok bilgi için yazının devamı aşağıdaki linkte :)

    http://www.pudra.com/anne-cocuk/cocuk-gelisimi/cocuklar-icin-ayri-yemek-pisirmeli-mi-26252.htm

  • İlk 1000 Gün

     

    Mart ayında o zamanlar Yeditepe Üniversitesi’nden öğrencim ama şimdi artık diyetisyen olan Pınar Doğanla Ankara’da gittiğimiz “İlk 1000 Gün” adlı kongreden bazı izlenimlerimi ve öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.  Yazımın sonunda Pınar da benim atladığım yerlere eklemeler yapacaktır.  

    • Türkiye’de hala bodurluk çocuklarda büyük bir problem olarak görülüyor çünkü aileler çocuklarının boylarının uzamamasını kilo almamaları kadar endişe etmiyorlar. Bir bebeğin en önemli ilk iki senesinde yeterince besin alamayan çocukların %15’i bodur kalıyorlar. Nedense Türkiye’de hep çocuklar kısa bile olsa eğer kilolularsa sağlıklıdırlar gibi bir algı var. 
    • Ülkemizde 5 yaşın altındaki çocukların %17.9’u hafif kiloludur. 0-5 yaş arası %8.5 şişmandır.  Şişman çocukların sayısı kırsal kesimlere göre büyük kentlerde çok daha fazladır.
    • Her 3 doğumdan ikisi sezaryen olan ülkemizde otoimmün hastalıkların da bağlantılı oranda arttığı görülmektedir. 
    • 2001’de her 14 çocuktan bir tanesinde astım görülürken, 2009’da bu rakam 12’de 1 ve 2014’te 7 çocukta 1’e düşmüştür. Vajinal (normal) doğumda bebek kanaldan geçerek gelirken ilk  bakterilerle orada karşılaşır. Oysa sezaryen doğumda bakterilerle tanışma gerçekleşemez ve mikrobiota çok farklı olur. Aynı şekilde solunum yolları da çok daha gelişmiş bir şekilde dünyaya gelirler.  
    • Dünyanın birçok ülkesinde “Ben korkuyorum, normal doğum yapamam” demeleri üstüne doktorlar hiçbir şekilde taviz vermezler ve gebeyi doğuma hazırlamak için tüm desteği gösterirler. Oysa ülkemizde bunu duyan doktorların bazıları “dert değil, o zaman sezaryen yaparız” diyerek hem anneyi hem de bebeği herşey doğal olabilecekken farklı bir yöne kaymalarına teşvik edebiliyorlar. 
    • Sezaryen doğumlarla birlikte alerji 8 kat artıyor. 
    • Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması için ilk sırada normal (vajinal) doğum ve ikinci sırada anne sütügelmektedir.
    • Hatta yapılan çalışmalarda annenin vajinasından doğum öncesi bakteriler toplanıyor ve sezaryenle doğan bebeklerin özellikle yüzüne sürülüyor o bakterilerle tanışması için fakat hiçbir etkisi olmuyor. Bebeğin kesinlikle doğum kanalına girmesi gerekiyor. Bazı anneler “Kaç saat sancı çektim sonra da sezaryene aldılar. Bilseydim en başından sezaryen olurdum” diyorlar. Oysa bebeğin kanala girmiş olması bile onların bağışıklık sistemlerinin kuvvetli olması açısından çok önemlidir.
    • Gebelik öncesinden itibaren iyot eksikliği çok önemlidir. Özellikle Malatya, Ankara ve Kayseri’de gebelere iyot desteği isteniyor. Trabzon %90 ile gebelerde en yüksek iyot oranına sahip olmasına rağmen hamileliğin 2. ve 3. Trimesterinde onlarda bile iyot oranı düşüyor.
    • Türkiye’de obezite oranı %32’ye gelmiştir. Eskiden Amerika’daki obeziteden bahsedilirken şimdi kendi ülkemiz %34’ü obez olan Amerika’ya çok yaklaşmıştır ve bu hızla korkarım ki gerekli önlemler alınmazsa geçme ihtimalimiz de yüksektir
    • Mümkünse 2 yaş öncesi antibiyotik verilmemeli. Antibiyotik adından anlaşılacağı gibi ANTİ-BİYO yani YAŞAM KARŞITI! Atom bombası etkisi gösteriyor ve bağırsakta tüm florayı mahvediyor. 2015’te Amerikan Pediyatri Birliği’nin açıklaması şu yöndedir: “Lütfen parazitleri tedavi etmeyin!” En etkili yöntem vücudun kendi kendini temizlemesi ve parazitleri sistemden atmasıdır. 
    • Şiddete maruz kalan kadınlarda iki kat daha fazla gebelik görülüyor. Ülkemizde 600 bin kız çocuğu okula gitmiyor ve erken yaşta evlendiriliyorlar. 
    • 4 kişilik bir ailede sağlıklı yaşayabilmek için gereken minimum gıda harcaması 1349 Liradır. Oysa ülkemizde asgari ücretin 1300 lira olduğunu göz önüne alırsak ve ailede iki kişi bile çalışıyor olsa, diğer masraflarla birlikte sağlıklı beslenmeye haracayabilecek yeterli bütçe oluşmamaktadır. 
    • Boyu uzayan çocuk sağlıklıdır, kiloya takılmamak gerekir.
    • Ziraat Mühendisliği odası 2012 verilerine göre dünya sıralamasında Türkiye, Çin’den sonra en fazla tarım ürünleri ihracatında uyarı alan ülkeymiş çünkü yılda 33bin pestisit kullanarak (tarım ilaçları) Avrupa ilkeleri içinde birinci sıradaymışız. 

    Konferansta güzel bilgiler edindik fakat birçok konuşmacı bana göre yetersizdi. Yurtdışında da yıllardır kongrelere gittiğimden aradaki farkı çok net görebildim ve açıkcası ülkemiz adına üzüldüm. Mesela 70’lerine yakın konuşmacı olarak davet edilmiş bir diyetisyene “çocuklar kelle paça yiyebilir mi?” diye sorulduğunda “Hayır, yiyemez. Sakın vermeyin” dedi. Neden diye sorduğumuzda “Ben de kendi çocuklarıma vermedim. Yemesin. Hiç gerek yok. Kendim de yemiyorum” diye bir cevap aldık. Bu nasıl bir cevaptır? Bilim insanlarına yakışan bir cevap olmadığı kesin. Benim dışımda da herkes durumu kabullendi ve sorgulamadı. Çıkışta gidip nedenini sorduğumda bana bir soru sordu: “Dünyanın başka yerinde yenildiğini gördün mü?” “İyi hoş da Hocam, dünyanın başka yerlerinde insanlar maymun beyni yiyor, böcek yiyor, biz yemiyoruz. Bu doğru ya da yanlış demek değildir ki” demek geldi içimden.  Ve ayriyetten “Evet, Arjantin’de yiyorlar” demek istedim. Ama aramızdaki tansiyonu yükseltmemek adına “Peki, danışanlar bana neden diye sorduklarında ne cevap vereceğim” diye sorduğumda ise “Ben uzmanım, ben ne dersem o olur demelisin. Sen uzman değil misin?” diye sordu.  Ben yine de nedenini kendim için bile olsa bilmek istiyorum dediğimde, bu sefer de “pişirme tekniği felaket, yağda kızartılıyor ve kolesterolü yüksek” gibi saçma sapan bir cevapla karşılaştım. İşte Türkiye gerçeği, eğer bilim insanları sorgulamıyor ve sorgulatmıyorlarsa ülkemizin gelinin bu noktasında da sanırım her daim “okumamış, cahil insanları” suçlamak yanlıştır. Bu tür davranışlarla bizlerin de o cahillerden hiçbir farkı yoktur. Eminim salonda dinleyenlerin %90’ı bundan sonra nedenini bilmedikleri bir şekilde gelen danışan veya hastalarına “kelle paça yemeyin” diyecekler. Toplumun her kesiminde sürü halinde hiç sorgulamadan yaşıyoruz.

    Kelle paça, yanaklardan dolayı kolajen içerdiğinden hakikaten kemik sağlığı ile ilgili faydaları olan ve hijyen kurallarına uyulup pişirildiğinde yenilmeme sebebini bulamadığım kültürümüzün beslenme seçeneklerinden birisidir.   

     

    İlk 1000 Gün 1

     

     

     Didem Hocam lafı bana bıraktığı için çok teşekkür ediyorum, tabikide bu güzel yazının üzerine bana çok da söyleyecek söz düşmez :)

    Anne karnında 3 milyar kat büyüyen bebek, doğumdan sonra ki 1 yıl içinde de 3 kat daha büyüyormuş. İnsan hayatının hiç bir kısmında bu kadar büyüyüp gelişemiyor ve bu dönemdeki büyüme gelişmesi tüm hayatını etkileyebiliyor.  

    • Araştırmalara göre obez her kişi için normal ağırlıktaki kişilere göre %42 daha fazla sağlık harcaması yapılıyor.
    • Hamilelerde kilo arttıkça birden fazla düşük yapma riski artıyor.
    • Gebelikte elzem yağ asitleri asitlerinin eksikliği, büyüme geriliği, deri anormalilerileri ve infertiliteye sebep olmaktadır.
    • Hamilelik omega 3 ihtiyacının karşılanması için önemli kaynaklarından biri balıktır. Fakat balığın içerebileceği  yer alan kontaminantlardan (Metil civa, poliklorlu bifeniller vb. diğer organik bulaşanlar) dolayı fetüs üzerinde nörotoksik hasarlar oluşmaması için düşük kontaminasyon riski taşıyan balık türleri (alabalık, ringa, mezgit, ton balığı, morina, dil balığı, hamsi, barlam balığı, tekir, kefal, uskumru vb.) diyetlerinde yer almalıdır.
    • Normal (vajinal) doğum ile bebeğin bağırsak florasının sağlıklı oluşmasında büyük bir etkilisi bulunmaktadır.
    • Doğumdan sonraki ilk 6 ay boyunca emzikli annelerin düşük kalorili diyetler ile zayıflamaları kesinlikle sakıncalıdır.
    • Emzirme sürecinde annenin günlük gereksinimine ek olarak 10-20 gram daha fazla protein ve 300-500 kalori arasında fazladan enerji alması gerekmektedir.
    • Emziren kadınların çoğu süt salınımı nedeniyle artan susama hissi yaşamakta ve bu durum günlük sıvı gereksinmesinin artışı ile sonuçlanmaktadır. Yeterli düzeyde anne sütü üretimi için günde en az 8-12 bardak sıvı almaya özen gösterilmedir.
    • Anne sütünü etkileyen faktörler;
    1. Annenin beslendiği yağın kalitesi
    2. Annenin yeterince vitamin açısından yüksek gıdalar tüketmesi
    3. Annenin selenyum ve iyot minerallerini yeterli miktarda alması
    4. Annenin kafein, nikotin ve/veya alkol tüketmesi

     

    • Mersin’de 92 kadın üzerinde emzirmeye ilişkin bilgi ve uygulamaların incelendi çalışmada, geleneksel uygulama olarak annelerin %3.2’sinin ilk emzirme için 3 ezan beklediği, %4.3’ünün kolostrumu (ilk sütü) vermediği, %9.8’inin ilk emzirmeden önce şekerli su verdiği ve annelerin tensel temasın  önemini bilmedikleri ortaya çıkmıştır.

    • Erzurum’da yapılan benzer bir çalışmada, annelerin %23.7’sinin bebeğinin emzirmek için kulağına ezan sesinin gelmesini beklediği, %14.4’ünün kolostrum (ilk süt) vermediği belirtiliyor.

    • Bebeğin sık sık ağlayıp aranmasının sütün yetersizliğini göstermeyebilir. Bundan dolayı yeterli ağırlık ağırlık takibi muhakkak doktorlar tarafından yapılıp ona göre ek bir gıdaya ihtiyaç olup olmadığı karar verilmedir.

    • İkinci aydan itibaren bebek eğer uyanmıyorsa gece beslenmesine gerek yoktur.

    • Ek gıdaya geçişte, bebek destekli oturabilmeli, baş-boyun hareketlini denetleyecek ve besini ağız içinde çevirip yutabilecek gelişimi göstermiş olması gerekmektedir.

    • Bebekler ek gıdaya geçtiklerinde, yemeklerine ekstradan şeker ve tuz eklenmesine gerek YOKTUR.

    • 1 aylık bebeğin mide kapasitesinin sadece bir cevizbüyüklüğündedir.

    • Ağızdan giren yiyeceklerin ‘TATLI’ olduğunu gösteren sinyaller, o besinin içinde şeker olmasa bile otonom sinir sistemin üzerinden insülin salgılanmasının arttırmaktadır. Tatlandırıcılar ile de aynı sinyaller oluşmakta ve insülin salınımı ortaya çıkmaktadır.

    • Bebeklere ve çocuklara sebze ve meyveler mevsimine göre taze ve bekletilmeden, kızartma ve kavurma işlemleri yapılmadan vitamin kayıpları oluşmadan tükettirilmesi gerekir.

    • 1 adet yumurta 1-3 yaş arası çocuklarda protein ihtiyacının %48.4’ünü karşılamaktadır.

    • Yumurta sarısı beyazından daha yüksek oranda besin ögeleri içermektedir. Yumurta  beyazı daha çok su ve koruyucu proteinleri içerir, yine magnezyum, potasyum ve sodyum içeriği sarıdan daha fazladır.

    • Gebeliğin erken döneminde, annenin düşük kolesterol düzeyi, kötü doğum sonuçlarına özellikle erken doğuma neden olduğu belirtildi. Bu dönemde en önemli kolesterol kaynaklarından biride yumurtadır.

    • Yumurtanın çiğ tüketilmemesi gerekir, çiğ yumurtanın enfeksiyon riski taşımaktadır; ayrıca pişmiş yumurtadaki proteinlerin ince bağırsaklarda emilimi ve vücut proteinlerine dönüşümünün daha fazladır.

    • Çin’de yer fıstığı alerjisinin daha az olduğu, bunun sebebininde yer fıstığının kaynatalar yapılmasına bağlı olduğu belirtiliyor.

    • TMMOB Ziraat Mühendisleri odası 2012 verilerine göre Türkiye’de yetiştirilen taze meyvelerin %80’inde, sebzelerin ise %55inde pestisit kalıntısı bulunduğu görülmüş. Ve Türkiye bu rakamlar ile Avrupa’da birinci sırada yer aldığı belirtildi. Bu verilere göre Türkiye, tarım ürünleri ihracatında uyarı alan ülkeler arasında Çin’den sonra ikinci sırada yer aldığı gösterildi.

     

    İlk 1000 günde Didem Hocamın da üzerine basa basa söylediği gibi, vajinal doğum (normal doğum) ve anne sütü dönemin 2 altın kuralı olarak öne çıktığını kongrede de sık sık görmekteydik. Umarım birlikte çok daha bilgili kongreler görmemiz dileğiyle Didem Hocam.

     

  • Kilolu Çocuklar

    Ebeveynlerden birisinin bile kilolu olmasının kendi çocuklarının da ileride kilolu olma riskini yükselttiğini biliyor muydunuz? Normal kilodaki anne-babaların çocuklarında ise bu risk çok daha düşüktür.

    Genelde hep çocuklar üzerinde annelerin yemek alışkanlıklarının etkileri ile ilgili çalışmalar yapılırken son yıllarda babalar ve çocuklarıyla ilgili olan çalışmalar üzerine yoğunlaşılmıştır. Babaların çoğu zaman annelerden daha etkili olduğu ortaya çıkınca araştırmacılar şaşkınlıklarını gizleyemediler.

    Avusturalya’da okul çağındaki çocuklar arasında yapılan bir çalışmada kilolu veya obez bir babanın ve normal kilodaki eşinin çocuğunun diğer çocuklara göre kilolu olma riskinin dört kat arttığı gözlemlenmiş.Düşünebiliyor musunuz anne-babadan sadece birisi bile kilolu olduğunda çocuklarda kilolu olma riski dört kat artıyor? Bir de anne-babanın ikisinin de kilolu olduğunu düşünün, bu risk katlanarak artıyor. Bir çok çalışmada anne-babası kilolu olan çocukların %80’inin de kilolu veya obez oldukları saptanmıştır.

    Fransa’da ergenler ve babaları ile ilgili yapılan bir çalışmada ise babaların yemek alışkanlıkları ile ilgili çocukların üzerinde annelerinden daha etkili oldukları saptanmıştır.

    En son Amerika’da 2015 senesinde okul-öncesi (3-5 yaş aralığı) çocuğu olan 150 baba ile yapılan çalışmada babaların en az bir öğünü çocuklarıyla yemeleri ve haftasonları anneyle birlikte çocuklarıyla vakit geçirmeleri şart koyulmuş. Bunun yanı sıra babalar fiziksel aktiviteyi artırmışlar ve porsiyonlarını ufaltmışlar. Çocuklarda birebir fiziksel akitvitede artış ve yemek porsiyonlarında azalma görülmüş. Bundan dolayı babaların da çocukların sağlıklı yaşam ve fazla kiloları üzerindeki belirgin etkilerini yabana atmamak gerekir.

    Babalar! “Nasıl olsa anne çocuğumuza bakıyor. Ben ne istersem yer, içerim, koltukta televizyon karşısında da mayışır kalırım” demeyin.

    Siz çocuğunuza “Kola” içme derken yanında içiyorsanız, “Patates kızartması” yeme derken yiyorsanız çocuğunuzdan bunları yiyip içmemesini bekleyemezsiniz. Çocuk sizden ne görüyorsa onu yapacaktır. Sağlıklı, ideal kiloda ve spor yapan çocuklar istiyorsanız önce kendinizden başlamaya ne dersiniz?!

    Geçmişte bana kilolu anneler çocuklarını getirip “Çocuğum kilo versin istiyorum. O daha genç, benim yaşadıklarımı yaşasın istemiyorum,” dediklerinde “Önce sizin ve eşinizin yediklerinizle ve yaşam tarzınızla çocuğunuza örnek olmanız gerekiyor, diye uyarıda bulunuyordum. Hakikaten ebeveynlerde bir değişim olmazsa çocukta da o değişimi çok daha zor yaşıyorduk ve değişimi yaşasak bile eski alışkanlıklarına dönme riski çok daha fazla olabiliyordu. “Yarın Diyete Başlıyorum” adlı kitabımda 9 yaşındaki Hilal ve Sunaz ile olan birebir yaşanmış hikayelerimi, kilolu çocukları daha iyi anlamanız açısından okumanızı tavsiye ederim.

  • Kinoa Sizce Mucize Yiyecek mi?

    Kinoa Sizce Mucize yiyecek mi? Her derde deva mı? 

    Obezite Vakfı'nın Kinoa kilo verdirir(!) ‘Kamu Spotunu’ gören Didem Hocam hemen beni arayıp heyecanlı bir ses tonuyla şöyle dedi: "Pınar bir yazı yazmalıyız. Araştır bakalım kinoanın yetiştiği ülkelerde obezite oranı nedir? Kinoa eğer zayıflatıyorsa bu ülkelerde herkesin incecik olması gerekir!" Onun üstüne çok detaylı araştırmaya başladım. Hatta sırf hocamın sorduklarıyla kalmayıp kinoayı bizim ülkemizde yetişen başka gıdalarla da karşılaştırdım.

    Kinoa, And Dağları üzerinde yetiştirilmektedir.  Bu dağlar Venezuela'dan başlayıp Kolombiya, Ekvador, Peru, Bolivya üzerinden devam ederek Arjantin ve Şili'nin Patagonya topraklarında sona erer. Bu kadar uzakta yetişen bir bitki nasıl olur da biz Türklerin doğasına uygun olup bizi zayıflatabilirdi, özelliği neydi Kinoanın?

    Peki kinoa yetişen ve bu besin ile beslenen ülkelerdeki insanlar acaba bizden daha mı zayıflar?

    Örneğin aşağıdaki görsellerde de gördümüz gibi kinoa ile beslenen ülkelerden biri olan Şili bizden daha çok obez bireyi barındıran bir ülkedir. Kilo vermemizi etkileyecek tek bir besin grubu olması mümkün değildir. Hiç bir besin mucizevi değildir.

    Kinoanın besin değerleri açısından oldukça zengin bir besin olduğu tabii ki de bir gerçektir ama buğday, bulgurdan farkı nedir, ya da nohut ondan daha fakir bir besin midir diye baktığımda işte sonuçlar şöyle;

    1 porsiyon kinoa (185 gram)  157 kkal karbonhidrat, 32 kkal yağ ve 32 kkal protein

    1 porsiyon buğday tohumunda (115 gram) 225 kkal karbonhidrat, 93 kkal yağ ve 95 kkal protein

    1 porsiyon bulgur (182 gram) 127 kkal karbonhidrat, 3.7 kkal yağ ve 20 kkal protein

    1 porsiyon nohut  (165 gram) 183 kkal karbonhidrat, 35.6 kkal yağ ve 50.4 kkal protein içermektedir.

     

    Nohut ile kinoayı karşılaştırdığımızda 1 porsiyon nohut günlük lif ihtiyacımızın %50 sinden daha fazlasını 1 porsiyon buğday tohumu %61ini, 1 porsiyon kinoa ise günlük lif ihtiyacımızın sadece %21 karşılamaktadır.

    Başlıca vitamin, mineral içeriği olarak karşılaştırıldığında 1 porsiyon nohut folik asit ihtiyacımızın %70i ni  1 porsiyon buğday tohumu %81ini karşılarken, kinoa sadece %19unu karşılamaktadır. Ya da B1 vitamininden zengin olan buğday 1 porsiyonunda günlük ihtiyacımızın %144 karşılarken, kinoa günlük ihtiyacımızın %13’ünü karşılamaktadır

    Peki tüm bu değerlere bakınca neden bizim topraklarımıza ait olan besinler varken başka ülkelerde yetişen besinlerin mucize olduğunu düşündüğümüzü anlamış değilim. İnsanın yaşadığı bölgede tüm isteklerini karşılayacak kadar besin sunulmuştur. Tekrarlıyorum hiç bir besin bir diğerinden üstün ya da mucizevi değildir. 

    Kinoa üretimi artık iç piyasaya giriş yaptığından bunun bir türlü reklamını yapıp pazarlamaları gerekiyor. En güzel ve insanların en zayıf noktası olan "kinoa kilo verdirir" ile herkesin gönlünü fethetmeye hazır bir pazarlama tekniği ile karşı karşıyasınız. 

    Zaten ülkemizde yetişen kinoa da melezlenip yetiştirilebiliyor çünkü bizim ülkemizde And Dağlarındaki koşullar bulunmamaktadır. Kinoa, doğal haliyle Türkiye'de yetişememektedir. Oysa dünya üretiminde üçüncü sırada yer aldığımız nohutun kinoadan eksik kalır yanı yoktur.

    "Kinoa yağ yakar" diyor kamu spotunda. Peki bununla ilgili bilimsel makale ve çalışmalar var mı? Tabii ki hayır. Zaten lütfen bu tür söylemleri kulak ardı ediniz. Hiçbir gıda yağ yakmaz. Biraz anatomi bilen herkes insan vücudunun böyle işlemediğini bilir. 

    Bilinçli tüketiciler olalım ve Didem Hocam'ın dediği gibi "satır aralarını iyi okuyalım. Neden sürekli bir gıdanın reklamını yapıyorlar?" diye sorgulayalım.

    Herkese sağlık dolu günler dilerim.

     

     

     

  • Marihuana/Haşhaş Sütü

    Aşağı yukarı iki ay kadar önce New York'a, bu dünyadaki en yakın dostlarımdan birisi olan Adele'i ziyarete gittim. Adele ve ben, New York Üniversitesinde birlikte beslenme üzerine yüksek lisansımızı (master) yapmıştık. Adele ile tanıştığımda daha yeni 6 aylık evliydi, şimdi ise 10 senelik evli ve 6, 3 ve 1 yaşlarında üç çocuğu var. Size bunu söylememin nedeni, onu her ziyarete gittiğimde çocuklarına hep değişik sağlıklı alternatifler sunduğunu görmemdir.

    Bu gidişimde de farklı birşey olmadı. Saat farkından dolayı herkes uyurken ben sabah 5:00'te uyandım ve Türkiye saati öğlen 12:00 olduğundan karnım guruldar şekilde buzdolabını açtım. Veee bir de ne göreyim 'hemp milk' diye organik süt var dolabın içinde. Hemen müsli aldım ve bu merak ettiğim süt ile karıştırdım. Tadı gayet güzeldi. Besin değerlerine de bir göz atayım dedim. Ama zaten eğer Adele'in buzdolabında yer alıyorsa sağlıklı olacağından hiç şüphem yoktu.  

    Sabah Adele uyanınca, ilk işim marihuana sütünün dolaplarında ne aradığıydıSurprised 'Yoksa çocukların bundan dolayı mı sürekli mutlu mesut ortalıkta dolanıyorlar?' diye de bir espri yaptım. O da marihuana bitkisinden yapılan bu sütün esasında çok faydalı olduğunu, özellikle bir yaşındaki oğluna verdiğini belirtti. Çocuklar büyürken beyinlerinin gelişiminde yağ tüketimi çok önemli bir rol oynar. Fakat tüketilen total yağın ne tür olduğu çok önemlidir. 1 bardak inek sütündeki doymuş yağ oranı %28 iken marihuana sütünde bu oran sadece yüzde 5'tir. Doymuş yağ tüketiminin vücuda verdiği kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi birçok zararlarını göz önüne alırsak ne kadar az doymuş yağ tüketirsek o kadar daha sağlıklı olabileceğimiz de bir gerçektir.

         

    İnek sütünde demir bulunmadığı gibi fazla tüketimi de vücuttaki demir emilimini azaltır. Oysa marihuana sütünde çok yüksek seviyede demir de bulunmaktadır. Birçok çocukta demir eksikliği yaşandığını göz önüne alırsak marihuana sütünün başka bir güzel tarafını daha görmüş oluyoruz.  

    Kalsiyum ve protein oranlarının daha düşük olması benim için çok fazla birşey ifade etmiyor, çünkü çocuklar her zaman protein ve kalsiyum ihtiyaçlarını başka gıdalardan kolaylıkla temin edebilirler. Fakat demir ve sağlıklı yağ tüketimini karşılamak çok daha zordur.  

    Henüz Türkiye'de marihuana sütüne rastlamadım. Ama belki bu yazıyı okuyan birisi böyle sağlıklı bir içeceği Türkiye'ye getirtir, ya da burada üretimini hayata geçirir.  

    1 Bardak Marihuana Sütü          1 Bardak İnek Sütü
          110 kalori                               146 kalori
          7 gr yağ                                  8 gr yağ
          1 gr doymuş yağ                     5 gr doymuş yağ
          0 mg kolesterol                       24 gr kolesterol
          1 gr lif                                     0 gr lif
          5 gr şeker                              13 gr şeker
          5 gr protein                             8 gr protein
          %20 demir                             %0 demir
          %2 kalsiyum                          %28 kalsiyum

  • Obez Çocuklar

    Hani derler ya, 'Elime doğdu' diye, benim yeğenim Sunaz da aynen öyle elime doğdu. Ablam Nesrin Amerika'da normal doğum yaparken ve acılar içinde Sunaz'ı dünyaya getirmeye çalışırken, ben işte o anda odadaydım. Sonra da onlar İstanbul'a temelli dönene kadar sık sık onları ziyarete gittim. Nesrin bazen bütün gün Sunaz'ı bana bırakırdı. Ben de sabahtan akşama kadar onunla vakit geçirirdim. Bundan dolayı Sunaz'cığa çok yakınımdır. Sunaz ilk doğduğunda ismi Su'ydu. Sonradan Naz'ı eklendi. Ben de doğar doğmaz onu Su'cuğum diye sevmeye başladım. Derken adı 'Sucuk' olarak kaldı.Ayaklarından dolayı da babaannesi onu 'börek ayaklım' diye severdi. Yani anlayacağınız üzere daha doğduğu andan itibaren biz Sunaz'ı yemekle bütünleştirdik.

    Sunaz şimdi 5.5 yaşında. İki hafta önce annem ve babam Bodrum'a gitmeden Nesrin'e, Sunaz'ı onlarla yollaması için yalvardılar. Ama Nesrin izin vermedi. Neden mi? Bizim Sunaz çok iştahlı bir çocuk, iştahlı doğdu ve iştahlı da yaşamına devam ediyor. Daha anne sütü emerken bile tombiş birşeydi. Geçen yaz annemlerle gittiği tatilden kilo alıp döndi. Bu kış ta Ankara'da babaannesine dört günlüğüne gittiğinde iki kilo alıp geldi. Çocukluğunda hep kilolarıyla savaş veren Nesrin'in en büyük kabuslarından birisi kendi çocuğunun da onunla bir gün aynı kaderi yaşamasıdır. Bundan dolayı Nesrin, Sunaz konusunda hep dikkat ediyor. Sunaz, az ve sağlıklı yesin diye, yuvasındaki menüyü okulun müdürüyle görüşerek bana değiştirtti. Anneanne ziyaretlerine ve doğumgünülerine sıkı yönetim geldi. Bir ara her gün Sunaz ve kilosundan bahseder olduk.

    Annemlerin Bodrum'a gittiği hafta eşim Murat ta Ağrı dağında zirve yapmaya gitti. İşten ayrılamayan Nesrin'le telefonda konuşurken 'Eğer Sunaz Bodrum'a seninle gider ve dönerse o zaman izin veririm. Sana yemek konusunda güveniyorum Didem. Annemler Sunaz'a kıyamıyorlar.' dedi. Ben de altı günlük yeğenimle bir seyahat için 'Olur, tabii ki de' dedim. Sunaz ve benim için bilet alındı ve annemlere sürpriz yapmak üzere yola çıktık. Sabah 8:00'deki uçağımıza Nesrin bizi bıraktı. Daha uçağa binmeden Sunazcık: 'Teyzeciğim, Bodrum'a varınca dondurma yeriz değil mi?' diye sordu. Ben de 'Bakarız Sunaz'cığım, daha şimdiden bunu konuşmaya gerek yok.' dedim. Uçağa bindik ve aynı soruyu hiç abartmıyorum belki 5-6 defa daha sordu. Bunun üzerine yanımızda oturan bayan Sunaz'ın aç olduğunu düşünerek ona çantasından çıkarıp bir sandviç vermek istedi. Sunaz aç olmadığından sandviçi istemedi. Ben de teşekkür ettim.

    Uçaktan indik, arabaya bindik ve yine aynı soru: 'Teyze, annem dedi ki bir tane çubuklu dondurma hakkım varmış, onu ben bugün yiyeceğim, tamam mı?' Bazen Nesrin beni gün ortasında arayıp ağlamaklı bir sesle: 'Didem, bu çocuk hep yemek düşünüyor, ben ne yapacağım?' dediğinde abarttığını düşünüyordum. Ama haklıymış. Sunaz yemekle ilgili soru sordukça ben de geçiştirmeye çalıştım. Sonra arabada uyuyakaldı.

    Annemlerin kaldığı yere varınca plajda yanlarına gidip sürpriz yaptık. Bizimkiler çok sevindi. Ben yukarı odaya eşyaları bırakıp gelmeye Sunaz anneannesine dondurmasını aldırtmıştı bileSmile Annem de hemen suçlanarak Embarassed: 'Annesi bu hafta için bir çubuklu dondurmaya izin vermiş, onu da şimdi aldık teyzesi.' dedi.

    Üç öğün açık büfe olan bir yerde tabii ki sürekli çocuğa 'Hayır' demek o kadar zor ki. Sabah kahvaltıya iniyoruz, Sunaz simit ve nutella yemek istiyor. 'Sunaz'cığım, daha sağlıklı birşeyler yesek' dediğimde, 'Olur teyze ama öğlen makarna yerim değil mi?' diye soruyor. 'Öğleni, öğlen gelince düşünürüz Sunaz'cığım' diyorum. Öğlen biraz makarna alıyor. Makarnası bitince, yüzüme masum bir şekilde bakıp 'Teyzeciğim, azıcık daha makarna alsam olur mu?' diye soruyor. Ayy Allahım içim gidiyor. Ne zor birşeymiş bu. Hani derler ya 'Bekara karı boşamak kolay' diye. Aynen o hesap, ben de kilolu çocukları olan ailelere: 'O zaman almayacaksınız, vermeyeceksiniz, yapmayacaksınız çocuğunuzun iyiliğini düşünüyorsanız' diyordum. Ama akıl ve kalp aynı işlemiyormuş, bunu öğrendim. Allahtan Sunaz çok söz dinleyen bir çocuk ve hiçbir şekilde tutturan bir çocuk değildi de işimi daha da zorlaştırmadı. Yumuşak bir şekilde 'Hayır'larımı dile getirdim. Sunaz'cığın aklını başka yönlere çekmeye çalıştım.

    Bir gün Nesrin'le telefonda konuşurken 'Bak kızına fazla yedirmiyorum. Hatta kilo bile verdi sanırım.' dediğimde, 'Ayy Didem, iyi sen kıyabiliyorsun, bazen ben kıyamıyorum ona.' dedi. Ahh o kadar zordu ki oysa, ama Nesrin'e söz verdiğim ve bana güvenerek gönderdiğini bildiğim için çok dikkat ettim. Ayriyetten hakikaten Sunaz'ın plajda karnı, bacakları daha 3-4 yaşından selülit kaplamış çocuklara benzemesini istemiyorum. Hatta dört yaşında bir çocuk vardı ki, durumu içler acısıydı. Resmini çaktırmadan çekmek istedim ama beceremedim. Yoksa yüzünü göstermeden o resmi buraya koymak istedim.

    Bir gece saat 23:00 civarında Sunaz çocuklarla çimde oynarken, her bireyini obez olarak nitelendireceğim derecede kilolu bir aile, çocuklarının yanına bir paket en büyük boy panço cips koydu. Sunazcık ta yazık, hem elini paketin içine sokup bir tane alıyor, hem de yan gözle ona bakıyor muyum acaba diye bana bakıyordu. Ayy, kıyamam ben ona. Ama kıymakCry zorunda kaldım. Gece olmuş 11 ve o yağlı sağlıksız cipsler. Arkadaşlarının yanında kesinlikle bir şey diyip Sunaz'ı utandırmayacağımdan ve onda kötü bir his bırakmak istemediğimden, beş dakika sonra yanıma çağırdım. 'Sunaz'cığım, anneannen ve benim çok uykumuz geldi, artık yatsak diyoruz.' dedim ve de odaya gittik. Akşam yatmadan önce Sunaz yine 'Teyze, yarın dondurma yesem olur mu'' diye sordu. Ben de bu kez 'peki olur, belki ben de yerim seninle Sunaz'cığım.' dedim. Sabah daha gözünü açar açmaz Sunaz'ın sorduğu ilk soru şu oldu: 'Teyze, sen bugün neli dondurma alacaksın?'!!!Cry O gün ben dondurma yemedim.

    Doğduğu günden beri yiyecek isimleriyle çağırılan Sunaz'ın bu tatildeki ismi de zeytindi. Güzel zeytin gibi gözlerinden dolayı çocuklar onu 'ZEYTİN'diye çağırıyorlardı.

    Hepimiz Sunaz'ın canı çekmesin diye hem az yedik, hem de normalde tailde yiyeceğimizden daha da sağlıklı yedik. Bu bir grup işidir. Hem siz çocuğun yanında sağlıksız şeyler tüketin, fazla yiyin, hem de çocuğunuzun az ve sağlıklı yemesini isteyin. Denklem böyle işlemiyor. Eğer çocuklarınız sağlıklı yesin istiyorsanız, ilk adımı sizler aile olarak atmak zorundasınız. Çocuklarınızın sizin aynalarınız olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Aynı zamanda Sunaz hareket etsin diye, bir ben bir annem sürekli onunla denize girdik durduk.

    Sunaz'a hiçbir şekilde kilosuyla ilgili en ufacık bir yorumda bulunmadım. Bazı şeyleri yemek istediğinde sadece onların çok sağlıksız olduğunu belirttim. Bizler bu yaşta 'Kilo alacaksın yeme' dendiğinde tepki verip daha çok yemek istiyoruz da çocuklar mı tepki vermeyecek. Bundan dolayı kilolu çocuklarınız varsa sizden ricam yanında kilolarından bahsetmemek ve 'kilo alırsın, yeme evladım' şeklinde söylemek yerine sağlıklarına zararlı olduğunu belirtmenizdir.

    Dikkatimi çeken en üzücü konu ise kilolu çocukları olan ailelerin bu konuda ne kadar duyarsız davrandıklarıydı. Gözlerime inanamadım dersem yalan olmaz. Hem kendileri çok yiyorlar, hem de çocuklarının tepelemesine tabaklarını doldurmalarına izin veriyorlardı. Görüntüden vazgeçtim ama bu çocuklar bir topun peşinde dahi koşturamıyorlar, nefes nefese kalıyorlardı. Allahım, büyük konuşmak istemiyorum ama bence anne-babalar, özellikle okul çağına gelmemiş çocukların kilolarından sorumludurlar. Eğer çocuğunuz iştahlıysa o zaman siz de Nesrin gibi çocuğunuzu spora yazdıracaksınız, yemekli ortamlardan uzak tutacaksınız ve evde abur cubur bulundurmayacaksınız. Kısacası çok dikkat edeceksiniz. Çocuğunuzun karşısında sağlıklı yiyeceksiniz. Ha diyebilirsiniz ki, kendini düşünmeyen insan çocuğunu nasıl düşünsün. O zaman da 'Niye çocuk yapıyorum?' ya da 'Niye çocuk yaptım?' sorusunu kendinize tekrar hatırlatmanızı isterim.

    Tatilimizin bir gününde, babaannesinde kalan 14 yaşındaki diğer yeğenim Yaren (Yaroşcuk) geldi. Akşam dışarıya yemeğe çıktık. Esasında yediklerine çok dikkat eden ve zayıf olan Yaroş, o gün Mc Donald's'ta yemek istedi. Ama o da Sunaz'ın durumunu bildiğinden ona kötü örnek olmak istemedi. Bizimle beraber ızgara köfte yedi. Hatta gün içinde aldığı dondurmasını da Sunaz'dan gizli yedi. Onunla sohbet ederken, çocukken tatlıya çok düşkün olan Yaroş, 'Teyze, iyi ki bana dikkat etmişsiniz ve o zamanlar çok yememişim, teşekkür ederim.' dedi. Yaroş'la da beş sene önce yelken okuluna gidip bir hafta beraber kalmıştık. Yeğenlerim diye söylemiyorum ama hangisiyle tatile gittiysem ve başbaşa kaldıysam beni hiç üzmediler ve her zaman sözümü dinlediler. Umarım ileride kendi çocuklarım da onlar gibi olurlar ve teyzelerini üzmezler.Smile

    Annem ve babam benden çekindiklerinden Sunaz'cığa bir şey alıp veremediler. Ama benden sonra kalması için o kadar ısrar ettiler ki, ben de Nesrin'e 'Ya, babam 75 yaşına geldi, annem de 62. Belki birkaç sene daha Sunaz, anneanne ve dedeliği yaşayacak, tadını çıkartsın.' dedim. O da 'Haklısın.' dedi. Sunaz benden sonra 10 gün daha kaldı. Sunaz'ın ben döndükten sonra ertesi günkü kahvaltısı ne mi olmuş? Dedesiyle gittiği kahvaltıda 'simit ve nutella' almış. Babamla o gün telefonda konuştuğumda: 'Çocuktur, hep hayır demek olmaz kızım.'diyerek kendini savunmaya geçti. Anneanne ve dedeler torunlara kıyamıyorlar. Ahhh, anne'ciğim ve baba'cığım, sizler zamanında bizlere çok kolay 'hayır' diyebiliyordunuz. Şimdi ne oldu sizlere böyle???Sealed

    Dönüşte Nesrin'e Sunaz'ın resimlerini gösterdim. 'Ben kızına iyi baktım ve böyle bıraktım. Gerisini bilmem.' dedim. Görevimi hakkıyla yerine getirmiş olmanın verdiği huzurla içim çok rahat ve eminim ki seneye yaz Nesrin, Sunaz'ı benimle tatile gönderecektir. Ama Sunazcık benimle gelmek ister mi orasını bilemem!!!

  • Okullarda Kantinlere SON

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay okul kantinleri hakkında doğruları anlatıyor

  • Pediyatri Konferasından Beslenme Alanında Son Gelişmeler 2

    Bir önceki yazımın, konferanstan neler konuşulduğunun devamıdır:

    6. Bebeklerin özellikle doğdukları ilk birkaç hafta içinde kolik yani sancı çekmelerinin sıkça görüldüğü.Yapılan araştırmalarda Kangaroo mother care (kanguru anne bakımı) tekniğinin bebeklerdeki sancıyı ve buna bağlı ağlamaları azalttığı

    Kanguru anne bakımı - bebeğin teniyle annenin teninin birbirine değmesidir. Annenin bebeği kendi göğüs kısmına çıplak bir şekilde dayaması ve bebeğin sırtını örtüyle kapatmasıdır.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Bazen sadece bir dokunuş, sevgi dolu bir sarılıştır iyileşmemiz için tüm ihtiyacımız olan.

    7. Yapılan klinik çalışmalarda alerjik rhinitis (burun yangısı) olan çocukların yüzde 15.38'inde yumurta beyazı ve yer fıstığına karşı, yüzde 23'ünde inek sütüne alerjileri oldukları saptanması

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Alerjik rhinitis olan çocuğunuz varsa eğer beslenme programından birer ay arayla tek tek bu gıdaları çıkarıp hangisine ya da hangilerine alerjileri olduklarını bulabilirsiniz. Bir önceki yazımı okumayanlar için hatırlatma: sakın okula çocugunuzla yer fıstığı yollamayın. Yer fıstığı ölüme kadar yol açabilen alerjik gıdalar listesindedir. Parents Türkiye dergisinde diyestiyen olmayan bir anne, çocuğunuzun okul çantasına yer fıstığı ezmeli sandviç koymanız için tavsiyede bulunmuştur. Lütfen kişilerin özgeçmişlerini dikkatlice okuyalım, uzman olmayan kişilere kulak vermeyelim.

           

    8. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde fakir bölgelerde yapılan klinik araştırmalarda çocukların reklamlardan dolayı fast-food yemeklerin ev yemeklerinden daha sağlıklı olduklarına inandığı çünkü eğitim seviyesinin oldukça düşük olduğu.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Maalesef medyanın fakir-zengin demeden herkesin üzerindeki acımasız etkisini görüyoruz.

    9. Moringa Oleifere (malunggay) bitkisinin kilolu çocuklardaki yüksek kolesterolu kayda değer şekilde düşürdüğünün klinik çalışmalarda ortaya çıktığı. Bunun nedeninin yüksek oranda antioksidan içeren fitokimyalardan kaynaklanabileceği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Özellikle çocukları kolesterol ilacına başlatmaya karşıyım. Eğer sağlıklı beslenme, düzenli spor ve doğal yöntemlerle düşürebiliyorsak lütfen işin kolayına kaçmayalım. 

    10. Obez çocukların yüzde 10.6'sında hipotiroidi görüldüğü.

    11. Klinik çalışmaların, çocuklarda D vitamini düşüklüğü ve metabolik sendrom arasında bağlantı olduğunu saptaması. Yeterli D vitamini içeren gıdalar tüketerek ve güneşe çıkarak metabolik sendromun önlenebileceği. 

    Metabolik Sendrom (bunlardan üçünün bir arada olmasına verilen isimdir) - karın bölgesinin yağlanması, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri, yüksek trigliserit ve düşük HDL (halk dilinde iyi kolesterol diye adlandırdığımız)

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Çocuklarımızı harekete teşvik edelim. Önemli olan bizim söylememiz değil, bizlerin anne-baba olarak ne yaptığıdır. Eğer siz spor yapmıyorsanız ve çocuğunuza yaptırmaya çalışıyor ama tepki alıyorsanız, kusura bakmayın çocuğunuz haklı. Önce siz örnek olacaksınız. Çocuğuma sağlıklı yedirmeye çalışıyorum ama yemiyor, ona bir sürü özel yemek yapmak zorunda kalıyorum diyorsanız o zaman yine hatalı sizsiniz. Onun özel yemeğe ihtiyacı yok. Siz sağlıklı yiyin, o da siz ne yiyorsanız onu yesin. Bir de tonlarca koruyucu sürerek çocuklarınızın bolca kimyasal ve sıfır D vitamini aldığının farkında mısınız? Saatlerce güneşin altında yakın demiyorum ama en az 15 dakikayla yarım saat arası güneşte korumasız bırakmalısınız çocuğunuzu. "Güneş girmeyen eve doktor girer" diye boşuna söylememiş atalarımız.

    12. Yapılan araştırmalarda hamilelikte sigara kullanımının, bebek düşürme ve az kilolu bebek doğurma riskini belirgin şekilde yükselttiği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Artık hamileyken sigara içen mi var diye sormayın çünkü hala etrafımda üzülerek hamileyken sigara içenleri görüyorum. Eğer sigarayı bırakamayacağınızı düşünüyorsanız o zaman hamile kalmamanızı öneririm çünkü bebeğinizde ömür boyu kalıcı hasarlar da bırakabilirsiniz. 

    13. Vücuttaki iyi bakterilerin öneminin diğer organlardan daha az olmadığı. Kalbimiz ortalama 0.370 kg, beynimiz 1.36 kg ve karaciğerimiz 1.8 kg ağırlığındayken iyi bakteriler de 1.59 kilodur. En fazla probiyotiğin anne sütünden bebeğe geçtiği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Sağlıklı ve düzenli bir beslenme sonucu yeterince probiyotiğe vücudumuzda sahip olabiliriz. Ancak fast-food tarzı beslenmenin tüm dünyada son dönemlerde çok sık yaygınlaştığını göz önüne alırsak vücudumuzdaki tüm iyi bakterileri hızla öldürme peşinde olduğumuz söylenebilir.

    14. Kaliforniya eyaletinde Afganistan ve Irak'tan dönen askerleri tekrardan topluma kazandırmak amacıyla (yaşadıkları travmaları azaltabilmek adına) organik tarım alanları yaratıp onların bu alanda gelişmelerini sağladıkları. Aynı zamanda çiftçilerin yaşlandığı ve yerine yeni nesilden çok daha az çiftçilik yapmak isteyen olduğundan vesileyle bu alanda tekrar gelişme sağlanmaya çalışıldığı. 

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Kendi ülkemizde de çiftçiye destek olmalıyız ki köylerini terk edip para kazanmak için şehirlere gelmek zorunda kalmasınlar. Bizler de onların sayesinde daha sağlıklı yiyelim, çocuklarımıza yedirelim. 

  • Plastikler ve Çocukluk Çağı Obezitesi

    Çocukluk Çağı Obezitesi ve Besinleri Tüketirken Kullandığımız Plastikler..

    Günümüzde artan çocukluk çağı obezitesinin önlenmesinde çocukların tükettiği besinler kadar nerede, ne ile, nasıl kullandıkları da oldukça önemlidir.

    Çocuklarımızı sağlıklı biberon, tabak, kaşık ile mi besliyoruz acaba yoksa plastik şişelerde, kaplarda mı? Karşımıza çıkabilecek ciddi sağlık problemlerinin farkında mıyız?

     Peki bu büyük problemin ismi ‘BPA’ (Bisfenol A) desem. BPA hormonal olarak zarar verebilen oldukça tehlikeli bir birleşiktir. Aklınıza bu kötü düşmanın anne karnındaki bebeğin bile ileriki dönem yağ dokusuna etkisi olabileceği gelir miydi? 2016 yılında tamamlanan uzun yıllar süren bir çalışma ile plastiklerin içinde yer alan BPA birleşiğinin, anne karnından 7 yaşına kadar takip edilen 1200 çocuk üzerindeki etkileri gözlemlenmiş. Çalışmada çocukların ve gebe annelerin idrar tahlilleri ile BPA olan maruziyetleri ölçülmüş. Çalışma sonucunda anne karnından 7 yaşına kadar olan dönem içinde BPA maruziyetinin doğrudan bel çevresi, vücut yağ oranı artışı ile ilişkili olabileceği görülmüş. Ayrıca bu durumun kız çocuklarında daha etkili olduğu da belirtilmiş.

     

    Mayo Klinik verilerine göre BPA korunmak için;

     1) Plastik alırken etiket okumak önemli bir yer tutuyor; 3 ve 7 numaralı geri dönüşüm işareti olanların BPA içerme olasılığı bulunmaktadır.

    2) Plastik kap, kase, şişe.. mikrodalga ya da bulaşık makinasına konulduğunda BPA ortaya çıkabilmektedir.

    3) Son olarak da konserve besinlerin BPA içeriği yüksektir, olabileceğinden uzak durulması iyi bir tercih olacağı belirtilmektedir.

  • Sağlık Raporu Programı, TVNET

    Ayşenur Asuman Uğur’un sunduğu Sağlık Raporu Didem Kanca Üstay'ı ağırladı.

    Programda, “Çizgi filmler aracılığıyla çocuklara beslenme tuzakları nasıl kuruluyor? Bilinçdışına yönelik hangi sağlıksız mesajlar veriliyor? Çocuklar beslenme ve sağlık davranışlarında kimi örnek alıyor?” soruları yanıtlandı.

     

  • Yemeyen Çocuk Yoktur, Yediremeyen Anne Vardır!

     

    İddaalı ve acımasız bir başlık oldu biliyorum, ama yaptığım birçok araştırmada ve Avrupalı bebeklerde gözlemlediğim çok önemli bir konu oldu. Şimdi bazılarınız eminim şöyle diyecek: “Ama benimki hakikaten yemiyor!” Ben de hemen arkasından şu soruyu yönelteceğim. Neden Avrupalı bebeklerin arkalarından anneleri kaşıkla koşmazlar? Zorla yedirmeye çalışmazlar? “Kuş uçtu, böcek geçti” derken yemekleri çocukların ağızlarına tıkmazlar? Onların çocukları sessiz sakin bebek sandalyelerinde oturup önlerindekini yerlerken, bizimkilerin önüne neden cep telefonu, iPad vb. dikkatini dağıtacak gereçler konur? Ve neden bazı çocuklar 4-5 yaşına gelmiş bile olsalar hala anneleri yedirir?

    Bu durumun en önemli nedenlerinden birisi katı gıdaya geçiş zamanıdır. Annelerimiz katı gıdaya doğru zamanda geçmekte zorlanırlar. Birçok anneye emzirirken bebeğe süt vermek, sağlıklı sebze yemekleri yapmaktan daha kolay gelir. Bir de bebek o gün pişirilen sebzeyi diyelim ki sevmedi, anne bebeğini hemen göğsüne dayar emmesi için. Aynı zamanda yapılan tüm araştırmalarda geçiş döneminde sebzeleri ne kadar az blenderden geçirir ve ne kadar az püre halinde verirseniz bebek de katı gıdalara geçişi ve yemeklerin tatlarını ayırt etmeyi daha kolaylıkla öğrenecektir. Siz bu süreci uzattığınızda bebek de yemek konusunda tembelleşecek ve kolay yiyebileceği makarna, patates, ve türevi gıdaları tercih edecektir. Emziren ya da mama veren annenin bebeğine altıncı aydan itibaren katı gıdaları vermeye başlaması gerekirken, dokuzuncu ayında bile rahatını bozmamak adına emzirmeye devam edebiliyor. Tabii ki emzirmeye devam edecek ama sırf anne sütü ya da mama vermeye devam ederseniz, o çocuk diğer gıdaları yemekte zorlanacaktır.

    Bir de kimi annelerin çocukları yeterli yese bile anneye göre hep az yiyordur. Bu, hem annede hem de çocukta çok büyük stres yaratır. Çünkü anne çocuğunun az yediğini düşündüğünden endişelenir ve sürekli yedirmeye çalışır. Çocuk da doyduğu halde kapasitesinin üzerinde yemek yemeye zorlandığından yemekten gittikçe soğur.

    Bakın, üç çocuklu hiçbir bilimsel geçmişi olmayan bir annenin kitabında yer alanlar: “Yemekleri blenderden geçirerek verme dediler, ben ne yaptım? Diyorlar ki altı aylık bir bebek ağzının içinde ezilmiş yemeği gezdirebilir. Bizimkiler gezdiremediler. Öğürdüler, yediklerini çıkardılar. Zaten zor olan yemek yedirme işi bir de kusmuk temizleyerek daha da zor hale geldi. Blenderden geçirince gayet güzel yediler. Bir süre sonra hakikaten ağzında yemek döndürebilir hale gelince ezerek vermeye başladım. Bence önce bir ezerek vermeyi dene, baktın olmuyor çek blenderden gitsin. Bir sürü derdin var zaten, bir de onu mu düşüneceksin?” Ondan sonraki bölümün başlığı da zaten birazdan aşağıda gelecek “Yemeyen Çocuğa Zorla Yemek Yedirme Yöntemleri!” Ehh, sen çocuklarına blenderden geçir ver, bu kadar araştırmayı, doktorların söylediklerini kulak ardı et, ondan sonra da çocukların yemesin ve sen tecrübelerine dayanarak tavsiyeler ver! İnanın aklım hayalim almıyor. Konumuza geri dönecek olursak, bu anne gibi birçok anne yemeğe geçişlerde zorlanıyor ve zamanında katı gıdaya doğru bir şekilde geçemiyor. Bundan dolayı da çocuklarda yeme sorunu oluşabiliyor. Bir de diyor ya, “Kusmuk temizlemek zor geliyor, niye uğraşayım?” Avrupalı annelere bir bakın bakalım, o bebek her yere yemek saçarken, üstü başı batarken zerre kadar stres oluyor mu? Biz de çocukların üstü, etraf batmasın diye neredeyse evlenene kadar kaşıkla yediriyoruz! Sonra da mızmızlanıyoruz, “Benim çocuğum yemiyor!” diye. Doğru zamanda geçiş gıdalarını verirsek, bebeğin damak tadının ve yemek alışkanlığının gelişiminde çok olumlu etkilerini görmüş oluruz.

    Yine dikkatinizi çok önemli başka bir konuya çekeceğim, siz hiçbir pedagog, psikiyatrist ya da çocuk doktorunun yemeyen çocuklar için “onları oyunla, zorla yedirin” gibi kitaplar, başlıklar altında yazılar, kitaplar yazdığını gördünüz mü? Demek ki çocukları yemeyen anneler bir yerlerde yanlışlar yapıyor ki çocukları yemiyor.

    Ayrıca genlerin de yemeye etkisi vardır. Mesela kendisi de çocukken çok zayıf olan, az yiyen bir anne veya baba çocuğu aynı şekilde olduğunda bunu kabullenemez ve zorla yedirmeye çalışır. Siz kendinizi çocuğunuzun yerine koyun. Size birileri zorla yemek yedirmeye çalışsa, siz nasıl hissedersiniz? Yemeğe karşı tepkiniz ne olur? Karşınızda sizin bebeğiniz, sizin çocuğunuz da olsa birey duruyor ve siz bunu kabullenemiyorsunuz. Çocuğunuzun boyu uzadığı sürece sıkıntı yoktur. Kimi insanlar daha ince bir yapıya sahip olabilirler ve bu onlara zorla yedirmeniz anlamına gelmez. Bugün dar gelirli kesimde de, köylerde de yemeyen çocuk sendromuyla karşılaşmazsınız. Onların evlerinde pişen her yemek yenir. Hiçbir zaman “Oğlum, akşam nohut sevmedi, ben ona nohutlu browni (kek) yapayım” demezler!

    Yoksa siz de “Ama benim çocuğum hakikaten yemiyor” diyen annelerden misiniz? O zaman şunlara dikkat ettiniz mi?

    Yazının devamını ve çocukların nasıl beslenmesine dair daha detaylı bilgileri ve tavsiyeleri “YARIN DİYETE BAŞLIYORUM” adlı kitabımda bulabilirsiniz.