polikistik over sendromu

  • Polikistik Over Sendromu Tez Çalışması

    PKOS ve KARBONHİDRAT ALIMI

    Yapılan çalışmalarda basit şekerin sınırlandırılması insülin direncin azalması ve bu bağlı kilo kaybının yaşanması ile PKOS tedavisinde önemli bir rol oynayabileceği üzerinde durulmaktadır (12).Karbonhidrat içeriğinin yanında diyetin posa içeriğide oldukça önemlidir. Bozulmuş glikoz toleransı olan bireylerin posadan zengin bir diyet ile beslendiğinde bu bireyler üstünde olumlu etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca yapılan çalışmalarla yüksek posalı diyetin insülin ve kan glikoz seviyeleri üzerinde oldukça pozitif etkisi olduğundan da bahsedilmektedir. Çözünür posa olan guar-pektin desteğinin glikoz kontrolünü düzenlenken, buğday kepeği ve selüloz gibi çözünmez posanın herhangi bir etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. B-glucan, karbonhidrat ve yağların emilimini ve sindirimini yavaşlattığı gözlemlenmiştir. Bunlara ek olarak posa dolaşım sırasında monositler üzerinde insülin sayısının artmasına, postprandiyal glisemik dolaşımın azalmasına ve direk olarak hepatik glikoz metabolizmasının etkilenmesine yol açmaktadır(17).

    Besinlerin glisemik indeksi (Gİ) ile insülin direnci arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Gİ yüksek besinlerin içindeki nişasta çok hızlı sindirilerek insülin salınımını uyarmakta, kandaki insülin ve glikoz seviyesinde artış gözlemlenmektedir. İnsülin alıcılarının baskılanmasıyla insülin direnci meydana gelmektedir. Gİ düşük tam tahıllı besinler ve kuru baklagil tüketildiğinde içeriklerindeki nişasta yavaş sindirilip glikoz kana yavaş geçtiğinden vücudun insülin talebi azalmakta ve insülin direnci oluşum miktarı böylece azalmış olmaktadır. Ayrıca diyet posasından zengin olan besinlerin glisemik indeksleri düşük olduğu görülmektedir.  Kan şekerinin yükselmesi ve insülin direncinin meydana gelmesinden gıdaların glisemik yüküde önemli bir rol oynadığı belirtilmektedir. Glisemik yük arttıkça vücudun kan şekerini regüle etmesi de zorlaşmaya başlamaktadır.  Glisemik yük, tüketilen besinin porsiyonunun sindirilebilen karbonhidrat miktarının glisemik indeksi ile çarpılıp yüze bölünmesi ile elde edilmektedir. İnsülin direnci, bozulmuş glikoz intoleransı gibi durumlarda glisemik indeksin yanında mutlaka besinlerin glisemik yükleride düşünülmelidir(31).

    Posa içeriği fazla tahıl ve kuru baklagilleri fazla tüketen bireylerin serum kolesterol seviyeleri ve iskemik kalp hastalıklarından daha düşük olduğu gözlemlenmektedir.  Tipik batı diyetlerinde viskos, çözünür posa içerikli besinler eklendiğinde, serum kolesterol seviyelerinde %5 ve daha fazla azalma olduğu ortaya konmaktadır. Özellikle kolesterol düzeyleri oldukça fazla olan bireylerde posa eklenmesiyle kolesteroldeki düşmenin daha fazla olduğu gözlemlenmektedir. Posanın ise kolesterol düşürücü etkisi içerisindeki viskosite ile açıklanmaktadır. Viskos yapı, çözünebilir posa barsaklardan safra asitlerinin emilimini engelleyerek karaciğerde kolesterol sentezi için gerekli öncü ögelerin yoğunluğunu düşürmektedir. Buna ek olarak posa içeriği yüksek ve kepeği ayrılmamış tam tahıllı ürünlerde bulunan gamma tokotrienolün karaciğerde kolesterol sentezlenmesini baskılayarak kan kolesterol seviyelerinin azaldığını bilinmektedir. Bir başka çalışmalarda bunu destekler niteliktedir. Hiperkolesterolemili bireylerin beslenme biçimlerine yulaf ezmesi eklendiğinde serum kolesterol seviyelerinde önemli azalmaların olduğu gözlemlenmiştir (31).

    Beslenme tedavisinde  früktoz içeriğinin önemini vurgulamak için yapılan çalışmada,  PKOS hastalarında düşük früktozlu bir besin örüntüsünün yüksek früktozlu bir besin örüntüsünden, kalp ve damar hastalıklarından korunmada, kilo kaybından sonra daha olumlu sonuçlar doğurabileceği amaçlanmıştır. 1. grup geleneksel yüksek früktoz içeren sıvılar tüketmekte, bu grupta tüketilen sebzelerin ve düşük lif içerikli olanları seçilmektedir. Bu grubun günlük kalori alımını 110 kkal ile sınırlı tutmaktadırlar. 2. grup tam tahıllı mayasız ekmek tüketmekte, ayrıca düşük yağ içerikli yüksek protein içerikli bir diyet örüntüsü bulunmaktadır. Buna ek olarak bireyler sınırsız meyve ve sebze tüketmektedir. 8 hafta süren çalışma sonucunda, iki grubundan kan basınçları azalmış fakat aralarında anlamlı bir fark görülmemiştir. İki gruptada kilo kayıpları görülmüş fakat anlamlı bir fark görülmemiştir. İki gruptada bağırsak hareketlerinde düzene girmiş fakat anlamlı bir fark görülmemiştir. Tam tahıllı mayasız ekmek tüketen  grupta testesteron seviyesi azalmış, progesteron seviyeleri artmışt, fakat früktozu yüksek olan grupta herhangi bir değişiklik görülmemiştir (32).  Yapılan bir diğer glisemik indeksi azaltılmış diyet tedavisi bu çalışmayı desteklemektedir.  Çalışmanın amacı, standart bir diyet ile düşük glisemik indeksli bir diyetin PKOS hastaları üzerindeki klinik etkilerini incelemektir. Her iki diyette kalorisi ve yağı azaltılmış diyetlerdir. Diyetlerin içindeki lif miktarları farklılıkları ile birbirinden ayrılmaktadır. Her iki diyette enerji kısıtlamasına gidilmemiştir. Porsiyon miktarlarına önem verilmiştir. Çalışma sonucunda ise OGTT testi sonuçlarında, glisemik yükü düşük diyete sahip bireylerde daha olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Standart diyeti yapan PKOS hastalarına göre; glisemik yükü azaltılmış diyeti yapan PKOS hastalarının menstrual döngüleri anlamlı bir düzelmeye gitmiştir (%96 oranında). Çalışma sonucunda kan serum değerlerindeki farklılıklar açısından sadece serum fibrinojen değerlerinde anlamlı farklılılar görülmüştür (33). Glisemik indeksi düşük besinlerin etkisini araştıran bir çalışma ile de bu besinlerin etkisi bir kere daha görülmektedir. Çalışmada eşit kalori ile beslenen bireylere 12 hafta boyuca düşük glisemik indeksli besinlerin polikistik over hastalarının üzerindeki etkisi incelenmiştir. İki ayrı gruba ayrılan bireyler, ilk gruba düşük glisemik indeksli bir diyet verilirken; kontrol grubuna ise standart bir diyet verilmiştir. Standart bir diyet ile beslenen bireylerde herhangi bir farklılık görülmemiştir. Glisemik indeksi düşük diyet ile beslenen PKOS hastalarında ise, insülin direncinin ve esterleşmemiş yağ asitlerinde azalma görülmektedir (p:0.03 ve p:0.01) (34).

     

    PKOS ve PROTEİN ALIMI

    Yapılan çalışmada whey proteinin kan glikoz seviyelerinin sabitliğinin korunmasında etkili olduğu üzerinde durulmaktadır. Buna ek olarak protein tüketiminin karbonhidratlar ile karşılaştırıldığında uzun süreli grelin baskılanmasına yardımcı olduğu ve doygunluk hissini arttırdığı belirtilmektedir. Serum leptin düzeyleri doğrudan adipoz dokuyla, adipopektinler ise insülin direnci ile ilişkilendirilmektedir (12). 

    Çalışma protein karbonhidrat oranının farklılıklarının PKOS hastalarına verdiği farklı metabolik sonuçları incelemek amaçlı yapılmıştır. İki ayrı gruba ayrılan bireylerden bir kısmı proteini arttırılmış bir diyet diğeri gruba ise standart bir diyet tüketmesi sağlanmıştır. İki gruptaki bireylerin Diyetlerinde de herhangi bir kalori kısıtlamasına gidilmemiştir. Yüksek protein içeren diyetin içerisinde en az %40 protein ve %30 yağ bulunmaktadır. Normal diyette ise protein oranı %15’ten az, yağ oranı ise %30 olarak belirlenmiştir. Çalışma sırasında antropemetrik ölçümler alınmış, kan değerleri sürekli incelenmiştir. Çalışma sonucuna göre; proteinden zengin olan diyette standart diyete göre anlamlı bir şekilde kilo kayıpları ve yağ oranlarında azalmalar gözlemlenmiştir. Bel çevreleri proteinden zengin diyete  göre anlamlı azalmalar göstermektedir. Kan glikoz seviyelerindeki azalma proteinden zengin diyette daha etkili sonuçlara yol açmıştır. Diyetler sonucunda bireylerin testesteron, globulin ve kan yağlarına bakıldığında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Fakat kilo kaybıyla birlikte proteinden zengin diyette standart diyete göre testesteron seviyelerindeki azalmalar daha belirgin olduğu görülmektedir(25). Bir başka çalışmada bu durumu destekler niteliktedir. Randomize kontrollü 16 kişi ile yapılan çalışma 2 gruba ayrılmıştır. Tüm bireylerin BMI verileri 30’un üzerinde yer almaktadır. İki grubada eşit miktarda 450 kkal eşit oranlarda karbonhidrat, yağ ve protein içeren diyetler düzenlenmiştir. Buna ek olarak iki gruba farklı iki tane 240 kkal protein ve basit şeker desteği yapılmıştır. Protein grubuna %96 whey proteinden oluşan, kalsiyum ile desteklenmiş ve tatlandırıcı eklenmiştir. Basit şeker desteği alan grup ise glikoz artı maltozdan meydana gelen bir şurup verilmiştir. Bu destek ürünleri çoğunda sabah tüketilmesi sağlanmıştır. Çalışma sonucunda; protein desteği yapılan grupta, basit şeker desteği alan gruba göre kilo kaybı daha fazla olduğu gözlemlenmektedir(p<0.03). Protein desteği alan grubun yağ kaybının daha çok olduğu gözlemlenmiştir (p<0.03).Protein desteği alan gruptaki bireylerin leptin seviyelerinde azalmalar olduğu, basit şeker tüketen grupta ise herhangi bir farkın olmadığı gözlemlenmiştir. Açlık glikoz, insülin, HOMA, trigliserid ve hs-CRP herhangi bir değişim görülmemektedir.Protein desteği alan grupta HDL değerlerinde azalma olduğu görülmektedir.(p<0.01); fakat basit şeker tüketen grupta herhangi bir fark görülmemiştir(12). Bir diğer çalışma ile bu diyetleri yapan bireylerin psikolojik seviyeleri incelenmiştir. Çalışma düşük karbonhidrat yüksek proteinli ve yüksek karbonhidratlı düşük proteinli beslenen polikistik over hastasının arasındaki bireylerin psikolojik olarak karşılaştırılmasını incelemektedir.  25 obez polikistik over hastasının 16 hafta boyunca ikiye ayrılmış iki grupla yapılan çalışma sonucunda; düşük karbonhidrat yüksek protein ile beslenen bireylerin çalışma sonucunda depresyon seviyelerinin anlamlı bir şekilde azaldığı öz güvenelerinin arttığı gözlemlenmiştir. Yüksek karbonhidrat düşük proteinli diyetle beslenen bireylerin psikolojik seviyelerinde herhangi bir değişim gözlemlenmemiştir. Kilo kayıpları arasında herhangi bir anlamlı fark gözlemlenmemiştir(35).

     

    PKOS VE YAĞ ALIMI

    Beslenme düzenin yağ türünün ve miktarının metabolik kontrol ve komplikasyonların oluşmasında büyük önemi bulunmaktadır. LDL kolesterolünün 100 mg/dL den daha düşük olması için diyetin doymuş yağ ve kolesterol miktarının azaltılması oldukça önemili bir rol oynamaktadır. Tekli doymamış lipitlerden zengin bir beslenme örüntüsünün insülin direnci üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Doymuş yağlarla kıyaslandığında çoklu doymamış diyetin total kolesterol ve LDL kolesterolünü düşürücü etkisi olduğu yapılan çalışmalar ile gözlemlenmiştir. Omega 3 içeri zengin olan balık yağını ile beslenen ratlarda insülin direncinin azaldığı çalışmada gözlemlenmiştir (17).

    30 polikistik over hastası  ile 8 hafta boyunca eşit kaloriye sahip, karbonhidratı  %41 ve %55’lik iki grubun çalışma sonucundaki beta hücre duyarlılığı, kandaki testosteron düzeyleri ve insülin duyarlılığındaki değişiklikler kaydedilmiştir. Çalışma sonucunda; standart diyetteki bireylerin kilo kaybı ortalama -1.30 kg olurken, karbonhidratı azaltılmış diyetle beslenen bireylerde kilo kaybı ortalama  -1.60 kg olarak gözlemlenmiştir. Karbonhidratı azaltılmış diyet ile beslenen bireylerde anlamlı bir şekilde HOMA-IR, açlık glikoz değerleri, açlık insülin değerleri (p<0.001) ve testosteron değerlerinde azalma (p<0.05) ve insülin direncinde anlamlı bir azalma görülmektedir. Karbonhidratı azaltılmış diyetlerde yağ oranın fazla olmasına rağmen bireylerin lipit profillerinde anlamlı bir gelişme görülmektedir. HDL seviyelerinde artış görülmektedir. Düzenli yapılan karbonhidratı azaltılmış diyet ile PKOS olan hastaların kilo kaybı sağlanarak; insülin direncinin kırılması ve testosteron değerlerindeki düzelme sağlanabileceğine karar verilmiştir. Bu beslenme tarzı ile açlık glikoz düzeyinin azalması ile ileriki dönemde ortaya çıkabilecek tip 2 diyabet riski azalabileceğide düşünülmektedir(4). Yapılan bir diğer çalışma ise bu tezi destekler niteliktedir. Karbonhidrat kısıtlanmasının vücut kompozisyonun da ve metabolik hastalıklardan korunmadaki etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada; 30 tane polikistik over  sahip obez bireylerden oluşan çalışma grubu 2 ayrı gruba ayrılmıştır. Bu iki gruptan  1. gruba  düşük yağ içerikli, %55 karbonhidrat, %18 protein, %27 yağ içeren bir diyet;  2. gruba ise düşük karbonhidrat içerikli, %41 karbonhidrat, %19 protein, %40 yağ içeren bir diyet verilmiştir. Çalışma sonucunda düşük karbonhidrat içerikli grupta abdominal adipoz dokularda daha çok kayıp görülmektedir. Yağ dokularında daha çok kayıp sağlandığı görülmüştür. Bireylerin açlık insülin, açlık glikoz ve açlık insülin seviyelerinin azaldığı ve insülin hassasiyetlerinin arttığı ortaya  konmaktadır(5). Karbonhidratı azaltılmış diyetlerin vücut kompozisyonlarına etkilerinin incelendiği bir başka çalışmada ise;  bireylerin kalori azaltılmış diyetleri ile değilde, karbonhidratı azaltılmış diyetler ile zayıflamasının abdominal yağlanma ve yağlanmayı azaltarak bireylerin tedavilerinde başarılı sonuçlara yol açmasını hedeflemiştir. Çalışma grubu ikiye ayrılmıştır. İlk gruba, ilk olarak karbonhidratı azaltılmış diyet daha sonra standart bir diyet verilmiştir. İkinci gruba ise, ilk olarak standart bir diyet, ikinci hafta karbonhidratı azaltılmış bir diyet verilmiştir. Karbonhidratı azaltılmış diyet; %41 CHO, %19 protein, %40 yağ içerikli bir diyet olarak tanımlanırken; Standart diyet; %55 CHO, %18 protein, %27 yağ içerikli bir diyet olarak tanımlanmaktadır. Kalori azaltmaya gidilmesede, karbonhidratı azaltılmış diyetlerde bireyleri kilo verdiği görülmektedir. Abdominal yağ dokusunda azalma bir tek karbonhidratı azaltılmış diyette görülmektedir. Standart diyette karbonhidratı azaltılmış diyete göre yağsız dokuda anlamlı bir azalma görülmektedir(p<0.005). Sadece birinci gruptaki azalan yağ dokusu insülin seviyelerinde azalmalar ile sonuçlanmıştır(6). Bir diğer bir karbonhidrat sınırlamasının daha belirgin olduğu çalışmada, çalışmanın amacı düşük karbonhidratlı, ketojenik diyetlerin kilo kaybı ile insülin direncinin kırılmasını amaçlamıştır. Kilo kaybı ve insülin direncinin iyileşmesinin PKOS üzerindeki etkisi incelenmiştir. 18-45 yaş aralığında, vücut kitle indeksleri 27'nin üzerindeki bireyler arasında yapılmıştır. Çalışmada karbonhidratı azaltılmış, ketojenik diyet ile bireylerin 20 gramdan az karbonhidrat alması sağlanmıştır. Bireylerin sınırsız et tüketimi alması sağlanmıştır. 1 kase salata, 1 kase ise sebze tüketmeleri istenmiştir. Her gün bireylerin multi vitamin alması sağlanmıştır. Son olarak ise haftada 3 gün egzersiz yapmaları sağlanmıştır. 8 hafta sonucunda; bireylerin beden kitle indekslerinde 4.0 kg/m2  azalma görülmektedir.  Testesteron seviyelerinde anlamlı bir azalma görülmektedir(p:0.04). Kandaki açlık insülin değerleri ve açlık glikoz azalmıştır (p:0.002). HbA1C değerlerindeki anlamlı azalma da gözlemlenmiştir (p:0.24). Kan yağlarında azalma görülmüş fakat anlamlı sonuçlar elde edilememiştir. PKOS sahip kadınlarda, saçlarında, menstrual döngülerinde ve doğurganlıklarında anlamlı artışlar görülmüştür (p:0.06) (7).  Karbonhidratı azaltılmış diyet tedavisi ile; %23 azalan testosteron seviyesi ile yumurtlama sıklıklarında düzen sağlanabileceği; bu da doğurganlığın artışını ile sonuçlanabileceğine karar verilmiştir. Metformin tedavisine göre daha verilmli sonuçlar elde edilmiştir(4).  Karbonhidrat oranın öğünlere göre dağılımın incelendiği bir çalışmanın amacı; yüksek yağ içeren diyet ile yüksek lif içerikli öğünler sonunda polikistik over hastalarının testesteron seviyeleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma 15 PKOS hastası yaşları 19 ile 40 arasında değişen kadın hasta üzerinde yapılmıştır. 1. Gruba yüksek lif içeren düşük yağlı öğün; 2. Gruba ise yüksek yağ içeren öğün verilmiştir. Her iki grubada 2000 kkal diyetler düzenlenmiştir. Diyetlerin tümü %30 yağ, %55 karbonhidrat, %15 protein içermektedir.  Açlık glikoz seviyeleri arasında anlamlı bir fark görülmüştür (p:0.002). Her iki öğün sonunda da  testesteron seviyerinde 2 saat sonunda anlamlı bir azalma görülmüştür(p:0<001) Fakat  4 saatin sonunda testesteron seviyeleri  yüksek lif içerikli grupta daha da azalma görülmüş (p:0.004); 2. grupta ise 6 saatin sonunda anlamlı bir azalma gözlemlenmiştir.  2 saatin sonunda insülin seviyeleri yüksek lif içerikli grupta iki daha fazla bulunmuştur (p:0<03). 1 saat sonra kan glikoz seviyeleri ölçüldüğünde, kandaki glikoz seviyesi  yüksek yağ içerikli grupta yüksek lif içerikli gruba göre 1. grupta daha yüksektir (p<0.003). Kortizol seviyesi 6 saatin sonunda, her iki öğün sonrasında da azalma göstermektedir (p<0.001)(3). Bu çalışmanın aksine yapılan bir vaka kontrol çalışmada tam aksi bir yargıya varılmıştır. 169 pcos hastası kadın ve 338 yaşına uygun kadın ile eşleşmiş vaka kontrol bir çalışma yapılmıştır. Araştırma sonucunda polikistik over hastalarının kontrol grupları ile kıyaslandığında daha yüksek enerji ve yağ içeren (p:0.01); fakat daha düşük karbonhidrat içeren bir diyet ile beslendikleri görülmektedir (p:0.01). PKOS hastalarında obezite, hyperglisemi, insülin direnci ve diyabet oranının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışma sonucundaki yargıya göre bu bölgede bireylerin enerji ve yağ içerikli diyetlerinin azaltılması kilo kayıpları üzerinde etkili olabileceği üzerinde durulmaktadır(24). Yapılan bir diğer çalışmaya göre de makro besin ögelerinin düşünüldüğü kadar etkili olmadığını vurgulamaktadır. 43 pcos sahip kadın ve 37 sağlıklı kadın bireyleri içeren case kontrol çalışmada; bireylerin beslenme tarzlarının, vücut yağ içeriklerinin, hormonal ve metabolik değişimlerinin bireylerin insülin dirençleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda gruplar arasında enerji, karbonhidrat, yağ ve protein tüketimleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.Fakat PKOS hastalarının bel çevrelerinin, vücut yağ oranlarının daha yüksek olduğu vurgulanmaktadır (p<0.05). Bireylerin androjen seviyeleri ve makro besin alımları arasında herhangi bir ilişki kurulamamıştır.  Sonuç olarak, PKOS hastalarında merkezi obezite ve insülin direncinin katı bir şekilde enerji tüketimi ve makro besin tüketimine bağlı olamayacağı üzerinde vurgu yapılmıştır (27). 120 birey arasında yapılan çalışmada çalışma grubu 22-44 yaş arasında PKOS hastası ve PKOS hastası olmayan iki grup şeklinde ayrılmıştır. Bu çalışma gruplarında bireylerin vücut yağ oranları ile insülin dirençleri, hormon seviyeleri gibi parametrelerin karşılaştırması yapılması hedeflenmiştir. Çalışma sonucunda polikistik over hastalarında bel kalça oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Serbest testesteron seviyeleri, deri altı yağ birikiminin ve bel kalça oranının doğrudan, açlık insülin seviyeleri ve HOMA-IR ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Kontrol grubunun bel kalça oranlarının ortalama 0.84 iken, PKOS olan bireylerin bel kalça oran 0.87 olduğu gözlemlenmiştir.Yaş farkının herhangi bir farklılık yapmadığı gözlemlenmiştir (28). 287 kadın üzerinde yapılan çalışmada, bireyler PKOS hastaları ve kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, PKOS hastalarının aldıkları enerjinin kontrol grubuna göre daha az olduğu bulunmuştur. (ortalama 1508kkal- 1617kkal) (p:0.002). PKOS hastalarının daha az karbonhidrat tükettikleri gözlemlenmiştir. (ortalama 191g- 222g) ( p<0.001). PKOS hastalarının daha yüksek oranda yağ tükettikleri gözlemlenmiştir. (ortalam 30.8g-28.3g) (p:0.0003). Protein tüketimlerinde herhangi bir farklılık gözlemlenmemiştir (29).


    Hormonal değişimlerin yağ ile etkisi incelen bir diğer çalışmada yağın etkisine bakılmıştır. Uygun koşullarda 30 farenin eşit miktarda 3 ayrı gruba ayrılması ile yapılan çalışma sonucunda, androjen ve yağın, polikistik over hastaları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Kontrol grubuna standart bir diyet uygulanmıştır. Diyet %52 karbonhidrat, %22.1 protein, %9.2 su, %5.28 yağ, %4.12 selüloz ve %4.22 mineral tuzlarından meydana gelecek şekilde düzenlenmiştir. Aynı zamanda çalışma grubu ile aynı miktarda zeytin yağı enjekte edilmektedir. Andronate grubunda ise 1mg/100g kilosu başına anrojeniz steroid 8 hafta boyunca desteklenmiştir. Fareler standart bir diyet ile beslenmesi sağlanmıştır. Andronate ile yüksek yağ ile beslenen son grupta ise yine 1mg/100g kilosu başına androjeniz steroid 8 hafta boyunca enjekte edilmiş ve buna ek olarak yüksek yağ içeren bir diyet verilmiştir. Yağdan zengin olan diyetin %52’si standart bir diyet, %16.8 domuz yağı, %15 sükroz, %9 kazein,%2 mineral ve vitamin, %3 dekstrinden meydana gelmektedir. Çalışma sonucunda; 3 gruptada kan glikoz seviyelerinde herhangi bir azalma görülmemektedir. Kontrol grubunun menstürasyon döngüleri düzenli bir şekilde devam ettiği görülürken, androjen desteği alan çalışma gruplarının ise düzensiz bir menstrual düzenlerinin olduğu görülmektedir. Androjen desteği yapılmış iki gruptada LDL, Total kolesterol ve Trigliseridlerinde artış görülmektedir. Yüksek yağ ile beslenen grupta kan glikoz seviyelerinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmada androjen alan iki grupta da anlamlı bir farklılık  bulunmamaktadır(30).

     


    SONUÇ

    Yapılan çalışamalar sonucunda karbonhidratı azaltılmış diyetlerin PKOS sahip kadınların tedavisinde olumlu sonuçlar meydana getirdiği görülmektedir (4) (6) (7) . Bu bireylerde beden kitle indekslerinin azalmasına bağlı olarak androjen hormonu seviyelerinde azalmalar ve buna bağlı olarak menstrual döngülerinde düzelişler görülmektedir(7). Karbonhidratı azaltılmış diyetler ile birlikte bireylerin daha az karbonhidrat alması sağlanıp, insülin hormonu salınımın azaltılması hedeflenmiş, böylece polikistik over sendromu ile meydana gelen hiperinsülinemi, hiperandrojenizim kısır döngüsününde çözümlenmesi ve başarısı üzerine çalışmalar mevcut bulunmaktadır (7) (32).  Bunların yanı sıra yapılan vaka kontrol çalışmalarında PKOS sahip bireylerin daha yağlı ve daha düşük karbonhidratlı besleniyor olması akıllarda belkide düşük karbonhidratlı, yüksek yağlı diyetlerin belkide uzun vadede bir çözüm olmayacağı algısını ortaya koymaktadır (28) (29). Bunların yanı sıra yapılan çalışmalarda PKOS sahip bireyler için ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor olsa da, bireylerin egzersizlerini sağlıklı bir diyet örüntüsü ile desteklemedikleri sürece yalnız egzersiz yapılması ile herhangi hormonal bir iyileşme sağlayamacağını ortaya koymaktadır (37) (38).  Tüm bunları göz önünde bulundurarak polikistik over sendromuna sahip bireylerin kilo kaybının sağlanması ile birlikte hormonal düzelmelerin sağlanabileceği görülmektedir. Bireylerin karbonhidratı azaltılmış, yağı arttırılmış diyetler ile beslendiklerinde olumlu sonuçlar meydana geldiği görülse de daha uzun süreli ve daha büyük izlenim grubuna sahip çalışmaların yapılması gerekmektedir.