kilo almak

  • 25 Kilo Vermenin Dayanılmaz Hafifliği

    Bu yazımda sizlerle Nisan 2008-Kasım 2008 arası 87.6 kilodan 63 kiloya düşmüş olan 32 yaşında bir bayanla yapmış olduğum röportajı paylaşmak istiyorum. Kilolarınızdan şikayetçi olduğunuz halde umutsuzluğa kapılıp “artık nasıl olsa veremem” diyenlerdenseniz umarım bu yazı size bir ışık tutar ve yeni bir başlangıç için ilk adımı atarsınız.

    D.K.Ü- Çocukken kilolu muydunuz?

    A.E- 4.5 kilo doğmuşum. Hatta annem övünerek anlatır, der ki “Doğduğunda kızım çok tatlıydın. Her yerin boğum boğum boğum boğumdu….” Ama boğum boğumdu demez belki en az 5-6 kere boğum boğum lafını tekrar ederdi.

    D.K.Ü- Peki bebeklik devresinden sonra fazla kilolarınız üzerinizde kalmış mı?

    A.E- Hayır, çocuklukta hiçbir kilo sıkıntım olmadı. Bilakis zayıf bir çocuktum. İlkokul 5. sınıfa kadar yüzmeye gittim. 5. sınıfta ortaokul giriş sınavlarına hazırlanmak için sporu bıraktım. Bırakmayla birlikte o sene çok kilo aldım. Ama ortaokula başladıktan sonra boyum uzayınca aldığım kilolar da boya gitti ve liseyi bitirene kadar hep 55-57 kilo arasındaydım.

    D.K.Ü- Peki yetişkin olarak kilo sorununuz ne zaman başladı?

    A.E-  Üniversiteye başladıktan sonra. Mimarlık bölümünü kazanınca okul için hazırlamam gereken projeler üzerinde geceler boyunca sabahladığm olurdu. Bu esnada elime ne geçerse ya da önüme ne konulursa yemeye başladım. Ama kendimle barışık olduğumdan yavaş yavaş almaya başladığım kilolar beni hiç rahatsız etmiyordu.

    D.K.Ü- Üniversite bittiğinde kaç kiloydunuz?

    A.E- 65 kiloyla bitirdim. 65 kiloda da aşırı kilolu durmadığımdan herhangi bir rahatsızlık duymuyordum. Fakat okul bitip çalışma hayatına girince daha çok masa hayatım olmaya başladı. Okulda sadece geceleri projeler üzerinde çalışırken bu sefer hem gece hem de gündüzleri yoğun bir şekilde çalışmaya başladım. İş hayatındaki tempo okul hayatına göre çok daha yoğundu.

    D.K.Ü- Peki eşinizle tanıştığınızda kaç kiloydunuz?

    A.E- 70 kiloydum.

    D.KÜ- Eşiniz hiç kilonuzdan rahatsızlık duydu mu?

    A.E- Hiçbir zaman kilomla ilgili en ufak bir yorumda bulunmadı. 80’li kilolara çıktığımda dahi hiçbirşey söylemedi. Bizim hakikaten ruhlarımız uyuştuğu için kilo aramızda bir engel teşkil etmedi. Hatta şimdi bile 25 kilo verdiğim halde hiçbir zaman “ne iyi oldu, iyi ki verdin” gibi yorumlarda bulunmuyor. Sadece beni daha mutlu gördüğü için benim adıma seviniyor.

    D.K.Ü- Evlenirken kilo vermek istediniz mi? Yani gelinlik giyeceğim daha zayıf olayım gibi bir his oldu mu?

    A.E- Hayır, daha önceden de söylediğim üzere ben kendimle barışık bir insanım. Eşimin de böyle bir takıntısı olmadığından hiç sıkıntı olmadı. Hatta bazen düşünürüm belki arada birkaç rahatsızlık ima eden lafları ya da hareketleri olsaydı acaba daha mı az kilo alırdım diye.

    D.K.Ü- Kendinizle barışık olduğunuzu söylüyorsunuz. O zaman sizi kilo vermeye ne motive etti acaba? Neden bir beslenme uzmanı eşliğinde kilo vermeye başlamak istediniz?

    A.E.- Beden ölçüm büyüdükçe, bir baktım giyim zevkim de otomatikman değişmek zorunda kalmış. Beğendiğim kıyafetler benim ölçülerimde yoktu. Olanlar da durması gerektiği gibi durmuyorlardı. Genelde büyük beden kıyafetler daha yaşlı kimseler için oluyordu, ben de mecburen onlardan alıyordum. Bu da zamanla mutsuzluk yaratmaya başladı. Bu durumu, en çok kilo vermeye başlayıp istediğim şeyleri giydiğimde farkettim. Yani kiloluyken bunun ben de ne kadar mutsuzluk yarattığını ancak kilo verdikten sonra anladım.

    D.K.Ü- Başka ne motive etti?

    A.E.- Bugüne kadar yaptığım her işi en iyi şekilde büyük başarıyla ve disiplinle yaptım ve yapıyorum. Kendime bir gün şöyle dönüp bir baktım ve dedim ki: “Herşeyi mükemmel bir şekilde götürüyorsun ama kendini ne kadar ihmal ediyorsun, aynı özeni niye kendine göstermiyorsun?”

    D.K.Ü- Tipik bir koç burcu hareketleri ve düşüncesi, doğru mudur?

    A.E- Evet tipik bir koç burcuyum.

    D.K.Ü- Hedef olarak kendinize kaç kiloyu belirlediniz?

    A.E- 55 kiloya kadar düşmek istiyorum.

    D.K.Ü- 25 kilo verdikten sonra hayatınızda hiç belirgin değişiklikler oldu mu?

    A.E- Olmaz olur mu? En güzeli çok daha enerjik bir insan oldum. Eskiden ne kadar çok yersem o kadar daha çok enerjim olacağını düşünürdüm. Fakat doğru beslenmeye başladıktan sonra gördüm kü az ama doğru gıdaları tükettiğim zaman enerjim çok daha fazla oluyor. Geçen sabah arabama gitmek için çitin üzerinden atladım. Eskiden hep arka taraftan yolu dolanıp öyle arabama giderdim. Fakat hafiflemiş olmanın verdiği rahatlıkla çok kolay hemen atlayıverdim. Pencereden beni izleyen kocamla göz göze geldik. İkimizde gülümsedik, çünkü benim ne hissettiğimi o da ben de çok iyi biliyorduk. Kiloluyken hayatta o çitten atlamak için en ufak bir girişimde bile bulunmazdım.

    D.K.Ü- Kıyafetler?

    A.E- İşin en güzel kısmı sabahları uyandığımda ne giyeceğimi düşünmemem, çünkü artık kilomu kapatmamı gerektiren bir durum söz konusu değil ve dolabımdaki herşey üzerime rahat rahat oluyor. Büyük gelen kıyafetlerimin çoğunu da keyifle başkalarına verdim.

    D.K.Ü- İnsanların tepkileri nasıl oluyor?

    A.E- İnanılmaz!!! Her gören çok şaşırıyor ve bu tamamen bir başarı hikayesine dönüştü. Herkes nasıl verdiğimi merak ediyor. Bense hep şunu söylüyorum: Bu tamamen insanın kendisinde bitiyor. Eğer hakikaten kafanıza koymuşsanız bu iş oluyor. Yoksa benim geçmişte başka bir diyetisyen tecrübem de olmuştu ama verememiştim, çünkü şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum ki kafamda bu olayı bitirememişim o zamanlar. Benden dolayı birçok insan motive oldu ve onlarda kendi beslenmelerinde değişimler yapmak için harekete geçtiler. Birçok insan için motive kaynağı olmak ta beni çok mutlu ediyor. Dolaylı olarak başkalarına yardımcı olduğumu düşünüyorum.

  • Açık Büfelerde Nelere Dikkat Etmeli?

    Açık büfelerde neyi, nasıl ve ne kadar yiyeceğimize karar vermek birçoğumuzun korkulu rüyasıdır. Çok seçenek çok yiyeceğimiz anlamına gelmemelidir. Akıllı seçimleri gelin birlikte öğrenelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=XJzglIpaQDU

  • Alev'in Kilo Verirken Duyduğu Mutluluk

    Didem ablayla ilk tanıştığımda, beni elimde bir kaşık nutellayla karanlık bir odada bırakmıştı, öncelikle anlam veremesem de, o kaşığın üstündekinin tadını çıkartarak keyifle yememi istedi ve odadan çıktı. Bir bakmışım, normalde düşünmeden mideme indirdiğim 1 kavanoz nutellanın, 1 kaşığı bile fazla tatlı gelmiş, elimde yarısıyla kala kalmıştım, ama bu nasıl olmuştu? Ben Didem ablayla sadece kilo vermedim, onunla harika, pozitif ve öğretici bir yolcukuğa çıktım. Bana bütün hayatım boyunca kullanabileceğim beslenme bilgilerinin dışında, gerçekten yemek yemenin bilinçle yapılması gerektiğini ee sağlıklı bir vücudun ne kadar önemli olduğunu öğretti.

    Herşeyden önce Tiroid hastası olduğumu Didem ablayla öğrendim. Şikayetlerimi onunla paylaştığımda öncelikle bir endokrinoloğa gitmemi daha sonra sonuçlarıma göre bir beslenme düzeni üstünde gideceğimizi söylediğinde şaşırmış olsam da, dediğini yaptım ve bunca zamandır hormonlarımın da birçok şeyi etkilediği gerçeğiyle yüzleştim. 

    SAYASA'ya her gelişim bir keyif bir mutluluk oluyordu. Sizi tartıya çıkartıp kötü hissettirmek yerine, korkuyla, baskıyla alışmaya duyduğumuz "1 kibrit kutusu" terimleri yerine, kendinizle barışmanızın yolunu gösteren harika bir insan vardı karşınızda. Didem ablanın 7/24 telefonla, "ben yedim, şimdi napıcam?" paniklerime verdiği tatlı cevaplar arada yoldan çıksam da bana doğru yönde bir ışık tuttu ki inanın benim için çok anlamlı. 

    Şu an spor yapıp, sağlıklı beslenmeme özen gösteriyorum ve bütün bunları kendi mutluluğum için yapıyorum. Didem abla gibi gözlerinin içi parlayan, etrafına ışık saçan harika biriyle tanıştığım için çok şanslıyım. Siz de diyetisyenden öte, size hayatınız boyunca doğru beslenmenin ve bu beslenmeyle mutluluğa kavuşmanın yolunu gösterecek birini arıyorsanız doğru yerdesiniz. Herşey için tekrar teşekkür ederim.

    Sevgiler,

    Alev Yakal

  • Anaokullarında Sağlıklı Beslenme

    Geçen sene ablam, yeğenimin yuvasındaki okul menüsüne göz atmamı rica etti. Ben de bazı değişimler gerektiğini gözlemledim. Bu konuda çok duyarlı olan okul yönetimi de benim hazırlayacağım okul menüsünü bu sene 2010 sonbahar döneminde uygulamaya geçirmekten büyük mutluluk duyacağını dile getirdi. Fakat bazı velilerden menü ile ilgili sorular gelince, ben de SAYASA'da veliler için bir toplantı düzenledim. Katılamayanlar için de oturup bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazımı da sizlerle burada paylaşmak istiyorum:

    Sevgili ve Saygıdeğer Ebeveynler,

    Birkaç hafta önce SAYASA'da sizlerden bazılarınızı okul menüsü ile ilgili sorularınızı ve sorunlarınızı dinlemek üzere ağırladık. Gelemeyenleriniz için konuşmada geçen bazı görüşleri ve detayları sizlerle özet olarak paylaşmak istedim.

    Bizlerin sahip olduğu, beslenme alışkanlıklarını çocuklarımızın da bir ömür boyu devam ettireceğine emin olun. SAYASA'ya kilo vermek için gelen 25, 30, 40, 50, 60... yaşlarındaki kişilerin kurtulmak için çaba sarf ettikleri alışkanlıklardan bazıları şunlardır:

    1. Tabağımdakini muhakkak bitirmem gerekiyordu, çünkü bitirmeden masadan kalkmam yasaktı.

    2. Yemekten sonra tatlıya her zaman yer var, doysam bile yiyorum, çünkü annem hep: 'Yemeği bitirirsen dondurma yiyebilirsin' derdi.

    3. Akşamüstleri canım kek, poğaça gibi birşeyler çekiyor, çünkü biz okuldan eve geldiğimizde annem muhakkak bize bunları hazırlardı. Olmazsa çok bozulurduk.

    4. Annem hep derdi ki: 'Ye oğlum ye, nişanlın güzel olur'.... gibi saymakla bitiremeyeceğim kadar çok yanlış mesajlar ufak yaşlarda zihinlere kazınıyor ve alışkanlık haline geliyor.

    Atalarımız boş yere 'Ağaç yaş iken eğilir' dememişler.

    Bazı ebeveynler 'Neden %50 yağlı süt?' diye sormuşlardı. Dünya Sağlık Örgütü'nün ve Amerikan Diyetisyenler Birliği'nin son açıklamalarına göre yağ alımına en fazla ihtiyaç duydukları zaman 0-2 yaş arasıdır. Ondan sonrasında çok fazla yağ tüketmelerine ihtiyaçları yoktur. Yemeklerden ve diğer gıdalardan yeterince yağ alınıyor. Bugün zayıf olan çocuğunuzun yarın zayıf olacak diye de bir garantisi yok. Yükselen obezite trendini düşünürsek sizin zayıf olan çocuğunuzun da bir gün bu istatistiklerin içinde olmayacağını nereden biliyorsunuz? Bu konuyla ilgili olarak, az yağlı sütün hiçbir besin değeri, tam yağlı süte göre daha düşük değildir. Tek fark yağ oranıdır. Vücutta açılan yağ hücreleri hiçbir zaman kaybolmaz. Çocuk yaşlarda ne kadar az yağ hücresi açılırsa o kadar iyidir.

    Bana yardım almaya gelen 9-10 yaşlarında kilo sorunu olan çocukların ilkokul birinci sınıfa kadar normal kiloda olduklarını fakat sonra okuldaki yemek düzeniyle birlikte aşırı kilo aldıkları ve iştahlarının açıldıklarını öğrendim. Evde çocuğunuz sizin konrolünüzde olabilir ama okulda değil. Eğer okulda çocuğunuz yanlış besleniyor, yağlı gıdalar alıyor ve çocuğunuz da normal iştahlı bir çocuksa kilo almaması gibi bir olasılık ortadan kalkıyor. Bakın dikkat ederseniz, iştahlı demiyorum, normal seviyede iştahı olan bir çocuksa diyorum. Zaten iştahlı olanlar için bu durumda 'geçmiş olsun' demekten başka birşey kalmıyor, çünkü onlar hayatları boyunda dikkat etmek durumundalar.

    Akşamüstleri çocuklar eve aç gelebilirler. Okulda sunulan meyveyi ya da yulaflı keki yemek istemeyebilirler. Yani çocuğunuz aç kalmasın diye meyve sevmiyorsa o zaman bugün tüm kilinik çalışmaların sonucunda ortaya çıkan 'beyaz gıdalardan uzakta kalın kansere davetiye çıkartıyor' çalışmalarının hepsini bir çöpe mi atalım? Ara öğün açlığı bastırmak için bir öğündür, ana öğün değildir. Zaten çocuklar tıka basa doymasın çocuklar. Ayrıca çocuklar bir çok yeme alışkanlıklarını okulda edinirler. Arkadaşlarına özenirler ve taklit ederler. Bugün yemedikleri bir yemeği, bakarlar ki arkadaşları yiyorlar, onlar da bir süre sonra yemeye başlayabilirler. Kaldı ki çocuğunuz eve aç gelsin. Yemek ile yatma arasındaki ideal zaman 4 saattir. Çocuğunuzun en geç 18:00 gibi akşam yemeğini yemesi gerekir. Çocuğunuz okuldan aç geldiği zaman iştahla sizlerin ellerinden çıkan sağlıklı bir akşam yemeği yiyeceklerdir. Bugün bana gelen birçok danışmanımla en çok zorlandığımız noktalardan birisi yatmadan dört saat önce yemeyi kesmektir. Lütfen, çocuklarınıza bu alışkanlığı edinmesinde yardımcı olun.

    Öğünlerde sadece su içmelerini önerdim, öneriyorum, önereceğim. Bana görüşmeye gelen yüz kişiden 99'u (abartmıyorum) bırakın günde iki litre su içmeyi bir litre suyu bile içmiyorlar. 30'undan 40'ından sonra bu alışkanlığı değiştirmeye çalışıyorlar, ama nafile. Vücudumuzun yüzde 60 ile 70'i arasının su olduğunu ve suyun faydalarının saymakla bitmeyeceğini düşünürsek, bence çocuklarımızı daha fazla su içmeye yönlendirmeliyiz. Farklı içecekler tükettiklerinde su içme ihtiyaçları azalıyor ve suyu içmiyorlar.

    Beyaz ekmek tamamen boş kaloridir. Kana hızla karıştığı için bir anda kan şekerini yükseltir daha sonra aynı hızla düşürür. Bu da çocuklarınıza enerji vermek yerine onların enerjisini düşürüp yorgunluk yaratır, ve akabinde de açlık gelir. Oysa çavdarlı ekmek içinde birçok mineral ve vitamin barındırır. Aynı zamanda da güzel bir lif kaynağıdır. Kepekli ekmek demiyorum, çünkü kepek demir oranını düşürür. Birçok çocukta demir eksikliği görüldüğünden, ekmeklerin tam tahıllı ya da çavdarlı olmasını tavsiye ediyorum. Tüm bunların yanı sıra tahıllı gıdalar kana daha yavaş karıştığından uzun süreli stabil enerji sağlarlar.

    Okul çocuklarınızın en sağlıklı beslendikleri mekan olmalıdır. Zaten haftasonları doğum günleri, dışarıda yemek zamanları oluyor ya da siz okuldan aldığınızda canı dondurma çekiyor ve alıyorsunuz. Çocukların nazı da ebeveynlere daha çok geçer. Haftasonu bir doğumgününe gittiğinizde, pasta, börek, poğaça dışında sizlere soruyorum: Sağlıklı bir gıda oluyor mu? Hayır. Çoğunda meyve bile sunulmuyor. Ne kadar şanslısınız ki çocuklarınız sağlıklı besleniyorlar. Ve ne kadar şanslısınız ki bu konuda duyarlı bir okulunuz var. Ayrıca bu menü hazırlanırken öğlen yemeklerinde sizin farkında olmadığınız ama arka planda hangi yiyecek hangisiyle yenilirse emilimi daha kuvvetli olur ya da yüzde yüz protein olur gibi ayrıntılara da önem verildi.

    Etrafınıza bir bakın lütfen, kaç tane ebeveynin acaba kilo sorunu yoktur? Normal ve sağlıklı bir kilodadır?

    Sağlıklı ve kilo sorunu olmayan bir nesil yetiştirmek için lütfen bizlere ve okulunuza destek olun.

    Ben KEYSTONE International yönetimi ile yeğenim sayesinde tanıştım. Bana sağlıklı bir yemek listesi hazırlamam konusunda yardım için danıştıklarında bu işi seve seve, gönüllü olarak yapacağımız söyledim. Her dört çocuktan birinin obez olma ihtimali olan ülkemizde bir okul yönetiminin bu konuya bu kadar duyarlı yaklaşması beni çok mutlu etti.

    Saygı ve sevgilerimle,
    Didem Kanca Üstay MS, RD

    Konuyla ilgili sorularınızı bana yazabilirsiniz.

  • Buğday Çimi Suyu

    Bu hafta sizin gibi duyarlı ve bilinçli okuyucularıma çimen suyunun faydalarını anlatmak istiyorum. Esasında çimen suyu dediğimiz şey buğday suyudur. Ufak tepsilere ekilen buğday tohumları aşağı yukarı 15-20cm uzadıktan sonra kesilir ve suyu çıkarılarak içilir. Peki çimen suyu neden son zamanlarda bu kadar popüler oldu, nedir bu normalde alt tarafı çim diye baktğımız bitkinin içindeki özellik? Çimen suyunun saymakla bitiremeyeceğim faydalarından en önemlilerini sizlerle bu yazımda paylaşacağım.

    Çimen suyu, tepsisinden taze, kesilir kesilmez içildiğinden klorofil yoğunluğu inanılmaz derecede yüksektir. Bitkilerin çoğunda bulunan klorofil güneşten gelen enerjidir, ve biz çimen suyunu içerek direk bu enerjiyi kendi hücrelerimize veririz. Klorofilin içinde yüksek miktarda vitaminler, mineraller ve protein bulunur. Klorofili esasında bitkinin kanı olarak ta adlandırabiliriz, çünkü klorofil olmadan birçok bitki hayatta kalamaz. Klorofil tüm hücreleri kuvvetlendirdiği gibi aynı zamanda karaciğeri ve kanı temizleme gibi bir özelliğe de sahiptir. En önemli bir diğer özelliği ise anemik (kandaki demiri düşük) olan kişilerde bu rahatsızlığı, yeteri derecede tüketildiğinde ortadan kaldırmasıdır. Klorofil aynı zamanda diş çürüklerini önler, ve diş etlerini sağlamlaştırır. Birçok cilt rahatsızlığına da iyi gelir.

    Eğer bugünkü şehir yaşamımızı göz önüne alırsak hiçbirimiz doğal ortamlarda yetişmiş çiğ sebzelerden oluşan günlük bir menü tüketmiyoruz. Aksine yiyecekleri bakteri ve virüslerden arındırmak için normalde daha fazla pişirdiğimiz bile oluyor. Böylelikle de gıdalardan aldığımız besin değerini inanılmaz derecede düşürmüş oluyoruz.
    Çimen suyunda likit oksijen bulunur. Bu oksijen, gıdaların daha iyi metabolize olmasını ve daha net ve açık düşünmeyi sağlar, çünkü beyin sağlıklı fonksiyon gösterebilmek için vücutaki oksijenin yüzde 25’ini kullanır. Bunun dışında daha iyi bir kan dolaşımı da sağlar ki bu da hücreleri çok daha iyi bir biçimde besler.
    Günde iki kahve fincanı kadar çimen suyu tükettiğinizde günlük ihtiyacınız olan tüm A,C,E ve B-vitaminlerini almış olursunuz. Bu vitaminleri çok doğal bir şekilde aldığınızdan alınan vitamin haplarına göre vücut çok daha iyi metabolize eder, ve faydasını görür. Tüm bunların yanı sıra vücudun kalsiyum, demir, sodyum, potasyum ve magnezyum ihtiyaçlarını da karşılar.

    Vücut için gerekli olan tüm amino asitlerde çimen suyunun içinde vardır. Et, tavuk, balık veya diğer hayvansal gıdalardan alabileceğimiz protein iki fincan çimen suyunda yeteri kadar vardır. Özellikle vejeteryanlar için inanılmaz bir protein deposudur.

    Saymakla bitiremeyeceğim çimen suyunun sadece bir özelliğini daha sizlerle paylaşıp ardından nasıl yetiştirildiği ve tüketildiği hakkında bilgi vermek istiyorum. Çimen suyunun içinde inanılmaz derecede enzimler vadır ki, bunlarda tükettiğimiz gıdaların çok daha iyi metabolize olmasını sağlar.

    Bunları biliyor muydunuz?
    • Çimen suyu toprakta bulunan 102 mineralden 92sini içinde barındıyor.
    • Çok yüksek enzim oranı olduğu kadar yüzde 70 klorofil içeriyor.
    • Çimen suyu iki şekilde tüketildiği zaman kişide yüksek enerjiye yol açıyor: 1. vitamin ve mineral eksikliklerini kapatıyor 2. hücreleri, kanı ve organları tıkayan artıkların vücuttan atılmasını sağlıyor.
    • Kilo vermeye çalışanlarda, kan dolaşımını ve metabolizma hızını yükselterek yardımcı oluyor.

    Esasında çimen suyunu yetiştirebilmek insanın kafasında canlandırdığı kadar zor bir olay değildir. Bunun için gerekli malzemeler şunlardır: altında ufak delikleri olan en az 2 tepsi, toprak ve buğday tohumu. Toprak birinci tepsinin üzerine eşit oranda yayılarak konur, üzerine toprağı kapatacak şekilde tohumlar serpiştirilir ve bol su verilir. Birinci tepsinin üstü ikinci tepsiyle kapatılır. Günde iki kez sulanır. Artık tohumlar uzayıp çimen haline geldiklerinde zaten üzerinde bulunan ikinci tepsiyi havaya kaldırmaya başlar. Bundan sonra ikinci tepsi bir kenara konulur ve birinci tepsideki çimenler büyümeye bırakılır. 15-20cm olduklarında içilecek kadar çimen kesilip suyu sıkılır. Bir kahve fincanı kadarı idealdir. Yalnız burada çok önemli bir noktaya değineceğim. Çimen suyunun kendine ait özel bir makinası vardır. Bunun dışında hiçbir makinayla suyu çıkmaz. Kesinlikle evdeki normal sebze-meyve sıkacağı ile bunu denememenizi tavsiye ederim, yoksa aletinizin bozulma riski çok yüksektir. Eğer evde yetiştirmiyorsanız artık dışarıda birçok meyva ve sebze sıkan yerden bunu tedarik edebilmeniz mümkündür.

    İkinci çok önemli hususta, kesinlikle aç karnınıza içmenizdir. Böylelikle direk kana karışır ve etkisini çok daha iyi gösterir. Ama eğer ilk kez çimen suyu içecekseniz bunu boş bir gününüzde evinizde ya da evinize yakın bir yerde içmenizi tavsiye ederim. Vücut anında detoks moduna geçtiğinden mideniz bulanabilir, ya da aşırı baş ağrısı çekebilirsiniz veya bağırsaklarınız bozulabilir. Bunların hiçbirisi de olmayabilir, ama ben sizin yerinizde olsam işimi sağlama alırdım.

    Sağlıklı ve bol oksijenli günler dilerim…

  • Canım Çekerse Yiyorum

    Şu "ay senin metabolizman çok hızlı çalışıyor, hiç kilo almıyorsun" dedikleri tiplerden değilim. Canımın çektiği gibi yesem 2 aya kalmaz hayalet Casper gibi yusyuvarlak olurum. Üniversite yıllarımdan beri de kilo almamak için mücadele ediyordum. Didem'in yardımını alıncaya kadar hiç "kilo almamanın bir mücadele olmaması gerektiğini" düşünmemiştim. Bana nasıl kilo vereceğimi anlatmadı aslında, kilo vermemi sağladı ve o kiloda nasıl kalabileceğimi anlattı. Bunu bir hayat tarzına nasıl dönüştürebileceğimi anlattı. Canım kadayıf çekerse yemeyi, ama aldığım gereksiz kalorileri ertesi gün nasıl dengelemem gerektiğini öğretti, ben de kilo kontrolü otomatiğe bağlandı. Bir gün ucunu kaçırırsam (ki haftada bir oluyor) ertesi gün çok dikkat ederek kilomu koruyorum, çok da kolay oldu benim için bu

    Turgut Kağıtçı

  • Danimarka'da Beslenme Konferansı

    Bu yazımı ağırlıklı olarak Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka'dan katılımcıların olduğu 9. Kuzey Ülkeleri Beslenme Konferansı'nin (9th Nordic Nutrition Conference) yer aldığı Kopenhag'dan yazıyorum.
    Biz hala tereyağı mı yoksa margarin mi diye tartışırken Avrupa ülkeleri çoktan daha derin konularla ilgili çalışmalar üzerine yoğunlaşmış durumdalar. Bu çalışmaların birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

    1. EGZERSİZ ve İŞTAH
    Aşağıdakilerden hangisi doğru?
    • Egzersiz iştah açar
    • Egzersiz iştahı azaltır
    Bu çalışmayla ilgili olarak ilginç bir sonuca varılmış, sonuçların kişiye göre değiştiğini görmüşler. Kimilerinin istahı azalırken, kimileri daha çok acıkmışlar. Bundan dolayı bu konuyla ilgili insanları tek bir tarafa yönlendirmek yanlış olur. Kişinin deneyerek bunun kendi üzerindeki etkisini görmesi en doğru davranış olacaktır.
     
    2. HAMİLELİK SIRASINDA YAPILAN EGZERSİZİN POST-PARTUM (HAMİLELİK SONRASI) DEPRESYONA FAYDASI VAR MIDIR?
    Yapılan klinik çalışmaların sonucuna göre hamileliğin ilk 6 ayında düzenli egzersiz yapan bayanlarda %20 oranında daha az post-partum depresyonu gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bu çalışma esnasında beslenme bozukluğu olan bayanların kesinlikle post-partum depresyonu için daha fazla risk taşıdıkları da ortaya çıkmıştır.
     
    3. LİKİT ŞEKER VE OBEZİTE
    Son 30 yılda çocuklar arasında obezite çok daha fazla görülmeye başlanmıştır. Bununla doğru orantılı olarak yüksek şekerli içeceklerin tüketimi de son 30 yılda çoğalmıştır. Arada potansiyel bir bağlantı olup olmadığı araştırılıp şöyle bir sonuca varılmıştır: Sık tüketilen yüksek şeker içeren içecekler obeziteyi tetiklemektedir.
     
    4. PROTEİN AĞIRLIKLI BESLENME DÜZENİ TEHLİKELİ MİDİR?
    Hayır. Son yapılan araştırmalara göre protein ağırlıklı beslenmenin vücutta herhangi bir yan etkisi görülmemiştir. Bilakis düşük yağ içeren diyetlere nazaran kişi protein ağırlıklı yiyecekler tükettiğinde daha fazla kilo verebilmektedir (tabii aldığı kalori miktarını da gözardı etmemek gerekir).
     
    Konferanstan ilginç notlar:
    1. Yeni Zelanda'da doğal koyun çiftlikleri kapatılıp yerlerine inek çiftlikleri yapılıyormuş. Neden mi? Çünkü Çin'e süt ihracatı yapacaklarmış.
     
    2. Norveç hükümeti yüksek şekerli ve yüksek yağlı yiyeceklerin tüketiminin daha az olması için bu tip gıdaların vergi oranını yükseltirken, sebze ve meyvadaki vergi oranını düşürmüş. Bu sistem işe yaramış ve Norveç halkı şimdi yüksek yağlı ve şekerli gıdaları eskiye oranla daha az tüketiyormuş.
     
    3. TELEVİZYONUN ETKİSİ: Avusturalya'da yapılan bir araştırmada televizyonda yiyecek reklamları izletilmesine izin verilmeyen kilolu çocukların zamanla kilo verdikleri gözlemlenmiş.
     
    4. Avrupa Birligi Komisyonu gıdayla ilgili reklamlarda herhangi bir kısıtlama getirilemeyeceğine karar vermiş. İspanya, Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde çocuk programlarında her 5 dakikada bir gösterilen yiyecek reklamlarına karşı çıkan sağlık kurumları bu karar karşısında çaresiz kalıp ne yapacaklarını şaşırmışlar.
     
    5. 3 gündür sabahtan akşama kadar katıldığım konferans sırasında hiç kimse "cep telefonlarınızı lütfen kapatınız ya da sessize alınız" demediği halde kimsenin telefonu çalmadı. Gelişmiş ülkelerin hali bir başka oluyor

  • Diyet Psikolojisi

    Hep içimde inanılmaz bir heyecan duyuyorum, acaba ne ile ilgili yazabilirim diye. Bu sefer sizinle diyet psikolojisinin kişiler üzerinde nasıl bir etki bıraktığıyla ilgili izlenimlerimi ve tecrübelerimi paylaşacağım.

    Genelde kilo vermek için diyet stresine girdiğimizde bir an önce fazla kilolarımızdan kurtulmak isteriz. Bunun için de yapmayacağımız hiçbirşey yoktur. Şok diyetler, çeşitli ilaçlar, aşırı egzersiz, kilo verdirdiğini iddia eden içinde ne olduğu bilinmeyen vücuda sıkılan enjeksiyonlar, incelttiğini iddia eden aletler ve daha niceleri…. Kendimizi o kadar çaresiz hissederiz ki, ne olsa yapmaya hazırızdır. Hiçbirşeye para harcamaz ama bu tip şeylere bir ton parayı gözümüzü kırpmadan veririz, hatta ruhumuzu bile satabiliriz. Kilo vereceğiz ya, herşeye değer! Ve ne acıdır ki çözümü hep dışarıda bir yerlerde birilerinde ararız. Aradığımızı bulamayınca da hayal kırıklığına uğrarız. Ama hep bakmayı unuttuğumuz bir yer vardır, o da “İÇİMİZ”dir.

    Kendimizi dinlemek yerine başkalarını dinlemeyi tercih ederiz. O başkası, bize bir kibrit kutusu kadar peynir yiyin der, ya da iki salatalık 150 gram yoğurt! Biz de hemen uygulamaya koyuluruz. Kendimize hiç sormayız bile, “acaba ben peynir yemek istiyor muyum, ya da kibrit kutusu kadar ile doyacak mıyım?” Çünkü o kadar çok umudumuzu dışarıda başkalarının iki dudağının arasından çıkacak kelimelere bağlarız ki, içimizdeki sesi bırakın duymayı, varlığını bile unuturuz. Oysa karşımızdaki kişi nasıl bilebilir, bizim ne zaman acıktığımızı, ne kadar ile doyacağımızı, canımızın ne çektiğini…? Hiç eliniz yemeğe uzandığında kendinize soruyor musunuz, “Ben neden şimdi yiyorum, hakikaten fiziksel olarak aç mıyım, yoksa başka duygularımın açlığını bastırmak için mi yiyorum?

    Ben kilolu zamanlarımda hep şöyle derdim: “Ama ben yemek yemekten çok büyük keyif alıyorum.” Taa ki master programında beslenme derslerimden birinde profesörlerimden birisi bir gün sınıfa bir kutu çikolatayla girene kadar… Sınıftaki herkese ufak bir parça çikolata verdi ve “haydi yiyin” dedi. Biz de şaşkınlıkla, acaba bunun arkasından ne çıkacak merakıyla yedik. Ardından elinden eşarplar çıkardı ve herkese dağıttı. Bir parça daha çikolata verdi. “Şimdi gözlerinizi kapatın, öyle yiyin” dedi. Aman Allahım, ne kadar lezzetli geldi o çikolata. Oysa biraz önce de aynısını yemiştim ama hiç böyle hissetmemiştim. Bunun üzerine kulağımıza takmamız için tıkaç verdi. Bu sefer hem gözlerimiz kapalı hem de kulaklarımız tıkalı yedik. Size yediğim çikolatadan aldığım hazzı anlatamam. İki duyum birden sistem dışı bırakılınca bu sefer yediğim şeye çok daha fazla odaklanmıştım. İşte o anda gördüm ve anladım ki, ben yemek yerken keyif almak ne demekmiş bilmiyormuşum. Çoğumuz yemek yerken farkına bile varmayız, ne zaman başladık ne zaman bitirdik. Sinirle yenilen tatlılar, televizyon karşısında atıştırılan çerezler, üzüntüyle tüketilen bir tencere makarna, yarın diyete başlayacağım stresiyle bitirilen kutu kutu çikolatalar, sohbet esnasında ağzınıza attığınız mezeler… Sizce bunları böyle yerken hakikaten keyif alıyor musunuz, ne yediğinizin farkında mısınız?  Yoga öğretmeni ablam yurt dışındaki merkezlerde yemeğe oturduklarında ilk 20 dakika konuşmanın yasak olduğunu söyledi. Herhalde boşuna bu yasak konulmadı diye düşünüyorum. Beyine tokluk hissi 20 dakikada gittiği gibi aynı zamanda kişi duyarlılığı çok daha yüksek bir şekilde yemeğini yiyerek hem vücudunu hem de ruhunu doyuruyordur.

    Siz belki benim yazılarımda okumaktan sıkılacaksınız ama ben yazmaktan yorulmayacağım. Lütfen, lütfen, lütfen çözümü dışarıda değil, kendi içinizde arayın. Farkındalığınızı artırın. 2010 sizin, bizlerin, hepimizin farkındalığımızın en dorukta olduğu sene olsun…

  • Eliminasyon Diyetinin Faydaları

    Hayatta hiçbir şey nedensiz değildir ve bence bu yazımda eliminasyon diyetine değinmem ve sizin de bu yazıyı şu anda okuyor olmanız da hiç şüphesiz bir tesadüf değildir.  Umarım okuduklarınızı uygulamak ister ve faydasını görürsünüz.

    Bundan birkaç sene önce 10 senelik yurtdışı eğitimimden döndükten sonra beklemediğim bir iş teklifinde bulunuldu. Avrupa’da uygulanan gıda intoleransıyla ilgili bir testin Türkiye distribütörlüğünü alan iki arkadaş onlarla çalışmamı teklif ettiler. Ben daha önce böyle bir testle ne okul hayatımda ne de okul dışında almış olduğum eğitimlerde hiç karşılamamıştım. Daha detaylı bilgilenmem için beni birkaç kere Almanya’ya eğitimlere gönderdiler. Avrupa’da birçok ülkede bu testin yüzde elliye varan kısmını sigorta karşılıyordu. O zaman güvenirliliği olan bir test olması gerekiyordu. Ama bu test neydi?

    Kan veren kişinin test sonuçlarına göre 269 gıda ve gıda katkı maddelerine karşı vücutta ne gibi tepkiler oluştuğunu ve meydana gelen 3. tip gecikmeli alerjiyi görebiliyorsunuz. Tükettiğiniz gıdaların bir kısmı bağışıklık sisteminizin çökmesine neden oluyor. Siz, belki sütün çok faydalı olduğunu düşünüp içmeniz gerektiğine inanıyorsunuz ama oysa her süt içtiğinizde sistemi biraz daha çökertip değişik sorunlar ortaya çıkmasını sağlıyorsunuz.

    Bu testi ilk kendime yaptırdım. Benim vücudumun tolere edemediği sadece 13 gıda maddesi çıktı ve bunlardan bir tanesi ahududuydu. Hiç tüketmediğim bir gıda nasıl olur da çıkar diye düşündüm. Fakat bu arada ağzımda hep aft çıkıyordu ve ben bunu bir türlü tipik batı tıbbında öğrenmiş olduğumuz “herhalde vücudumda bazı vitamin ve mineraller eksik” diye yorumluyordum. Sonra günlerden bir gün her gün çiğnemeye alışık olduğum karışık meyvalı cikletin içeriklerini okudum.Bir de ne göreyim? AHUDUDU!!! Hemen kestim ve inanır mısınız, son üç senedir bir daha ağzımda aft çıkmadı. Biliyorum inanması zor ama doğru. Bu yazıdaki amacım size testin reklamını yapmak değil, bilakis çok pahalı olan bu testin yerine sizin kendinizin deneyerek bazı şeyleri diyetinizden elimine etmenizdir.

    Hatta Amerika’da tamamlayıcı tıpla ilgilenen birçok doktor gelen hastalarında öncelikle eliminasyon diyeti uygular. Bu rahatsızlıkların arasında romatizma, kilo problemi, migren, cilt sorunları, kronik yorgunluk sendromu, aşırı gaz, kronik kabızlık veya ishal ve astım en başta yer alanlardandır. Ama liste uzayıp gider. Doktorlar ilk olarak diyetten süt ürünlerini çıkartır ve vücuttaki değişimleri takip ederler. Birkaç ay sonra bu tip gıdaları yavaş yavaş tekrar diyetin içine koymaya başlarlar. Kimi vücut eskisine göre çok daha fazla tepki verir. Bunu şöyle de yorumlayabiliriz. Bir su düşünün eğer bu su bulanık ve pis ise siz onun içine bir çöp atarsanız su da bir fark görmezsiniz, çünkü su zaten kirlidir. Ama temiz bir suyun içine ufacık bir çöp atarsanız su hemen bulanır. Sisteminizi de böyle düşünün birkaç ay temizliyorsunuz ve ardından ufacık ona iyi gelmeyen bir şey verdiğinizde vücut eskiye oranla çok daha büyük tepkiler verebiliyor. Eğer vücutta herhangi bir değişim saptanmazsa o zaman mayalı gıdalar diyetten çıkartılır ve bir süre bu tip diyetle vücuttaki tepkiler ölçülür.

    Elimine edilecek major gıdaların başında tüm glütenli ürünler, maya ve süt içeren gıdalar geliyor. Bunun yanı sıra tüm katkı maddeli gıdaları da kesebilirsiniz. Fakat bu tarz diyet büyük bir disiplin ve hazırlık gerektirir.  Sakın “Ben artık yarından itibaren hiç glütenli gıda yemeyeceğim” demeyin, çünkü glüten dediğiniz şey sadece unlu gıdalarda olmakla kalmayıp çikolata, dondurma gibi birçok üründe de katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Birçok insan hazırlıksız başladığı için birkaç günden sonra ya vazgeçiyor ya da aç geziyor. Bir de glütenli ürünleri diyetinizden çıkardığınız zaman B vitaminlerini de büyük ölçüde azaltmış oluyorsunuz. B-vitamini takviyesi yapmanızı tavsiye derim. Aynı zamanda sütlü gıdaları uygularken kalsiyum takviyesi de çok önemlidir. Kalsiyum için takviye alırken içinde muhakkak D-vitamini ve çinko olanı almanızı tavsiye ederim, çünkü birbirlerinin emilimlerini kolaylaştırırlar ve birbirlerine olan oranları çok önemlidir. Esasında ben çok takviye taraftarı bir insan değilimdir. Sağlıklı ve çok çeşitli gıdalar tüketildiğinde vücut tüm eksiklerini tamamlar, fakat bugünün şartlarında birçoğumuz tükettiğimiz gıdalara gereken özeni göstermiyoruz. Bundan dolayı bazı durumlarda takviye kullanılmasının hiç kullanılmamasından daha iyi olduğunu düşünüyorum.

    Birçoğunuzun çok can alıcı noktası olduğunu bildiğim kilo konusuna da değinmeden edemeyeceğim. Eğer elimine diyetini uygularsanız bu alanda da güzel sonuçlar alabilirsiniz. Fakat bu test kesinlikle bağışıklık sistemi için uygulanan bir testtir. Test sonuçlarının yan etkisi olarak kilo kaybı görebilirsiniz. Sadece kilo vermek için bu testi yaptırmanızdan yana değilim çünkü hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.

  • Fıkra

    3 adam oturmuş, eşlerine aldıkları hediyelerden bahsediyorlarmış. Birincisi demiş...ki 'Karıma öyle bir hediye aldım ki, 6 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor.' Diğer ikisi anlamamışlar. 'Ne aldın?' diye sormuşlar. 'Beyaz bir porsche aldım. Çok mutlu oldu.' diye cevap vermiş.

    İkinci adam demiş ki, 'Ben de geçen doğumgününde karıma 4 saniyede 0'dan 100'e çıkan bir şey almıştım.' Hemen anlamışlar tabii ki: 'Heeey yoksa Ferrari mi aldın?' Adam gülümsemiş: 'Evet kıpkırmızı bir Ferrari aldım. gerçekten de ona çok yakıştı' demiş.

    Bu sefer üçüncü adama sormuşlar: 'Peki sen ne aldın karına?' Adam demiş ki: 'Ben öyle birşey aldım ki, sadece 2 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor.' Adamlar şaşırmışlar: 'Atıyorsun!' demişler. 'Öyle bir araba olamaz ki!' Adam cevap vermiş: 'Araba aldığımı kim söyledi?' 'İşte bunu aldım' demiş.

    'TARTI!!!' 

  • Green Mountain at Fox Run, Vermont - 2004

    (Sadece bayanlara yönelik diyabet ve zayıflatma programı)

    Yine verdiğim kiloları yavaş yavaş almaya başladığım dönemlerden birini yaşıyordum. Panik oldum ve hemen tekrar bir zayıflama merkezi araştırmaya başladım. O sıralar New York’ta yaşadığım için bulabildiğim en yakın merkez Vermont’taydı. Hemen ilk iş rezervasyon yaptırdım ve gittim. Sadece bayanlar programa katılabiliyordu ve merkezde çalışanlar da bayandılar. Bir haftalığına gittiğim bu yerde kimse benim neden katıldığımı pek anlayamadı, çünkü herkes obez denecek derecede kiloluyken benim ise ekstra 5 kilomdan başka ortada görünen vahim bir durum yoktu. Ama vahim durum şuydu: İpin ucu kaçmıştı ve ben bunun farkındaydım, kendi başıma bir türlü aşırı yememi durduramıyordum.

    Oraya gece vardığımda çok mutluydum, çünkü kafaya koymuştum, son aldığım 5 kiloyu hemen bir haftada verecektim. Sabah uyandığımda kahvaltıya gittim. Açık büfeydi ve istediğimiz kadar herşeyden yiyebiliyorduk. Gerçi sağlıksız bir şey yoktu ama hepsi de aşırı tüketildiğinde kilo yapabilirdi. Şaşırmıştım, çünkü açık büfe bana göre değil diye düşünüyordum. Gün içinde uzman bir terapist kadınları toplayıp sohbet havasında herkesi konuşturuyordu. Kadınlar neden orada olduklarını anlatıyorlardı. Kimisini kocası ailesi zorlamış, esasında hiç orada olmak istemiyordu, kimisi kendi isteğiyle gelmişti. Ama herkesin gözleri benim üzerimdeydi: Bu zayıf kız neden buradaydı? Ben de suçlanarak esasında beslenme masterı yaptığımı ve sadece bu tip merkezleri gezerek tecrübe edinmek istediğimi belirttim.

    Kış ortası olduğundan dışarıda kar ayakkabılarıyla yürüyüşler, cross-country skiing gibi açık hava sporları mevcuttu. Benim dışımda bu sporlara katılım çok azdı, çünkü herkes çok kilolu olduğundan katılmak istemiyorlardı. Hatta birkaç kişi cross-country yaparken düştüler ve kalkamadılar. Başımızdaki eğitmen, ben ve bir kişinin yardımıyla ancak onları kaldırabildik. Bunun üzerine utanıp pes ettiler ve kayakları çıkartıp ellerine alarak merkeze yürüyerek geri döndüler.

    Gün içinde de sürekli egzersiz dersleri vardı. Ben hepsine katılıyordum. Hatta bir iki dersi sadece eğitmen ve ben yapmıştık. En az kilo vermeye ihtiyacı olan bendim ama en çok spor yapan ve açık büfede en az yiyen bendim.

    Kaldığım bir hafta boyunca kendim dışında kimsede çok fazla bir kilo kaybı görmedim. Açık büfe olduğundan insanlar kendi limitlerini bulmakta zorlanıyordu. Akşamları yapacak hiçbir şey olmadığından genelde arabası olanlar başkalarını da ayartıp yakındaki bir bara gidip orada içip yiyorlardı. Ben gayet disiplinli akşam yemekten sonra odama çekilip ablamı arıyordum ve ona  telefonda söyleniyordum: Ben açım, çok açım, bu gece nasıl uyuyacağım?

  • Hayatım Boyunca Kilolarımla Savaşmıştım

    Hayatım boyunca kiloyla cebelleşmiş bir insanım, genetik, yeme alışkanlıkları, bozuk psikoloji, yaşanan travmalar ne derseniz hepsi mevcut ve kilo alımına müsait bir bünye. Bir gün bir arkadaşım vasıtasıyla Didem'e gittim, beklentim yoktu, çok geçmiştim o yollardan ancak arkadaşım hem ruhen hem fiziken çok farklıydı, şansımı denemek istedim. Bir gittim SAYASA'ya adeta bir cennet bahçesi, bir kere mekan pozitif, huzurlu ve çok keyifli geldi. Ardından Didem ile tanıştım ve daha ilk seansta beni kazandı. Ben hemen kilomu boyumu ölçüp elime kağıt tutuşturup 3 hafta bunu yap 4 kg ver, vermezsen şöyle şok diyet falan deyip sepetleyen ve benden ümidi olmayan diyetisyene alışığım, fakat Didem hiç üşenmedi oturdu benime uzun uzun konuştu, açıkca, sıkmadan, heyecanla ve kocaman bir gülümsemeyle. O heyecan ve pozitiflik bana geçti tabii. Artık her seansı iple çeker oldum çünkü Didem bir dost, bir psikolog, bir yoldaş gibi konuştu benimle. Bunun yanında verdiğim kilolarım da işin tuzu biberi oldu. 200gr bile versem beraber mutlu olduk. Bana köstek değil gerçekten destek oldu. Benim çok aklımda kalan bir laf etmişti, hayat dengeden ibarettir diye, bunu hep kullanırım, insan onca yükü niçin boşu boşuna taşır ve kendine eziyet eder derdi, at kurtul o yükten. Gerçekten de o yükten kurtulmanın verdiği mutluluk çok güzel bir duygu. İşin fiziksel boyutundan çok ruhsal boyutu çok daha önemli. İşte bu yüzden benim sadece fiziğimle değil içimle de uğraştığı için ben Didem'i başarılı buluyorum. Ruhsuz, sevgisiz, mutsuz bunu bir iş olarak düşünen insanlarla sıkıcı ve geçici çözüm sunan diyet listelerinden bıkan tüm arkadaşlara, bana değer veren, beni dinleyen, önüme değişik listeler koyan, hayatımı bu şekilde devam ettirebileceğim mantıklı bir yol gösteren  ve bana pozitif bir dünya sunan Didem'i ve SAYASA'yı şiddetle tavsiye ederim :) 

    Zeynep Akıncı

  • Herkes Kilosuyla Boğuşmaya Devam Ediyor!

    İlk olarak size muhteşem öğretilerle dolu renkli bir 2010 dilerim. Bana gelen danışanlarım için kilo açısından 2009'un son devreleri bayağı zorlu geçti. Herkesin içinde önüne geçemedikleri bir yeme hissi oluştu. Ben dahil olmak üzere!. Bana göre bunun nedenlerinden biri de dünyada oluşan negatif enerjilerin insanlara vermiş olduğu ağırlıktı. Umut ediyorum ki yeni yıla, yeni ve hafif enerjilerle girip tüm bu ağırlığı üzerimizden atabiliriz.

    Sizlerle bana gelen danışanlarımın bu süreçte bana yazmış oldukları bazı e-mailları paylaşmak istiyorum. Bunun nedeni de eğer siz de geçtiğimiz aylarda kendinizi kilo problemiyle ilgili umutsuz vaka olarak görüyorsanız belki bu yazışmalar size yardımcı olur ve bu yolda yalnız olmadığınızı görürsünüz.

    Sevgili Didem, bu aralar oradan oraya çok misafirliğe gidiyoruz, holiday zamanı da olduğu için dört tarafta kekler, kurabiyeler var, hiç dayanamadığım yiyecekler. Çok yiyorum bu aralar Didemcim. Pilatese de gidemiyorum bir haftadır, gelene kadar da gidemem herhalde. Pantolonlarım sıkmaya başladı, ne yapacağımı bilemiyorum ama bu aralar iştahım çok açık ve durduramıyorum kendimi. Yine o kısır döngüye girmek istemiyorum. Annemin burada olmasının tadını çıkartmak yerine çok üzülüyorum bu aralar. Hiç kendimi, bedenimi dinlemiyorum. Aç değilken bile hala tıkınıyorum. Sana da yine söyleniyorum Didemcim ama şu aralar tam bir panik halindeyim. O, yazın tutturduğum çizgiyi yakalayamıyorum ve sürekli kendimi suçlayıp duruyorum.

    Bakın bir başka danışanım bu dönemde yeme içme ile ilgili önüne geçemediği dürtüler hakkında neler yazmış:

    Didemcim, bu aralar çok yiyyorum sıkıntıdan. Galiba kilo da aldım biraz. Bugün markete gittim ne kadar abur cubur buldumsa aldım. Sonra da hepsini yedim. İşin kötüsü evde hiçbir şey bulamazsam dilim dilim ekmeğe bal sürüp yiyorum gecenin bir köründe. Moralim çok bozuk bu aralar. Yine eski halime dönüyorum galiba. Çok korkuyorum Didemcim.

    Ya kendi hakkında olumsuz duygular üretenlere ne demeli? İşte bir danışanımın e-maili:

    Ben yine bunalımlardayım, kendimi şişko patates gibi hissediyorum. Allah rızası için bana şöyle en 'şok'undan bir liste verir misin? Biliyorum sen diyeceksin ki şok mok olmaz, kontrollü ye falan filan, ama hani bir keresinde de patatesl meyveli, sebzeli 3 günlük bir diyet vermiştin ya, ondan sonra o gazla çok iyi devam etmiş ve kilo vermiştim. Yine kendimi öyle bir şokla dürtmeye ihtiyacım var. Noooooooolluuuuuuuuur acil yardım!!!!!!

    Tüm bu maillara benzer daha birçok maili sizlerle paylaşabilirim. kesinlikle hissettiklerinizde ve yaşadıklarınızda yalnız değilsiniz. Ama sunu bilin ki: çözüm ne ben, ne de dışarıdaki başka insanlar, ilaçlar ya da diyetler değildir. Çözüm tamamen sizin içinizde yatıyor. İçinizdeki egoyu, canavarı susturabilmek ancak sizin elinizde. Lütfen ama lütfen hayatta her ne yaparsanız yapın farkındalıkla yapın. Ben kimseye sakın hamburger, pizza, baklava yemeyin demiyorum. Madem çok istiyorsunuz yemek ve o kaloriyi alacaksınız, o zaman bunu, tadını çıkara çıkara yapın. Keyif alarak yapın. Bizler çoğu zaman hem yiyoruz, hem pişmalık duyuyoruz ve yediğimizin tadına bile varamıyoruz. Güzel bir yemek te yiyecekseniz şayet, hakkını vererek yiyin lütfen.

    Size 2010 için olabilecek en büyük dileğim yüksek farkındalıkla geçireceğiniz ve her şeyin doya doya tadına varacağınız bir sene geçirmenizdir.

  • Incosol, İspanya - 2005

    Okulumu bitirip Türkiye’ye temelli döndükten sonra da, annem ve arkadaşının kilo sorunları devam ediyordu. Merkeze gidip döndükten 6 ay sonra annem ve arkadaşı tekrar yavaş yavaş kilo almaya başlıyordu. Benim de hep “Versem iyi olacak” dediğim 5 kilom vardı. Yine kilo versek iyi olur dediğimiz dönemlerden birinde ben uzun araştırmalarımdan sonra Marbella’da Incosol’u buldum. Annemin “kilo dostu,” annem ve ben İspanya yollarına düştük. Bu sefer şükürler olsun fazla kilo sorunum olmadığından kendim için sadece bir haftalık, annemler için ise bir aylık rezervasyon yaptırdım. Sonra altı haftaya uzattık. Gerçi dönüşte de onları almak için yine bir haftalığına gittim.

    Incosol’a vardığınızın ertesi sabahı aç karnına kan tahlili yaptılar. Ardından bir doktor ve beslenme uzmanı ile görüşmeye gittik. Bayağı detaylı görüşmelerden sonra doktor ve beslenme uzmanı eşliğinde kaç kalorilik nasıl bir diyet takip etmemiz gerektiği söylendi. Doktor ayriyeten spa’da yer alan terapilerden hangilerinin bizim için uygun olduğunu söyledi. Terapilerin çoğu vücudu inceltmeye ve toparlamaya yönelikti.

    Kahvaltı ve öğlen yemeği açık büfeydi, fakat büfenin orada hep birkaç kişi oluyordu ve servisi onlar bize yapıyordu. Biz istediklerimizi söylüyorduk, onlar da porsiyonları ayarlıyordu. Herkesin kalori ihtiyacına göre aldığı porsiyon miktarı farklı oluyordu. Bir de muhakkak akşamüstü çayımız oluyordu. En çok bu kısmı seviyorduk. Burada hakikaten Amerika değil de Avrupa’da olduğunuzu hissediyordunuz. Güzel fincanlarda sunulan çay veya kahvenin yanında muhakkak bir de tatlımız oluyordu. Akşam yemekleri saat 20:00-23:00 arası oluyordu. Çok realisttik düşünülmüş bir program çünkü özellikle İspanya’da kim akşam yemeğini erken yiyor ki!!! Akşam yemeklerini önümüze gelen menüden seçiyorduk: Başlangıç, ana yemek ve tatlı. Tabaklar hep süslenmiş çok şık önümüze konuluyordu. Yemekte muhakkak canlı müzik te oluyordu. Buradaki en güzel şey insan kendini hiçbir zaman diyetteymiş gibi hissetmemesiydi.

    Incosol aynı zamanda 5 yıldızlı otel olduğundan kilo vermenin yanı sıra sadece otelde kalmaya gelip spasını kullanmak isteyenler de oluyordu. Ama yemekler öyle güzel bir arada servis yapılıyordu ki kimin kilo vermek için gelmiş olduğunu anlayamıyordunuz.

    Her sabah kahvaltıdan önce sahilde yürüyüşe gidiyorduk. Başımızda bir eğitmen oluyordu. Hepimiz kendi tempomuza göre yürüyüp belli bir saatte otele geri dönecek otobüsün önünde buluşuyorduk. Bazı günler değişiklik olsun diye sabah yürüyüşü yerine akşamüstü farklı yerlere götürüyorlardı. Öğlen yemeğinden önce havuzda bir saatlik su egzersizi oluyordu. Bu derse katılımı bayağı yüksekti.

    Haftada iki kere tartılıyorduk ve iki kere de doktor görüşmemiz vardı. Birde vücut ölçülerimiz alınıyordu, verdiğimiz kilonun yanı sıra ne kadar inceldiğimizi de görmek için… Burası daha çok batı tarzı diyet uyguluyor. Yani alternatif merkezlerdeki gibi gelir gelmez ilaçlarınızı bıraktırıp genellikle vejetaryen ağırlıklı beslenmeye yönlendirmiyorlar.

    Sonuçlar gayet başarılıydı. Ben bir haftada 4 kilo verdim, ama ikisini hemen ertesi hafta geri aldım. Annemler bir buçuk ayda 10 kilo verdiler ve uzun bir süre kilolarını korudular.

  • Kilo Verip Orada Tutmak Hep Hayaldi

    Kendimi bildim bileli hep daha zayıf olma çabasında oldum. Hani çevrenizdekilerin "Aman canım neren kilolu sen de saçmalıyorsun, balık etisin sen" dediği bir görünüm. Ama mutlu olmadığımdan birçok diyetisyene gittim. Vermem gereken hep 4-5 kilo vardı, vermesine veriyordum ama sonrasında da hemen alıyordum. Doğum sonrası bu kilo beni daha da rahatsız etmeye başladı. Bir gün arabayla geçerken SAYASA'yı gördüm, merak edip içeriye girdim. Muhteşem huzurlu, tertemiz bir mekan... Işıl ışıl parlayan, güler yüzlü, hayat dolu, güven veren bir kadınla karşılaştım... Ertesi hafta hemen programa başladık. Zayıflama programı demeyeceğim, beslenme alışkanlıklarını değiştirme programıydı bu. Didem daha önce hiç alışık olmadığım bir yaklaşımla başladı olaya. Uzun vakit ayırarak sadece beslenme alışkanlıklarımı değil, hayatımla ilgili de konuştu benimle... Bitmeyen mide ve baş ağrılarımı da konuştuk. Mutsuzluklarımı da...

    Bana çiğ sebze dokunuyor dediğimde, "Tamam o zaman yemek zorunda değilsin, vücudunu dinle" dedi. Akşamüstü 2 galetan var dediğinde, "Didem ne olur kepekli tost ver beni çok mutlu ediyor" dedim, tamam dedi. Benim canım bugün çikolata istiyor dediğimde "Ben de dün tüm gün sadece çikolata yedim, ama bugün çok çok dikkat ediyorum," dedi. Didem'in programında  "Yasak" yoktu. Kilo vermeni engelleyen birşey mi yedin? Hemen dengele... Ya da onu yerken gözünü kapa, zevkini çıkart, zaten daha fazla yemek istemeyeceksin... Ve sonuçta çaktırmadan, inatlaşmadan vermek istediğim kiloyu verdim. SAYASA'da yoga ve pilates derslerine de katıldım. Didem diyetisyen kimliği altında çok fazla alt kimlik taşıyor. O aynı zamanda bir psikolog, bir yaşam koçu. Herkesin hayatında olması gereken biri... Herşey için teşekkürler Didem'ciğim. 

    Pınar Korkmaz

  • L.... Kilo Verme Yolunda İlerlerken

    Ben 17 yaşımdan beri fazla kilolarım ile uğraşıyorum. O tarihte fazla kilom sadece 5 kilo idi. Yıl 1977 diyet sektörü bu kadar gelişmemişti. Büyük bir üniversite hastanesinde doktorun yönlendirdiği uzman bir diyetisyen eşliğinde bir ay içinde bu kiloyu verdim. Ancak esas sorun benim için yeni başlamıştı. Çünkü hiçbir zaman sıfır beden değildim ve vücut yapım ve genlerim buna müsait değildi. Gençlik yıllarımda hep balık etli hatta bazılarına göre şişman bir kızdım. Sosyal çevremde herkes yüzümün ne kadar güzel olduğunu ama biraz kilo vermem gerektiğini söylüyordu. Ben de 35 yaşıma kadar daha fazla kilo vermek ya da kilomu muhafaza etmek için büyük mücadele verdim. Haftada birkaç gün iş çıkışı spora da gitmeye başlamıştım. Bir çok diyet yaptım, hatta açlık diyetine (buna diyet denmez ama) bile girdim ama asla toplumun değer yargılarına göre istenilen zayıflıkta olamadım. Toplumun üzerinde yarattığı baskı ile o yıllarda hayatı kendime zehir ettim. Şimdi geriye baktığımda bütün bunların yanlışlığını ve gereksizliğini görebiliyorum.

    Daha sonra 2001 yılında özel hayatımda yaşadığım tramva niteliğinde iki olay nedeniyle kilo almaya başladım. Bir zaman sonra fazla kilolarım maalesef 20 kiloya vardı. Üzüntülerim nedeniyle sporu bırakmıştım ve yemek düzenim tamamen bozulmuştu. Ayrıca üzüldükçe karbonhidratlı gıdalara yönelmeye başlamıştım. Bu süreç 8-9 yıl sürdü. Bu arada gitmediğim diyetisyen ve uygulamadığım diyet kalmadı diyebilirim fakat kilo vermem çok yavaşlamıştı. 3-4 ayda zorla 5 kilo verebiliyordum. Dolayısıyla moralim bozuluyor ve diyeti bırakıyor sonra yeniden başlıyordum. Müthiş bir kısır döngüye girmiştim. Bu beni ruhen çok etkiledi. Ayrıca diyet yaparken sosyal hayattan da kopmaya başlamıştım. Arkadaşlarımla dışarı çıkamıyordum çünkü elimde listeler vardı, birçok şeyi yemem ve içmem yasaktı. Bu yıllarda tiroidimde de sorun çıktığını öğrendim. Önce haşimato sonra da hipotiroid oldum. Ama ben gene diyetlere devam ediyor kah alıp kah veriyordum. Birkaç yıl önce başka sağlık sorunlarım da ortaya çıktı ve ben 50 yaşına gelmiştim. Gittiğim tüm doktorlar sağlık nedeniyle kilo vermem gerektiğini söylüyorlardı. Kendi kendşme son bir kez bir diyetisyene gitmeye karar verdim ve bir arkadaşımın çok memnun kaldığı diyetisyen Didem Kanca Üstay'a gitmeye karar verdim. Didem Hanım'ın merkezi SAYASA ile tanıştım. Didem hanım diğer diyetisyenlere hiç benzemiyordu. Bana listeler ve kibrit kutusu ölçüleri dayatmadı. Bana daha önce kimsenin söylemediği birşey öğretti, "vücudumun isteklerini dinlemeyi ve daha birçok şeyle birlikte bunun benim için bir yaşam biçimi olmasını sağladı. Bu dönemde 6 kilo verdim. Sonra diyete ara vermek istedim. Koruma programına geçerek SAYASA'da pilates çalışmaya başladım. Pilatesin de insanın kas sistemi için inanılmaz faydalı olduğunu gördüm. Halen pilatese devam ediyorum, yaşadığım sürede de devam etmek istiyorum. Didem hanım ile verdiğim kiloyu korudum. Sonra birkaç kilo daha verdim. Şimdilerde son kalan fazlalıklarımı da vermek üzere 1 aydır diyet yapıyorum. Vermeye başladım. Nisan ayında istediğim kiloya düşeceğime inanıyorum. Bu yolda SAYASA ve Didem hanım bana desteklerini hiç esirgemiyorlar. Hepinize sonsuz teşekkürler. 

    Kilo problemiyle uğraşmak gerçekten çok zor birşey. Yaşamayanların bunu kolay kolay anlayabileceğini düşünmüyorum. Ayrıca toplumun dayatmaları da biz şişman insanların ruh sağlığını gerçekten çok olumsuz yönde etkiliyor. Suçluluk duygusu ve komplekslere kapılmamıza sebep oluyor. Bu yok zor ama artık başarılabilir diye düşünüyorum. Herkese sevgiler.

  • Liz'in Kilo Verirken Yaşadıkları

    Amerika'da üniversite okumaya gelmeden önce çok çok kilolu değildim, ama her gün yeni bir diyet deneyip biraz daha kilo vermek istiyordum. Hiçbir zaman başarılı olamasam da o zamanlar çok kilolu sayılmazdım. Herşey Amerika'ya geldiğimde değişti. Büyük porsiyonlar, derslerin verdiği stres, aile özlemi derken kendimi kaybettim ve yemeği olumsuz hislerimi bastırmak için kullanmaya başladım. Canım sıkıldığı zaman saat kaç olursa olsun kendimi dışarıya atıp köşedeki markete gidiyordum ve bir koca poşet dolusu çikolata, şeker alıp geri dönüyordum. Herşey yarım saat içinde midemdeki yerini alıyordu. Sonrasındaki pişmanlık ta çabası.

    Bu böyle dört yıl devam etti. Orada da bütün diyetleri, danışmanları denedim, ama hiçbir sonuç alamadım. Sonuncu senemin yılbaşı tatilinde İstanbul'a gitmiştim. Bir gazetede Didem'in verdiği röportajı okudum. Sanki kendi hikayemi okuyordum. Ağlayarak gazeteyi anneme gösterdim ve 'Anne, ben doğru kişiyi buldum' dedim. Didem'in başından geçenler benimkinden farksızdı ve beni çok iyi anlayacağından emindim. İlk görüşmemiz ben Amerika'ya dönmeden hemen önce oldu. Ama o kısa zamanda bile kafamda bazı şeyler değişmeye başladı. Diyetlerin boyundurluğundan kurtulmanın zamanı geldiğini anladım. Aynı zamanda kendi vücudumdan ne kadar koptuğumun farkına vardım.

    Artık açlık hissi diye birşey kalmamıştı bende. Çünkü vücudumu dinlemeden aç veya tok sürekli yiyordum. Üniversite son dönemimi bitirip mezun olana kadar kilomda bir değişiklik olmadı. Ama bu dönem süresince Didem ile e-mailleştik ve kendimi psikolojik olarak değişime hazırladım. Temmuz ayının başında İstanbul'a döndüğümde artık hazırdım. Didem'i düzenli olarak görmeye ve SAYASA'da pilatese başladım. Başta beni en çok zorlayan tekrar vücudumu dinlemeyi öğrenmek oldu. Bütün yaptığım diyetler ve kısıtlamalar vücudumu o kadar alt üst etmişti ki, tokluk hissini farketmeyi yakalamak biraz zaman aldı. Fakat daha sonrası mucize gibiydi. Yaklaşık 1.5 sene içinde 22 kilo verdim ve geri almadım. Hala arada sırada kendimi kaybettiğim ve çok yediğim zamanlar oluyor. Ama artık paniklemiyorum. Vücudumu dinlediğim sürece o dengeyi tekrar bulacağımı biliyorum. Didem'e panik içinde 'Çok korkuyorum Didem' diye attığım maillarıma Didem korkmamam gerektiğini ve yediğimin kontrolünün tamamen bende olduğunu söyleyerek cevap veriyor. Artık 'Battı balık yan gider' mantığından vazgeçtim. Bugün çok yersem, yarın az yiyyorum ve bu şekilde kilomu koruyorum.

    88 kilodan 66 kiloya düştüm ve şimdi hedefim olan 59 kiloya ulaşmaya çalışıyorum. Ama artık acelem yok. Yavaş yavaş yediğimin tadına vara vara hedefime ulaşacağımdan eminim. Başladığım noktaya bakılırsa inanması zor ama şimdi pilates eğitmenliği eğitimi almaya hazırlanıyor ve yeme bozuklukları terapisinde master (yüksek lisans) yapıyorum. Didem'in dediği gibi, hayatta başımıza gelen herşeyin bir nedeni var... Benim kilolarla mücadelem de hayatta gerçekten yapmak istediklerimi öğretti bana. Tam anlamıyla hayatımı değiştiren, yediklerimden zevk almayı öğreten Didem'e, canım dostuma binlerce teşekkürler, sevgiler...

  • Malezya'dan Diyetlerdeki Son Yenilikler

    Sevgili okurlar, bu ay sizlerle yeni dönmüş olduğum Malezya’daki uluslar arası diyetisyenler birliği konferansında geçen konuşmaları paylaşmak istiyorum.

    Yine en çok konuşulan konu dünyadaki artan obezite sayısı ve bu sorunun üstesinden nasıl gelebileceğimizdi. Son 10 senedir gittiğim tüm konferanslarda hep aynı konudan bahsediyoruz ve sorun aynı büyüklüğüyle katlanarak devam ediyor. Peki nerede yanlış yapıyoruz acaba?

    Ben bu konferansta en sonunda dayanamayıp bir konuşmacıdan sonra söz aldım. Gelen herkese şunu söyledim: Biz insanları 2 kere 2 dört eder gibi hesaplıyoruz. Oysa bu insanlar ruh, beden ve zihinden oluşuyor. Sürekli onlara bizim dediğimiz, şu kadar kalori alın, egzersiz yapın, az yiyin ama peki tüm bu söylenenler işe yarasaydı, o zaman bugün obez/kilolu sayısı yükselmek yerine azalırdı. Salonda herkes söylediklerimi onayladı.

    Artık bu konuya farklı bir bakış açısı kazandırmamız gerektiğine inanıyorum. Bir de harekete geçmemiz gerektiğine. Örneğin sürekli olarak çocuklar için televizyonda yiyecek reklamı çıkmasın diyoruz ama bunun için hiçbir şey yapmıyoruz. Oysa Norveç ve İsveç, 12 yaşına kadar olan çocuklara hitap edecek tüm reklamları televizyonlarında yasaklamışlar. Meşhur bir söz vardır: ‘Söyleneceksen harekete geç, harekete geçmeyeceksen söylenme.’

    Hong Kong’lu bir konuşmacı özellikle dünyadaki inanılmaz et/tavuk tüketimine dikkat çekti ve git gide dünyadaki karbon oranının yükseldiğini söyleyerek konuşmasını şöyle kapadı: ‘Hasta bir dünyada sağlıklı insanlar olamaz!’ Bir kilo etten dolayı dünyaya yaydığımız karbon uçakta yaptığımız bir seyahatten çok daha fazlaymış. www.earthlab.com da bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi bulabilirsiniz.

    Esasında anlatacak çok konu var ama bunlardan en önemlilerinden bir tanesi de şöyle: 70 yaş ve üzeri insanlara diyet yaptırtarak kilo verdirtmeyiniz, çünkü kilo veren her 10 kişiden 9’u birkaç sene içinde hayatlarını kaybediyorlar. Neden olarak ta kilo kaybından dolayı ortaya çıkan kas kaybı ve bağışıklık sisteminin çökmesi gösteriliyor.

  • Mutluluk Dolu Bir Başarı Hikayesi Daha

    Hiçbir zaman zayıf olmadım. Yaşım ilerledikçe kilom da paralel olarak artıyordu. Bu konuda herkes gibi ben de mutlu değildim. Her tartıya çıktığımda diğer zayıflamak isteyenler gibi ertesi gün diyete başlamaya karar veriyordum. Sadece teoride kalıyordu. Yaşım 50 olduğunda kilom 102 oldu. Ailem artık buna bir dur demem gerektiğini söylediğinde yapacağımı diyete başlayacağımı söylüyor ama bu süreci bir türlü başlatamıyordum. Bir gün görümcem telefon etti. "Salı akşamı saat 19:00'da Didem Hanım'a randevu aldım." dedi. Görüşme günümün ertesi günü Ramazan ayı başlıyordu. Ben yanlış bir zamanlama olduğu konusunda ısrar ettim. Ama tabii ki beni dinlemedi. SAYASA'ya gitme nedenim görümcemi mahçup etmemek, onu kırmamaktı. SAYASA'nın kapısından içeri girdiğimde kendimi bir kliniğe gelmiş gibi değil de bir arkadaşımı ziyarete gelmiş gibi hissettim. Ortam çok samimi ve sıcacıktı. Görüşme saati Didem hanım beni kapıda karşıladı. Öyle samimi öyle zarif öyle sıcak bir karşılama idi ki sanki ilk defa değil de yıllardır tanışıyormuşuz gibi hissettim. Oturduk, karşılıklı iki arkadaş tadında sohbet etmeye başladık. Ben ne zaman diyet konusuna geleceğiz liste nasıl olacak diye bekliyorum. Zaman geçti ama ne liste ne yasak. Sadece kendime ait beslenme alışkanlıklarımı bir de farkındalık nedir biliyor musunuz diye sordu. Bilmediğimi söylediğimde küçük bir uygulama bir test yaptı. Ve 2 saate yakın sohbetimizin içinde diyet kelimesinin hiç geçmediğini fark ettim. Görüşmemiz bittiğinde yasaksız, listesiz bir süreci başlattı. Sadece ne yersek yiyelim farkında olarak tadına vararak. Ben 2 yıl sürecinde Didem Hanım'ın bana önerdiği farkındalık ilkesini esas alarak 30 kilo verdim. Bu sürede kendimi hiç diyet yapıyor gibi hissetmedim. Herşeyi yiyebiliyordum ama farkında olarak. SAYASA ve Didem hanım bana 20 yılımı geri verdi. İyi ki de hayatımda varsınız Didem Üstay. 

  • Neden Kilo Alıyoruz?

    Yaz mevsimi yaklaşırken dikkatler bir kez daha fazla kilolara çevrildi. Acaba fazla kilolardan sağlıklı bir şekilde nasıl kurtulabiliriz? “Kibrit kutusu kadar peynir” dönemi bitti, peki sağlıklı beslenmede son akımlar neler? İkinci beyin olarak kabul edilen bağırsaklar, yediklerimize bağlı olarak duygu durumunu nasıl etkiliyor? Cnntürk'te  Deniz Bayramoğlu sordu, Obezite Cerrahi Prof. Dr. Mehmet Ali Yerdel, Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Aydın Uğur, Önleyici Tıp Uzmanı Dr. Ayşegül Çoruhlu, Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay, Psikolog Serap Duygulu yanıtladı.

  • Neden SAYASA?!

    Didem ablayla yollarımız çok ilginç bir şekilde kesişti. Ona çok rahat bir şekilde abla diyebiliyorum çünkü gerçekten ablam gibi oldu. Benim için bir diyetisyenden çok daha fazla şey ifade ediyor. Beni en çok etkileyen şeyi Didem ablanın hayat hikayesi olmuştu, herşeyiyle yaşadıklarıma çok benziyordu. Hem hayatta ne yapmak istediğini bilemeyişi, bunu arama çabası, hem de yaşadığı kilo problemleri. Ben de onun gibiydim, okuduğu bölümün aslında yapmak istemediği bir meslek olduğunu anlayan bir yandan da kilolarıyla uğraşan biriydim. Bu kadar çok ortak nokta varken bu  insanla tanışmalıyım dedim ve bir gün SAYASA'yı arayarak randevu almaya karar verip Ankara'dan İstanbul'a gittim. Benim hikayem aslında Didem ablayla tanışmadan önce başlamıştı, blumia nevroza öyküsü olan, herşeyi dış güzellik olarak gören genç kızların başına gelen tipik öyküm vardı. Önce kendime bile blumia olduğumu itiraf edemediğim dönemler, annemin kusma nöbetlerimi görerek blumia olduğumu anlaması ve bir uzmandan yardım almam gerektiğine karar verişimiz. Önce bir yıl kadar Ankara'da tedavi gördüm çünkü tüm sistemlerim çökmek üzereydi, vücudumun toparlandığını hissediyordum ama asıl sorun ruhum, aklım hala kusmak istiyordu çünkü yediğim herşey çokmuş, herşey çok tehlikeliymiş gibi geliyordu gözüme. 

    Didem abla belki benim ilk tedavi sürecimde yoktu ama benim hastalığımı sonlandıran muhteşem insandır. Görüşmemizin ilk dakikalarında önüme bir nutella kutusu ve bir kaşık koydu, benden gözlerimş kapatarak çikolatanın tadını hissederek yememi istedi ve ben o kaşığı bitiremedim. O gün anladım önemli olan yediğim şeyi hissederek yemekti, o gün bitiremediğim bir kaşık nutella belki karnımı doyurmadı, belki gözlerim açık yeseydim o kavanozu bile bitirebilirdim ama ruhum o tada doymuştu ve daha fazlasını istemedi.

    Didem abla farklıydı çünkü asla bana kaşık, kibrit kutusu vs sınırlaması getirmedi. Tek ve en önemli kural DOYMAKTI, önce ruhumu dinleyip ne istediğini bilmek ve doydum sinyaline kulak vermekti. Eee tabii bir de yerken yemeği hissederek zevk alarak yemeyi unutmamaktı. Şimdi hem ruhum hem vücudum tamamen blumiadan arındı. Ve ben bu arınmanın yanında bir de Didem Abla gibi harika bir insanı kazandım. Kilolarımla nasıl başedeceğimi öğretn, hayatta hangi mesleği yapmak istediğimi bulmama yardım eden, başım her sıkıştığında bana yol gösteren ve bunu bıkmadan usanmadan yapan canım ablam Didem Ablaya sonsuz teşekkürler. Biliyorum ki sen olmasan bu kadar kısa sürede başaramazdım.

  • Obez Çocuklar

    Hani derler ya, 'Elime doğdu' diye, benim yeğenim Sunaz da aynen öyle elime doğdu. Ablam Nesrin Amerika'da normal doğum yaparken ve acılar içinde Sunaz'ı dünyaya getirmeye çalışırken, ben işte o anda odadaydım. Sonra da onlar İstanbul'a temelli dönene kadar sık sık onları ziyarete gittim. Nesrin bazen bütün gün Sunaz'ı bana bırakırdı. Ben de sabahtan akşama kadar onunla vakit geçirirdim. Bundan dolayı Sunaz'cığa çok yakınımdır. Sunaz ilk doğduğunda ismi Su'ydu. Sonradan Naz'ı eklendi. Ben de doğar doğmaz onu Su'cuğum diye sevmeye başladım. Derken adı 'Sucuk' olarak kaldı.Ayaklarından dolayı da babaannesi onu 'börek ayaklım' diye severdi. Yani anlayacağınız üzere daha doğduğu andan itibaren biz Sunaz'ı yemekle bütünleştirdik.

    Sunaz şimdi 5.5 yaşında. İki hafta önce annem ve babam Bodrum'a gitmeden Nesrin'e, Sunaz'ı onlarla yollaması için yalvardılar. Ama Nesrin izin vermedi. Neden mi? Bizim Sunaz çok iştahlı bir çocuk, iştahlı doğdu ve iştahlı da yaşamına devam ediyor. Daha anne sütü emerken bile tombiş birşeydi. Geçen yaz annemlerle gittiği tatilden kilo alıp döndi. Bu kış ta Ankara'da babaannesine dört günlüğüne gittiğinde iki kilo alıp geldi. Çocukluğunda hep kilolarıyla savaş veren Nesrin'in en büyük kabuslarından birisi kendi çocuğunun da onunla bir gün aynı kaderi yaşamasıdır. Bundan dolayı Nesrin, Sunaz konusunda hep dikkat ediyor. Sunaz, az ve sağlıklı yesin diye, yuvasındaki menüyü okulun müdürüyle görüşerek bana değiştirtti. Anneanne ziyaretlerine ve doğumgünülerine sıkı yönetim geldi. Bir ara her gün Sunaz ve kilosundan bahseder olduk.

    Annemlerin Bodrum'a gittiği hafta eşim Murat ta Ağrı dağında zirve yapmaya gitti. İşten ayrılamayan Nesrin'le telefonda konuşurken 'Eğer Sunaz Bodrum'a seninle gider ve dönerse o zaman izin veririm. Sana yemek konusunda güveniyorum Didem. Annemler Sunaz'a kıyamıyorlar.' dedi. Ben de altı günlük yeğenimle bir seyahat için 'Olur, tabii ki de' dedim. Sunaz ve benim için bilet alındı ve annemlere sürpriz yapmak üzere yola çıktık. Sabah 8:00'deki uçağımıza Nesrin bizi bıraktı. Daha uçağa binmeden Sunazcık: 'Teyzeciğim, Bodrum'a varınca dondurma yeriz değil mi?' diye sordu. Ben de 'Bakarız Sunaz'cığım, daha şimdiden bunu konuşmaya gerek yok.' dedim. Uçağa bindik ve aynı soruyu hiç abartmıyorum belki 5-6 defa daha sordu. Bunun üzerine yanımızda oturan bayan Sunaz'ın aç olduğunu düşünerek ona çantasından çıkarıp bir sandviç vermek istedi. Sunaz aç olmadığından sandviçi istemedi. Ben de teşekkür ettim.

    Uçaktan indik, arabaya bindik ve yine aynı soru: 'Teyze, annem dedi ki bir tane çubuklu dondurma hakkım varmış, onu ben bugün yiyeceğim, tamam mı?' Bazen Nesrin beni gün ortasında arayıp ağlamaklı bir sesle: 'Didem, bu çocuk hep yemek düşünüyor, ben ne yapacağım?' dediğinde abarttığını düşünüyordum. Ama haklıymış. Sunaz yemekle ilgili soru sordukça ben de geçiştirmeye çalıştım. Sonra arabada uyuyakaldı.

    Annemlerin kaldığı yere varınca plajda yanlarına gidip sürpriz yaptık. Bizimkiler çok sevindi. Ben yukarı odaya eşyaları bırakıp gelmeye Sunaz anneannesine dondurmasını aldırtmıştı bileSmile Annem de hemen suçlanarak Embarassed: 'Annesi bu hafta için bir çubuklu dondurmaya izin vermiş, onu da şimdi aldık teyzesi.' dedi.

    Üç öğün açık büfe olan bir yerde tabii ki sürekli çocuğa 'Hayır' demek o kadar zor ki. Sabah kahvaltıya iniyoruz, Sunaz simit ve nutella yemek istiyor. 'Sunaz'cığım, daha sağlıklı birşeyler yesek' dediğimde, 'Olur teyze ama öğlen makarna yerim değil mi?' diye soruyor. 'Öğleni, öğlen gelince düşünürüz Sunaz'cığım' diyorum. Öğlen biraz makarna alıyor. Makarnası bitince, yüzüme masum bir şekilde bakıp 'Teyzeciğim, azıcık daha makarna alsam olur mu?' diye soruyor. Ayy Allahım içim gidiyor. Ne zor birşeymiş bu. Hani derler ya 'Bekara karı boşamak kolay' diye. Aynen o hesap, ben de kilolu çocukları olan ailelere: 'O zaman almayacaksınız, vermeyeceksiniz, yapmayacaksınız çocuğunuzun iyiliğini düşünüyorsanız' diyordum. Ama akıl ve kalp aynı işlemiyormuş, bunu öğrendim. Allahtan Sunaz çok söz dinleyen bir çocuk ve hiçbir şekilde tutturan bir çocuk değildi de işimi daha da zorlaştırmadı. Yumuşak bir şekilde 'Hayır'larımı dile getirdim. Sunaz'cığın aklını başka yönlere çekmeye çalıştım.

    Bir gün Nesrin'le telefonda konuşurken 'Bak kızına fazla yedirmiyorum. Hatta kilo bile verdi sanırım.' dediğimde, 'Ayy Didem, iyi sen kıyabiliyorsun, bazen ben kıyamıyorum ona.' dedi. Ahh o kadar zordu ki oysa, ama Nesrin'e söz verdiğim ve bana güvenerek gönderdiğini bildiğim için çok dikkat ettim. Ayriyetten hakikaten Sunaz'ın plajda karnı, bacakları daha 3-4 yaşından selülit kaplamış çocuklara benzemesini istemiyorum. Hatta dört yaşında bir çocuk vardı ki, durumu içler acısıydı. Resmini çaktırmadan çekmek istedim ama beceremedim. Yoksa yüzünü göstermeden o resmi buraya koymak istedim.

    Bir gece saat 23:00 civarında Sunaz çocuklarla çimde oynarken, her bireyini obez olarak nitelendireceğim derecede kilolu bir aile, çocuklarının yanına bir paket en büyük boy panço cips koydu. Sunazcık ta yazık, hem elini paketin içine sokup bir tane alıyor, hem de yan gözle ona bakıyor muyum acaba diye bana bakıyordu. Ayy, kıyamam ben ona. Ama kıymakCry zorunda kaldım. Gece olmuş 11 ve o yağlı sağlıksız cipsler. Arkadaşlarının yanında kesinlikle bir şey diyip Sunaz'ı utandırmayacağımdan ve onda kötü bir his bırakmak istemediğimden, beş dakika sonra yanıma çağırdım. 'Sunaz'cığım, anneannen ve benim çok uykumuz geldi, artık yatsak diyoruz.' dedim ve de odaya gittik. Akşam yatmadan önce Sunaz yine 'Teyze, yarın dondurma yesem olur mu'' diye sordu. Ben de bu kez 'peki olur, belki ben de yerim seninle Sunaz'cığım.' dedim. Sabah daha gözünü açar açmaz Sunaz'ın sorduğu ilk soru şu oldu: 'Teyze, sen bugün neli dondurma alacaksın?'!!!Cry O gün ben dondurma yemedim.

    Doğduğu günden beri yiyecek isimleriyle çağırılan Sunaz'ın bu tatildeki ismi de zeytindi. Güzel zeytin gibi gözlerinden dolayı çocuklar onu 'ZEYTİN'diye çağırıyorlardı.

    Hepimiz Sunaz'ın canı çekmesin diye hem az yedik, hem de normalde tailde yiyeceğimizden daha da sağlıklı yedik. Bu bir grup işidir. Hem siz çocuğun yanında sağlıksız şeyler tüketin, fazla yiyin, hem de çocuğunuzun az ve sağlıklı yemesini isteyin. Denklem böyle işlemiyor. Eğer çocuklarınız sağlıklı yesin istiyorsanız, ilk adımı sizler aile olarak atmak zorundasınız. Çocuklarınızın sizin aynalarınız olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Aynı zamanda Sunaz hareket etsin diye, bir ben bir annem sürekli onunla denize girdik durduk.

    Sunaz'a hiçbir şekilde kilosuyla ilgili en ufacık bir yorumda bulunmadım. Bazı şeyleri yemek istediğinde sadece onların çok sağlıksız olduğunu belirttim. Bizler bu yaşta 'Kilo alacaksın yeme' dendiğinde tepki verip daha çok yemek istiyoruz da çocuklar mı tepki vermeyecek. Bundan dolayı kilolu çocuklarınız varsa sizden ricam yanında kilolarından bahsetmemek ve 'kilo alırsın, yeme evladım' şeklinde söylemek yerine sağlıklarına zararlı olduğunu belirtmenizdir.

    Dikkatimi çeken en üzücü konu ise kilolu çocukları olan ailelerin bu konuda ne kadar duyarsız davrandıklarıydı. Gözlerime inanamadım dersem yalan olmaz. Hem kendileri çok yiyorlar, hem de çocuklarının tepelemesine tabaklarını doldurmalarına izin veriyorlardı. Görüntüden vazgeçtim ama bu çocuklar bir topun peşinde dahi koşturamıyorlar, nefes nefese kalıyorlardı. Allahım, büyük konuşmak istemiyorum ama bence anne-babalar, özellikle okul çağına gelmemiş çocukların kilolarından sorumludurlar. Eğer çocuğunuz iştahlıysa o zaman siz de Nesrin gibi çocuğunuzu spora yazdıracaksınız, yemekli ortamlardan uzak tutacaksınız ve evde abur cubur bulundurmayacaksınız. Kısacası çok dikkat edeceksiniz. Çocuğunuzun karşısında sağlıklı yiyeceksiniz. Ha diyebilirsiniz ki, kendini düşünmeyen insan çocuğunu nasıl düşünsün. O zaman da 'Niye çocuk yapıyorum?' ya da 'Niye çocuk yaptım?' sorusunu kendinize tekrar hatırlatmanızı isterim.

    Tatilimizin bir gününde, babaannesinde kalan 14 yaşındaki diğer yeğenim Yaren (Yaroşcuk) geldi. Akşam dışarıya yemeğe çıktık. Esasında yediklerine çok dikkat eden ve zayıf olan Yaroş, o gün Mc Donald's'ta yemek istedi. Ama o da Sunaz'ın durumunu bildiğinden ona kötü örnek olmak istemedi. Bizimle beraber ızgara köfte yedi. Hatta gün içinde aldığı dondurmasını da Sunaz'dan gizli yedi. Onunla sohbet ederken, çocukken tatlıya çok düşkün olan Yaroş, 'Teyze, iyi ki bana dikkat etmişsiniz ve o zamanlar çok yememişim, teşekkür ederim.' dedi. Yaroş'la da beş sene önce yelken okuluna gidip bir hafta beraber kalmıştık. Yeğenlerim diye söylemiyorum ama hangisiyle tatile gittiysem ve başbaşa kaldıysam beni hiç üzmediler ve her zaman sözümü dinlediler. Umarım ileride kendi çocuklarım da onlar gibi olurlar ve teyzelerini üzmezler.Smile

    Annem ve babam benden çekindiklerinden Sunaz'cığa bir şey alıp veremediler. Ama benden sonra kalması için o kadar ısrar ettiler ki, ben de Nesrin'e 'Ya, babam 75 yaşına geldi, annem de 62. Belki birkaç sene daha Sunaz, anneanne ve dedeliği yaşayacak, tadını çıkartsın.' dedim. O da 'Haklısın.' dedi. Sunaz benden sonra 10 gün daha kaldı. Sunaz'ın ben döndükten sonra ertesi günkü kahvaltısı ne mi olmuş? Dedesiyle gittiği kahvaltıda 'simit ve nutella' almış. Babamla o gün telefonda konuştuğumda: 'Çocuktur, hep hayır demek olmaz kızım.'diyerek kendini savunmaya geçti. Anneanne ve dedeler torunlara kıyamıyorlar. Ahhh, anne'ciğim ve baba'cığım, sizler zamanında bizlere çok kolay 'hayır' diyebiliyordunuz. Şimdi ne oldu sizlere böyle???Sealed

    Dönüşte Nesrin'e Sunaz'ın resimlerini gösterdim. 'Ben kızına iyi baktım ve böyle bıraktım. Gerisini bilmem.' dedim. Görevimi hakkıyla yerine getirmiş olmanın verdiği huzurla içim çok rahat ve eminim ki seneye yaz Nesrin, Sunaz'ı benimle tatile gönderecektir. Ama Sunazcık benimle gelmek ister mi orasını bilemem!!!

  • Pilatesi Seviyorum

    1 yıldır SAYASA'da pilates derslerine devam ediyorum. Şimdiye kadar çeşitli spor kulüplerine gittim. Ancak bir süre devam ettikten sonra bir takım bahaneler bulup aksatmaya, gitmemeye başlıyordum. SAYASA'da Didem ve Nil hocamın ilgisi, desteği ile derslerimi aksatmıyorum. Kendimi gayet enerjik ve fit hissediyorum. TEŞEKKÜRLER, ilginize, desteğinize...

    Aşkın Savaş

  • SAYASA'da Neler Oluyor?

    Didem Kanca Üstay ve SAYASA sadece kilo kontrolü ve sağlıklı yaşam için değil, hayata bakış açınızı değiştirmek için tanışmanız gereken kişi ve gitmeniz gereken mekan. Benim için mutluluğun ve huzurun adresi.

    Ebru Atılgan

     

  • Sıcak ve Soğuk İçeceklerin Kalorileri

    Bazen sadece masum bir kahve içtiğimizi düşünerek 300 kalori aldığımızın farkına varmayabiliriz. Bu videoda masum zannettiğimiz bazı içeceklerin hiç te masum olmadıklarını gelin birlikte keşfedelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=mwvHhfxZuOw

  • Spor Şart mı?

    Bir beslenme uzmanı olarak en fazla karşılaştığım sorulardan birisi 'Spor Şart mı? Yapmasam olmaz mı? Sporsuz kilo versem ne olur?' Fakat bu sorulardan en güzeli de 'Ne kadar süre yapmam gerekiyor? 3 ay yeterli mi yoksa daha mı fazla?'Laughing

    Ben de seneler önce bundan 30 kilo daha fazlayken spora hep bu gözle bakardım. Öğrencilik yıllarımda oturduğum ve okulum civarlarında yazılmadığım spor salonu sanırım kalmamıştır. Birine üye olurdum, neymiş efendim yüzme havuzu varmış ve aquagym (havuzda jimnastik) dersi veriliyormuş. Bir ay düzenli giderdim sonra bir bırakırdım, tam bırakırdım. O gittiğim bir ayda da suyunu çıkartır, neredeyse her gün giderdim. Sonra başka bir spor salonunda inanılmaz spinning (kondisyon bisikletiyle grup dersi) dersleri varmış. Gidenlerden bir kaç tanesi ilk hafta hemen 3 kilo vermişler, hem de, hem de....yediklerine hiç dikkat etmeden. Haydaaaaa kilo verme telaşesi var ya içimde, bu sefer de gider o salona yazılıverirdim. Bu hevesim de maksimum bir ay sürdükten sonra başka arayışlar içine girerdim.

    Seneler bana şunu öğretti: 'Spora bırakılmak üzere başlanılmamalı, hakikaten bir hayat tarzı haline getirilmeli.' İnsan hiç dişlerini fırçalamaya başladığında bir beyazlasınlar bir daha fırçalamayacağım der mi? Ya da bir müddet beni idare etsin sonra yine fırçalamaya başlarım? Umarım dişlerinizi düzenli fırçalayanlardansınızdır.

    İnsanlar çoğu zaman spor yapanlara dıştan baktıklarında: 'Ne güzel! Fit, sağlıklı, sıkı ve kaslı bir vücuda sahip' derler. Ama bir de sporun vücudumuzun içinde yarattığı öyle faydalar vardır ki, bunlar hakikaten saymakla bitmez. Spor esnasında vücut endorfin adlı hormonu (halk dilinde mutluluk hormonu) ürettiğinden insan kendini ruhen de çok daha iyi hisseder. Stres ve depresyona iyi gelir. Genelde psikiyatristler reçetelerinde anti-depresan ile birlikte sporu da yazarlar. Eğer çok klinik bir vaka değilse sadece spor yapmayı önerirler. Yani siz düşünün artık sporun sizin ruhunuza ne kadar iyi gelebileceğini. Fiziksel olarak ta: Kemik erimesi, kolon kanseri, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıkların oluşma riskini de oldukça düşürür.

    10 sene önce kilo vermek amacıyla başlamış olduğum pilates bende bağımlılık yarattı. İlk olarak vücudumdaki değişikliği ve kifozuma (halk dilinde kamburluk) ne kadar iyi geldiğini gördüm. Ardından ruhumun buna ne kadar ihtiyacı olduğunu anladım. Şimdi ise daha da fit olmak istiyorum. 2 senedir evliyim, ve evlendikten sonra eşimin oturduğu 80 senelik tarihi bir binaya taşındım. Her gün en az bir kere 3 kat dik merdiveleri çıkmak zorundayım. İki senenin sonunda bu merdivenlere alıştığımı düşünebilirsiniz. Ama hayır, ben hala nefes nefese kalıyorum. Geçenlerde bu durum beni daha da rahatsız etmeye başlayınca hemen telefonu alıp Hakan Demiray'ı aradım. Geçen sene birlikte sunduğumuz NTV programından beri sürekli bana 'Didem, senin pilatesin dışında biraz da kardiyo ve fitness yapman gerekiyor' diyip duran Hakan'ı en sonunda aradım ve şöyle dedim: 'Hakan, artık hazırım. Ben bir şeye bırakmak için başlamam. Şimdi başlıyorum, artık kaç sene birlikte çalışırız Allah Kerim' O da 'Tamam, ne zaman başlıyoruz?' diye sordu. '21 Temmuz 2010'

    Heyecanla 21 Temmuz'u bekliyorum... Tabii ki pilatese de devam!!!