bebek beslenmesi

  • Annelerin Çocuklarının Beslenmesi Konusunda En Çok Yaptığı Hatalar

    Didem Kanca Üstay'ın 2/03/2017 tarihinde sözcü gazetesinde çıkan yazısı aşağıda yer almaktadır.

    Çocuklarınıza internette gördüğünüz 'afilli' tarifleri mi yedirmeye çalışıyorsunuz, onun kendi başına yemek yemesine izin veriyor musunuz, yemek yedirirken fazla uğraşmamak için onu televizyonun karşısına mı oturtuyorsunuz? Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, annelerin en çok yaptığı hataları sıraladı.

    Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, meslek yaşamı boyunca danışanları ve çevresindeki anneleri gözlemleyerek, bebeklerinin/çocuklarının beslenmesinde yaptıkları en büyük hataları sıraladı. Üstay’a göre bu hatalar çocuklarının yakasını ömür boyu bırakmıyor ve yanlış beslenme alışkanlığı ile yaşamasına neden oluyor.

     

    ANNELERİN BEBEK-ÇOCUK BESLENMESİNDE EN ÇOK YAPTIĞI HATALAR

    1. Bebeğinize mama veriyorsanız, 4. ayından itibaren ya da emziriyorsanız 6. ayından itibaren yavaş yavaş katı gıdalara geçiş yaptınız mı? Geçiş zamanı çok önemlidir. Süre geciktirildikçe çocukların katı gıdalara geçişi çok daha zor olup ileride daha fazla yemek seçmeye yönelmektedirler.

    2. Bebeğiniz altı aylık olduğundan itibaren katı gıdalara geçişte blenderden geçirmek yerine ezerek mi verdiniz yemekleri? Genelde anneler bebeklerinin boğulmasından korktuklarından ya da kusmalarını istemediklerinden yemekleri blenderden geçirip iyice yumuşak halde verirler. Fakat bebeklerin çiğneme yetileri gelişmez. Aynı zamanda blenderden geçen yemeğin tadını tam olarak algılayamadığından yemeklerin lezzetlerine alışamaz. 

    Üstay: Genelde anneler bebeklerinin boğulmasından korktuklarından ya da kusmalarını istemediklerinden yemekleri blenderden geçirip iyice yumuşak halde verirler. Fakat bebeklerin çiğneme yetileri gelişmez. 

    3. Bebeğinize yemekleri karıştırıp tatlarını fark etmeden mi verdiniz? Örneğin, yumurta sarısı ve peyniri karıştırıp püre halinde mi verdiniz yoksa ayrı ayrı mı? Yemekleri karıştırıp verdiğiniz takdirde yine bebeğiniz yemeklerin kendine has tatlarını algılayamayacak. Bundan dolayı yemekleri bebeğinize tanıtırken en yalın halinde vermeniz çok önemlidir.

     

    SEVMEDİĞİ BİR YEMEĞİ 9 KEZ VERMEYİ DENEDİNİZ Mİ?

    4. Bebeğiniz diyelim yoğurdu sevmedi, dokuz kez denediniz mi? Yoksa ikinci veya üçüncü seferden sonra pes mi ettiniz? Yemekleri bebeğinize tanıtırken ortalama dokuz kez denemeniz gerekir. Çoğu zaman anneler “Benim çocuğum” sevmedi diyip pes ediyorlar.

    5. 10. aydan itibaren önüne yemeklerini koyup üstünü, başını, etrafı batırmasına rağmen kendi başına yemesine izin verdiniz mi? Bazı anneler titiz davranıp çocuklarının kendilerinin yemelerine izin vermediklerinden çocuğun kendi başına yeme yetileri gelişmiyor.

    6. Bebeğiniz kendi başına oturmaya başladığından itibaren öğün saatlerinde mama sandalyesinde yemek masasında sizinle mi oturdu? Çoğu anne çocukları yeter ki yesin diye ekran karşısına koyup ya da oyunlarla peşinden koşarak yedirmeye çalışıyor. Bu yüzden yemek ve mutfak kültürünü aşılanmıyor. Çocuk da yemeğin bir temel içgüdü olduğunu acıktığında yiyip doyduğunda durması gerektiğini unutuyor.

    Bebeğiniz kendi başına oturmaya başladığından itibaren öğün saatlerinde mama sandalyesinde yemek masasında sizinle mi oturdu? 

    7. Bebeğinize her ne olursa olsun yemeğini yedirirken muhakkak mama sandalyesinde oturttunuz mu? Ağlasa bile onu oradan almayıp, orada yemesi gerektiğini anlattınız mı?

     

    TELEFONLA OYNATARAK YEMEK YEDİRMEYE Mİ ÇALIŞIYORSUNUZ?

    8. Bebeğinize oyuncak verdiniz mi? Ya da tablet, telefon vb. dikkatini dağıtacak teknolojik eşyalar?

    9. Bebeğiniz doyduğunu belli ettiği zaman “Son iki kaşık” diye zorla yedirmeye çalıştınız mı?

    10. Başkalarının yanında sürekli “Bebeğim hiç yemiyor” diye söylendiniz mi?

    11. Bebeğinizin acıkmasını beklediniz mi? Yoksa zorla da olsa “Acıkmış olması gerek” deyip yedirmeye çalıştınız mı?

    12. Sizler yemek yerken sizin yemeklerinizin tadına bakmak istediğinde yeni tatlar keşfetmesine izin verdiniz mi?

    13. Bebeğinizin bazı yemekleri sevmediğini fark ettiğinizde onun damak tadına saygı duyup sevmediği şeyi farklı şekillerde yedirmek yerine başka sebzeleri veya gıdaları denediniz mi? Siz tüm yemekleri seviyor musunuz?

    14. Bebeğinizin dönemsel iştahsızlıklarını kabul ettiniz mi? Siz her zaman aynı iştahla mı yiyorsunuz?

    Sizin gibi onun da iştahı kesilebilir 

    15. Bebeğinize “Patronun evde siz olduğunu” belli ettiniz mi? Yoksa onun borusu mu ötüyor? Yemek yememeyi size karşı silah olarak mı kullanıyor?

     

    ÇOCUK İÇİN AYRI YEMEK YAPMALI MI?

    16. Bebeğinize bir yaşından itibaren evde pişen yemeklerden mi verdiniz? Yoksa ayrı yemek mi pişirdiniz? Yapılan en büyük hatalardan birisi de çocuğa evde ayrı yemek pişirmektir. Çocuk evde ne pişiyorsa sizlerle onu yemelidir.

    17. Bebeğinize sadece yedirmeyin siz de onunla birlikte yiyin. En iyi rol model ailelerin kendileridir.

    18. Bir yemeği yemeyeceğim diye tutturuyorsa bir öğün beklemeyi denediniz mi? Genelde anneler çocuğum aç kalır endişesiyle hemen bir şeyi yemediyse yerine yeni bir şey yapıyor. Bunu çok iyi algılayan çocuk da ebeveynleri bu konuda çok iyi kullanıyor. Bırakın çocuğunuz açlıktan ölmez. Bir öğün sonra tekrar aynı yemeyi vermeyi deneyin. Alternatif olmadığını bildiğinde o yemeyi yiyebilir. Yapılan araştırmalarda çocuk esirgeme kurumlarında “yemek seçen çocuk sendromu” diye bir şey yoktur. Bunlar ailelerin yarattıkları bir sendromdur.
    Bir yemeği yemeyeceğim diye tutturuyorsa bir öğün beklemeyi denediniz mi?

    19. Çocuğuma daha az şeker veriyorum diye bal mı verdiniz ya da tariflerinizde bal mı kullanıyorsunuz? O zaman hemen yol yakınken vazgeçin derim. Bal ve şekerin şeker içeriği neredeyse aynıdır. Hatta son dönemdeki balların glikoz şurubu ile yapıldığını göz önüne alırsak daha bile sağlıksız olabilirler. Ayriyetten bal 60 derecenin üstünde piştiğinde 5-HMF adlı toksin üretir. Çocuğuma sağlıklı bir şey yapıyorum derken zehir verebilirsiniz.
     
     

    “EVDE EV YEMEĞİ PİŞİRİN”

    20. Çocuklarınıza evde sağlıklı yiyecekler yapıyorum diye internetten bulduğunuz “nohutlu kek veya kinoalı waffle” gibi tarifleri mi uyguluyorsunuz? Vazgeçin bu sevdadan… Evde ev yemeği pişirin. Dışarı çıktığınızda ya da komşuya veya herhangi bir doğum günü partisine gittiğinde bırakın istediğini tadıyla yesin. Waffle'ı adam gibi çikolatasıyla yesin. Bu tarz yemekler kültürümüzün bir parçası olmadığı gibi aynı zamanda da ne kadar sağlıklı versiyona da sokulsa sağlıklı değildir. Ayriyeten tam hakkıyla yapılan bir kek kadar lezzetli olmadığından belki bir dilim normal yiyeceğine evde gereksiz yere 5 dilim uydurma sağlıklı kekten yiyecek. Bunlara hiç gerek yok.

    21. Sadece okulda kantinden paket gıda alıyor ama başka yemiyor diye kendinizi mi kandırıyorsunuz ya da avutuyorsunuz? Paket gıdalardan her zaman her gün her an uzak tutun. Bugün GDO'dan bile daha fazla zarar içerdiğini biliyor muydunuz paket gıdaların?

    22. Sizde başka anneler gibi internet ortamında “Benim çocuğum iştahsız” hikayesine kapılıp sürekli çocuğunuza yemek yedirmek için uğraşanlardan mısınız? Eğer doktorunuz gelişiminde bir sıkıntı görmüyorsa lütfen dert etmeyin. Çoğu anne “doktorum beni anlamıyor” diyor. Oysa doktorlar bunun çoğu zaman anneler tarafından yaratıldığını ve büyütüldüğünü biliyorlar. Çocuğunuzun boyu uzuyor ama zayıfsa dert etmeyin. Büyümenin en büyük belirtilerinden birisi boy uzamasıdır.

    Ödül olarak bakılan yemek ya da ceza olarak görülen yemek, ileride yeme bozukluklarına yol açabilir.

    23. Çocuklarınızı yemekle ödüllendiriyor musunuz? Ya da yemeğini bitirirsen tatlı yiyebilirsin diyor musunuz? Yemek farkındalıkla yedikleri temel içgüdülerini karşılamak istedikleri bir araç olmalı. Ödül olarak bakılan yemek ya da ceza (bunu yapmazsan sana çikolata yok gibi!) olarak görülen yemek, çocukların hayatların boyunca yemeğe olan algılarını kalıcı olarak değiştirecek ve ileride yeme bozukluklarına yol açabilecektir.

     

    YEME ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞEBİLİR Mİ?

    Siz çocuklarınızın yanında onun az yediğini ifade edip ne kadar söylerseniz o çocuk da bunu o kadar çok size karşı silah olarak kullanacaktır. Bilinçaltına bu durum etkin bir şekilde yerleşecektir. Siz, 10 aylık bebeğinize el çırp dediğinizde çırpıyor, bunu anlıyor da, benim çocuğum zorla yiyor ya da yemiyor dediğinizde onun bunu almadığını mı sanıyorsunuz? Kesinlikle iyi ya da kötü yemekle ilgili yorumlarda bulunmamak gerekir. Yemek, yemek saati geldiğinde ya da acıkıldığında ailecek oturulup yenilen bir zaman dilimi olmalıdır. Bebeğinizin yeme alışkanlıkları 11-36 ay arasında birden değişebilir. Sevdiği yemekleri yemeyebilir, ama bunu konu haline getirmemelisiniz. Evde ne pişiyorsa onu önüne koymalısınız. Yemediği takdirde farklı alternatifler sunmanıza gerek yok. O bilecektir ki yemek saatinde ne konulursa o yenir. Yemezse de bir sonraki öğünü bekler. Çocuğunuzun damak tadı da değişebilir. Buna da saygı duymak gerekir. Zorla yedirmek bir çözüm değildir. Aksine ileriye yönelik kalıcı izler bırakabilir. Siz yemek yerken o yememeyi tercih ediyorsa, size saygı duyup sessizce oyun oynaması gerektiğini bilmelidir. “ Ben nasıl olsa yemiyorum, hadi herkes benimle ilgilensin” gibi bir hakkı olmadığını ona uygun bir şekilde anlatmalısınız.”

     

  • İlk 1000 Gün

     

    Mart ayında o zamanlar Yeditepe Üniversitesi’nden öğrencim ama şimdi artık diyetisyen olan Pınar Doğanla Ankara’da gittiğimiz “İlk 1000 Gün” adlı kongreden bazı izlenimlerimi ve öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.  Yazımın sonunda Pınar da benim atladığım yerlere eklemeler yapacaktır.  

    • Türkiye’de hala bodurluk çocuklarda büyük bir problem olarak görülüyor çünkü aileler çocuklarının boylarının uzamamasını kilo almamaları kadar endişe etmiyorlar. Bir bebeğin en önemli ilk iki senesinde yeterince besin alamayan çocukların %15’i bodur kalıyorlar. Nedense Türkiye’de hep çocuklar kısa bile olsa eğer kilolularsa sağlıklıdırlar gibi bir algı var. 
    • Ülkemizde 5 yaşın altındaki çocukların %17.9’u hafif kiloludur. 0-5 yaş arası %8.5 şişmandır.  Şişman çocukların sayısı kırsal kesimlere göre büyük kentlerde çok daha fazladır.
    • Her 3 doğumdan ikisi sezaryen olan ülkemizde otoimmün hastalıkların da bağlantılı oranda arttığı görülmektedir. 
    • 2001’de her 14 çocuktan bir tanesinde astım görülürken, 2009’da bu rakam 12’de 1 ve 2014’te 7 çocukta 1’e düşmüştür. Vajinal (normal) doğumda bebek kanaldan geçerek gelirken ilk  bakterilerle orada karşılaşır. Oysa sezaryen doğumda bakterilerle tanışma gerçekleşemez ve mikrobiota çok farklı olur. Aynı şekilde solunum yolları da çok daha gelişmiş bir şekilde dünyaya gelirler.  
    • Dünyanın birçok ülkesinde “Ben korkuyorum, normal doğum yapamam” demeleri üstüne doktorlar hiçbir şekilde taviz vermezler ve gebeyi doğuma hazırlamak için tüm desteği gösterirler. Oysa ülkemizde bunu duyan doktorların bazıları “dert değil, o zaman sezaryen yaparız” diyerek hem anneyi hem de bebeği herşey doğal olabilecekken farklı bir yöne kaymalarına teşvik edebiliyorlar. 
    • Sezaryen doğumlarla birlikte alerji 8 kat artıyor. 
    • Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması için ilk sırada normal (vajinal) doğum ve ikinci sırada anne sütügelmektedir.
    • Hatta yapılan çalışmalarda annenin vajinasından doğum öncesi bakteriler toplanıyor ve sezaryenle doğan bebeklerin özellikle yüzüne sürülüyor o bakterilerle tanışması için fakat hiçbir etkisi olmuyor. Bebeğin kesinlikle doğum kanalına girmesi gerekiyor. Bazı anneler “Kaç saat sancı çektim sonra da sezaryene aldılar. Bilseydim en başından sezaryen olurdum” diyorlar. Oysa bebeğin kanala girmiş olması bile onların bağışıklık sistemlerinin kuvvetli olması açısından çok önemlidir.
    • Gebelik öncesinden itibaren iyot eksikliği çok önemlidir. Özellikle Malatya, Ankara ve Kayseri’de gebelere iyot desteği isteniyor. Trabzon %90 ile gebelerde en yüksek iyot oranına sahip olmasına rağmen hamileliğin 2. ve 3. Trimesterinde onlarda bile iyot oranı düşüyor.
    • Türkiye’de obezite oranı %32’ye gelmiştir. Eskiden Amerika’daki obeziteden bahsedilirken şimdi kendi ülkemiz %34’ü obez olan Amerika’ya çok yaklaşmıştır ve bu hızla korkarım ki gerekli önlemler alınmazsa geçme ihtimalimiz de yüksektir
    • Mümkünse 2 yaş öncesi antibiyotik verilmemeli. Antibiyotik adından anlaşılacağı gibi ANTİ-BİYO yani YAŞAM KARŞITI! Atom bombası etkisi gösteriyor ve bağırsakta tüm florayı mahvediyor. 2015’te Amerikan Pediyatri Birliği’nin açıklaması şu yöndedir: “Lütfen parazitleri tedavi etmeyin!” En etkili yöntem vücudun kendi kendini temizlemesi ve parazitleri sistemden atmasıdır. 
    • Şiddete maruz kalan kadınlarda iki kat daha fazla gebelik görülüyor. Ülkemizde 600 bin kız çocuğu okula gitmiyor ve erken yaşta evlendiriliyorlar. 
    • 4 kişilik bir ailede sağlıklı yaşayabilmek için gereken minimum gıda harcaması 1349 Liradır. Oysa ülkemizde asgari ücretin 1300 lira olduğunu göz önüne alırsak ve ailede iki kişi bile çalışıyor olsa, diğer masraflarla birlikte sağlıklı beslenmeye haracayabilecek yeterli bütçe oluşmamaktadır. 
    • Boyu uzayan çocuk sağlıklıdır, kiloya takılmamak gerekir.
    • Ziraat Mühendisliği odası 2012 verilerine göre dünya sıralamasında Türkiye, Çin’den sonra en fazla tarım ürünleri ihracatında uyarı alan ülkeymiş çünkü yılda 33bin pestisit kullanarak (tarım ilaçları) Avrupa ilkeleri içinde birinci sıradaymışız. 

    Konferansta güzel bilgiler edindik fakat birçok konuşmacı bana göre yetersizdi. Yurtdışında da yıllardır kongrelere gittiğimden aradaki farkı çok net görebildim ve açıkcası ülkemiz adına üzüldüm. Mesela 70’lerine yakın konuşmacı olarak davet edilmiş bir diyetisyene “çocuklar kelle paça yiyebilir mi?” diye sorulduğunda “Hayır, yiyemez. Sakın vermeyin” dedi. Neden diye sorduğumuzda “Ben de kendi çocuklarıma vermedim. Yemesin. Hiç gerek yok. Kendim de yemiyorum” diye bir cevap aldık. Bu nasıl bir cevaptır? Bilim insanlarına yakışan bir cevap olmadığı kesin. Benim dışımda da herkes durumu kabullendi ve sorgulamadı. Çıkışta gidip nedenini sorduğumda bana bir soru sordu: “Dünyanın başka yerinde yenildiğini gördün mü?” “İyi hoş da Hocam, dünyanın başka yerlerinde insanlar maymun beyni yiyor, böcek yiyor, biz yemiyoruz. Bu doğru ya da yanlış demek değildir ki” demek geldi içimden.  Ve ayriyetten “Evet, Arjantin’de yiyorlar” demek istedim. Ama aramızdaki tansiyonu yükseltmemek adına “Peki, danışanlar bana neden diye sorduklarında ne cevap vereceğim” diye sorduğumda ise “Ben uzmanım, ben ne dersem o olur demelisin. Sen uzman değil misin?” diye sordu.  Ben yine de nedenini kendim için bile olsa bilmek istiyorum dediğimde, bu sefer de “pişirme tekniği felaket, yağda kızartılıyor ve kolesterolü yüksek” gibi saçma sapan bir cevapla karşılaştım. İşte Türkiye gerçeği, eğer bilim insanları sorgulamıyor ve sorgulatmıyorlarsa ülkemizin gelinin bu noktasında da sanırım her daim “okumamış, cahil insanları” suçlamak yanlıştır. Bu tür davranışlarla bizlerin de o cahillerden hiçbir farkı yoktur. Eminim salonda dinleyenlerin %90’ı bundan sonra nedenini bilmedikleri bir şekilde gelen danışan veya hastalarına “kelle paça yemeyin” diyecekler. Toplumun her kesiminde sürü halinde hiç sorgulamadan yaşıyoruz.

    Kelle paça, yanaklardan dolayı kolajen içerdiğinden hakikaten kemik sağlığı ile ilgili faydaları olan ve hijyen kurallarına uyulup pişirildiğinde yenilmeme sebebini bulamadığım kültürümüzün beslenme seçeneklerinden birisidir.   

     

    İlk 1000 Gün 1

     

     

     Didem Hocam lafı bana bıraktığı için çok teşekkür ediyorum, tabikide bu güzel yazının üzerine bana çok da söyleyecek söz düşmez :)

    Anne karnında 3 milyar kat büyüyen bebek, doğumdan sonra ki 1 yıl içinde de 3 kat daha büyüyormuş. İnsan hayatının hiç bir kısmında bu kadar büyüyüp gelişemiyor ve bu dönemdeki büyüme gelişmesi tüm hayatını etkileyebiliyor.  

    • Araştırmalara göre obez her kişi için normal ağırlıktaki kişilere göre %42 daha fazla sağlık harcaması yapılıyor.
    • Hamilelerde kilo arttıkça birden fazla düşük yapma riski artıyor.
    • Gebelikte elzem yağ asitleri asitlerinin eksikliği, büyüme geriliği, deri anormalilerileri ve infertiliteye sebep olmaktadır.
    • Hamilelik omega 3 ihtiyacının karşılanması için önemli kaynaklarından biri balıktır. Fakat balığın içerebileceği  yer alan kontaminantlardan (Metil civa, poliklorlu bifeniller vb. diğer organik bulaşanlar) dolayı fetüs üzerinde nörotoksik hasarlar oluşmaması için düşük kontaminasyon riski taşıyan balık türleri (alabalık, ringa, mezgit, ton balığı, morina, dil balığı, hamsi, barlam balığı, tekir, kefal, uskumru vb.) diyetlerinde yer almalıdır.
    • Normal (vajinal) doğum ile bebeğin bağırsak florasının sağlıklı oluşmasında büyük bir etkilisi bulunmaktadır.
    • Doğumdan sonraki ilk 6 ay boyunca emzikli annelerin düşük kalorili diyetler ile zayıflamaları kesinlikle sakıncalıdır.
    • Emzirme sürecinde annenin günlük gereksinimine ek olarak 10-20 gram daha fazla protein ve 300-500 kalori arasında fazladan enerji alması gerekmektedir.
    • Emziren kadınların çoğu süt salınımı nedeniyle artan susama hissi yaşamakta ve bu durum günlük sıvı gereksinmesinin artışı ile sonuçlanmaktadır. Yeterli düzeyde anne sütü üretimi için günde en az 8-12 bardak sıvı almaya özen gösterilmedir.
    • Anne sütünü etkileyen faktörler;
    1. Annenin beslendiği yağın kalitesi
    2. Annenin yeterince vitamin açısından yüksek gıdalar tüketmesi
    3. Annenin selenyum ve iyot minerallerini yeterli miktarda alması
    4. Annenin kafein, nikotin ve/veya alkol tüketmesi

     

    • Mersin’de 92 kadın üzerinde emzirmeye ilişkin bilgi ve uygulamaların incelendi çalışmada, geleneksel uygulama olarak annelerin %3.2’sinin ilk emzirme için 3 ezan beklediği, %4.3’ünün kolostrumu (ilk sütü) vermediği, %9.8’inin ilk emzirmeden önce şekerli su verdiği ve annelerin tensel temasın  önemini bilmedikleri ortaya çıkmıştır.

    • Erzurum’da yapılan benzer bir çalışmada, annelerin %23.7’sinin bebeğinin emzirmek için kulağına ezan sesinin gelmesini beklediği, %14.4’ünün kolostrum (ilk süt) vermediği belirtiliyor.

    • Bebeğin sık sık ağlayıp aranmasının sütün yetersizliğini göstermeyebilir. Bundan dolayı yeterli ağırlık ağırlık takibi muhakkak doktorlar tarafından yapılıp ona göre ek bir gıdaya ihtiyaç olup olmadığı karar verilmedir.

    • İkinci aydan itibaren bebek eğer uyanmıyorsa gece beslenmesine gerek yoktur.

    • Ek gıdaya geçişte, bebek destekli oturabilmeli, baş-boyun hareketlini denetleyecek ve besini ağız içinde çevirip yutabilecek gelişimi göstermiş olması gerekmektedir.

    • Bebekler ek gıdaya geçtiklerinde, yemeklerine ekstradan şeker ve tuz eklenmesine gerek YOKTUR.

    • 1 aylık bebeğin mide kapasitesinin sadece bir cevizbüyüklüğündedir.

    • Ağızdan giren yiyeceklerin ‘TATLI’ olduğunu gösteren sinyaller, o besinin içinde şeker olmasa bile otonom sinir sistemin üzerinden insülin salgılanmasının arttırmaktadır. Tatlandırıcılar ile de aynı sinyaller oluşmakta ve insülin salınımı ortaya çıkmaktadır.

    • Bebeklere ve çocuklara sebze ve meyveler mevsimine göre taze ve bekletilmeden, kızartma ve kavurma işlemleri yapılmadan vitamin kayıpları oluşmadan tükettirilmesi gerekir.

    • 1 adet yumurta 1-3 yaş arası çocuklarda protein ihtiyacının %48.4’ünü karşılamaktadır.

    • Yumurta sarısı beyazından daha yüksek oranda besin ögeleri içermektedir. Yumurta  beyazı daha çok su ve koruyucu proteinleri içerir, yine magnezyum, potasyum ve sodyum içeriği sarıdan daha fazladır.

    • Gebeliğin erken döneminde, annenin düşük kolesterol düzeyi, kötü doğum sonuçlarına özellikle erken doğuma neden olduğu belirtildi. Bu dönemde en önemli kolesterol kaynaklarından biride yumurtadır.

    • Yumurtanın çiğ tüketilmemesi gerekir, çiğ yumurtanın enfeksiyon riski taşımaktadır; ayrıca pişmiş yumurtadaki proteinlerin ince bağırsaklarda emilimi ve vücut proteinlerine dönüşümünün daha fazladır.

    • Çin’de yer fıstığı alerjisinin daha az olduğu, bunun sebebininde yer fıstığının kaynatalar yapılmasına bağlı olduğu belirtiliyor.

    • TMMOB Ziraat Mühendisleri odası 2012 verilerine göre Türkiye’de yetiştirilen taze meyvelerin %80’inde, sebzelerin ise %55inde pestisit kalıntısı bulunduğu görülmüş. Ve Türkiye bu rakamlar ile Avrupa’da birinci sırada yer aldığı belirtildi. Bu verilere göre Türkiye, tarım ürünleri ihracatında uyarı alan ülkeler arasında Çin’den sonra ikinci sırada yer aldığı gösterildi.

     

    İlk 1000 günde Didem Hocamın da üzerine basa basa söylediği gibi, vajinal doğum (normal doğum) ve anne sütü dönemin 2 altın kuralı olarak öne çıktığını kongrede de sık sık görmekteydik. Umarım birlikte çok daha bilgili kongreler görmemiz dileğiyle Didem Hocam.

     

  • Pediyatri Konferasından Beslenme Alanında Son Gelişmeler 2

    Bir önceki yazımın, konferanstan neler konuşulduğunun devamıdır:

    6. Bebeklerin özellikle doğdukları ilk birkaç hafta içinde kolik yani sancı çekmelerinin sıkça görüldüğü.Yapılan araştırmalarda Kangaroo mother care (kanguru anne bakımı) tekniğinin bebeklerdeki sancıyı ve buna bağlı ağlamaları azalttığı

    Kanguru anne bakımı - bebeğin teniyle annenin teninin birbirine değmesidir. Annenin bebeği kendi göğüs kısmına çıplak bir şekilde dayaması ve bebeğin sırtını örtüyle kapatmasıdır.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Bazen sadece bir dokunuş, sevgi dolu bir sarılıştır iyileşmemiz için tüm ihtiyacımız olan.

    7. Yapılan klinik çalışmalarda alerjik rhinitis (burun yangısı) olan çocukların yüzde 15.38'inde yumurta beyazı ve yer fıstığına karşı, yüzde 23'ünde inek sütüne alerjileri oldukları saptanması

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Alerjik rhinitis olan çocuğunuz varsa eğer beslenme programından birer ay arayla tek tek bu gıdaları çıkarıp hangisine ya da hangilerine alerjileri olduklarını bulabilirsiniz. Bir önceki yazımı okumayanlar için hatırlatma: sakın okula çocugunuzla yer fıstığı yollamayın. Yer fıstığı ölüme kadar yol açabilen alerjik gıdalar listesindedir. Parents Türkiye dergisinde diyestiyen olmayan bir anne, çocuğunuzun okul çantasına yer fıstığı ezmeli sandviç koymanız için tavsiyede bulunmuştur. Lütfen kişilerin özgeçmişlerini dikkatlice okuyalım, uzman olmayan kişilere kulak vermeyelim.

           

    8. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde fakir bölgelerde yapılan klinik araştırmalarda çocukların reklamlardan dolayı fast-food yemeklerin ev yemeklerinden daha sağlıklı olduklarına inandığı çünkü eğitim seviyesinin oldukça düşük olduğu.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Maalesef medyanın fakir-zengin demeden herkesin üzerindeki acımasız etkisini görüyoruz.

    9. Moringa Oleifere (malunggay) bitkisinin kilolu çocuklardaki yüksek kolesterolu kayda değer şekilde düşürdüğünün klinik çalışmalarda ortaya çıktığı. Bunun nedeninin yüksek oranda antioksidan içeren fitokimyalardan kaynaklanabileceği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Özellikle çocukları kolesterol ilacına başlatmaya karşıyım. Eğer sağlıklı beslenme, düzenli spor ve doğal yöntemlerle düşürebiliyorsak lütfen işin kolayına kaçmayalım. 

    10. Obez çocukların yüzde 10.6'sında hipotiroidi görüldüğü.

    11. Klinik çalışmaların, çocuklarda D vitamini düşüklüğü ve metabolik sendrom arasında bağlantı olduğunu saptaması. Yeterli D vitamini içeren gıdalar tüketerek ve güneşe çıkarak metabolik sendromun önlenebileceği. 

    Metabolik Sendrom (bunlardan üçünün bir arada olmasına verilen isimdir) - karın bölgesinin yağlanması, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri, yüksek trigliserit ve düşük HDL (halk dilinde iyi kolesterol diye adlandırdığımız)

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Çocuklarımızı harekete teşvik edelim. Önemli olan bizim söylememiz değil, bizlerin anne-baba olarak ne yaptığıdır. Eğer siz spor yapmıyorsanız ve çocuğunuza yaptırmaya çalışıyor ama tepki alıyorsanız, kusura bakmayın çocuğunuz haklı. Önce siz örnek olacaksınız. Çocuğuma sağlıklı yedirmeye çalışıyorum ama yemiyor, ona bir sürü özel yemek yapmak zorunda kalıyorum diyorsanız o zaman yine hatalı sizsiniz. Onun özel yemeğe ihtiyacı yok. Siz sağlıklı yiyin, o da siz ne yiyorsanız onu yesin. Bir de tonlarca koruyucu sürerek çocuklarınızın bolca kimyasal ve sıfır D vitamini aldığının farkında mısınız? Saatlerce güneşin altında yakın demiyorum ama en az 15 dakikayla yarım saat arası güneşte korumasız bırakmalısınız çocuğunuzu. "Güneş girmeyen eve doktor girer" diye boşuna söylememiş atalarımız.

    12. Yapılan araştırmalarda hamilelikte sigara kullanımının, bebek düşürme ve az kilolu bebek doğurma riskini belirgin şekilde yükselttiği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Artık hamileyken sigara içen mi var diye sormayın çünkü hala etrafımda üzülerek hamileyken sigara içenleri görüyorum. Eğer sigarayı bırakamayacağınızı düşünüyorsanız o zaman hamile kalmamanızı öneririm çünkü bebeğinizde ömür boyu kalıcı hasarlar da bırakabilirsiniz. 

    13. Vücuttaki iyi bakterilerin öneminin diğer organlardan daha az olmadığı. Kalbimiz ortalama 0.370 kg, beynimiz 1.36 kg ve karaciğerimiz 1.8 kg ağırlığındayken iyi bakteriler de 1.59 kilodur. En fazla probiyotiğin anne sütünden bebeğe geçtiği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Sağlıklı ve düzenli bir beslenme sonucu yeterince probiyotiğe vücudumuzda sahip olabiliriz. Ancak fast-food tarzı beslenmenin tüm dünyada son dönemlerde çok sık yaygınlaştığını göz önüne alırsak vücudumuzdaki tüm iyi bakterileri hızla öldürme peşinde olduğumuz söylenebilir.

    14. Kaliforniya eyaletinde Afganistan ve Irak'tan dönen askerleri tekrardan topluma kazandırmak amacıyla (yaşadıkları travmaları azaltabilmek adına) organik tarım alanları yaratıp onların bu alanda gelişmelerini sağladıkları. Aynı zamanda çiftçilerin yaşlandığı ve yerine yeni nesilden çok daha az çiftçilik yapmak isteyen olduğundan vesileyle bu alanda tekrar gelişme sağlanmaya çalışıldığı. 

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Kendi ülkemizde de çiftçiye destek olmalıyız ki köylerini terk edip para kazanmak için şehirlere gelmek zorunda kalmasınlar. Bizler de onların sayesinde daha sağlıklı yiyelim, çocuklarımıza yedirelim. 

  • Sağlık Raporu Programı, TVNET

    Ayşenur Asuman Uğur’un sunduğu Sağlık Raporu Didem Kanca Üstay'ı ağırladı.

    Programda, “Çizgi filmler aracılığıyla çocuklara beslenme tuzakları nasıl kuruluyor? Bilinçdışına yönelik hangi sağlıksız mesajlar veriliyor? Çocuklar beslenme ve sağlık davranışlarında kimi örnek alıyor?” soruları yanıtlandı.

     

  • Yemeyen Çocuk Yoktur, Yediremeyen Anne Vardır!

     

    İddaalı ve acımasız bir başlık oldu biliyorum, ama yaptığım birçok araştırmada ve Avrupalı bebeklerde gözlemlediğim çok önemli bir konu oldu. Şimdi bazılarınız eminim şöyle diyecek: “Ama benimki hakikaten yemiyor!” Ben de hemen arkasından şu soruyu yönelteceğim. Neden Avrupalı bebeklerin arkalarından anneleri kaşıkla koşmazlar? Zorla yedirmeye çalışmazlar? “Kuş uçtu, böcek geçti” derken yemekleri çocukların ağızlarına tıkmazlar? Onların çocukları sessiz sakin bebek sandalyelerinde oturup önlerindekini yerlerken, bizimkilerin önüne neden cep telefonu, iPad vb. dikkatini dağıtacak gereçler konur? Ve neden bazı çocuklar 4-5 yaşına gelmiş bile olsalar hala anneleri yedirir?

    Bu durumun en önemli nedenlerinden birisi katı gıdaya geçiş zamanıdır. Annelerimiz katı gıdaya doğru zamanda geçmekte zorlanırlar. Birçok anneye emzirirken bebeğe süt vermek, sağlıklı sebze yemekleri yapmaktan daha kolay gelir. Bir de bebek o gün pişirilen sebzeyi diyelim ki sevmedi, anne bebeğini hemen göğsüne dayar emmesi için. Aynı zamanda yapılan tüm araştırmalarda geçiş döneminde sebzeleri ne kadar az blenderden geçirir ve ne kadar az püre halinde verirseniz bebek de katı gıdalara geçişi ve yemeklerin tatlarını ayırt etmeyi daha kolaylıkla öğrenecektir. Siz bu süreci uzattığınızda bebek de yemek konusunda tembelleşecek ve kolay yiyebileceği makarna, patates, ve türevi gıdaları tercih edecektir. Emziren ya da mama veren annenin bebeğine altıncı aydan itibaren katı gıdaları vermeye başlaması gerekirken, dokuzuncu ayında bile rahatını bozmamak adına emzirmeye devam edebiliyor. Tabii ki emzirmeye devam edecek ama sırf anne sütü ya da mama vermeye devam ederseniz, o çocuk diğer gıdaları yemekte zorlanacaktır.

    Bir de kimi annelerin çocukları yeterli yese bile anneye göre hep az yiyordur. Bu, hem annede hem de çocukta çok büyük stres yaratır. Çünkü anne çocuğunun az yediğini düşündüğünden endişelenir ve sürekli yedirmeye çalışır. Çocuk da doyduğu halde kapasitesinin üzerinde yemek yemeye zorlandığından yemekten gittikçe soğur.

    Bakın, üç çocuklu hiçbir bilimsel geçmişi olmayan bir annenin kitabında yer alanlar: “Yemekleri blenderden geçirerek verme dediler, ben ne yaptım? Diyorlar ki altı aylık bir bebek ağzının içinde ezilmiş yemeği gezdirebilir. Bizimkiler gezdiremediler. Öğürdüler, yediklerini çıkardılar. Zaten zor olan yemek yedirme işi bir de kusmuk temizleyerek daha da zor hale geldi. Blenderden geçirince gayet güzel yediler. Bir süre sonra hakikaten ağzında yemek döndürebilir hale gelince ezerek vermeye başladım. Bence önce bir ezerek vermeyi dene, baktın olmuyor çek blenderden gitsin. Bir sürü derdin var zaten, bir de onu mu düşüneceksin?” Ondan sonraki bölümün başlığı da zaten birazdan aşağıda gelecek “Yemeyen Çocuğa Zorla Yemek Yedirme Yöntemleri!” Ehh, sen çocuklarına blenderden geçir ver, bu kadar araştırmayı, doktorların söylediklerini kulak ardı et, ondan sonra da çocukların yemesin ve sen tecrübelerine dayanarak tavsiyeler ver! İnanın aklım hayalim almıyor. Konumuza geri dönecek olursak, bu anne gibi birçok anne yemeğe geçişlerde zorlanıyor ve zamanında katı gıdaya doğru bir şekilde geçemiyor. Bundan dolayı da çocuklarda yeme sorunu oluşabiliyor. Bir de diyor ya, “Kusmuk temizlemek zor geliyor, niye uğraşayım?” Avrupalı annelere bir bakın bakalım, o bebek her yere yemek saçarken, üstü başı batarken zerre kadar stres oluyor mu? Biz de çocukların üstü, etraf batmasın diye neredeyse evlenene kadar kaşıkla yediriyoruz! Sonra da mızmızlanıyoruz, “Benim çocuğum yemiyor!” diye. Doğru zamanda geçiş gıdalarını verirsek, bebeğin damak tadının ve yemek alışkanlığının gelişiminde çok olumlu etkilerini görmüş oluruz.

    Yine dikkatinizi çok önemli başka bir konuya çekeceğim, siz hiçbir pedagog, psikiyatrist ya da çocuk doktorunun yemeyen çocuklar için “onları oyunla, zorla yedirin” gibi kitaplar, başlıklar altında yazılar, kitaplar yazdığını gördünüz mü? Demek ki çocukları yemeyen anneler bir yerlerde yanlışlar yapıyor ki çocukları yemiyor.

    Ayrıca genlerin de yemeye etkisi vardır. Mesela kendisi de çocukken çok zayıf olan, az yiyen bir anne veya baba çocuğu aynı şekilde olduğunda bunu kabullenemez ve zorla yedirmeye çalışır. Siz kendinizi çocuğunuzun yerine koyun. Size birileri zorla yemek yedirmeye çalışsa, siz nasıl hissedersiniz? Yemeğe karşı tepkiniz ne olur? Karşınızda sizin bebeğiniz, sizin çocuğunuz da olsa birey duruyor ve siz bunu kabullenemiyorsunuz. Çocuğunuzun boyu uzadığı sürece sıkıntı yoktur. Kimi insanlar daha ince bir yapıya sahip olabilirler ve bu onlara zorla yedirmeniz anlamına gelmez. Bugün dar gelirli kesimde de, köylerde de yemeyen çocuk sendromuyla karşılaşmazsınız. Onların evlerinde pişen her yemek yenir. Hiçbir zaman “Oğlum, akşam nohut sevmedi, ben ona nohutlu browni (kek) yapayım” demezler!

    Yoksa siz de “Ama benim çocuğum hakikaten yemiyor” diyen annelerden misiniz? O zaman şunlara dikkat ettiniz mi?

    Yazının devamını ve çocukların nasıl beslenmesine dair daha detaylı bilgileri ve tavsiyeleri “YARIN DİYETE BAŞLIYORUM” adlı kitabımda bulabilirsiniz.