obez çocuklar

  • 25 Kilo Vermenin Dayanılmaz Hafifliği

    Bu yazımda sizlerle Nisan 2008-Kasım 2008 arası 87.6 kilodan 63 kiloya düşmüş olan 32 yaşında bir bayanla yapmış olduğum röportajı paylaşmak istiyorum. Kilolarınızdan şikayetçi olduğunuz halde umutsuzluğa kapılıp “artık nasıl olsa veremem” diyenlerdenseniz umarım bu yazı size bir ışık tutar ve yeni bir başlangıç için ilk adımı atarsınız.

    D.K.Ü- Çocukken kilolu muydunuz?

    A.E- 4.5 kilo doğmuşum. Hatta annem övünerek anlatır, der ki “Doğduğunda kızım çok tatlıydın. Her yerin boğum boğum boğum boğumdu….” Ama boğum boğumdu demez belki en az 5-6 kere boğum boğum lafını tekrar ederdi.

    D.K.Ü- Peki bebeklik devresinden sonra fazla kilolarınız üzerinizde kalmış mı?

    A.E- Hayır, çocuklukta hiçbir kilo sıkıntım olmadı. Bilakis zayıf bir çocuktum. İlkokul 5. sınıfa kadar yüzmeye gittim. 5. sınıfta ortaokul giriş sınavlarına hazırlanmak için sporu bıraktım. Bırakmayla birlikte o sene çok kilo aldım. Ama ortaokula başladıktan sonra boyum uzayınca aldığım kilolar da boya gitti ve liseyi bitirene kadar hep 55-57 kilo arasındaydım.

    D.K.Ü- Peki yetişkin olarak kilo sorununuz ne zaman başladı?

    A.E-  Üniversiteye başladıktan sonra. Mimarlık bölümünü kazanınca okul için hazırlamam gereken projeler üzerinde geceler boyunca sabahladığm olurdu. Bu esnada elime ne geçerse ya da önüme ne konulursa yemeye başladım. Ama kendimle barışık olduğumdan yavaş yavaş almaya başladığım kilolar beni hiç rahatsız etmiyordu.

    D.K.Ü- Üniversite bittiğinde kaç kiloydunuz?

    A.E- 65 kiloyla bitirdim. 65 kiloda da aşırı kilolu durmadığımdan herhangi bir rahatsızlık duymuyordum. Fakat okul bitip çalışma hayatına girince daha çok masa hayatım olmaya başladı. Okulda sadece geceleri projeler üzerinde çalışırken bu sefer hem gece hem de gündüzleri yoğun bir şekilde çalışmaya başladım. İş hayatındaki tempo okul hayatına göre çok daha yoğundu.

    D.K.Ü- Peki eşinizle tanıştığınızda kaç kiloydunuz?

    A.E- 70 kiloydum.

    D.KÜ- Eşiniz hiç kilonuzdan rahatsızlık duydu mu?

    A.E- Hiçbir zaman kilomla ilgili en ufak bir yorumda bulunmadı. 80’li kilolara çıktığımda dahi hiçbirşey söylemedi. Bizim hakikaten ruhlarımız uyuştuğu için kilo aramızda bir engel teşkil etmedi. Hatta şimdi bile 25 kilo verdiğim halde hiçbir zaman “ne iyi oldu, iyi ki verdin” gibi yorumlarda bulunmuyor. Sadece beni daha mutlu gördüğü için benim adıma seviniyor.

    D.K.Ü- Evlenirken kilo vermek istediniz mi? Yani gelinlik giyeceğim daha zayıf olayım gibi bir his oldu mu?

    A.E- Hayır, daha önceden de söylediğim üzere ben kendimle barışık bir insanım. Eşimin de böyle bir takıntısı olmadığından hiç sıkıntı olmadı. Hatta bazen düşünürüm belki arada birkaç rahatsızlık ima eden lafları ya da hareketleri olsaydı acaba daha mı az kilo alırdım diye.

    D.K.Ü- Kendinizle barışık olduğunuzu söylüyorsunuz. O zaman sizi kilo vermeye ne motive etti acaba? Neden bir beslenme uzmanı eşliğinde kilo vermeye başlamak istediniz?

    A.E.- Beden ölçüm büyüdükçe, bir baktım giyim zevkim de otomatikman değişmek zorunda kalmış. Beğendiğim kıyafetler benim ölçülerimde yoktu. Olanlar da durması gerektiği gibi durmuyorlardı. Genelde büyük beden kıyafetler daha yaşlı kimseler için oluyordu, ben de mecburen onlardan alıyordum. Bu da zamanla mutsuzluk yaratmaya başladı. Bu durumu, en çok kilo vermeye başlayıp istediğim şeyleri giydiğimde farkettim. Yani kiloluyken bunun ben de ne kadar mutsuzluk yarattığını ancak kilo verdikten sonra anladım.

    D.K.Ü- Başka ne motive etti?

    A.E.- Bugüne kadar yaptığım her işi en iyi şekilde büyük başarıyla ve disiplinle yaptım ve yapıyorum. Kendime bir gün şöyle dönüp bir baktım ve dedim ki: “Herşeyi mükemmel bir şekilde götürüyorsun ama kendini ne kadar ihmal ediyorsun, aynı özeni niye kendine göstermiyorsun?”

    D.K.Ü- Tipik bir koç burcu hareketleri ve düşüncesi, doğru mudur?

    A.E- Evet tipik bir koç burcuyum.

    D.K.Ü- Hedef olarak kendinize kaç kiloyu belirlediniz?

    A.E- 55 kiloya kadar düşmek istiyorum.

    D.K.Ü- 25 kilo verdikten sonra hayatınızda hiç belirgin değişiklikler oldu mu?

    A.E- Olmaz olur mu? En güzeli çok daha enerjik bir insan oldum. Eskiden ne kadar çok yersem o kadar daha çok enerjim olacağını düşünürdüm. Fakat doğru beslenmeye başladıktan sonra gördüm kü az ama doğru gıdaları tükettiğim zaman enerjim çok daha fazla oluyor. Geçen sabah arabama gitmek için çitin üzerinden atladım. Eskiden hep arka taraftan yolu dolanıp öyle arabama giderdim. Fakat hafiflemiş olmanın verdiği rahatlıkla çok kolay hemen atlayıverdim. Pencereden beni izleyen kocamla göz göze geldik. İkimizde gülümsedik, çünkü benim ne hissettiğimi o da ben de çok iyi biliyorduk. Kiloluyken hayatta o çitten atlamak için en ufak bir girişimde bile bulunmazdım.

    D.K.Ü- Kıyafetler?

    A.E- İşin en güzel kısmı sabahları uyandığımda ne giyeceğimi düşünmemem, çünkü artık kilomu kapatmamı gerektiren bir durum söz konusu değil ve dolabımdaki herşey üzerime rahat rahat oluyor. Büyük gelen kıyafetlerimin çoğunu da keyifle başkalarına verdim.

    D.K.Ü- İnsanların tepkileri nasıl oluyor?

    A.E- İnanılmaz!!! Her gören çok şaşırıyor ve bu tamamen bir başarı hikayesine dönüştü. Herkes nasıl verdiğimi merak ediyor. Bense hep şunu söylüyorum: Bu tamamen insanın kendisinde bitiyor. Eğer hakikaten kafanıza koymuşsanız bu iş oluyor. Yoksa benim geçmişte başka bir diyetisyen tecrübem de olmuştu ama verememiştim, çünkü şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum ki kafamda bu olayı bitirememişim o zamanlar. Benden dolayı birçok insan motive oldu ve onlarda kendi beslenmelerinde değişimler yapmak için harekete geçtiler. Birçok insan için motive kaynağı olmak ta beni çok mutlu ediyor. Dolaylı olarak başkalarına yardımcı olduğumu düşünüyorum.

  • Aile Ortamında Yemek

    Yapılan son araştırmalarda kahvaltı ve akşam yemekleri birlikte yenilen ailelerin gelişmekte olan çocuklarında daha az kilo sorunu ve daha sağlıklı beslenme alışkanlıkları oldukları gözlemlenmiştir. Bundan dolayı imkanlar el verdiği sürece öğünlerde çocuklarınızla aynı sofrada oturup birlikte yemek yemenizi tavsiye ederim. Sadece yemek değil, gün içinde olanların paylaşımı açısından da hep birlikte yemek yemenin çok büyük etkisi olduğuna inanıyorum. Şunu da unutmamak gerekir ki çocuklar yüzde 80 aileden yemek alışkanlıklarını almaktadır. Siz ne kadar sağlıklı seçimler yaparsanız çocuklarınız da en az yüzde 80 sağlıklı seçimler yapacaktır. Karar sizin smile

    Ailenizle güzel, sağlıklı ve neşeli sofralar dilerim...

  • Alerjik Bebekler ve Margarinler

    Alerjik Bebekler; Margarinler, Şehirleşme, Sezaryen Doğumlar...

    Çevremizde ne kadar da alerjik bünyeye sahip çocuk var değil mi?? Bunların hiç margarinler ve sebze yağlarına bağlı olarak meydana gelebileceği aklınıza gelir miydi? Yeni bir çalışma ile neden kırsal kesimde yaşayan çocukların şehir hayatı yaşayan çocuklara göre daha az alerjiye yakalandığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın hedefine  göre düşük margarin ve çoklu doymuş yağ tüketiminin alerjik bünye oluşumuna etkisini bulmayı amaçlamışlardır.

    Çalışmada süt veren anneler ve süt kompozisyonları değerlendirilmiş ve annelerin tükettikleri besinlerin kayıtları alınmıştır.

    Kırsal kesimde yaşayan anneler daha çok tereyağ, tam yağlı süt ve doymuş yağlı besinlerle beslenirken; şehirde yaşayan anneler daha çok margarin, bitkisel yağlar ve az yağlı süt tükettiği ortaya konmaktadır.

    Çalışma sonucuda şehirde yaşayan bireylerin kırsal kesimde yaşayanlara göre 7 kat daha fazla alerjiye yatkınlıkları olduğu bulunmuştur. 

    Şehirde yaşayan çocukların kötü hava şartları, radyasyona maruz kalmaları; doğal besinlere olan ulaşımın güçlüğü gibi bir çok alerjik etmenler ile yüz yüze kalmalarıda alerjik bir bünyeye yol açabileceği üzerinde de durulabilir.

    Tüm bunlara ek olarak kırsal ve şehir üzerinde yapılan geniş kapsamlı araştırmalar sonucunda; normal vajinal doğumla dünyaya gelen çocukların, sezaryen doğum ile dünyaya gelen çocuklardan daha az alerjik olduğu görülmüştür. Bunun sebebi ise normal vajinal doğumun sonucunda çocuklarda anne sütünden bile daha kuvvetli bir bağışıklık sisteminin oluşmasında yardımcı olduğu bilinmektedir. Sezaryen ile doğumların kırsala göre şehirlerde daha sık olduğu göstermektedir. Şehirde yaşayan çocukların alerjik bir bünyeye sahip olmasının bir diğer sebebi de 'sezaryen doğumlar' olarak gösterilebilir.

  • Anaokullarında Sağlıklı Beslenme

    Geçen sene ablam, yeğenimin yuvasındaki okul menüsüne göz atmamı rica etti. Ben de bazı değişimler gerektiğini gözlemledim. Bu konuda çok duyarlı olan okul yönetimi de benim hazırlayacağım okul menüsünü bu sene 2010 sonbahar döneminde uygulamaya geçirmekten büyük mutluluk duyacağını dile getirdi. Fakat bazı velilerden menü ile ilgili sorular gelince, ben de SAYASA'da veliler için bir toplantı düzenledim. Katılamayanlar için de oturup bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazımı da sizlerle burada paylaşmak istiyorum:

    Sevgili ve Saygıdeğer Ebeveynler,

    Birkaç hafta önce SAYASA'da sizlerden bazılarınızı okul menüsü ile ilgili sorularınızı ve sorunlarınızı dinlemek üzere ağırladık. Gelemeyenleriniz için konuşmada geçen bazı görüşleri ve detayları sizlerle özet olarak paylaşmak istedim.

    Bizlerin sahip olduğu, beslenme alışkanlıklarını çocuklarımızın da bir ömür boyu devam ettireceğine emin olun. SAYASA'ya kilo vermek için gelen 25, 30, 40, 50, 60... yaşlarındaki kişilerin kurtulmak için çaba sarf ettikleri alışkanlıklardan bazıları şunlardır:

    1. Tabağımdakini muhakkak bitirmem gerekiyordu, çünkü bitirmeden masadan kalkmam yasaktı.

    2. Yemekten sonra tatlıya her zaman yer var, doysam bile yiyorum, çünkü annem hep: 'Yemeği bitirirsen dondurma yiyebilirsin' derdi.

    3. Akşamüstleri canım kek, poğaça gibi birşeyler çekiyor, çünkü biz okuldan eve geldiğimizde annem muhakkak bize bunları hazırlardı. Olmazsa çok bozulurduk.

    4. Annem hep derdi ki: 'Ye oğlum ye, nişanlın güzel olur'.... gibi saymakla bitiremeyeceğim kadar çok yanlış mesajlar ufak yaşlarda zihinlere kazınıyor ve alışkanlık haline geliyor.

    Atalarımız boş yere 'Ağaç yaş iken eğilir' dememişler.

    Bazı ebeveynler 'Neden %50 yağlı süt?' diye sormuşlardı. Dünya Sağlık Örgütü'nün ve Amerikan Diyetisyenler Birliği'nin son açıklamalarına göre yağ alımına en fazla ihtiyaç duydukları zaman 0-2 yaş arasıdır. Ondan sonrasında çok fazla yağ tüketmelerine ihtiyaçları yoktur. Yemeklerden ve diğer gıdalardan yeterince yağ alınıyor. Bugün zayıf olan çocuğunuzun yarın zayıf olacak diye de bir garantisi yok. Yükselen obezite trendini düşünürsek sizin zayıf olan çocuğunuzun da bir gün bu istatistiklerin içinde olmayacağını nereden biliyorsunuz? Bu konuyla ilgili olarak, az yağlı sütün hiçbir besin değeri, tam yağlı süte göre daha düşük değildir. Tek fark yağ oranıdır. Vücutta açılan yağ hücreleri hiçbir zaman kaybolmaz. Çocuk yaşlarda ne kadar az yağ hücresi açılırsa o kadar iyidir.

    Bana yardım almaya gelen 9-10 yaşlarında kilo sorunu olan çocukların ilkokul birinci sınıfa kadar normal kiloda olduklarını fakat sonra okuldaki yemek düzeniyle birlikte aşırı kilo aldıkları ve iştahlarının açıldıklarını öğrendim. Evde çocuğunuz sizin konrolünüzde olabilir ama okulda değil. Eğer okulda çocuğunuz yanlış besleniyor, yağlı gıdalar alıyor ve çocuğunuz da normal iştahlı bir çocuksa kilo almaması gibi bir olasılık ortadan kalkıyor. Bakın dikkat ederseniz, iştahlı demiyorum, normal seviyede iştahı olan bir çocuksa diyorum. Zaten iştahlı olanlar için bu durumda 'geçmiş olsun' demekten başka birşey kalmıyor, çünkü onlar hayatları boyunda dikkat etmek durumundalar.

    Akşamüstleri çocuklar eve aç gelebilirler. Okulda sunulan meyveyi ya da yulaflı keki yemek istemeyebilirler. Yani çocuğunuz aç kalmasın diye meyve sevmiyorsa o zaman bugün tüm kilinik çalışmaların sonucunda ortaya çıkan 'beyaz gıdalardan uzakta kalın kansere davetiye çıkartıyor' çalışmalarının hepsini bir çöpe mi atalım? Ara öğün açlığı bastırmak için bir öğündür, ana öğün değildir. Zaten çocuklar tıka basa doymasın çocuklar. Ayrıca çocuklar bir çok yeme alışkanlıklarını okulda edinirler. Arkadaşlarına özenirler ve taklit ederler. Bugün yemedikleri bir yemeği, bakarlar ki arkadaşları yiyorlar, onlar da bir süre sonra yemeye başlayabilirler. Kaldı ki çocuğunuz eve aç gelsin. Yemek ile yatma arasındaki ideal zaman 4 saattir. Çocuğunuzun en geç 18:00 gibi akşam yemeğini yemesi gerekir. Çocuğunuz okuldan aç geldiği zaman iştahla sizlerin ellerinden çıkan sağlıklı bir akşam yemeği yiyeceklerdir. Bugün bana gelen birçok danışmanımla en çok zorlandığımız noktalardan birisi yatmadan dört saat önce yemeyi kesmektir. Lütfen, çocuklarınıza bu alışkanlığı edinmesinde yardımcı olun.

    Öğünlerde sadece su içmelerini önerdim, öneriyorum, önereceğim. Bana görüşmeye gelen yüz kişiden 99'u (abartmıyorum) bırakın günde iki litre su içmeyi bir litre suyu bile içmiyorlar. 30'undan 40'ından sonra bu alışkanlığı değiştirmeye çalışıyorlar, ama nafile. Vücudumuzun yüzde 60 ile 70'i arasının su olduğunu ve suyun faydalarının saymakla bitmeyeceğini düşünürsek, bence çocuklarımızı daha fazla su içmeye yönlendirmeliyiz. Farklı içecekler tükettiklerinde su içme ihtiyaçları azalıyor ve suyu içmiyorlar.

    Beyaz ekmek tamamen boş kaloridir. Kana hızla karıştığı için bir anda kan şekerini yükseltir daha sonra aynı hızla düşürür. Bu da çocuklarınıza enerji vermek yerine onların enerjisini düşürüp yorgunluk yaratır, ve akabinde de açlık gelir. Oysa çavdarlı ekmek içinde birçok mineral ve vitamin barındırır. Aynı zamanda da güzel bir lif kaynağıdır. Kepekli ekmek demiyorum, çünkü kepek demir oranını düşürür. Birçok çocukta demir eksikliği görüldüğünden, ekmeklerin tam tahıllı ya da çavdarlı olmasını tavsiye ediyorum. Tüm bunların yanı sıra tahıllı gıdalar kana daha yavaş karıştığından uzun süreli stabil enerji sağlarlar.

    Okul çocuklarınızın en sağlıklı beslendikleri mekan olmalıdır. Zaten haftasonları doğum günleri, dışarıda yemek zamanları oluyor ya da siz okuldan aldığınızda canı dondurma çekiyor ve alıyorsunuz. Çocukların nazı da ebeveynlere daha çok geçer. Haftasonu bir doğumgününe gittiğinizde, pasta, börek, poğaça dışında sizlere soruyorum: Sağlıklı bir gıda oluyor mu? Hayır. Çoğunda meyve bile sunulmuyor. Ne kadar şanslısınız ki çocuklarınız sağlıklı besleniyorlar. Ve ne kadar şanslısınız ki bu konuda duyarlı bir okulunuz var. Ayrıca bu menü hazırlanırken öğlen yemeklerinde sizin farkında olmadığınız ama arka planda hangi yiyecek hangisiyle yenilirse emilimi daha kuvvetli olur ya da yüzde yüz protein olur gibi ayrıntılara da önem verildi.

    Etrafınıza bir bakın lütfen, kaç tane ebeveynin acaba kilo sorunu yoktur? Normal ve sağlıklı bir kilodadır?

    Sağlıklı ve kilo sorunu olmayan bir nesil yetiştirmek için lütfen bizlere ve okulunuza destek olun.

    Ben KEYSTONE International yönetimi ile yeğenim sayesinde tanıştım. Bana sağlıklı bir yemek listesi hazırlamam konusunda yardım için danıştıklarında bu işi seve seve, gönüllü olarak yapacağımız söyledim. Her dört çocuktan birinin obez olma ihtimali olan ülkemizde bir okul yönetiminin bu konuya bu kadar duyarlı yaklaşması beni çok mutlu etti.

    Saygı ve sevgilerimle,
    Didem Kanca Üstay MS, RD

    Konuyla ilgili sorularınızı bana yazabilirsiniz.

  • Anaokulu ve Doğru Beslenme

    Atalarımız 'ağaç yaşken eğilir' demişler. Birçok okulda sadece ticari kazanç düşünüldüğünden, çocukların nasıl beslenildiğine gereken önem verilmemektedir. Gelin çocuklarımıza okullarda bilinçli ve doğru beslenmeyi öğretelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=7FNjTHohjew

  • Annelerin Çocuklarının Beslenmesi Konusunda En Çok Yaptığı Hatalar

    Didem Kanca Üstay'ın 2/03/2017 tarihinde sözcü gazetesinde çıkan yazısı aşağıda yer almaktadır.

    Çocuklarınıza internette gördüğünüz 'afilli' tarifleri mi yedirmeye çalışıyorsunuz, onun kendi başına yemek yemesine izin veriyor musunuz, yemek yedirirken fazla uğraşmamak için onu televizyonun karşısına mı oturtuyorsunuz? Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, annelerin en çok yaptığı hataları sıraladı.

    Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, meslek yaşamı boyunca danışanları ve çevresindeki anneleri gözlemleyerek, bebeklerinin/çocuklarının beslenmesinde yaptıkları en büyük hataları sıraladı. Üstay’a göre bu hatalar çocuklarının yakasını ömür boyu bırakmıyor ve yanlış beslenme alışkanlığı ile yaşamasına neden oluyor.

     

    ANNELERİN BEBEK-ÇOCUK BESLENMESİNDE EN ÇOK YAPTIĞI HATALAR

    1. Bebeğinize mama veriyorsanız, 4. ayından itibaren ya da emziriyorsanız 6. ayından itibaren yavaş yavaş katı gıdalara geçiş yaptınız mı? Geçiş zamanı çok önemlidir. Süre geciktirildikçe çocukların katı gıdalara geçişi çok daha zor olup ileride daha fazla yemek seçmeye yönelmektedirler.

    2. Bebeğiniz altı aylık olduğundan itibaren katı gıdalara geçişte blenderden geçirmek yerine ezerek mi verdiniz yemekleri? Genelde anneler bebeklerinin boğulmasından korktuklarından ya da kusmalarını istemediklerinden yemekleri blenderden geçirip iyice yumuşak halde verirler. Fakat bebeklerin çiğneme yetileri gelişmez. Aynı zamanda blenderden geçen yemeğin tadını tam olarak algılayamadığından yemeklerin lezzetlerine alışamaz. 

    Üstay: Genelde anneler bebeklerinin boğulmasından korktuklarından ya da kusmalarını istemediklerinden yemekleri blenderden geçirip iyice yumuşak halde verirler. Fakat bebeklerin çiğneme yetileri gelişmez. 

    3. Bebeğinize yemekleri karıştırıp tatlarını fark etmeden mi verdiniz? Örneğin, yumurta sarısı ve peyniri karıştırıp püre halinde mi verdiniz yoksa ayrı ayrı mı? Yemekleri karıştırıp verdiğiniz takdirde yine bebeğiniz yemeklerin kendine has tatlarını algılayamayacak. Bundan dolayı yemekleri bebeğinize tanıtırken en yalın halinde vermeniz çok önemlidir.

     

    SEVMEDİĞİ BİR YEMEĞİ 9 KEZ VERMEYİ DENEDİNİZ Mİ?

    4. Bebeğiniz diyelim yoğurdu sevmedi, dokuz kez denediniz mi? Yoksa ikinci veya üçüncü seferden sonra pes mi ettiniz? Yemekleri bebeğinize tanıtırken ortalama dokuz kez denemeniz gerekir. Çoğu zaman anneler “Benim çocuğum” sevmedi diyip pes ediyorlar.

    5. 10. aydan itibaren önüne yemeklerini koyup üstünü, başını, etrafı batırmasına rağmen kendi başına yemesine izin verdiniz mi? Bazı anneler titiz davranıp çocuklarının kendilerinin yemelerine izin vermediklerinden çocuğun kendi başına yeme yetileri gelişmiyor.

    6. Bebeğiniz kendi başına oturmaya başladığından itibaren öğün saatlerinde mama sandalyesinde yemek masasında sizinle mi oturdu? Çoğu anne çocukları yeter ki yesin diye ekran karşısına koyup ya da oyunlarla peşinden koşarak yedirmeye çalışıyor. Bu yüzden yemek ve mutfak kültürünü aşılanmıyor. Çocuk da yemeğin bir temel içgüdü olduğunu acıktığında yiyip doyduğunda durması gerektiğini unutuyor.

    Bebeğiniz kendi başına oturmaya başladığından itibaren öğün saatlerinde mama sandalyesinde yemek masasında sizinle mi oturdu? 

    7. Bebeğinize her ne olursa olsun yemeğini yedirirken muhakkak mama sandalyesinde oturttunuz mu? Ağlasa bile onu oradan almayıp, orada yemesi gerektiğini anlattınız mı?

     

    TELEFONLA OYNATARAK YEMEK YEDİRMEYE Mİ ÇALIŞIYORSUNUZ?

    8. Bebeğinize oyuncak verdiniz mi? Ya da tablet, telefon vb. dikkatini dağıtacak teknolojik eşyalar?

    9. Bebeğiniz doyduğunu belli ettiği zaman “Son iki kaşık” diye zorla yedirmeye çalıştınız mı?

    10. Başkalarının yanında sürekli “Bebeğim hiç yemiyor” diye söylendiniz mi?

    11. Bebeğinizin acıkmasını beklediniz mi? Yoksa zorla da olsa “Acıkmış olması gerek” deyip yedirmeye çalıştınız mı?

    12. Sizler yemek yerken sizin yemeklerinizin tadına bakmak istediğinde yeni tatlar keşfetmesine izin verdiniz mi?

    13. Bebeğinizin bazı yemekleri sevmediğini fark ettiğinizde onun damak tadına saygı duyup sevmediği şeyi farklı şekillerde yedirmek yerine başka sebzeleri veya gıdaları denediniz mi? Siz tüm yemekleri seviyor musunuz?

    14. Bebeğinizin dönemsel iştahsızlıklarını kabul ettiniz mi? Siz her zaman aynı iştahla mı yiyorsunuz?

    Sizin gibi onun da iştahı kesilebilir 

    15. Bebeğinize “Patronun evde siz olduğunu” belli ettiniz mi? Yoksa onun borusu mu ötüyor? Yemek yememeyi size karşı silah olarak mı kullanıyor?

     

    ÇOCUK İÇİN AYRI YEMEK YAPMALI MI?

    16. Bebeğinize bir yaşından itibaren evde pişen yemeklerden mi verdiniz? Yoksa ayrı yemek mi pişirdiniz? Yapılan en büyük hatalardan birisi de çocuğa evde ayrı yemek pişirmektir. Çocuk evde ne pişiyorsa sizlerle onu yemelidir.

    17. Bebeğinize sadece yedirmeyin siz de onunla birlikte yiyin. En iyi rol model ailelerin kendileridir.

    18. Bir yemeği yemeyeceğim diye tutturuyorsa bir öğün beklemeyi denediniz mi? Genelde anneler çocuğum aç kalır endişesiyle hemen bir şeyi yemediyse yerine yeni bir şey yapıyor. Bunu çok iyi algılayan çocuk da ebeveynleri bu konuda çok iyi kullanıyor. Bırakın çocuğunuz açlıktan ölmez. Bir öğün sonra tekrar aynı yemeyi vermeyi deneyin. Alternatif olmadığını bildiğinde o yemeyi yiyebilir. Yapılan araştırmalarda çocuk esirgeme kurumlarında “yemek seçen çocuk sendromu” diye bir şey yoktur. Bunlar ailelerin yarattıkları bir sendromdur.
    Bir yemeği yemeyeceğim diye tutturuyorsa bir öğün beklemeyi denediniz mi?

    19. Çocuğuma daha az şeker veriyorum diye bal mı verdiniz ya da tariflerinizde bal mı kullanıyorsunuz? O zaman hemen yol yakınken vazgeçin derim. Bal ve şekerin şeker içeriği neredeyse aynıdır. Hatta son dönemdeki balların glikoz şurubu ile yapıldığını göz önüne alırsak daha bile sağlıksız olabilirler. Ayriyetten bal 60 derecenin üstünde piştiğinde 5-HMF adlı toksin üretir. Çocuğuma sağlıklı bir şey yapıyorum derken zehir verebilirsiniz.
     
     

    “EVDE EV YEMEĞİ PİŞİRİN”

    20. Çocuklarınıza evde sağlıklı yiyecekler yapıyorum diye internetten bulduğunuz “nohutlu kek veya kinoalı waffle” gibi tarifleri mi uyguluyorsunuz? Vazgeçin bu sevdadan… Evde ev yemeği pişirin. Dışarı çıktığınızda ya da komşuya veya herhangi bir doğum günü partisine gittiğinde bırakın istediğini tadıyla yesin. Waffle'ı adam gibi çikolatasıyla yesin. Bu tarz yemekler kültürümüzün bir parçası olmadığı gibi aynı zamanda da ne kadar sağlıklı versiyona da sokulsa sağlıklı değildir. Ayriyeten tam hakkıyla yapılan bir kek kadar lezzetli olmadığından belki bir dilim normal yiyeceğine evde gereksiz yere 5 dilim uydurma sağlıklı kekten yiyecek. Bunlara hiç gerek yok.

    21. Sadece okulda kantinden paket gıda alıyor ama başka yemiyor diye kendinizi mi kandırıyorsunuz ya da avutuyorsunuz? Paket gıdalardan her zaman her gün her an uzak tutun. Bugün GDO'dan bile daha fazla zarar içerdiğini biliyor muydunuz paket gıdaların?

    22. Sizde başka anneler gibi internet ortamında “Benim çocuğum iştahsız” hikayesine kapılıp sürekli çocuğunuza yemek yedirmek için uğraşanlardan mısınız? Eğer doktorunuz gelişiminde bir sıkıntı görmüyorsa lütfen dert etmeyin. Çoğu anne “doktorum beni anlamıyor” diyor. Oysa doktorlar bunun çoğu zaman anneler tarafından yaratıldığını ve büyütüldüğünü biliyorlar. Çocuğunuzun boyu uzuyor ama zayıfsa dert etmeyin. Büyümenin en büyük belirtilerinden birisi boy uzamasıdır.

    Ödül olarak bakılan yemek ya da ceza olarak görülen yemek, ileride yeme bozukluklarına yol açabilir.

    23. Çocuklarınızı yemekle ödüllendiriyor musunuz? Ya da yemeğini bitirirsen tatlı yiyebilirsin diyor musunuz? Yemek farkındalıkla yedikleri temel içgüdülerini karşılamak istedikleri bir araç olmalı. Ödül olarak bakılan yemek ya da ceza (bunu yapmazsan sana çikolata yok gibi!) olarak görülen yemek, çocukların hayatların boyunca yemeğe olan algılarını kalıcı olarak değiştirecek ve ileride yeme bozukluklarına yol açabilecektir.

     

    YEME ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞEBİLİR Mİ?

    Siz çocuklarınızın yanında onun az yediğini ifade edip ne kadar söylerseniz o çocuk da bunu o kadar çok size karşı silah olarak kullanacaktır. Bilinçaltına bu durum etkin bir şekilde yerleşecektir. Siz, 10 aylık bebeğinize el çırp dediğinizde çırpıyor, bunu anlıyor da, benim çocuğum zorla yiyor ya da yemiyor dediğinizde onun bunu almadığını mı sanıyorsunuz? Kesinlikle iyi ya da kötü yemekle ilgili yorumlarda bulunmamak gerekir. Yemek, yemek saati geldiğinde ya da acıkıldığında ailecek oturulup yenilen bir zaman dilimi olmalıdır. Bebeğinizin yeme alışkanlıkları 11-36 ay arasında birden değişebilir. Sevdiği yemekleri yemeyebilir, ama bunu konu haline getirmemelisiniz. Evde ne pişiyorsa onu önüne koymalısınız. Yemediği takdirde farklı alternatifler sunmanıza gerek yok. O bilecektir ki yemek saatinde ne konulursa o yenir. Yemezse de bir sonraki öğünü bekler. Çocuğunuzun damak tadı da değişebilir. Buna da saygı duymak gerekir. Zorla yedirmek bir çözüm değildir. Aksine ileriye yönelik kalıcı izler bırakabilir. Siz yemek yerken o yememeyi tercih ediyorsa, size saygı duyup sessizce oyun oynaması gerektiğini bilmelidir. “ Ben nasıl olsa yemiyorum, hadi herkes benimle ilgilensin” gibi bir hakkı olmadığını ona uygun bir şekilde anlatmalısınız.”

     

  • Ekran Yasağı!

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay ve Diyetisyen Pınar Doğan çocuklardaki ekran yasağını ve beslenmeye etkisini anlatıyor.

  • I. Uluslararası Fiziksel Aktivite, Beslenme ve Sağlık Kongresi

    Kongre'de konuşulanlar:

    1. Yetişkinlik çağından itibaren kişiler her 10 yılda ortalama 2.5 kg alıyorlar.

    2. Psikolojik problemlerden kaçmak için bazı kişilerde fazla egzersiz yapma eğilimi olabiliyor ve bu insanlar bir süre sonra egzersiz bağımlısı haline gelebiliyorlar. Vücut spor esnasında endorfin adlı kendimizi iyi hissettiren hormon salgılandığından, spor yapan kişi de bu hormonu özlüyor ve aşırıya kaçabiliyor.

    3. Egzersiz için genelleme yapmak çok zor. Yapılan 12 haftalık düzenli egzersiz üzerine bir araştırmada herkesin vücudunda farklı değişimler ortaya çıktığı gözlemlendi. Bundan dolayı kişileri egzersiz konusunda belli bir kategoriye koymak çok zor. Her vücut çok farklı.

    4. Egzersiz daha fazla açlığa yol açabiliyor ve dolayısıyla spor yapan kişiler de daha fazla yemek yeme eğilimi olabiliyor.

    5. Düzenli egzersiz yapıldığı takdirde bir süre sonra vücut bu egzersiz temposuna alışıyor ve açlık hissi kaybolabiliyor.

    6. İki grup arasında karşılaştırma yapmak için klinik bir çalışma yapılıyor. 1. Grup Diyet + Egzersiz yapıyor (haftada 3 yürüyüş) 2. Grup sadece diyet yapıyor. Bu araştırmanın sonucuna göre iki grup arasında kas kaybı, vücut ağrılığı, yağ yüzdesi ve bel çevresi incelmesinde belirgin bir fark görülmüyor. Sadece kalça çevresinde egzersiz ile daha fazla incelme görülüyor. 1. Grupta 7.15 cm kalçada incelme görülürken 2. Grupta bu oran sadece 4.84 cm'dir. Bu çalışmaya göre bölgesel zayıflamada egzersizin daha etkin olduğu gözlemlenmektedir.

    7. Çocukların gelişiminde egzersiz beslenmeden daha önemli bir yer tutmaktadır.

    8. İstanbul okullarında yapılan araştırmalarda çocukların %41'inde obezite görülmektedir.

    9. Türkiye'de obezite oranı %35'tir.

    10. Post menopoz zamanı kilo alımının önüne geçebilmek için mutlaka egzersiz ve diyet yapmak gerekiyor.

    11. Kemik erimesinin önüne geçebilmek için Harvard maksimum 1 bardak süt önerirken Amerikan tarım bakanlığı her öğün bir bardak süt tavsiyesinde bulunuyor.   

  • Marihuana/Haşhaş Sütü

    Aşağı yukarı iki ay kadar önce New York'a, bu dünyadaki en yakın dostlarımdan birisi olan Adele'i ziyarete gittim. Adele ve ben, New York Üniversitesinde birlikte beslenme üzerine yüksek lisansımızı (master) yapmıştık. Adele ile tanıştığımda daha yeni 6 aylık evliydi, şimdi ise 10 senelik evli ve 6, 3 ve 1 yaşlarında üç çocuğu var. Size bunu söylememin nedeni, onu her ziyarete gittiğimde çocuklarına hep değişik sağlıklı alternatifler sunduğunu görmemdir.

    Bu gidişimde de farklı birşey olmadı. Saat farkından dolayı herkes uyurken ben sabah 5:00'te uyandım ve Türkiye saati öğlen 12:00 olduğundan karnım guruldar şekilde buzdolabını açtım. Veee bir de ne göreyim 'hemp milk' diye organik süt var dolabın içinde. Hemen müsli aldım ve bu merak ettiğim süt ile karıştırdım. Tadı gayet güzeldi. Besin değerlerine de bir göz atayım dedim. Ama zaten eğer Adele'in buzdolabında yer alıyorsa sağlıklı olacağından hiç şüphem yoktu.  

    Sabah Adele uyanınca, ilk işim marihuana sütünün dolaplarında ne aradığıydıSurprised 'Yoksa çocukların bundan dolayı mı sürekli mutlu mesut ortalıkta dolanıyorlar?' diye de bir espri yaptım. O da marihuana bitkisinden yapılan bu sütün esasında çok faydalı olduğunu, özellikle bir yaşındaki oğluna verdiğini belirtti. Çocuklar büyürken beyinlerinin gelişiminde yağ tüketimi çok önemli bir rol oynar. Fakat tüketilen total yağın ne tür olduğu çok önemlidir. 1 bardak inek sütündeki doymuş yağ oranı %28 iken marihuana sütünde bu oran sadece yüzde 5'tir. Doymuş yağ tüketiminin vücuda verdiği kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi birçok zararlarını göz önüne alırsak ne kadar az doymuş yağ tüketirsek o kadar daha sağlıklı olabileceğimiz de bir gerçektir.

         

    İnek sütünde demir bulunmadığı gibi fazla tüketimi de vücuttaki demir emilimini azaltır. Oysa marihuana sütünde çok yüksek seviyede demir de bulunmaktadır. Birçok çocukta demir eksikliği yaşandığını göz önüne alırsak marihuana sütünün başka bir güzel tarafını daha görmüş oluyoruz.  

    Kalsiyum ve protein oranlarının daha düşük olması benim için çok fazla birşey ifade etmiyor, çünkü çocuklar her zaman protein ve kalsiyum ihtiyaçlarını başka gıdalardan kolaylıkla temin edebilirler. Fakat demir ve sağlıklı yağ tüketimini karşılamak çok daha zordur.  

    Henüz Türkiye'de marihuana sütüne rastlamadım. Ama belki bu yazıyı okuyan birisi böyle sağlıklı bir içeceği Türkiye'ye getirtir, ya da burada üretimini hayata geçirir.  

    1 Bardak Marihuana Sütü          1 Bardak İnek Sütü
          110 kalori                               146 kalori
          7 gr yağ                                  8 gr yağ
          1 gr doymuş yağ                     5 gr doymuş yağ
          0 mg kolesterol                       24 gr kolesterol
          1 gr lif                                     0 gr lif
          5 gr şeker                              13 gr şeker
          5 gr protein                             8 gr protein
          %20 demir                             %0 demir
          %2 kalsiyum                          %28 kalsiyum

  • Neden Sarelle'yi Ziyarete Gittim?

    Yazıma başlamadan önce şu noktayı vurgulamam gerektiğine inanıyorum: Bugüne kadar hiçbir markayla çalışmadım, ürünlerini satmadım, ya da kaldığım detoks/zayıflama merkezlerinin ücretlerini kendi cebimden ödedim ki kimseye borçlu hissetmeden dilediğimce, özgürce bireylerin ve toplumların sağlığını düşünebilecek şekilde fikirlerimi dile getirebileyim.

    Son zamanlarda sürekli her yerde Sarelle'nin "Siz ne yerseniz çocuğunuz onu yer"reklamlarını gördükçe bu nasıl bir mesajtır acaba diye düşünmeye başladım. Doğru, çocuğunuz siz ne yerseniz onu yer ama acaba siz Sarelle mi yemelisiniz sorusunu aklımdan geçirmeden edemedim. Kalktım Sarelle'nin sahiplerinden Zafer bey ile görüşmeye gittim. Sağolsun beni kırmadı ve büyük bir sabırla "Ama çocuklara yönelik olmamalı bu reklam" diye defalarca aynı konuyu dile getirmemi dinledi. Hatta eğer Sarelle ile ilgili negatif birşey yazarsam da bana karşı dava açmayacağını söyledi  Malum dikkatli olmam gerekir.

    Zafer bey, kendisinin de çocukları olduğunu ve Sarelle'yi satın aldıktan sonra içindeki malzemeyi baştan aşağıya değiştirdiklerini çünkü kendi ailesinin de bunları rahatlıkla tüketmesini istediğini belirtti. Piyasada katkı maddesiz fındık/kakao ezmesi olmadığını, kendilerinin tamamen doğal ve içinde palm ya da trans yağ olmadan ve hiçbir GDO'lu ürün kullanmadan üretim yaptıklarını, hatta reklam filmlerinde "doğal" kelimesini kullandıkları için rakip firmaların dava açtıklarını söyledi. Dava sonucu ne mi olmuş? Kaybetmişler çünkü tarım bakanlığı tarafından "haksız rekabet" olarak belirlenmiş, piyasadaki diğer ürünler doğal olmadıkları için. Ne kadar acı değil mi? Tamamen doğal birşeyi de dile getiremiyoruz esasında... Firmanın prensibi şöyle: "Gıda işinde olunca hassas davranmak gerekiyor, hem de çocuklar da olunca işin içinde, insan kendine kötülük yapabiliyor ama çocuklara göz göre göre yanlış yapmamak gerek diye düşünüyoruz." 

    Şimdi bana sorarsanız, ben yine de reklamlarına takıldım, sonuçta çocuklar sarelle mi yemeli diye düşünüyorum. Onların da bakış açısı şöyle, nasıl olsa çocuklara piyasadaki diğer içinde kötü malzemeler olan ürünler veriliyor, satın alınıyor, en azından bizimkisi alınsın. Hımmm.... bana göre tabii ki hiç alınmasın! İçerikler kısmında ilk sırada şeker sonra bitkisel yağ ve 3. sırada yüzde 13'lük bir rakamla fındık geldiğini belirtip sonuçta çocuklar şeker alıyor diyorum. Uluslararası gıda kodeksine göre tüm dünyada "İÇİNDEKİLER" kısmında kullanılan malzemeler en fazladan en aza doğru gitmek zorundadır. Bu tüm ürünler için geçerlidir. Ben en fazla şeker olduğunu ve çocuklar o zaman sırf şeker mi yiyecekler diye sorduğumda, Türk halkı tatlı sevdiğinden diğer opsiyonlarımız da var diyor. Hangi halk tatlı sevmiyor ki?  Hemen içeriğinde yüzde 45 fındık olan ürününü gösteriyor. "Bu daha sağlıklı ama genelde insanlar şeker oranı yüksek olanı daha çok seviyor" diyor. Şu noktada bu yazıyı okuyan herkese şunu tavsiye edebilirim, FINDIK oranı en yüksek olanı ve içinde PALM yağı kullanılmayanı alın çünkü hepimiz insanız ve yeri geldiğinde kaşık kaşık bu tarz gıdaları tüketebiliyoruz. Hatta bazen çocuklar mazeretimiz olabiliyor, "Çocuklar istiyor diye alıyoruz yoksa biz eşimle pek yemeyiz"  Peki, öyle olsun...

    Bu anlamda o zaman sizlere, diğer ürünlerle karşılaştırırsak Sarelle'nin daha iyi olduğunu söyleyebilirim çünkü markete gidip hepsinin içeriklerini tek tek inceledim. Eğer birşey yazacaksam sizlere doğru mesajı verebilmeliydim. Hatta benim bile bazen çikolata, kakaolu fındık ezmesi krizlerimin tuttuğu oluyor. Bundan sonra diğer markaların içi kimyasal ve şeker dolu ürünlerini almak yerine Sarelle almayı tercih edebilirim. Fakat yine de bitkisel yağ olarak tam olarak ne kullandıklarını belirtmediler. Bundan dolayı sizlere yüzde yüz gönül rahatlığıyla bu markayı alın diyemeyeceğim. Amerika'da yaşarken yüzde yüz fındık ya da badem ezmesi yiyordum, o da ayrı bir konu tabii. Keşke Türkiye'de de olsa, o zaman içine "Nasıl bir yağ girdi?!" diye düşünmeyiz.  

    Son söz olarak, Zafer bey belki kızacak ama, ben yine de reklamlarına takıldım ve onaylamıyorum. İşin içine çocuklar girince çok hassas oluyorum da!!! Ürünlerini farklı reklamlarla dile getirebilirler. Sonuçta şeker sadece çocuklar için değil, hamileler ve yetişkinler için de çok zararlı.  

     

     

  • Obez Çocuklar

    Hani derler ya, 'Elime doğdu' diye, benim yeğenim Sunaz da aynen öyle elime doğdu. Ablam Nesrin Amerika'da normal doğum yaparken ve acılar içinde Sunaz'ı dünyaya getirmeye çalışırken, ben işte o anda odadaydım. Sonra da onlar İstanbul'a temelli dönene kadar sık sık onları ziyarete gittim. Nesrin bazen bütün gün Sunaz'ı bana bırakırdı. Ben de sabahtan akşama kadar onunla vakit geçirirdim. Bundan dolayı Sunaz'cığa çok yakınımdır. Sunaz ilk doğduğunda ismi Su'ydu. Sonradan Naz'ı eklendi. Ben de doğar doğmaz onu Su'cuğum diye sevmeye başladım. Derken adı 'Sucuk' olarak kaldı.Ayaklarından dolayı da babaannesi onu 'börek ayaklım' diye severdi. Yani anlayacağınız üzere daha doğduğu andan itibaren biz Sunaz'ı yemekle bütünleştirdik.

    Sunaz şimdi 5.5 yaşında. İki hafta önce annem ve babam Bodrum'a gitmeden Nesrin'e, Sunaz'ı onlarla yollaması için yalvardılar. Ama Nesrin izin vermedi. Neden mi? Bizim Sunaz çok iştahlı bir çocuk, iştahlı doğdu ve iştahlı da yaşamına devam ediyor. Daha anne sütü emerken bile tombiş birşeydi. Geçen yaz annemlerle gittiği tatilden kilo alıp döndi. Bu kış ta Ankara'da babaannesine dört günlüğüne gittiğinde iki kilo alıp geldi. Çocukluğunda hep kilolarıyla savaş veren Nesrin'in en büyük kabuslarından birisi kendi çocuğunun da onunla bir gün aynı kaderi yaşamasıdır. Bundan dolayı Nesrin, Sunaz konusunda hep dikkat ediyor. Sunaz, az ve sağlıklı yesin diye, yuvasındaki menüyü okulun müdürüyle görüşerek bana değiştirtti. Anneanne ziyaretlerine ve doğumgünülerine sıkı yönetim geldi. Bir ara her gün Sunaz ve kilosundan bahseder olduk.

    Annemlerin Bodrum'a gittiği hafta eşim Murat ta Ağrı dağında zirve yapmaya gitti. İşten ayrılamayan Nesrin'le telefonda konuşurken 'Eğer Sunaz Bodrum'a seninle gider ve dönerse o zaman izin veririm. Sana yemek konusunda güveniyorum Didem. Annemler Sunaz'a kıyamıyorlar.' dedi. Ben de altı günlük yeğenimle bir seyahat için 'Olur, tabii ki de' dedim. Sunaz ve benim için bilet alındı ve annemlere sürpriz yapmak üzere yola çıktık. Sabah 8:00'deki uçağımıza Nesrin bizi bıraktı. Daha uçağa binmeden Sunazcık: 'Teyzeciğim, Bodrum'a varınca dondurma yeriz değil mi?' diye sordu. Ben de 'Bakarız Sunaz'cığım, daha şimdiden bunu konuşmaya gerek yok.' dedim. Uçağa bindik ve aynı soruyu hiç abartmıyorum belki 5-6 defa daha sordu. Bunun üzerine yanımızda oturan bayan Sunaz'ın aç olduğunu düşünerek ona çantasından çıkarıp bir sandviç vermek istedi. Sunaz aç olmadığından sandviçi istemedi. Ben de teşekkür ettim.

    Uçaktan indik, arabaya bindik ve yine aynı soru: 'Teyze, annem dedi ki bir tane çubuklu dondurma hakkım varmış, onu ben bugün yiyeceğim, tamam mı?' Bazen Nesrin beni gün ortasında arayıp ağlamaklı bir sesle: 'Didem, bu çocuk hep yemek düşünüyor, ben ne yapacağım?' dediğinde abarttığını düşünüyordum. Ama haklıymış. Sunaz yemekle ilgili soru sordukça ben de geçiştirmeye çalıştım. Sonra arabada uyuyakaldı.

    Annemlerin kaldığı yere varınca plajda yanlarına gidip sürpriz yaptık. Bizimkiler çok sevindi. Ben yukarı odaya eşyaları bırakıp gelmeye Sunaz anneannesine dondurmasını aldırtmıştı bileSmile Annem de hemen suçlanarak Embarassed: 'Annesi bu hafta için bir çubuklu dondurmaya izin vermiş, onu da şimdi aldık teyzesi.' dedi.

    Üç öğün açık büfe olan bir yerde tabii ki sürekli çocuğa 'Hayır' demek o kadar zor ki. Sabah kahvaltıya iniyoruz, Sunaz simit ve nutella yemek istiyor. 'Sunaz'cığım, daha sağlıklı birşeyler yesek' dediğimde, 'Olur teyze ama öğlen makarna yerim değil mi?' diye soruyor. 'Öğleni, öğlen gelince düşünürüz Sunaz'cığım' diyorum. Öğlen biraz makarna alıyor. Makarnası bitince, yüzüme masum bir şekilde bakıp 'Teyzeciğim, azıcık daha makarna alsam olur mu?' diye soruyor. Ayy Allahım içim gidiyor. Ne zor birşeymiş bu. Hani derler ya 'Bekara karı boşamak kolay' diye. Aynen o hesap, ben de kilolu çocukları olan ailelere: 'O zaman almayacaksınız, vermeyeceksiniz, yapmayacaksınız çocuğunuzun iyiliğini düşünüyorsanız' diyordum. Ama akıl ve kalp aynı işlemiyormuş, bunu öğrendim. Allahtan Sunaz çok söz dinleyen bir çocuk ve hiçbir şekilde tutturan bir çocuk değildi de işimi daha da zorlaştırmadı. Yumuşak bir şekilde 'Hayır'larımı dile getirdim. Sunaz'cığın aklını başka yönlere çekmeye çalıştım.

    Bir gün Nesrin'le telefonda konuşurken 'Bak kızına fazla yedirmiyorum. Hatta kilo bile verdi sanırım.' dediğimde, 'Ayy Didem, iyi sen kıyabiliyorsun, bazen ben kıyamıyorum ona.' dedi. Ahh o kadar zordu ki oysa, ama Nesrin'e söz verdiğim ve bana güvenerek gönderdiğini bildiğim için çok dikkat ettim. Ayriyetten hakikaten Sunaz'ın plajda karnı, bacakları daha 3-4 yaşından selülit kaplamış çocuklara benzemesini istemiyorum. Hatta dört yaşında bir çocuk vardı ki, durumu içler acısıydı. Resmini çaktırmadan çekmek istedim ama beceremedim. Yoksa yüzünü göstermeden o resmi buraya koymak istedim.

    Bir gece saat 23:00 civarında Sunaz çocuklarla çimde oynarken, her bireyini obez olarak nitelendireceğim derecede kilolu bir aile, çocuklarının yanına bir paket en büyük boy panço cips koydu. Sunazcık ta yazık, hem elini paketin içine sokup bir tane alıyor, hem de yan gözle ona bakıyor muyum acaba diye bana bakıyordu. Ayy, kıyamam ben ona. Ama kıymakCry zorunda kaldım. Gece olmuş 11 ve o yağlı sağlıksız cipsler. Arkadaşlarının yanında kesinlikle bir şey diyip Sunaz'ı utandırmayacağımdan ve onda kötü bir his bırakmak istemediğimden, beş dakika sonra yanıma çağırdım. 'Sunaz'cığım, anneannen ve benim çok uykumuz geldi, artık yatsak diyoruz.' dedim ve de odaya gittik. Akşam yatmadan önce Sunaz yine 'Teyze, yarın dondurma yesem olur mu'' diye sordu. Ben de bu kez 'peki olur, belki ben de yerim seninle Sunaz'cığım.' dedim. Sabah daha gözünü açar açmaz Sunaz'ın sorduğu ilk soru şu oldu: 'Teyze, sen bugün neli dondurma alacaksın?'!!!Cry O gün ben dondurma yemedim.

    Doğduğu günden beri yiyecek isimleriyle çağırılan Sunaz'ın bu tatildeki ismi de zeytindi. Güzel zeytin gibi gözlerinden dolayı çocuklar onu 'ZEYTİN'diye çağırıyorlardı.

    Hepimiz Sunaz'ın canı çekmesin diye hem az yedik, hem de normalde tailde yiyeceğimizden daha da sağlıklı yedik. Bu bir grup işidir. Hem siz çocuğun yanında sağlıksız şeyler tüketin, fazla yiyin, hem de çocuğunuzun az ve sağlıklı yemesini isteyin. Denklem böyle işlemiyor. Eğer çocuklarınız sağlıklı yesin istiyorsanız, ilk adımı sizler aile olarak atmak zorundasınız. Çocuklarınızın sizin aynalarınız olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Aynı zamanda Sunaz hareket etsin diye, bir ben bir annem sürekli onunla denize girdik durduk.

    Sunaz'a hiçbir şekilde kilosuyla ilgili en ufacık bir yorumda bulunmadım. Bazı şeyleri yemek istediğinde sadece onların çok sağlıksız olduğunu belirttim. Bizler bu yaşta 'Kilo alacaksın yeme' dendiğinde tepki verip daha çok yemek istiyoruz da çocuklar mı tepki vermeyecek. Bundan dolayı kilolu çocuklarınız varsa sizden ricam yanında kilolarından bahsetmemek ve 'kilo alırsın, yeme evladım' şeklinde söylemek yerine sağlıklarına zararlı olduğunu belirtmenizdir.

    Dikkatimi çeken en üzücü konu ise kilolu çocukları olan ailelerin bu konuda ne kadar duyarsız davrandıklarıydı. Gözlerime inanamadım dersem yalan olmaz. Hem kendileri çok yiyorlar, hem de çocuklarının tepelemesine tabaklarını doldurmalarına izin veriyorlardı. Görüntüden vazgeçtim ama bu çocuklar bir topun peşinde dahi koşturamıyorlar, nefes nefese kalıyorlardı. Allahım, büyük konuşmak istemiyorum ama bence anne-babalar, özellikle okul çağına gelmemiş çocukların kilolarından sorumludurlar. Eğer çocuğunuz iştahlıysa o zaman siz de Nesrin gibi çocuğunuzu spora yazdıracaksınız, yemekli ortamlardan uzak tutacaksınız ve evde abur cubur bulundurmayacaksınız. Kısacası çok dikkat edeceksiniz. Çocuğunuzun karşısında sağlıklı yiyeceksiniz. Ha diyebilirsiniz ki, kendini düşünmeyen insan çocuğunu nasıl düşünsün. O zaman da 'Niye çocuk yapıyorum?' ya da 'Niye çocuk yaptım?' sorusunu kendinize tekrar hatırlatmanızı isterim.

    Tatilimizin bir gününde, babaannesinde kalan 14 yaşındaki diğer yeğenim Yaren (Yaroşcuk) geldi. Akşam dışarıya yemeğe çıktık. Esasında yediklerine çok dikkat eden ve zayıf olan Yaroş, o gün Mc Donald's'ta yemek istedi. Ama o da Sunaz'ın durumunu bildiğinden ona kötü örnek olmak istemedi. Bizimle beraber ızgara köfte yedi. Hatta gün içinde aldığı dondurmasını da Sunaz'dan gizli yedi. Onunla sohbet ederken, çocukken tatlıya çok düşkün olan Yaroş, 'Teyze, iyi ki bana dikkat etmişsiniz ve o zamanlar çok yememişim, teşekkür ederim.' dedi. Yaroş'la da beş sene önce yelken okuluna gidip bir hafta beraber kalmıştık. Yeğenlerim diye söylemiyorum ama hangisiyle tatile gittiysem ve başbaşa kaldıysam beni hiç üzmediler ve her zaman sözümü dinlediler. Umarım ileride kendi çocuklarım da onlar gibi olurlar ve teyzelerini üzmezler.Smile

    Annem ve babam benden çekindiklerinden Sunaz'cığa bir şey alıp veremediler. Ama benden sonra kalması için o kadar ısrar ettiler ki, ben de Nesrin'e 'Ya, babam 75 yaşına geldi, annem de 62. Belki birkaç sene daha Sunaz, anneanne ve dedeliği yaşayacak, tadını çıkartsın.' dedim. O da 'Haklısın.' dedi. Sunaz benden sonra 10 gün daha kaldı. Sunaz'ın ben döndükten sonra ertesi günkü kahvaltısı ne mi olmuş? Dedesiyle gittiği kahvaltıda 'simit ve nutella' almış. Babamla o gün telefonda konuştuğumda: 'Çocuktur, hep hayır demek olmaz kızım.'diyerek kendini savunmaya geçti. Anneanne ve dedeler torunlara kıyamıyorlar. Ahhh, anne'ciğim ve baba'cığım, sizler zamanında bizlere çok kolay 'hayır' diyebiliyordunuz. Şimdi ne oldu sizlere böyle???Sealed

    Dönüşte Nesrin'e Sunaz'ın resimlerini gösterdim. 'Ben kızına iyi baktım ve böyle bıraktım. Gerisini bilmem.' dedim. Görevimi hakkıyla yerine getirmiş olmanın verdiği huzurla içim çok rahat ve eminim ki seneye yaz Nesrin, Sunaz'ı benimle tatile gönderecektir. Ama Sunazcık benimle gelmek ister mi orasını bilemem!!!

  • Obez Çocuklarda Depresyon

    Çocukluk Çağındaki Obezite, İleriki Dönemdeki Depresyona Neden Olabilir Mi?

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), son verilerine göre Dünya’da yaklaşık 350 milyon insan depresyonla baş etmektedir. Yine aynı zamanda, kronik hastaların oluşmasına ‘depresyon’un sebep olduğunu belirtilmektedir.

    Küçük kilolu bir çocuk görürüz ve onun kilolu olması hoşumuza gider çünkü kilolu olması onun annesi tarafından çok iyi beslendiğini düşündürtür. Çoğu alışkanlığımızı çocukluk döneminde edindiğimiz gibi, beslenme alışkanlıklarımızıda hayatımızın ilk yıllarında ediyoruz. Peki bu öğrendiğimiz ama iyi ama kötü alışkanlıkların ileri dönemdeki hayatımızı etkileyeceğimizin farkında mıyız??

    Çocukluk çağındaki obezitenin ileri ki dönemde karşımıza depresyon olarak ortaya çıktığını savunan makaleler olduğunu söylersem ne düşünürsünüz!! Çalışma depresyon tanısı koymuş bireylere 5 ile 20 yaş arasındaki vücut ağırlıkları ve şekilleri sorulmuştur. Ve anlamlı bir şekilde çocukluk çağı ve ergenlik döneminde obez olan bireylerin ileri dönemde depresyona daha yatkın olduğu bulunmuştur.

    Kaynak:Sánchez-Villegas APimenta AMBeunza JJGuillen-Grima FToledo EMartinez-Gonzalez MAChildhood and young adult overweight/obesity and incidence of depression in the SUN project.Obesity (Silver Spring) 2010 Jul; 18(7):1443-8 

  • Pediyatri Konferasından Beslenme Alanında Son Gelişmeler 2

    Bir önceki yazımın, konferanstan neler konuşulduğunun devamıdır:

    6. Bebeklerin özellikle doğdukları ilk birkaç hafta içinde kolik yani sancı çekmelerinin sıkça görüldüğü.Yapılan araştırmalarda Kangaroo mother care (kanguru anne bakımı) tekniğinin bebeklerdeki sancıyı ve buna bağlı ağlamaları azalttığı

    Kanguru anne bakımı - bebeğin teniyle annenin teninin birbirine değmesidir. Annenin bebeği kendi göğüs kısmına çıplak bir şekilde dayaması ve bebeğin sırtını örtüyle kapatmasıdır.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Bazen sadece bir dokunuş, sevgi dolu bir sarılıştır iyileşmemiz için tüm ihtiyacımız olan.

    7. Yapılan klinik çalışmalarda alerjik rhinitis (burun yangısı) olan çocukların yüzde 15.38'inde yumurta beyazı ve yer fıstığına karşı, yüzde 23'ünde inek sütüne alerjileri oldukları saptanması

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Alerjik rhinitis olan çocuğunuz varsa eğer beslenme programından birer ay arayla tek tek bu gıdaları çıkarıp hangisine ya da hangilerine alerjileri olduklarını bulabilirsiniz. Bir önceki yazımı okumayanlar için hatırlatma: sakın okula çocugunuzla yer fıstığı yollamayın. Yer fıstığı ölüme kadar yol açabilen alerjik gıdalar listesindedir. Parents Türkiye dergisinde diyestiyen olmayan bir anne, çocuğunuzun okul çantasına yer fıstığı ezmeli sandviç koymanız için tavsiyede bulunmuştur. Lütfen kişilerin özgeçmişlerini dikkatlice okuyalım, uzman olmayan kişilere kulak vermeyelim.

           

    8. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde fakir bölgelerde yapılan klinik araştırmalarda çocukların reklamlardan dolayı fast-food yemeklerin ev yemeklerinden daha sağlıklı olduklarına inandığı çünkü eğitim seviyesinin oldukça düşük olduğu.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Maalesef medyanın fakir-zengin demeden herkesin üzerindeki acımasız etkisini görüyoruz.

    9. Moringa Oleifere (malunggay) bitkisinin kilolu çocuklardaki yüksek kolesterolu kayda değer şekilde düşürdüğünün klinik çalışmalarda ortaya çıktığı. Bunun nedeninin yüksek oranda antioksidan içeren fitokimyalardan kaynaklanabileceği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Özellikle çocukları kolesterol ilacına başlatmaya karşıyım. Eğer sağlıklı beslenme, düzenli spor ve doğal yöntemlerle düşürebiliyorsak lütfen işin kolayına kaçmayalım. 

    10. Obez çocukların yüzde 10.6'sında hipotiroidi görüldüğü.

    11. Klinik çalışmaların, çocuklarda D vitamini düşüklüğü ve metabolik sendrom arasında bağlantı olduğunu saptaması. Yeterli D vitamini içeren gıdalar tüketerek ve güneşe çıkarak metabolik sendromun önlenebileceği. 

    Metabolik Sendrom (bunlardan üçünün bir arada olmasına verilen isimdir) - karın bölgesinin yağlanması, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri, yüksek trigliserit ve düşük HDL (halk dilinde iyi kolesterol diye adlandırdığımız)

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Çocuklarımızı harekete teşvik edelim. Önemli olan bizim söylememiz değil, bizlerin anne-baba olarak ne yaptığıdır. Eğer siz spor yapmıyorsanız ve çocuğunuza yaptırmaya çalışıyor ama tepki alıyorsanız, kusura bakmayın çocuğunuz haklı. Önce siz örnek olacaksınız. Çocuğuma sağlıklı yedirmeye çalışıyorum ama yemiyor, ona bir sürü özel yemek yapmak zorunda kalıyorum diyorsanız o zaman yine hatalı sizsiniz. Onun özel yemeğe ihtiyacı yok. Siz sağlıklı yiyin, o da siz ne yiyorsanız onu yesin. Bir de tonlarca koruyucu sürerek çocuklarınızın bolca kimyasal ve sıfır D vitamini aldığının farkında mısınız? Saatlerce güneşin altında yakın demiyorum ama en az 15 dakikayla yarım saat arası güneşte korumasız bırakmalısınız çocuğunuzu. "Güneş girmeyen eve doktor girer" diye boşuna söylememiş atalarımız.

    12. Yapılan araştırmalarda hamilelikte sigara kullanımının, bebek düşürme ve az kilolu bebek doğurma riskini belirgin şekilde yükselttiği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Artık hamileyken sigara içen mi var diye sormayın çünkü hala etrafımda üzülerek hamileyken sigara içenleri görüyorum. Eğer sigarayı bırakamayacağınızı düşünüyorsanız o zaman hamile kalmamanızı öneririm çünkü bebeğinizde ömür boyu kalıcı hasarlar da bırakabilirsiniz. 

    13. Vücuttaki iyi bakterilerin öneminin diğer organlardan daha az olmadığı. Kalbimiz ortalama 0.370 kg, beynimiz 1.36 kg ve karaciğerimiz 1.8 kg ağırlığındayken iyi bakteriler de 1.59 kilodur. En fazla probiyotiğin anne sütünden bebeğe geçtiği.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Sağlıklı ve düzenli bir beslenme sonucu yeterince probiyotiğe vücudumuzda sahip olabiliriz. Ancak fast-food tarzı beslenmenin tüm dünyada son dönemlerde çok sık yaygınlaştığını göz önüne alırsak vücudumuzdaki tüm iyi bakterileri hızla öldürme peşinde olduğumuz söylenebilir.

    14. Kaliforniya eyaletinde Afganistan ve Irak'tan dönen askerleri tekrardan topluma kazandırmak amacıyla (yaşadıkları travmaları azaltabilmek adına) organik tarım alanları yaratıp onların bu alanda gelişmelerini sağladıkları. Aynı zamanda çiftçilerin yaşlandığı ve yerine yeni nesilden çok daha az çiftçilik yapmak isteyen olduğundan vesileyle bu alanda tekrar gelişme sağlanmaya çalışıldığı. 

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Kendi ülkemizde de çiftçiye destek olmalıyız ki köylerini terk edip para kazanmak için şehirlere gelmek zorunda kalmasınlar. Bizler de onların sayesinde daha sağlıklı yiyelim, çocuklarımıza yedirelim. 

  • Plastikler ve Çocukluk Çağı Obezitesi

    Çocukluk Çağı Obezitesi ve Besinleri Tüketirken Kullandığımız Plastikler..

    Günümüzde artan çocukluk çağı obezitesinin önlenmesinde çocukların tükettiği besinler kadar nerede, ne ile, nasıl kullandıkları da oldukça önemlidir.

    Çocuklarımızı sağlıklı biberon, tabak, kaşık ile mi besliyoruz acaba yoksa plastik şişelerde, kaplarda mı? Karşımıza çıkabilecek ciddi sağlık problemlerinin farkında mıyız?

     Peki bu büyük problemin ismi ‘BPA’ (Bisfenol A) desem. BPA hormonal olarak zarar verebilen oldukça tehlikeli bir birleşiktir. Aklınıza bu kötü düşmanın anne karnındaki bebeğin bile ileriki dönem yağ dokusuna etkisi olabileceği gelir miydi? 2016 yılında tamamlanan uzun yıllar süren bir çalışma ile plastiklerin içinde yer alan BPA birleşiğinin, anne karnından 7 yaşına kadar takip edilen 1200 çocuk üzerindeki etkileri gözlemlenmiş. Çalışmada çocukların ve gebe annelerin idrar tahlilleri ile BPA olan maruziyetleri ölçülmüş. Çalışma sonucunda anne karnından 7 yaşına kadar olan dönem içinde BPA maruziyetinin doğrudan bel çevresi, vücut yağ oranı artışı ile ilişkili olabileceği görülmüş. Ayrıca bu durumun kız çocuklarında daha etkili olduğu da belirtilmiş.

     

    Mayo Klinik verilerine göre BPA korunmak için;

     1) Plastik alırken etiket okumak önemli bir yer tutuyor; 3 ve 7 numaralı geri dönüşüm işareti olanların BPA içerme olasılığı bulunmaktadır.

    2) Plastik kap, kase, şişe.. mikrodalga ya da bulaşık makinasına konulduğunda BPA ortaya çıkabilmektedir.

    3) Son olarak da konserve besinlerin BPA içeriği yüksektir, olabileceğinden uzak durulması iyi bir tercih olacağı belirtilmektedir.

  • TEOG ve Üniversite Sınavlarına Hazırlanırken Nasıl Beslenmeli?

    Bu yazım "YARIN DİYETE BAŞLIYORUM" adlı kitabımdan alıntıdır.

    Ailelerin yaptığı en büyük hatalardan biri de; lise ve üniversite giriş sınavları senelerinde çocuklarını spordan tamamen çekmeleri. "Bu sene sınav seneleri, spora ara versinler. Ders çalışsınlar, vakit kaybetmesinler. Sonra tekrar spora başlarlar," gibi bir mantığı kesinlikle algılayamıyorum. Spor bir yaşam tarzıdır, sağlıklı yaşam biçimidir, bir başlayıp bir bırakılacak, yalnızca eğlence veya vakit geçirmek için yapılan bir hobi değildir. Spor her yaşta yapılmalıdır. Vücudun her yaşta spora ve harekete ihtiyacı vardır. 

    Çocuklarınız boş zamanlarında dizi izleyeceklerine, arkadaşlarıyla kafeye gidip fast-food yiyeceklerine, bilgisayar başında oturacaklarına bırakın spor yapsınlar. Spora ayıracağı haftada iki saatlik zamanı mı onlara çok görüyorsunuz? Anlayamıyorum! Tam tersine, spor yapmak çocuğun okula ve derslere karşı motivasyonunu artırır, daha mutlu bir çocuk olmasını sağlar. Çocuğun hayatına disiplin getirir. Zaten hep masa başında test çözmekten çocukların kamburları çıkıyor, bari haftada en az iki saat kasları çalışsın.

    Spor yapan bir vücut endorfin ve serotonin hormonu salgılar. Bu hormonlar sayesinde kişi kendisini çok daha mutlu ve zinde hisseder. Dikkat edin, genelde spordan sonra kişiler kendilerini çok rahatlamış ve mutlu hissederler. Bu yüzden, sınav stresi içindeki bir çocuğa yapabileceğiniz en büyük iyilik onu haftada en az iki saat spora yönlendirmekken, siz onu bundan mahrum ediyorsunuz. Oysa spor yaptığında kendisini iyi hissedeceğinden derslerine de daha iyi çalışabilecektir. Bırakın çocuklarınız sporla deşarj olsun, internetle ya da ellerinde oynadıkları telefonlarıyla değil! Nelere zaman harcanmıyor, haftada 168 saat içinden çalınabilecek iki saati mi çok görüyorsunuz?

    Hatta bazen sırf sınav senelerinde de değil; eğer çocuklarının ders notları iyi değilse, veliler yine çocuklarını spordan veya sanatsal faaliyetlerden geri çekiyorlar. "Notların düzelirse tekrar başlayabilirsin," diyorlar. Zaten belli ki bu çocuk akademik hayatta yapamıyor, neden onun spor veya sanat hayatında başarılı olmasını sağlamıyorsunuz? Siz onu spordan alıkoyarak kendine olan güveninin iyice sarsılmasına neden oluyorsunuz. Şu ana kadar spordan alınıp derslerinin düzeldiğini duyduğum hiçbir çocuk olmadı. Tam tersine desleri kötü olduğundan, hiçbir spor ya da sanatsal faaliyette bulunmasına izin verilmeyen çocukların, özgüven konusunda çok büyük eksiklik yaşadığını gözlemledim. Bu sefer hayatta hiçbir şeyi iyi yapamazlarmış hissine kapılıyorlar. Neden? Sadece ailelerin egoları ve istekleri yüzünden...

    Sınavlara hazırlık sırasında beslenmeyle ilgili de çok büyük yanlışlar yapılıyor. "Çocuklar ders çalışıyor, beyinlerinin şekere ihtiyacı var" diye anneler sürekli çocukların önüne kek, çikolata gibi tatlılar koyuyorlar. Oysa yüksek oranda tüketilen şeker, vücutta çok daha fazla yorgunluk yaratıyor. Kan şekeri bir anlık tavan yaptıktan sonra normalin de altına düşüyor. Böylece, hem yorgunluk yapıyor hem de tekrar tatlı ihtiyacı doğuruyor. Bu durumda çocuk bir kısır döngünün içine giriyor; sürekli tatlı ve karbonhidrat tüketmek istiyor. Zaten hareket etmek istemeyen çocuk, bilinçsiz beslenmenin de etkisiyle kilo almaya başlıyor. Aileler de bu sefer şöyle diyorlar, "Olsun, onların en önemli seneleri, kilo alsınlar sonra verirler." Ama öyle olmuyor, vücutta bir kere açılan yağ hücreleri bir daha hiç kapanmamak üzere orada kalıyor. Bu yüzden de çocukluğundan itibaren kilolu olan kişilerin kilo savaşı, belli bir yaştan sonra kilo alanlara göre daha zorlu oluyor. 

    Daha sonra da bu çocuklar, mezuniyet törenleri yaklaştığında kıyafet stresine giriyorlar. Sınav stresinin üzerine bir de kilo verme stresi ekleniyor. Oysa denklem çok basit; çocuklarınıza üç öğün sağlıklı yemek vereceksiniz ve haftada en az iki saat spor yapmasını sağlayacaksınız. Gün içinde bir meyve ve meyvenin şekerini dengelemek için de yanında biraz badem, ceviz, fındık gibi kuru yemişler ya da doğal yoğurt veya süt sunacaksınız. Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz; çocukların beslenme alışkanlıklarının şekillenmesinde aileler çok daha bilinçli hareket etmelidirler.

    Örnek olarak çocuğunuzun damak tadına ve doyma hissine göre sabah kahvaltısında yumurta, peynir çeşitleri, müsli, çavdarlı ekmek, süt, meyve, yulaf ezmesi, zeytin, doğal reçel ve bal (tabii ölçüler abartılmadan), yeşillik (domates, salatalık, maydanoz - sezonuna göre), yoğurt olabilir.

    Öğlen yemeği okuldaysa okula göre ayarlanır, yoksa yanında sağlıklı bir sandviç götürebilir. Öğünlerde muhakkak su içilmesini öneriyorum. Meyve suları, ya da gazlı, şekerli diğer içeceklere hiç gerek yoktur. Akşam protein ağırlıklı olmasına özen gösteriniz, mesela, nohut, mercimek, kuru fasulye, tarhana çorbası, et, doğal tavuk, balık (çiftlik balığı olmayan sezonunda çıkan balıklar), zeytinyağlı veya etli sebze yemekleri, yoğurt olabilir. Akşam yemeklerinde ekmek, makarna ve türevi karbonhidratlardan uzak kalmakta fayda vardır.