pınar doğan

  • Chia Tohumu ‘Kilo Verdirir’ mi?!

    Günümüzün popüler besinlerinden birisi de chia tohumu..
    Bugünlerde kafelerde, restaurantlarda  sıkça gördüğümüz chia tohumu gerçekten denildiği gibi süper besin mi? Sizce kilo verdirebilen bir besin olabilir mi?

    Didem Hocam ‘Sana yeni ödev dedi, bu sefer ki araştırma konun CHİA TOHUMU, bak bakalım neler bulabileceksin? :) dedi. Bunun üzerine ben de araştırmaya başladım. Peki ne görsem beğenirsiniz, ‘Kilo Verdiren Chia Tohumu’ adı altında bir sürü yazı.. Bilimsel olarak hiçbir besin kilo verdirmez. Tabii bunu bilimsel bir çalışma ile size anlatmak istiyorum. Atatürk ne demiş: "En hakiki mürşit ilimdir" yani en doğru klavuz ilmin ışığında olandır. Bundan dolayı yorum yapmak yerine bilgi vermeyi tercih ediyorum.   

     
    Chia tohumunun içindeki lif içeriğinden dolayı tokluk hissini arttırıp iştah metabolizmasında etkili olabileceği öne sürülmektedir. Yapılan bir çalışmada 12 hafta boyunca günlük 50 gram chia tohumu tüketmesi sağlanan bireylerin, iştah metabolizmalarında, beden kitle indekslerinde ve hastalığa yatkınlıklarında herhangi farklılık gözlemlenmemiştir(1). Tabiki de beklenen bir sonuçtur. Bir besinin, hem de kaloriye sahip bir besinin kilo verdirmesi nasıl mümkün olabilir ki?!

    Susam ‘diyet’te olan herkesin korkulu rüyasıdır. ‘Aman çok yağlı, susam tüketmeyin’ deriz değil mi, simitten korkarız; ama ‘diyetteyim o yüzden ara öğünümde chia puding yedim’  ne kadar havalı ve sağlıklı değil mi?!

    Proteinden zengin diye sunulan chia tohumuna göre susamın içinde daha fazla protein olduğunu biliyor muydunuz? 

    Chia tohumunun vitamin değeri yokken; susam B1, B3 ve B9 açısından oldukça zengin bir yağlı tohumdur.

    Susamın yağlı bir tohum olduğu su götürmez bir gerçektir. 25 gramında 15 gram yağ bulunmaktadır; fakat chia tohumunun da 25 gramında 8 gram yağ bulunmaktadır.

    Demir eksikliği bağlı anemisi olanlar için önerilen chia tohumunda  demir minerali bulunmazken, 25 gram susam günlük demir ihtiyacımızın %10’unu karşılamaktadır.

    Ben susam chia tohumundan üstündür, ya da susam en sağlıklı besindir demiyorum. Anlatmak istediğim hiç bir besin bir diğerinden üstün değildir. 

    Doğa bize yaşadığımız bölgelere uygun vitamin ve mineral ihtiyacımızı karşılayacak tüm besinleri sunmaktadır. Bizim ülkemizin toprakları oldukça zengindir. Biz kendi topraklarımızda yetişen bitkilerin kıymetini bilmiyoruz. 

    Örneğin yine susamdan bahsedecek olursak; Türkiye Ziraat ve Odalar Genel Başkanı “Üreticilerimiz ithal susam fiyatlarıyla rekabet edemediği, pazar problemi ve fiyat tedirginliği yaşadığı için üretim düştü” açıklamasında bulunmuştur.  Oysa ki Türkiye susam üretiminde Dünya’da 3. sırada yer almakta idi. Bizim ülkemizde yetişen susamın daha kaliteli olmasına rağmen fiyat yüzünden yeterince değer görmemesi oldukça üzücü bir durumdur. Değerlerimizin kıymetini bilmeliyiz, ülkemizdeki besinlere sahip çıkmalıyız. Hiçbir besinin bir diğer besinden üstünlüğü ya da eksikliği yoktur, önemli olan ne zaman, nerede, ne kadar yediğiniz diyerek sözlerimi bitiriyor, sağlıklı günler diliyorum. 

     

     

     

    Değerler günlük ortalama 2000 kkal ihtiyacı olan bir bireye göre hazırlanmışır

     

    SUSAM

    (25 gram)

     

    CHİA TOHUMU

    (25 gram)

    TOPLAM KKALORİ

    157 kkal

    137 kkal

    PROTEİN

    5 gram (günlük ihtiyacın %10'u)

    4 gram

    YAĞ

    15 gram yağ (günlük ihtiyacın %23'ü)

    8 gram

    DEMİR

    Günlük ihtiyacın %9'u

    DEMİR İÇERMEZ

    SELENYUM

    Günlük ihtiyacın %35 'i

    SELENYUM İÇERMEZ

    B VİTAMİNLERİ

    B vitaminlerinden ZENGİNDİR

    B VİTAMİNLERİNİ İÇERMEZ

    KARBONHİDRAT

    3 gram (günlük ihtiyacın %1'ini)

    12 gram


    1.Nieman DC, Cayea EJ, Austin MD, Henson DA, McAnulty SR, Jin F. Chia seed does not promote weight loss or alter disease risk factors in overweight adults. Nutr Res. 2009;29:414- 41

     

     

  • Hangi Tuz Daha Sağlıklı?

    Hangi tuz doğru tuz? Neden Himalaya tuzu, kaya tuzu çok popüler oldu? Sofra tuzuyla diğer “ÖZEL” tuzlar arasında fiyat olarak da dünya kadar fark var. Peki bu sadece kapitalist dünyanın bizlerden faydalanmak için yarattığı bir algı  ve tuzak olabilir mi? Rafine tuz (sofra tuzu) kullanmaktan insanlar neden uzak duruyorlar? gibi bir çok sorunun yanıtını yazının devamında bulabilirsiniz. “Son günlerin en popüler konularından da birisi TUZ; rafine tuzla diğer tuzları karşılaştır bakalım. Sana bir ev ödevi daha” dedi Didem Hocam ve hemen araştırmalarıma başladım 

    Yalnız şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, ben araştırma derken sadece internet bilgilerini okumuyorum. Araştırdığım konularla ilgili sıkı bilimsel/klinik çalışmalar arayışına girdiğim gibi beslenme alt yapımla birlikte bilgilerimi sentez ediyorum. Günümüzde maalesef her okuduğu habere inanan ya da sorgulamayan kişilerden dolayı sosyal medyada ve internette bilgi kirliliği inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.   

    Peki hangi tuz?

    Kaya ve deniz tuzunun fazla tüketimi de insan vücuduna aynı oranda tüketilen rafine tuzun verdiği kadar zarar vermektedir! 

    Çoğu kişi kaya tuzunun, rafine tuza (sofra tuzu) göre daha “doğal” ve daha “yüksek mineral”li olduğunu sanmaktadır. Tabii ki de tüm bu ‘havalı’ tuzların da içeriği rafine tuz gibi sodyum ve klor birleşimidir. Ayrıca yapılan çalışmalar kaya tuzunun sodyum ve klor içeriğinin normal tuza göre daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Ve buna ek olarak kaya tuzu kristal görünüşüyle ve daha az tuzlu tat vermesiyle daha fazla kullanıma neden olmaktadır. Unutmayınız ki, fazla tuz tüketimi hipertansiyon, felç ve kalp hastalıkları ile ilişkilidir. Otoriteler bireylerin günlük 1 gram tuz tüketimini azaltması ile felç ve kalp krizinden meydana gelen 6 000 ölümün önüne geçilebileceğinden bahsetmektedir. 

    Bizim ülkemizde günlük 15 gram tuz tüketimi ile oldukça tehlikeli alarm çanları çalmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre günlük tuz tüketimi 5-6 gram olarak belirtilmektedir. 

    Sofra tuzu diye marketlerden aldığımız rafine tuz da, rafine edilmesi sırasında mineral kayıplarına uğramaktadır. Fakat rafine tuzunun en önemli özelliği İYOT ile zenginleştirilmesidir. Bunların yanı sıra halk arasında doğal tuz diye adlandırılan kaya tuzu düşünüldüğü gibi bir mineral kaynağı değildir. Gerçekten tuzun içindeki mineralden faydalanmak için oldukça büyük miktarlar tüketilmesi gerekmektedir. 

    Rafine tuzlar iyot ile zenginleştirilmektedir fakat tuz, iyot kayıplarına da uğramaktadır.

    -Üretim ve paketleme kısmında ortalama%20 iyotunu kaybetmektedir.

    -Pişirme sırasında ortalama %20 iyot kaybına uğramaktadır.

    -Güneş ışığına maruziyet iyot kaybına yol açmaktadır. 

    Tüm bu nedenlerden dolayı saklama koşulları da oldukça önemlidir.

    Şimdi de neden iyot bu kadar önemli bir mineral ondan bahsetmek istiyorum. Bu sayede devlet politikası olarak tuzların neden iyot ile zenginleştirildiği daha anlaşılır bir hale gelecektir diye düşünüyorum.

    Şekli nedeniyle ‘Hayat Ağacı’ olarak adlandırılan tiroid bezi vücudumuz için oldukça önemli bir organımızdır. Didem Hocam’ın da hep söylediği gibi “ana şalter”dir. Tiroidlerde sıkıntı demek ana şalterin inik olduğu ve vücuttaki diğer tüm sistemin etkilenmesi demektir. Vücudumuzda bazal metabolik hızının ve vücut sıcaklığının artışından, karbonhidrat, yağ ve proteinlerin metabolizmasından tutun da hormonların üretimine kadar daha birçok önemli mekanizmadan sorumludur.

    İyot, tiroid bezinin T3 ve T4 dediğimiz hormonlarının oluşumunun önemli bir parçasıdır. İyot içeriği zengin olan besinlerin başında deniz ürünleri, sebzeler ve süt ve süt ürünleri gelmektedir. Fakat  çoğu yiyecek ve içecekte iyot içeriği oldukça azdır. Bu yüzden Dünya’da insanların çok kullandığı besinlerde (ekmek, tuz..) zenginleştirilmeye gidilmiştir. Dünya’daki tuzların %70’ine iyot takviyesi yapılmaktadır. Bu sayede iyot eksikliğine bağlı hastalıkların görülme sıklığıda azaltılmıştır.  

    Hamilelik ve emzirme dönemlerinde iyot ihtiyacı artmaktadır. Ayrıca yenidoğan bebekler, çocukluk ve yetişkinlik dönemindeki bireylere göre iyot eksikliğine karşı daha  hassastır. İyot ile zenginleştirilme bu dönemlerde daha önemli hale gelmektedir. 

    Bu kritik dönemlerde iyot eksikliği görülen bireylerde;

    *Anne karınında yaşanan iyot eksikliğinde geri dönüşümsüz zeka gerilikleri veya beyin hasarları görülebilmektedir.

    *Bebekler, anne karnında ve sonrasında, kronik orta veya şiddetli iyot eksikliği ile karşılaştığında yaklaşık 12-13,5 puan IQ’larında azalma görülmektedir. 

    *İyot eksikliği hipotiroide yol açmaktadır. 

    *Guatr rahatsızlığı genellikle iyot eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Yapılan çalışmalarda bireylerin diyetlerine iyot eklendiğinde olumlu sonuçlar alınmaktadır.

    DİKKAT! 

    Graves Hastalığı, Hashimoto Tiroidi ve sıcak nodülü olan bireylerin tuzlarını mutlaka İYOTSUZ kullanması gerekmektedir.

    Tiroid türüne göre iyot ihtiyaçları değişmektedir. İyot seviyelerinizi muhakkak kan tahlili yaptırarak takip edin ve muhakkak doktorunuza danışın. Sonuçta sizin tiroid hastalığınızı en iyi doktorunuz bilecektir. Sakın ezbere bir yerlerde okuduğunuz bilgilere dayanarak iyotu tamamen kesme ya da beslenmenize ekleme yoluna gitmeyin

     

  • Hindistan Cevizi Yağı Sağlıklı mı?

    Evet yeni yazımızın başlığı HİNDİSTAN CEVİZİ yağı, şekeri, unu ne ararsanız.. Son günlerin en popüler besinlerinden biri haline geldi. Geçen hafta sosyal medya hesaplarımızdan gelen soru ile Didem Hocam yeni ödev konumu fısıldadı ‘HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞI’ :) Ben hatırlıyorum da hindistan cevizi kurabiyelerin, keklerin içine konulan bir tattı benim için.. Şimdi ne oldu da bu kadar hayatımızın içine girdi? Bu kadar ön plana çıkınca acaba kimse bunun iyi pazarlama politikası olduğunu düşünmüyor mu? Öncelikle size hindistan cevizi yağından bahsedeceğim ilerleyen kısımlarında da şekeri ve unuyla da devam edeceğim..

    Bakın şimdi size arama motoruna ‘hindistan cevizi yağının faydaları’ diye yazınca çıkan bilgilerin başlıcalarını yazıyorum. Bir besin nasıl bu kadar mucizevi olabiliyor ki ?!

    *Kilo kaybını sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir.
    *İyi kolesterolü yükseltir.
    *Kronik yorgunluk belirtilerini azaltır
    *Kas ve eklem iltihaplarını azaltır
    *Kalp damar sağlığını korur
    *Tiroid bezinin düzgün çalışmasını sağlar
    *Reflü belirtilerini yavaşlatır
    *Mantar enfeksiyonlarını engeller
    *Bağırsakta parazit oluşmasını engeller

    Daha bir sürü olumlu etkisini savunan yazılar.. 

    Şimdi size sormak istiyorum bir yağın bu kadar faydası mümkün mü? Ya da bu kadar keskin laflar etmek doğru mu dersiniz? Bilimsel araştırmalar yapan herkes bilir, makalelerin çoğunun son cümlesi; ‘Çalışmamız bu sonucu verse de kanıtlanması için daha bir çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır’olur. Çünkü bilimde bir bilgiye kesin bir yargı getirebilmek için bir çok çalışmaya ihtiyaç vardır ve kanıtlanmış çalışma sayısı da oldukça azdır. İşine yıllarını, ömürlerini vermiş bilim insaları bile daha bir çok çalışmaya ihtiyaç duyarken, internetten edinilmiş iki bilgi ile konuşulması ne kadar da kolay değil mi?

    Tabiki şimdi bunlara yalan diyip geçmeyelim.

    NEDEN? HİÇ Mİ İYİ BİR YANI YOK? diyenleri duyar gibiyim. Sizlere doğru bilgiler verebilmek adına bilimsel makaleler araştırdım. Hindistan cevizi yağının bu kadar popüler olmasını ve üzerine çalışmalar yapılmasını sağlayan özelliği içerisindeki MCT (orta zincirli yağ asidi) dir. Çalışmaların çoğu da bu yağ asidinin etkinliğini ölçmek amaçlıdır. Kan yağ seviyelerinin değerlerinin ve kilo kayıplarını inceleyen bir çok makale okudum. Bir kaç örnek ile de size açıklamaya çalışacağım…

     1)Makale sonucu>  12 bayan üzerinde yapılan 2 hafta süren çalışmada tereyağ ve hindistan cevizi yağı kıyaslanmıştır. Çalışmanın ilk haftasında fark oluşurken, 14 gün tamamlandığında herhangi bir fark olmadığı ortaya konmaktadır. ( Buna benzer iki çalışmada da aynı sonuçlar elde edilmiştir.)

    2)Makale sonucu >  70 sağlıklı birey ve 7 tip 2 diyabetli hastanın üzerinde 6 yıllık bir süre ile yapılan yapılan çalışmada bireylerin hindistan cevizi yağı ve ayçiçek yağ tüketimleri sonundaki vücutlarındaki değişimler incelenmiştir. Çalışma sonucunda bireylerin kolesterol, trigliserid değerleri arasında herhangi bir fark olmadığıgözlemlenmiştir.

    3)Makale sonucu> 19 erkek bireyin öğle ve akşam yemeklerinde farklı yağ tüketimlerinin 6 hafta boyunca gözlemlendiği çalışmada; bireylerin yarısına hindistan cevizi yağı, diğer yarısına et tüketimleri ile yağ almaları sağlanmıştır. Çalışma sonucunda hindistan cevizinin hem iyi hem de kötü kolesterolü etten daha çok yükselttiği gözlemlenmiştir.

    *Bu çalışmalar ile her bilgiye balıklama atlamamız gerektiğini belirtmek istiyorum.
    Bir besinin olumlu yanları olduğu gibi kimi zaman etkisinin olmadığı yanları da olabilir.

     Unutmayınız!
    1 yemek kaşığı hindistan cevizi yağı ortama 120 kaloridir. 
    Bu da sınırsızca yiyemeceğinizin rakamsal karşılıdır. Fazladan tükettiğimiz her kalori bize kilo olarak geri dönecektir.
    1 yemek kaşığı zeytin yağı da 120 kkaldir, ayçiçek yağı da..

    *Hindistan cevizi iyi kolesterolü yükseltirken aynı zamanda kötü kolesterol seviyelerini de yükselttiğinden kolesterol sorunu yaşayanların daha dikkatli kullanmaları gerekmektedir.

     

    1.White MD, et al. “Enhanced postprandial energy expenditure with medium-chain fatty acid feeding is attenuated after 14 d in premenopausal women.” American Journal of Clinical Nutrition.
    Papamandjaris AA, et al. “Endogenous fat oxidation during medium chain versus long chain triglyceride feeding in healthy women.” International Journal of Obesity, 2000.
    Papamandjaris AA, et al. “Components of total energy expenditure in healthy young women are not affected after 14 days of feeding with medium-versus long-chain triglycerides.” Obesity Research.

    2.Sabitha P, et al. “Comparison of lipid profile and antioxidant enzymes among south Indian men consuming coconut oil and sunflower oil.” Indian Journal of Clinical Biochemistry.

    3.Reiser R, et al. “Plasma lipid and lipoprotein response of humans to beef fat, coconut oil and safflower oil.” American Journal of Clinical Nutrition.

  • Kahve Severlere, Kafein Geni Bulunmuş!

    Kafeini gün içinde yiyecek ve içicekler ile birlikte sıkça tüketiyoruz. Kafeinin Dünya çapında bu kadar popüler olmasının sebeplerinin başlıcaları; insanın modunu yükseltmesiyle, uyanık kalmayı sağlaması.. gibi bir çok özelliğini sıralanabilir. Gün içinde kafeini en çok aldığımız besinlerin başında kahve geliyor.

    ‘Gün içinde kahve, çay ya da çikolata tüketiyor musunuz?’ ‘Evet’ seslerini duyar gibiyim.. Komşumuz çağırıyor sabah kahvesine, arkadaşımız çağırıyor iş çıkışında bir kahve içmek için.. Kahve bahane sohbet şahane değil mi? Aranızda çok kahve tüketenler var mı? Cevabınız ‘Evet’ olanlar, acaba 2 bardakla mı sınırlanmalı 3 bardak ile mi sınırlanmalı diye düşünenleriniz var ise gelin yazıyı okuyun! Bilim adamları kafein genini bulmuş.

    Kafein tüketiminin etkili olduğu bu genin (CYP1A2) kafein tüketiminin miktarına bağlı olarak, hipertansiyon, kalp krizi ve bebek düşüklerine neden olabilmektedir. Yapılan çalışmalarda CYP1A2 genini test ederek, kafeini yavaş ya da hızlı metabolize ettiğiniz anlaşılabiliyor. Kafeini yavaş metabolize eden bireylerin, kafeinin tüketiminden kaynaklanan sağlık risklerini arttırdığı görülmektedir. Bunun sebebi ise yavaş metabolize oluşu ile vücutta daha uzun süre kalmasından kaynaklanmakta olduğu belirtilmektedir.

    Yapılan başka bir çalışmada CYP1A2 geninde ki T alelinin C alelinin daha fazla olduğunda kahve tüketiminin daha fazla olduğu görülmüştür. Şimdi bunu bir örnekle açıklayacak olursam.. Dünya genelinde %10’luk bir kesimde T değişkenin varken, Avrupalılar da bu oran %25’tir. Peki Avrupalıların kahve tüketiminin kişi başına kahve tüketiminde lider olduğunu söylesem çok da şaşırmazsınız o zaman..

    Genler ve kahve tüketimi çalışmalarında incelenen başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum, o da ‘Kahvenin ne kadarını tolere edebiliyoruz?’ sorusuna cevap olabilir. Kimi insana bir kahve bile fazla gelirken kimisine 3 kahve yetmemektedir. Bunu genlerimiz de inceleyen bilim adamları günlük içtiğimiz kahve miktarını arttırdıkça tolerasyon düzeyimizinde arttığını belirtmişlerdir. Ne kadar çok içersek zamanla o kadarını tolere edebiliyormuşuz.

    Kısacası kimseyi kalıplara koymamak gerekli, hepimiz tek ve özel olarak yaratılmışız. Hepimizin genetik kodu farklı.. Ben kahve cidden sevmiyorum ve bir bardak bana yetiyor kimi zaman bitiremiyorum bile.. Kimi insan da çok seviyor günde bir çok kez içiyor. Beslenme tarzı kişiye özeldir kalıplara sokmamak gerektiğini düşünüyorum. Didem Hocamın da sıkça bahsettiği gibi kişinin kendini tanıması ve ona neyin yarayıp yaramadığını anlaması için yediklerinin ‘farkına varması’ gereklidir.

    Yazımın sonunda gün içinde tükettiğimiz bir fincan ‘Türk Kahvesi’nin besin değerlerini eklemek istedim. Merak edenlere..

    1 fincan şekersiz Türk kahvesi; *6 kkal enerji  *4 mg magnezyum *4 mg fosfor*35 mg potasyum *1 gram lif  *0.2 gram karbonhidrat *0.5 gram protein içermektedir.

     

     

  • Kakao Kalp Sağlığında Etkili mi?

    Hayal edin kim istemez ki çikolata yiyerek kalp sağlığını korumak.. 

    Yapılan bir çalışma bu konu üzerine yoğunlaşmaktadır. 
    Günde 60 gram şekersiz kakaonun kalp sağlığını üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma çikolatanın içerisindeki antioksidant olan flavanoidin damar sisteminin içine girmesini incelemiştir. Çalışma sonucu pozitif sonuç ortaya koymaktadır. Flavanoidlerin damar sisteminin içerisinde biriktiği görülmektedir. 
    *Bu sayede damarlarımızın zarar görmesine sebep olan birleşiğin %40 oranında azaldığı görülmüştür.
    *Bunlara ek olarak bitter çikolatanın kan pıhtılaşmasını önlenmesinde yardımcı olduğu da görülmektedir.
    *Aynı çalışmada damarların rahatlamasına yardım ederek kalp sağlığı üzerinde olumlu etkileri üzerinde durulmaktadır(*).

    Son yapılan başka bir çalışmada ise çikolatanın kalp sağlığı üzerinde herhangi bir etkisinin GÖRÜLMEDİĞİ vurgulamaktadır(**). 

    Aynı konu iki farklı çalışma sonuç..

    Bir çalışma sonucu ile doğru cevaba ulaşmak çoğu zaman mümkün olamıyor, çalışmaların büyük bir kısmı araştırmadır ve kesin bir sonuç söylemek çok da mümkün değildir. Ayriyetten bu çalışmaları hangi firmaların sponsor ettikleri de çok önemlidir.
    Günümüzde çalışmalar için yüksek bütçeler gerektiğinden genelde büyük gıda firmaları çalışmalara sponsor olup sonuçların kendi lehine çıkmaları açısından etkili olabiliyorlar.

     

    Her gün çikolata yemek kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi?
    Ama pozitif etki gösteren çalışmada günde 60 gram çikolata tüketiminden bahsediliyor ve diyelim ki siz  bitter ve şekeri olmayan bir çikolata yerine, şeker içeriği yüksek güzel bir çikolata yediniz. Bu da 300- 400 kadar daha fazla kalori alacaksınız anlamına geliyor! 

    Ayrıca yapılan diğer çalışmalar sütlü ve şekerli çikolatada antioksidan seviyelerinin oldukça azalmış olduğunu göstermektedir. 
    Antioksidan açısından faydalanmak istiyorsanız çikolata yerine sebze ve meyve tüketerek hem antioksidan hem de daha çok besin değeri alabileceğinizi unutmayın.

    Ama çikolata benim mutluluk kaynağım diyenler için önerim: Didem Hocam’ın dediği gibi ‘Farkına ve tadına vararak’ yemenizi tavsiye ederim. Hayat yasaklarla devam edemez ki…  

     

    (*) Seigo Baba , Naomi OsakabeYoji KatoMidori NatsumeAkiko YasudaToshimi KidoKumiko FukudaYuko Muto, and Kazuo Kondo. Continuous intake of polyphenolic compounds containing cocoa powder reduces LDL oxidative susceptibility and has beneficial effects on plasma HDL-cholesterol concentrations in humans. 2007 American Society for Clinical Nutrition.

     (**) Crews WD Jr1, Harrison DWWright JW. A double-blind, placebo-controlled, randomized trial of the effects of dark chocolate and cocoa on variables associated with neuropsychological functioning and cardiovascular health: clinical findings from a sample of healthy, cognitively intact older adults.Am J Clin Nutr. 2008 Apr;87(4):872-80.

     

     

     

  • Spirulina mı dediniz?

    Son senelerde hep popüler yiyecekler karşımıza çıkıyor; chia tohumlarıyla zayıflayın, spirulina ile protein ihtiyacınızı karşılayın vs gibi. Hatta ben veganlığın bile zaman zaman sırf bu yiyecekleri satmak için  pompalandığına inananlardanım.  Genelde hem protein hem de antioksidan olarak yüksek olduğu iddia edilen spirulina ve benzeri takviyelerin New England Journal of Medicine klinik dergisinde 4.5 sene boyunca 10,000’den fazla kişiyi takip etmeleri sonucunda hiçbir etkisi olmadığı gözlemlenmiş. 

    Mesela havuçtaki beta-karoten piştiği zaman daha etkili olabilirken domatesin içindeki likopen de benzer şekilde piştiğinde ya da zeytinyağı ile birlikte yenildiğinde daha fazla etki gösterebiliyor. Yani doğadaki bir şeyi ham haliyle almak her zaman da çok iyidir diyemeyiz. Kaldı ki tablet haline getirilen bir gıda ister istemez bir işlemden geçirilmiş oluyor, ne kadar yüzde yüz doğal denilse de! Şöyle düşünün bir tablet en az 3 ay kullanılabiliyor oysa dalından kopardığınız bir domates ancak 3 gün dayanabilir. 

    Spirulina ayriyetten yetiştirme çiftliklerinde de özel olarak üretilmektedir ki ben her türlü yetiştirme çiftliklerine karşıyım. Doğal olarak varsa ne güzel ama doğanın tersine hareket ediyorsak o zaman bu işte bir yanlış var diye düşünüyorum. Zaten bugün çiftlik balıklarının ve diğer çiftlik gıdalarının ne kadar zararlı olduklarıyla ilgili birçok klinik çalışma da bulunmaktadır. 

    Bu yazıyı yazarken kendi kendime dedim ki “Didem, sen bazen belki önyargıyla bu tarz takviyelere bakıyorsun. Öğrencin diyetisyen Pınar Doğan’a da araştırma konusu olarak ver, bakalım o neler bulacaktı?!” 

     

    Pınar’ın kaleminden;

    “Evet bir ‘süper besin’ diye adlandırılan spirulina ve karşımıza çıkan gerçekler. Spirulina mavi yeşil algae (yosun) ailesine ait denizlerimizin süpürgeleri diye adlandırılan canlılardır. Bu özelliklerinden dolayı denizlerimizin tüm ağır metallerini üzerlerinde barındırırlar. Yapılan çalışmalarda spirulina’nın denizlerdeki cadmiyum (denizlerde bulunan en tehlikeli ağır metallerden biri) adı verilen ağır metali temizleme de en çok başarılı olduğu görülmüş. Bu temizlik gücü sayesinde de içeriside toksik (zehirli) maddeler bulundurabilme olasılığı yüksektir. Bu yüzden nereden, nasıl elde edildiği, ne şartlarda yetiştiği çok önemlidir. Spirulina’nın yetiştirme çiftliklerinde de yetiştirildiği bilinmekte ama bununla ilgili de kısıtlı bilgiye sahip olduğumuz ve yaşam şartlarını bilmediğimiz için daha çok araştırılması gerektiği konusu göz önünde durulmalıdır.

    Spirulina protein, vitamin, mineral içerikleri açısından zenginliği ile öne çıkmaktadır. Özellikle de yüksek protein içeriğinden bahsedilmektedir. Eczanelerden yaptığım araştırmaya göre, eczanelerin büyük bir kısmında tek bir marka spirulina bulunmaktadır. Günde 4 tablet alınması önerilen bu gıda takviyesi ile günde 2 gram protein almış oluyoruz. Şimdi kabaca bir hesaplama yapacak olursak;  %90 yağsız et, %10 yağ içeren 30 gram etten yapılan 1 adet köfte 7.5 gram protein içermektedir.  Peki sizce 1 köftenin sahip olduğu proteine ulaşmak için kaç tane spirulina tableti tüketilmelidir?? Yaklaşık 15 tablet ediyor! Yorum ve karar sizin. 

    Aynı zamanda yapılan bazı çalışmalarda paketleme ve kapsülleme işlemleri sırasında vitamin ve mineral kayıpları olduğu da görülmektedir.

    ‘Bu ilaç değil ki, sadece besin takviyesi ,tüketilse ne olur ki?’ diye düşünebilirsiniz kimi zaman fakat bu doğru bir yaklaşım değildir. Lupus, romatoid artrit, multiple skleroz (MS) gibi bağışıklık sisteminin baskılandığı hastalıklarda, bireylerin kullanımı uygun değildir ve kullanıldığı takdirde olumsuz etkiler görülmektedir. Ayrıca fenilketonüri hastalarının da kesinlikle uzak durması gerekmektedir.

    Bu tabletlerle aynı zamanda karaciğerinizi de yorduğunuzu bilin çünkü her türlü ilaç ve takviye metabolizması karaciğerden geçiyor. Yani 3-5 gr protein alacağım diye kendinizi ve karaciğerinizi heba etmenin de bir anlamı yoktur!

     

    Yapılan bir çok çalışma Spirulina’nın sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin kanıt düzeyinde olmadığının ve daha çok araştırılmaya ihtiyacı olduğu üzerinde durmaktadır.”

    Demek ki sadece benim değil Pınarcığımın da araştırmalarının sonucunda spirulina bahsettikleri gibi “Süper besin” değilmiş. Lütfen paranız cebinizde kalsın ve siz doğal sebze ve meyve tüketiminize devam edin. Bu tarz takviyeler hem sağlığınıza hem de paranıza dokunacaktır, benden söylemesi ☺