sağlıklı beslenme

  • 25 Kilo Vermenin Dayanılmaz Hafifliği

    Bu yazımda sizlerle Nisan 2008-Kasım 2008 arası 87.6 kilodan 63 kiloya düşmüş olan 32 yaşında bir bayanla yapmış olduğum röportajı paylaşmak istiyorum. Kilolarınızdan şikayetçi olduğunuz halde umutsuzluğa kapılıp “artık nasıl olsa veremem” diyenlerdenseniz umarım bu yazı size bir ışık tutar ve yeni bir başlangıç için ilk adımı atarsınız.

    D.K.Ü- Çocukken kilolu muydunuz?

    A.E- 4.5 kilo doğmuşum. Hatta annem övünerek anlatır, der ki “Doğduğunda kızım çok tatlıydın. Her yerin boğum boğum boğum boğumdu….” Ama boğum boğumdu demez belki en az 5-6 kere boğum boğum lafını tekrar ederdi.

    D.K.Ü- Peki bebeklik devresinden sonra fazla kilolarınız üzerinizde kalmış mı?

    A.E- Hayır, çocuklukta hiçbir kilo sıkıntım olmadı. Bilakis zayıf bir çocuktum. İlkokul 5. sınıfa kadar yüzmeye gittim. 5. sınıfta ortaokul giriş sınavlarına hazırlanmak için sporu bıraktım. Bırakmayla birlikte o sene çok kilo aldım. Ama ortaokula başladıktan sonra boyum uzayınca aldığım kilolar da boya gitti ve liseyi bitirene kadar hep 55-57 kilo arasındaydım.

    D.K.Ü- Peki yetişkin olarak kilo sorununuz ne zaman başladı?

    A.E-  Üniversiteye başladıktan sonra. Mimarlık bölümünü kazanınca okul için hazırlamam gereken projeler üzerinde geceler boyunca sabahladığm olurdu. Bu esnada elime ne geçerse ya da önüme ne konulursa yemeye başladım. Ama kendimle barışık olduğumdan yavaş yavaş almaya başladığım kilolar beni hiç rahatsız etmiyordu.

    D.K.Ü- Üniversite bittiğinde kaç kiloydunuz?

    A.E- 65 kiloyla bitirdim. 65 kiloda da aşırı kilolu durmadığımdan herhangi bir rahatsızlık duymuyordum. Fakat okul bitip çalışma hayatına girince daha çok masa hayatım olmaya başladı. Okulda sadece geceleri projeler üzerinde çalışırken bu sefer hem gece hem de gündüzleri yoğun bir şekilde çalışmaya başladım. İş hayatındaki tempo okul hayatına göre çok daha yoğundu.

    D.K.Ü- Peki eşinizle tanıştığınızda kaç kiloydunuz?

    A.E- 70 kiloydum.

    D.KÜ- Eşiniz hiç kilonuzdan rahatsızlık duydu mu?

    A.E- Hiçbir zaman kilomla ilgili en ufak bir yorumda bulunmadı. 80’li kilolara çıktığımda dahi hiçbirşey söylemedi. Bizim hakikaten ruhlarımız uyuştuğu için kilo aramızda bir engel teşkil etmedi. Hatta şimdi bile 25 kilo verdiğim halde hiçbir zaman “ne iyi oldu, iyi ki verdin” gibi yorumlarda bulunmuyor. Sadece beni daha mutlu gördüğü için benim adıma seviniyor.

    D.K.Ü- Evlenirken kilo vermek istediniz mi? Yani gelinlik giyeceğim daha zayıf olayım gibi bir his oldu mu?

    A.E- Hayır, daha önceden de söylediğim üzere ben kendimle barışık bir insanım. Eşimin de böyle bir takıntısı olmadığından hiç sıkıntı olmadı. Hatta bazen düşünürüm belki arada birkaç rahatsızlık ima eden lafları ya da hareketleri olsaydı acaba daha mı az kilo alırdım diye.

    D.K.Ü- Kendinizle barışık olduğunuzu söylüyorsunuz. O zaman sizi kilo vermeye ne motive etti acaba? Neden bir beslenme uzmanı eşliğinde kilo vermeye başlamak istediniz?

    A.E.- Beden ölçüm büyüdükçe, bir baktım giyim zevkim de otomatikman değişmek zorunda kalmış. Beğendiğim kıyafetler benim ölçülerimde yoktu. Olanlar da durması gerektiği gibi durmuyorlardı. Genelde büyük beden kıyafetler daha yaşlı kimseler için oluyordu, ben de mecburen onlardan alıyordum. Bu da zamanla mutsuzluk yaratmaya başladı. Bu durumu, en çok kilo vermeye başlayıp istediğim şeyleri giydiğimde farkettim. Yani kiloluyken bunun ben de ne kadar mutsuzluk yarattığını ancak kilo verdikten sonra anladım.

    D.K.Ü- Başka ne motive etti?

    A.E.- Bugüne kadar yaptığım her işi en iyi şekilde büyük başarıyla ve disiplinle yaptım ve yapıyorum. Kendime bir gün şöyle dönüp bir baktım ve dedim ki: “Herşeyi mükemmel bir şekilde götürüyorsun ama kendini ne kadar ihmal ediyorsun, aynı özeni niye kendine göstermiyorsun?”

    D.K.Ü- Tipik bir koç burcu hareketleri ve düşüncesi, doğru mudur?

    A.E- Evet tipik bir koç burcuyum.

    D.K.Ü- Hedef olarak kendinize kaç kiloyu belirlediniz?

    A.E- 55 kiloya kadar düşmek istiyorum.

    D.K.Ü- 25 kilo verdikten sonra hayatınızda hiç belirgin değişiklikler oldu mu?

    A.E- Olmaz olur mu? En güzeli çok daha enerjik bir insan oldum. Eskiden ne kadar çok yersem o kadar daha çok enerjim olacağını düşünürdüm. Fakat doğru beslenmeye başladıktan sonra gördüm kü az ama doğru gıdaları tükettiğim zaman enerjim çok daha fazla oluyor. Geçen sabah arabama gitmek için çitin üzerinden atladım. Eskiden hep arka taraftan yolu dolanıp öyle arabama giderdim. Fakat hafiflemiş olmanın verdiği rahatlıkla çok kolay hemen atlayıverdim. Pencereden beni izleyen kocamla göz göze geldik. İkimizde gülümsedik, çünkü benim ne hissettiğimi o da ben de çok iyi biliyorduk. Kiloluyken hayatta o çitten atlamak için en ufak bir girişimde bile bulunmazdım.

    D.K.Ü- Kıyafetler?

    A.E- İşin en güzel kısmı sabahları uyandığımda ne giyeceğimi düşünmemem, çünkü artık kilomu kapatmamı gerektiren bir durum söz konusu değil ve dolabımdaki herşey üzerime rahat rahat oluyor. Büyük gelen kıyafetlerimin çoğunu da keyifle başkalarına verdim.

    D.K.Ü- İnsanların tepkileri nasıl oluyor?

    A.E- İnanılmaz!!! Her gören çok şaşırıyor ve bu tamamen bir başarı hikayesine dönüştü. Herkes nasıl verdiğimi merak ediyor. Bense hep şunu söylüyorum: Bu tamamen insanın kendisinde bitiyor. Eğer hakikaten kafanıza koymuşsanız bu iş oluyor. Yoksa benim geçmişte başka bir diyetisyen tecrübem de olmuştu ama verememiştim, çünkü şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum ki kafamda bu olayı bitirememişim o zamanlar. Benden dolayı birçok insan motive oldu ve onlarda kendi beslenmelerinde değişimler yapmak için harekete geçtiler. Birçok insan için motive kaynağı olmak ta beni çok mutlu ediyor. Dolaylı olarak başkalarına yardımcı olduğumu düşünüyorum.

  • 6. Uluslararası Vejeteryan Kongresi

    En son Şubat 2013'te Kaliforniya'da gitmiş olduğum Uluslararası Vejeteryan Beslenme Kongresi'nden öğrendiklerimi sizlerle özet olarak paylaşmak istiyorum. Her gün 20'den fazla konuşmacı/araştırmacı vejeteryan beslenme üzerine olan değişik klinik çalışmalarından bahsettiler. NELER ÖĞRENDİM?

    • Bilgiden dana önemli olan insanlığın ölmediğini ve hala güzel insanlar olup onlara güvenebileceğimi - bununla ilgili hikayemi yazımın sonunda paylaşacağım.
    • Vejeteryan olmaya karar vermeden önce çok sıkı bir hazırlık yapılması ve bu konuyla ilgili yeterli bilgi sahibi olunması gerektiği.
    • Vejeteryan olmaya karar verip ama konuyla ilgili yeterli derecede bilgisi olmayanlarda karbonhidratlı gıdalara saldırı durumunun çok sık görüldüğü.
    • En fazla B12 vitamini eksikliğinin görüldüğü ve bunun dışarıdan takviye olarak alınması gerektiği. Hayvansal gıdaların dışında bu vitaminin başka yollardan sağlanamadığı. Ama konferansta yer alan Hintli bir profesöre göre vejeteryan ağırlıklı beslenen Hindistan'da B12 vitamini eksikliğinin çok fazla görülmediği, muhtemelen bunu yüzyıllardır tükettikleri baharatlardan çeşitli yollarla aldıkları ve genlerinin ona göre bu duruma alıştığının söz konusu olduğu. Bazen bilimin bile açıklayamadığı durumların ortaya çıkabileceği Smile
    • Vejeteryanların et yiyenlere göre daha sağlıklı olduğu, bu kişilerde diyabet ve kanserin vejeteryan olmayanlara göre çok daha az görüldüğü.
    • Vejeteryan beslenmenin tüm dünyada daha çok yaygınlaştığı. Eskiden uçaklarda vejeteryan menü istediğinizde önünüze yanınızdaki tabağın aynısının etsiz versiyonu konulurken, bugün artık özel menülerin hazırlandığı.
    • Etçil olup sonradan vegan olanların bir süre sonra bağışıklık sistemlerinin aniden çöktükleri ve tekrardan hayvansal gıdalar tüketmeye başlayanların oranlarının hiç te küçümsenmeyecek kadar az olduklarını
    • Konuşmacılardan veganların bile vegan olmayı önermediklerini çünkü uygulamasının çok zor olduğunu ve vücudun birçok vitamin ve mineralden eksik kaldığını.
    • Obezite oranının vejeteryan olmayanlarda çok daha yüksek olduğu.
    • Safrakesesi taşı riskinin obezlerde daha fazla olduğu.
    • Et tüketenlerde, katarak riskinin vejeteryanlara ya da sadece et yemeyenlere oranla çok daha yüksek olduğu. Veganlarda ise bu riskin en düşük oranda olduğu.
    • Düzenli balık tüketenlerde Omega-3'ten dolayı (DHA) daha az Alzheimer rahatsızlığının görüldüğü.
    • DHA'nın (Docosahexaenoic acid) balık dışında yosunda da fazla miktarda görüldüğü.
    • DHA tüketimi Akdeniz tipi diyette diğer diyetlere göre daha fazla olduğundan bunama riskini azalttığı. Fakat bu diyet egzersiz ile birleştirildiğinde bunama riskinin düşmesi konusunda çok daha iyi sonuçları alındığı.
    • Keten tohumu yağının beyin sağlığına iyi geldiği.

    • Vejeteryan diyetlerde kalsiyum, B12 ve D vitamini, çinko ve B3 yağ asitlerinin eksik kaldığı, bunlara dikkat edilmesi gerektiği.
    • Diyetinde düşük miktarda protein tüketenlerde en fazla kemik kaybının görüldüğü.
    • Balıkların içerdiği cıvadan dolayı zararlı olduğunu düşünüyorsak yanıldığımızı çünkü yararının zararından çok daha büyük olduğu ve balık yemeye devam etmemiz gerektiği.
    • Balıkta balık yağına oranla çok daha fazla D vitamini olduğu.
    • İçerdiği yüksek asit ve potasyumdan dolayı ne kadar çok kola içersek vücutta o kadar az kemik yoğunluğu olacağı.
    • Veganlarda yüksek tansiyonun çok daha az görüldüğü.
    • Tiroid hormonlarından T3 ve T4'ün üretilebilmesi için günlük en az 70 mikrogram iyot almamız gerektiği.
    • En önemli iyot kaynakları: süt ürünleri, yumurta, deniz mahsulleri ve iyotlu tuz.
    • Veganların idrarlarında düşük oranda iyot değerliği saptanıldığı.
    • Vücut kitle indeksi: Veganlarda - 23.6, Lakto-ovo vejeteryanlarda - 25.7, Pesko-vejeteryanlarda - 26.3, Semi-vejeteryanlarda - 27.3, vejeteryan olmayanlarda - 28.8.
    • Vejeteryanlarda yüksek kolesterol ve insülin direncinin daha az görüldüğü.
    • Çerezlerin (ceviz, fındık, badem vs) açlığı bastırmakta etkili oldujları, yeme isteğini azalttıkları ve doygunluk hissi verdikleri. Aynı zamanda kalp rahatsızlıklarına karşı önleyici olacabilecekleri.
    • Asya ve ABD prostat kanseri oranları karşılaştırıldıklarında: Çinliler'de ölüm oranı %1, Çinli-Amerikalılar'da %8.9, Beyaz Amerikalılar'da %27.
    • 1 bardak inek sütünde 96mg emilebilir kalsiyum bulunduğu ama aynı oranı 1-1/2 bardak lahana'dan veya 2 bardak brokoliden de temin edebileceğimizi. İlla süt içmemiz gerekmediği.
    • Meme kanserinin Japonya'da yaşayan kadınlarda çok düşük fakat Amerika'da yaşayan 3. jenerasyon Japon-Amerikalılar'da çok yüksek olduğu. Buradan yola çıkarak yaşam tarzının çok önemli olduğu ve sadece genlerimizin bize miras kalmadığını, aynı zamanda yaşam biçimimizin de miras kaldığı.
    • Asit oranı düşük olduğundan (%0.8'den yüksek değil ise) en iyi zeytinyağının ekstra sızma zeytinyağı olduğu.
    • Chia tohumlarının (henüz Türkiye'de yok) ne kadar faydalı olduğu. Demir, kalsiyum, potasyum, magnezyum ve lif oranlarının çok yüksek olup, keten tohumundan çok daha fazla Omega-3 içerdiği.
    • Zerdeçal, tarçın ve boyotu baharatlarının kan şekerini düşürmekte etkili olduğu.
    • BAHARAT isminin nereden geldiğini biliyor musunuz? Ben bilmiyordum, konuşmacı bir profesör sayesinde öğrendim. Baharatlarla ilgili konuşma yapan kişinin ismi Dr. Bharat B. Aggarwal'dı. "Aaa ismi Baharat ve baharatlarla ilgili konuşacak diye içimden geçirdim" Sunumundaki ilk resim Türkiye'de bir baharatçının önünde çekilmiş resmiydi. Geçen sene Türkiye'ye gelene kadar o da isminin baharat anlamına geldiğini bilmiyormuş. Mısır çarşısına gidip her yerde baharat yazdığını görünce dayanamayıp sormuş. Konferans sonrası konuştuğumuzda Hindistan'ın eski isminin Baharat olduğunu ve muhtemelen biz oradan tüm bu baharatları getirirken oraya ait olduğunu belirtmek için baharat ismini vermişiz Sealed
    Vejeteryan: Et veya diğer hayvansal gıdaları dinsel ya da kişisel sebeplerden dolayı tüketmeyen kişi. Bu kişiler genelde veganlara göre daha esnek olup süt ürünleri ve yumurta tüketebilirler.
    Vegan:Tüm hayvansal gıda içeren besinleri tüketmeyen kişi. En katı grup.
    Lakto: vejeteryan - Yumurta tüketmeyen ama diğer süt ürünlerini kullanan kişi.
    Ovo-vejeteryan: Yumurta tüketen fakat süt ürünlerini tüketmeyen kişi.
    Lakto-ovo-vejeteryan: Yumurta ve süt ürünlerini tüketen ama diğer hayvansal gıdaları tüketmeyen kişi.
    Semi-vejeteryan: Genellikle vejeteryan ağırlıklı yiyen ama ara sıra hayvansal gıdalar tüketen kişi.
    Pesca-vejeteryan: Balık dışında diğer et ürünlerini tüketmeyen kişi.
    Her sene vejeteryan sınıfına farklı kategoriler eklenebiliyor.
     
    CoolCoolCool
    Kaliforniya'ya vardığımın ertesi sabahı hemen konferans başladığından ve 10 saat bir fark olduğundan ben sabah 4:00 gibi gözlerimi açtım. Doğal olarak saat 7:30'ta başlayan konferansa ilk giden bendim. Hemen en ön sırada kendime bir yer bulup oturdum. Sonrasında yanıma Güney Amerikalı bir bayan gelip oturdu. Masaj uzmanıymış ama aynı zamanda sıkı bir vegan. Daha iskemleye oturmadan elindeki yastığı oturacağı yere koydu ve şöyle dedi: "Her konferansta bu iskemleler çok rahatsız olur, hele 12 saat sonunda dayanılmaz olur. Ben yanımda hep yastık getiririm." Sonra koca bir sebze suyu çıkardı çantasından ve öğlen saatine kadar onu içti. Konferans merkezine yakın oturuyormuş. Öğlen yemeği için evine gitti. Öğleden sonra elinde yastıklar ve benim için sıkılmış koca bir sebze-meyve suyu karışımı ile geldi. Ondan sonraki 3 gün boyunca her sabah evde yaptığı vegan wrap, sebze suları ve yastıklarımı getirdi. Doğumgünümde akşam beni yemeğe çıkardı. Bir akşam evine masaj olmaya gittim. O kadar güzel bir masaj yaptı ki, ilk önce masaj odasındaki infra-red saunaya sokup vücudumun biraz ısınmasını sağladı, sonrasında masajına başlamadan önce (benim konferanstan sonra pilates eğitmeni olabilmek için çok sıkı teke tek iki haftalık bir kursa gideceğimi biliyordu) çok güzel bir niyette bulundu: "Allahım bu kadar uzun bir yoldan gelmiş olan Didem'in seyahatinin güzelliklerle geçmesini karşısına hep iyi ve çok güzel insanların çıkmasını ve önümüzdeki iki haftanın kolaylıklarla geçmesini sağlamanı diliyorum" Zaten o niyetten sonra ben iyice mayışmıştım. Masaj muhteşem geçti. Sonraki iki haftam daha da güzel geçti. Kaliforniya'da karşılaştığım bana yardımcı olan tüm güzel insanlar için de binlerce kez şükürler olsun.

  • Aile Ortamında Yemek

    Yapılan son araştırmalarda kahvaltı ve akşam yemekleri birlikte yenilen ailelerin gelişmekte olan çocuklarında daha az kilo sorunu ve daha sağlıklı beslenme alışkanlıkları oldukları gözlemlenmiştir. Bundan dolayı imkanlar el verdiği sürece öğünlerde çocuklarınızla aynı sofrada oturup birlikte yemek yemenizi tavsiye ederim. Sadece yemek değil, gün içinde olanların paylaşımı açısından da hep birlikte yemek yemenin çok büyük etkisi olduğuna inanıyorum. Şunu da unutmamak gerekir ki çocuklar yüzde 80 aileden yemek alışkanlıklarını almaktadır. Siz ne kadar sağlıklı seçimler yaparsanız çocuklarınız da en az yüzde 80 sağlıklı seçimler yapacaktır. Karar sizin smile

    Ailenizle güzel, sağlıklı ve neşeli sofralar dilerim...

  • Akne/Cilt Sorununda Diyetin Önemi

    2014'te Beslenme ve Diyetetik Akadamesinin Klinik Dergisi'nde yapılan geniş çaplı bir araştırmanın sonucunda beslenmenin akne sorunlarında önemli bir rolü olabileceği saptanmış. Glisemik indeks, doymuş yağ, trans yağlar ve balık olumlu veya olumsuz yönde aknenin oluşmasında yer alabilir. 

    Düşük glisemik indeksli besinler, fazla balık tüketimi aknenin iyileşmesinde ya da oluşmamasında etkili olabiliyor. Aynı zamanda doymuş ve  trans yağ ile şeker oranı yüksek gıdaları ve süt ürünlerini mümkün mertebe az tüketmekte de fayda vardır. Eğer sağlıklı bir cilde sahip olmak istiyorsanız bunun bir yolu da sağlıklı beslenmeden geçmektedir. Hangi kapıyı çalarsanız çalın sağlıklı beslenmenin önemi karşısınıza çıkacaktır. Seçim sizin...

    Sağlıklı günler dilerim cool

  • Anaokullarında Sağlıklı Beslenme

    Geçen sene ablam, yeğenimin yuvasındaki okul menüsüne göz atmamı rica etti. Ben de bazı değişimler gerektiğini gözlemledim. Bu konuda çok duyarlı olan okul yönetimi de benim hazırlayacağım okul menüsünü bu sene 2010 sonbahar döneminde uygulamaya geçirmekten büyük mutluluk duyacağını dile getirdi. Fakat bazı velilerden menü ile ilgili sorular gelince, ben de SAYASA'da veliler için bir toplantı düzenledim. Katılamayanlar için de oturup bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazımı da sizlerle burada paylaşmak istiyorum:

    Sevgili ve Saygıdeğer Ebeveynler,

    Birkaç hafta önce SAYASA'da sizlerden bazılarınızı okul menüsü ile ilgili sorularınızı ve sorunlarınızı dinlemek üzere ağırladık. Gelemeyenleriniz için konuşmada geçen bazı görüşleri ve detayları sizlerle özet olarak paylaşmak istedim.

    Bizlerin sahip olduğu, beslenme alışkanlıklarını çocuklarımızın da bir ömür boyu devam ettireceğine emin olun. SAYASA'ya kilo vermek için gelen 25, 30, 40, 50, 60... yaşlarındaki kişilerin kurtulmak için çaba sarf ettikleri alışkanlıklardan bazıları şunlardır:

    1. Tabağımdakini muhakkak bitirmem gerekiyordu, çünkü bitirmeden masadan kalkmam yasaktı.

    2. Yemekten sonra tatlıya her zaman yer var, doysam bile yiyorum, çünkü annem hep: 'Yemeği bitirirsen dondurma yiyebilirsin' derdi.

    3. Akşamüstleri canım kek, poğaça gibi birşeyler çekiyor, çünkü biz okuldan eve geldiğimizde annem muhakkak bize bunları hazırlardı. Olmazsa çok bozulurduk.

    4. Annem hep derdi ki: 'Ye oğlum ye, nişanlın güzel olur'.... gibi saymakla bitiremeyeceğim kadar çok yanlış mesajlar ufak yaşlarda zihinlere kazınıyor ve alışkanlık haline geliyor.

    Atalarımız boş yere 'Ağaç yaş iken eğilir' dememişler.

    Bazı ebeveynler 'Neden %50 yağlı süt?' diye sormuşlardı. Dünya Sağlık Örgütü'nün ve Amerikan Diyetisyenler Birliği'nin son açıklamalarına göre yağ alımına en fazla ihtiyaç duydukları zaman 0-2 yaş arasıdır. Ondan sonrasında çok fazla yağ tüketmelerine ihtiyaçları yoktur. Yemeklerden ve diğer gıdalardan yeterince yağ alınıyor. Bugün zayıf olan çocuğunuzun yarın zayıf olacak diye de bir garantisi yok. Yükselen obezite trendini düşünürsek sizin zayıf olan çocuğunuzun da bir gün bu istatistiklerin içinde olmayacağını nereden biliyorsunuz? Bu konuyla ilgili olarak, az yağlı sütün hiçbir besin değeri, tam yağlı süte göre daha düşük değildir. Tek fark yağ oranıdır. Vücutta açılan yağ hücreleri hiçbir zaman kaybolmaz. Çocuk yaşlarda ne kadar az yağ hücresi açılırsa o kadar iyidir.

    Bana yardım almaya gelen 9-10 yaşlarında kilo sorunu olan çocukların ilkokul birinci sınıfa kadar normal kiloda olduklarını fakat sonra okuldaki yemek düzeniyle birlikte aşırı kilo aldıkları ve iştahlarının açıldıklarını öğrendim. Evde çocuğunuz sizin konrolünüzde olabilir ama okulda değil. Eğer okulda çocuğunuz yanlış besleniyor, yağlı gıdalar alıyor ve çocuğunuz da normal iştahlı bir çocuksa kilo almaması gibi bir olasılık ortadan kalkıyor. Bakın dikkat ederseniz, iştahlı demiyorum, normal seviyede iştahı olan bir çocuksa diyorum. Zaten iştahlı olanlar için bu durumda 'geçmiş olsun' demekten başka birşey kalmıyor, çünkü onlar hayatları boyunda dikkat etmek durumundalar.

    Akşamüstleri çocuklar eve aç gelebilirler. Okulda sunulan meyveyi ya da yulaflı keki yemek istemeyebilirler. Yani çocuğunuz aç kalmasın diye meyve sevmiyorsa o zaman bugün tüm kilinik çalışmaların sonucunda ortaya çıkan 'beyaz gıdalardan uzakta kalın kansere davetiye çıkartıyor' çalışmalarının hepsini bir çöpe mi atalım? Ara öğün açlığı bastırmak için bir öğündür, ana öğün değildir. Zaten çocuklar tıka basa doymasın çocuklar. Ayrıca çocuklar bir çok yeme alışkanlıklarını okulda edinirler. Arkadaşlarına özenirler ve taklit ederler. Bugün yemedikleri bir yemeği, bakarlar ki arkadaşları yiyorlar, onlar da bir süre sonra yemeye başlayabilirler. Kaldı ki çocuğunuz eve aç gelsin. Yemek ile yatma arasındaki ideal zaman 4 saattir. Çocuğunuzun en geç 18:00 gibi akşam yemeğini yemesi gerekir. Çocuğunuz okuldan aç geldiği zaman iştahla sizlerin ellerinden çıkan sağlıklı bir akşam yemeği yiyeceklerdir. Bugün bana gelen birçok danışmanımla en çok zorlandığımız noktalardan birisi yatmadan dört saat önce yemeyi kesmektir. Lütfen, çocuklarınıza bu alışkanlığı edinmesinde yardımcı olun.

    Öğünlerde sadece su içmelerini önerdim, öneriyorum, önereceğim. Bana görüşmeye gelen yüz kişiden 99'u (abartmıyorum) bırakın günde iki litre su içmeyi bir litre suyu bile içmiyorlar. 30'undan 40'ından sonra bu alışkanlığı değiştirmeye çalışıyorlar, ama nafile. Vücudumuzun yüzde 60 ile 70'i arasının su olduğunu ve suyun faydalarının saymakla bitmeyeceğini düşünürsek, bence çocuklarımızı daha fazla su içmeye yönlendirmeliyiz. Farklı içecekler tükettiklerinde su içme ihtiyaçları azalıyor ve suyu içmiyorlar.

    Beyaz ekmek tamamen boş kaloridir. Kana hızla karıştığı için bir anda kan şekerini yükseltir daha sonra aynı hızla düşürür. Bu da çocuklarınıza enerji vermek yerine onların enerjisini düşürüp yorgunluk yaratır, ve akabinde de açlık gelir. Oysa çavdarlı ekmek içinde birçok mineral ve vitamin barındırır. Aynı zamanda da güzel bir lif kaynağıdır. Kepekli ekmek demiyorum, çünkü kepek demir oranını düşürür. Birçok çocukta demir eksikliği görüldüğünden, ekmeklerin tam tahıllı ya da çavdarlı olmasını tavsiye ediyorum. Tüm bunların yanı sıra tahıllı gıdalar kana daha yavaş karıştığından uzun süreli stabil enerji sağlarlar.

    Okul çocuklarınızın en sağlıklı beslendikleri mekan olmalıdır. Zaten haftasonları doğum günleri, dışarıda yemek zamanları oluyor ya da siz okuldan aldığınızda canı dondurma çekiyor ve alıyorsunuz. Çocukların nazı da ebeveynlere daha çok geçer. Haftasonu bir doğumgününe gittiğinizde, pasta, börek, poğaça dışında sizlere soruyorum: Sağlıklı bir gıda oluyor mu? Hayır. Çoğunda meyve bile sunulmuyor. Ne kadar şanslısınız ki çocuklarınız sağlıklı besleniyorlar. Ve ne kadar şanslısınız ki bu konuda duyarlı bir okulunuz var. Ayrıca bu menü hazırlanırken öğlen yemeklerinde sizin farkında olmadığınız ama arka planda hangi yiyecek hangisiyle yenilirse emilimi daha kuvvetli olur ya da yüzde yüz protein olur gibi ayrıntılara da önem verildi.

    Etrafınıza bir bakın lütfen, kaç tane ebeveynin acaba kilo sorunu yoktur? Normal ve sağlıklı bir kilodadır?

    Sağlıklı ve kilo sorunu olmayan bir nesil yetiştirmek için lütfen bizlere ve okulunuza destek olun.

    Ben KEYSTONE International yönetimi ile yeğenim sayesinde tanıştım. Bana sağlıklı bir yemek listesi hazırlamam konusunda yardım için danıştıklarında bu işi seve seve, gönüllü olarak yapacağımız söyledim. Her dört çocuktan birinin obez olma ihtimali olan ülkemizde bir okul yönetiminin bu konuya bu kadar duyarlı yaklaşması beni çok mutlu etti.

    Saygı ve sevgilerimle,
    Didem Kanca Üstay MS, RD

    Konuyla ilgili sorularınızı bana yazabilirsiniz.

  • Ayçekirdeği

    Hepimizin akşamları çıtlatmayı çok sevdiği AYÇEKİRDEĞİ: protein, lif, çinko, folik asit, B6 vitamini, E Vitamini ve fosfor açısından iyi bir kaynaktır. Fakat 30 gramı 170 kalori. Ölçülü yemekte fayda vardır. Aynı zamanda hücrelerin sağlığı ve anne karnındaki bebeklerin beyin ve hafızanın gelişmesi açısından içerdiği kolinden dolayı da faydalıdır. AFİYET OLSUN smile

  • Ayurvedik Beslenme

    Geçtiğimiz Bayram seyahatinde eşim Murat ile birlikte Malta adasına gitmeye karar verdik. Otelleri araştırırken Kempinski'de Ayurvedik Beslenme üzerine bir doktor olduğunu ve isterseniz muayene edip size ona göre beslenme programı hazırladığını okuyunca "Neden olmasın?" dedim Laughing Gittiğimiz gün otelde Hint asıllı bir doktor beni muayene etti. Sorduğu belli sorulardan ve nabzımdan yola çıkarak benim Vata-Pita tipinde bir vücudum olduğu kanısına vardı. Ayurveda da 3 tip temel enerji ve buna bağlı vücut tipleri var. Bunlar: Vata, Pita ve Kapha. Mühendis olan eşim hemen doktorun bana sormuş olduğu soru kağıdını aldı ve işaretlediği soru-cevaplara bakarak bazılarının bana uymadığını ve dünyadaki tüm insanları 30-50 soru içine sığdırıp bir genellemeye koymanın çok anlamsız olduğunu belirtti. O böyle söyleyince ben de düşündüm Innocent Haksız sayılmazdı. Sonra o akşam yemeğinde benim vücuduma iyi gelecek Ayurvedik tarz yemekler geldi. Murat ta restaurantın normal menüsünden istediklerini seçti. Benim yemekler geldiğinde o kadar değişik benim alışmadığım tarzda baharatlarla doluydu ki yemekte zorlandım ve Murat'ın yemeğinden otlanmaya başladım Wink Bir de Vata'ya limon iyi gelirken Pita'ya iyi gelmediği belirtiliyor. Peki hangisi doğru? Ben yine senelerdir hep savunduğum tezimi savunacağım, herkes kendi vücudunu dinlemeli ve ne iyi geliyorsa, kendini nasıl iyi hissediyorsa öyle yemeli. Sadece Ayurvedik beslenmeye göre bana iyi geldiği savunulan sevmediğim baharatlarla dolu yemekleri yiyip tatilimi kendime ziyan etmek yerine ilk geceden sonra istediğim şekilde yedim. Böylelikle Murat'ın yemeklerine de sataşmamış oldum.

         

    Binlerce senelik Ayurvedik Beslenmenin kesinlikle yanlış ya da gereksiz olduğunu savunmuyorum. Ama bence bu beslenme şekli o kültürün genlerine ve yaşam şekline göre hazırlanmış bir beslenmedir. Nasıl bir Japon beslenme şekli bize uymuyorsa bunun da bizim yemek kültürümüze ve genlerimize çok uymadığının kanısındayım. Ama kimi insanlar için yol gösterici olabilir ve iyi gelebilir. Buna da söyleyecek tek bir sözüm yoktur. Fakat körü körüne karşınızdakinin size söylediklerine inanmak yerine vücudunuzu dinlemeniz çok önemlidir.

  • Az Yemek Mideyi Küçültür mü?


    Hep birlikte az yemek mideyi küçültür mü sorusunun cevabını bu videoda keşfedelim. Sokakta yediğimiz simit, mısır, dondurma, kestane vs gibi yiyeceklerin kalorileri nedir diye merak ediyorsanız bu video sizin için doğru duraktır.

    https://www.youtube.com/watch?v=abrQ4MNdlIc

  • Beyaz / Çavdarlı / Kepekli Ekmekler Arasındaki Farklar

    Bu videoda beyaz, kepekli ve çavdarlı ekmekler arasında besin değerleri açısından ne gibi farklar olduğunu öğrenebilirsiniz. Oğlak-Kova-Balık burçlarının beslenme alışkanlıklarını, nasıl bir diyet takip ederlerse iyi olabileceğini keşfedin.

    https://www.youtube.com/watch?v=9mHCUEVT-FM

  • Bir Diyetisyen Nasıl Beslenir?

    Bana gelen danışanlarımın çoğu zaman aynı soruyu sordukları dikkatimi çekmiştir. Ben de sizlerle hem bu soruyu hem de cevabını paylaşmak istiyorum.

    Danışan: Peki siz nasıl besleniyorsunuz, Didem Hanım? Hiç artık tatlı, pizza, mantı vs yemiyor musunuz? Nasıl bu kadar ince kalıyorsunuz? Günde muhakkak 6 öğün mü yiyorsunuz?

    Benim cevabım: HAYIR, HAYIR, HAYIR...

    Ben, her şeyden istediğim zaman istediğim kadar yiyorum. Tamamen kendimi dinliyorum. Asla 'kahvaltı etmem şart' diyerek kahvaltı etmiyorum. Eğer acıktıysam yiyorum ve acıkmadıysam yemiyorum. Hep derler ya, 'İşte kahvaltı etmezsen metabolizman yavaşlar, kilo veremezsin, ya da alırsın.' Ben bu görüşe katılmıyorum. Birçok şey insanın zihninde bitiyor. Eğer siz öyle şartlarsanız kendinizi sonucu da tamamen sizin istediğiniz gibi olacaktır. Ben insanların farkındalıklarını yükseltmelerinden yanayım, kendilerine değer vermelerinden yanayım. Siz oysa başkalarının dediklerine kulak veriyorsunuz. Birisi çıkıyor ve diyor ki günde muhakkak 6 kere yiyin. Aç olmasanız bile 6 kere yemeye başlıyorsunuz. Düşünsenize ufacık bir çocuk sizinleyken ona soruyorsunuz değil mi?: Acıktın mı yavum? Çünkü sizin için onun acıkıp acıkmaması önem taşır. Oysa aynı hassasiyeti kendimize göstermekten kaçınırız. Birisi birşey dedi mi, özellikle diyetle ilgili, hemen yapmak isteriz. Uzak doğu kültürüne bakın, onlar da ara öğün olayı yoktur, ve birçok batılıya göre de daha sağlıklı yaşarlar. Kahvaltı konusunu fazla dağıtmadan tek cümleyle bağlamak istiyorum. Ben eğer aç kalkarsam kahvaltı ediyorum ama aç uyanmazsam etmiyorum.

    Günün ilerleyen saatlerinde açlık durumuma göre yiyorum. Eğer canım o gün dürüm çekiyorsa buna karşı koymak yerine gidip yiyorum. Fakat hiçbir suçluluk duymadan, tadına vara vara, ağzımda hissedip uzun uzun çiğneyerek. Madem kalorili bir şey yiyeceğim o zaman ondan keyif alarak bunu yapmalıyım. Bunu öğlen saatlerinde yemişsem o zaman akşam acıkırsam salata veya sebze tarzı birşey yiyip günü öyle kapatıyorum. Hiçbir zaman'battı balık yan gider'düşüncesine kapılmadan. Bunu söylüyorum, çünkü eskiden 80'li kilolarımda bu psikolojiyle yediğimden hep normalde yiyeceğimden çok daha fazlasını yiyordum. Bugün de mahvoldu, hadi bari dürümün üstüne tatlı da yiyeyim, akşam da yiyeyim, yarın dikkat ederim. Hayır, bunlar tamamen eski günlerde kaldı. Eğer sizlerde bu duygulara ve düşüncelere kapılıp yiyorsanız lütfen bundan arınmaya çalışın.Kilo vermenizde en büyük adım başkalarının sizlere söylediği değil sizin kendinize değer vermenizden başlar.

    Hayat bir dengedir, bir öğün çok yerseniz, diğer öğün az yersiniz ya da hiç yemezsiniz. Bir gün çok yerseniz diğer gün az yersiniz ya da hiç yemezsiniz. Ben, hayatımda bu dengeyi yakaladım. Eğer dışarıda sosyal bir ortamda bulunmayacaksam evdeyken daha sağlıklı, özellikle sebze yemekleri tüketmeye çalışıyorum. Besin değeri yüksek gıdalar tüketmeye gayret ediyorum ki hücrelerim doysunlar ve bana sürekli açlık çektirmesinler. Eskiden kiloluyken çoğu zaman sırf hamur işleri veya ıvır zıvırlar yerdim. Durum böyle olunca vücut hiç adam gibi vitamin ve mineral alamadığından sürekli aç kalırdı ve beni daha çok yemeye iterdi.

    Benim felsefemvücudumu her zaman doyurmak, ruhumu da istediği zamanlarda doyurmaktır!!!Lütfen kendinize, içinizdeki açlığa ve tokluğa ve de ruhunuza kulak verin. Onlar sizi doğru yola götüreceklerdir. Farkındalık, esasında bizim sahip olabileceğimiz en muhteşem güzelliktir.

    Lütfen yemek yerken daha farkındalıkla yemeye çalışın. Sadece yemiş olmak için yemeyin. Hem ruhunuzu hem de vücudunuzu doyurun.

  • Buğday Çimi Suyu

    Bu hafta sizin gibi duyarlı ve bilinçli okuyucularıma çimen suyunun faydalarını anlatmak istiyorum. Esasında çimen suyu dediğimiz şey buğday suyudur. Ufak tepsilere ekilen buğday tohumları aşağı yukarı 15-20cm uzadıktan sonra kesilir ve suyu çıkarılarak içilir. Peki çimen suyu neden son zamanlarda bu kadar popüler oldu, nedir bu normalde alt tarafı çim diye baktğımız bitkinin içindeki özellik? Çimen suyunun saymakla bitiremeyeceğim faydalarından en önemlilerini sizlerle bu yazımda paylaşacağım.

    Çimen suyu, tepsisinden taze, kesilir kesilmez içildiğinden klorofil yoğunluğu inanılmaz derecede yüksektir. Bitkilerin çoğunda bulunan klorofil güneşten gelen enerjidir, ve biz çimen suyunu içerek direk bu enerjiyi kendi hücrelerimize veririz. Klorofilin içinde yüksek miktarda vitaminler, mineraller ve protein bulunur. Klorofili esasında bitkinin kanı olarak ta adlandırabiliriz, çünkü klorofil olmadan birçok bitki hayatta kalamaz. Klorofil tüm hücreleri kuvvetlendirdiği gibi aynı zamanda karaciğeri ve kanı temizleme gibi bir özelliğe de sahiptir. En önemli bir diğer özelliği ise anemik (kandaki demiri düşük) olan kişilerde bu rahatsızlığı, yeteri derecede tüketildiğinde ortadan kaldırmasıdır. Klorofil aynı zamanda diş çürüklerini önler, ve diş etlerini sağlamlaştırır. Birçok cilt rahatsızlığına da iyi gelir.

    Eğer bugünkü şehir yaşamımızı göz önüne alırsak hiçbirimiz doğal ortamlarda yetişmiş çiğ sebzelerden oluşan günlük bir menü tüketmiyoruz. Aksine yiyecekleri bakteri ve virüslerden arındırmak için normalde daha fazla pişirdiğimiz bile oluyor. Böylelikle de gıdalardan aldığımız besin değerini inanılmaz derecede düşürmüş oluyoruz.
    Çimen suyunda likit oksijen bulunur. Bu oksijen, gıdaların daha iyi metabolize olmasını ve daha net ve açık düşünmeyi sağlar, çünkü beyin sağlıklı fonksiyon gösterebilmek için vücutaki oksijenin yüzde 25’ini kullanır. Bunun dışında daha iyi bir kan dolaşımı da sağlar ki bu da hücreleri çok daha iyi bir biçimde besler.
    Günde iki kahve fincanı kadar çimen suyu tükettiğinizde günlük ihtiyacınız olan tüm A,C,E ve B-vitaminlerini almış olursunuz. Bu vitaminleri çok doğal bir şekilde aldığınızdan alınan vitamin haplarına göre vücut çok daha iyi metabolize eder, ve faydasını görür. Tüm bunların yanı sıra vücudun kalsiyum, demir, sodyum, potasyum ve magnezyum ihtiyaçlarını da karşılar.

    Vücut için gerekli olan tüm amino asitlerde çimen suyunun içinde vardır. Et, tavuk, balık veya diğer hayvansal gıdalardan alabileceğimiz protein iki fincan çimen suyunda yeteri kadar vardır. Özellikle vejeteryanlar için inanılmaz bir protein deposudur.

    Saymakla bitiremeyeceğim çimen suyunun sadece bir özelliğini daha sizlerle paylaşıp ardından nasıl yetiştirildiği ve tüketildiği hakkında bilgi vermek istiyorum. Çimen suyunun içinde inanılmaz derecede enzimler vadır ki, bunlarda tükettiğimiz gıdaların çok daha iyi metabolize olmasını sağlar.

    Bunları biliyor muydunuz?
    • Çimen suyu toprakta bulunan 102 mineralden 92sini içinde barındıyor.
    • Çok yüksek enzim oranı olduğu kadar yüzde 70 klorofil içeriyor.
    • Çimen suyu iki şekilde tüketildiği zaman kişide yüksek enerjiye yol açıyor: 1. vitamin ve mineral eksikliklerini kapatıyor 2. hücreleri, kanı ve organları tıkayan artıkların vücuttan atılmasını sağlıyor.
    • Kilo vermeye çalışanlarda, kan dolaşımını ve metabolizma hızını yükselterek yardımcı oluyor.

    Esasında çimen suyunu yetiştirebilmek insanın kafasında canlandırdığı kadar zor bir olay değildir. Bunun için gerekli malzemeler şunlardır: altında ufak delikleri olan en az 2 tepsi, toprak ve buğday tohumu. Toprak birinci tepsinin üzerine eşit oranda yayılarak konur, üzerine toprağı kapatacak şekilde tohumlar serpiştirilir ve bol su verilir. Birinci tepsinin üstü ikinci tepsiyle kapatılır. Günde iki kez sulanır. Artık tohumlar uzayıp çimen haline geldiklerinde zaten üzerinde bulunan ikinci tepsiyi havaya kaldırmaya başlar. Bundan sonra ikinci tepsi bir kenara konulur ve birinci tepsideki çimenler büyümeye bırakılır. 15-20cm olduklarında içilecek kadar çimen kesilip suyu sıkılır. Bir kahve fincanı kadarı idealdir. Yalnız burada çok önemli bir noktaya değineceğim. Çimen suyunun kendine ait özel bir makinası vardır. Bunun dışında hiçbir makinayla suyu çıkmaz. Kesinlikle evdeki normal sebze-meyve sıkacağı ile bunu denememenizi tavsiye ederim, yoksa aletinizin bozulma riski çok yüksektir. Eğer evde yetiştirmiyorsanız artık dışarıda birçok meyva ve sebze sıkan yerden bunu tedarik edebilmeniz mümkündür.

    İkinci çok önemli hususta, kesinlikle aç karnınıza içmenizdir. Böylelikle direk kana karışır ve etkisini çok daha iyi gösterir. Ama eğer ilk kez çimen suyu içecekseniz bunu boş bir gününüzde evinizde ya da evinize yakın bir yerde içmenizi tavsiye ederim. Vücut anında detoks moduna geçtiğinden mideniz bulanabilir, ya da aşırı baş ağrısı çekebilirsiniz veya bağırsaklarınız bozulabilir. Bunların hiçbirisi de olmayabilir, ama ben sizin yerinizde olsam işimi sağlama alırdım.

    Sağlıklı ve bol oksijenli günler dilerim…

  • Buzdolabı Polisi

    Buzdolabımızda bulundurmaya özen göstermemiz gereken sağlıklı ve gözümüzden ve gönlümüzden ırak olmasını istediğimiz sağlıksız yiyecekler nelerdir? Bu videoda buzdolabı polisi Didem karşınızda...

    https://www.youtube.com/watch?v=NPiFuURhYPg

  • Canyon Ranch, Arizona - 2014

    "CANYON RANCH" anlatılmaz, yaşanır. O yüzden ne yazarsam yazayım eğer imkanız varsa gidin bizzat kendiniz tecrübe edinin derim.

    Temmuz'un sonunda Bayram tatilinde Mart ayından büyük bir heyecanla ayarladığımız Arizona seyahatimize gitmek benim için Temmuz ayında bayağı meşakkatli ve zor bir karar oldu. Mart ayında henüz hamile olmadığımdan başıma geleceklerden habersiz güzel bir program yaptığımı düşünüyordum. Fakat gelin görün ki hamilelik sonrası mide bulantıları, migren atakları, mide yanmaları beni hayatımdan bezdiğim bir noktaya getirmişti. Annem ve eşim Murat ısrarla gitmemem konusunda beni ikna etmeye çalıştılar. Fakat ben 5 gün öncesinden New York'a uçarak çok iyi Çinli bir akupunktur uzmanına her gün gittim. Tabii o uçak yolcuğunu ve uçaktan iner inmez otele bile gitmeden direk gittiğim Çinli Doktora kadar neler çektiğimi bir ben bir de Allah bilir sealed Ama iyi ki gitmişim çünkü New York'ta kaldığım süre zarfında hiç kusmadım ve de baş ağrılarım çok hafifledi. Ardından Muratla New York'ta havaalanında buluşup Arizona'ya uçtuk. İstanbul'dan 11 saat uçan Murat, alanda 7 saat bekleyip ardından 4,5 saat Arizona'ya uçuyor olunca bayağı bir söylendi. Bir de üstüne üstelik Arizona'dan gideceğimiz merkeze tam 2 saat araba yolculuğu yaptık. Sürekli bana "Didem, seni dinledim geldim, bakalım nasıl bir yer olacak, niye geldim ki, bu kadar yol, bu kadar para, hadi bakalım" diyip durdu. Haaa bir de Houston'a direk uçup gelseydik yolda geçirdiğimiz zaman yarıya inecekti. O da ayrı bir mesele tabii. Murat'ın böyle bir merkeze ilk seyahatiydi. Onu tam olarak neyin beklediğini bilemiyordu. Benim de Canyon Ranch'e ilk gidişimdi.

    Wowwwwww................ Canyon Ranch, hayallerimin de ötesinde bir yer yaratmıştı. Yatılı bir sağlık merkezi açmak istesem herhalde bu kadarını düşünemezdim. Uzun bir yolculuktan sonra midem ve migrenim yine tetiklenmişti. Fakat bana bir egzersiz uzmanı ile görüşme ayarladılar. Bu kişi hamilelikte ne kadar çok hareket edersem benim ve bebeğin o kadar iyi hissedeceğini, kardiyo yapmamın çok önemli olduğunu söyledi. Sabah 8:00'de gittiğim görüşmenin çıkışında o motivasyonla kendimi zumba dersinde buldum. Spor yaparken mide bulantılarımın azalacağını ve mutlu olacağımı söylediğinde kendi kendime, "iyi de ayakta kaldığım her an midem bulanıyor, nasıl hareket edeceğim ki" diye düşündüm. Ama zumba dersinde herşeyi unutup müzik eşliğinde ne kadar mutlu olduğumu fark edince ben de şaşırdım. Derse canlı müzik grubu getirilmişti, davul, tef... Afrika, Latin müzikleri ve iki eğitmen eşliğinde dans dersimizi yaptık. Hocalardan birisi hızlı ritimde yaparken diğeri de yetişemeyenler için daha yavaş ritimde dans ediyordu.  Anlayacağınız her şey itinayla düşünülmüştü. Bir başka zumba dersinde canlı DJ vardı. Müzikler yıkılıyordu. Hocalar ise dehşet iyiydi. Zumba ve havuzda egzersiz dersleri orada kaldığım sürece vazgeçilmezlerden oldu benim için.

    Peki neden Canyon Ranch'i seçtim? Murat'ı tanıyanlar ne kadar yüksek enerjisi olduğunu ve spordan ne büyük zevk aldığını bilirler. Merkez ararken spor aktivitesinin çok olduğu bir yer istedim ki Murat tüm enerjisini atabilsin ve mutlu olsun. Yoksa sonra bana saracaktı laughing Aman Allahım sabah 5:30'ta doğada bisiklet, dağa tırmanış ya da trekking ile güne başlayan Murat'ın programı o kadar yoğun oluyordu ki ancak öğlen ve akşam yemeklerinde bir araya gelebiliyorduk. Kahvaltılarımızı bile ayrı yapıyorduk. Ve gittiğimizin ikinci günü Murat bana teşekkür etti. Çok mutluydu, onun memnun kaldığını görünce tabii ben de çok mutlu oldum. 

    Hamile olduğumdan masajları çok limitli denedim ama hamile masajı ve havuzda yapılan Watsu masajı yıkılıyordu. Giderseniz muhakkak bir kez Watsu masajı yaptırın derim. Diyelim spor istemediniz, masajlar da sizi açmadı o zaman kolye yapma dersinden tutunda fotoğrafçılıktan doğada nasıl hayvanları takip ederseniz gibi saymakla bitiremeyeceğim derslere katılabilirsiniz. Ha o da olmadı o zaman spiritüel alanda tarot kartı, numeroloji, astroloji... gibi farklı görüşmelere girebilirsiniz. Bu da mı kesmedi, değişik saatlerde alanlarında uzman yazarlar, doktorlar ve daha birçok değerli kişinin konuşmasına katılabilirsiniz. Anlayacağınız bu merkezde "Yok yok!" Biz Muratla keşke iki hafta kalsaydık dedik. Ve de en güzeli ilk defa böyle bir merkeze gitmeye ikna ettiğim kocamın bundan sonra beni yalnız bırakmayacağını ve peşime takılacağını, takılamasa da aklının bende kalacağını biliyorumwink 

    Yemekler mi? Üç öğün size garsonların servis yaptığı restaurantlarında istediğiniz her şey var. Menüde tüm yemeklerin kalorileri, ve diğer besin değerleri yazıyor. Siz ona göre istediğinizi seçip sipariş veriyorsunuz. Ama kimse size ne kadar yediğinizle ilgili karışmıyor. Amaç sağlıklı yaşamayı zihninizde oturtmak. Yani kendi kararlarınızı kendinize verdirtmek ki buradan çıktığınızda "Peki, ben şimdi ne yiyeceğim" olmayın. Böylelikle yemeklerin üç aşağı beş yukarı kalorilerini de öğrenmiş oluyorsunuz. Diyet hiçbir ürün yok, diyet kola ya da tatlandırıcı gibi. Her yerde sürekli taze organik meyve var. Yani "YASAK" mevhumu yok ama diyelim ki nasıl besleneceğinizi bilmiyorsunuz, o zaman da beslenme uzmanlarından biriyle görüşüp güzel bir yönlendirme alabiliyorsunuz. 

    Birçok arkadaş 40 yaşlarını, 50 yaşlarını kutlamak için toplanıp buraya gelmişti. Yeni bir yaşa girerken insanın kendine bundan daha güzel verebileceği bir hediye düşünemiyorum: SAĞLIK! 

    Bu arada tüm tesiste bahşiş verilmesi yasak. Cüzdanınızı sadece merkezi terk ederken son gün yanınıza alıyorsunuz. Cep telefonlarının kullanımı da belli alanlar ve kaldığınız odalar dışında YASAK! Ve en güzeli herkes bu kurala uyuyordu. Tam bir HUZUR! 

    Zamanınız var ve de bütçeniz uygun mu? O zaman daha ne duruyorsunuz? Hayatınızın en güzel günlerinden bazılarını burada yaşayacağınızı size garanti edebilirim. Ben de buradan bana tüm bu imkanları sunan biricik eşim Murat'a teşekkür ediyorum. Onun sayesinde böyle bir güzelliği yaşamış oldum. 

     

  • Chia Tohumları

    Son zamanlarda tüm dünyada marketlerde yerini alan meşhur chia tohumlarının ana vatanı Meksika ve Güney Amerika'dır. Chia tohumları hem tatlı hem ekşi yemeklerle güzel bir kombinasyon yaratır. Suda bekletildiğinde şişen ve jel formunu alan chia tohumları pastane ürünlerinde yumurta yerine kullanılabilecek iyi bir alternatiftir. Her bir bardak chia tohumu için 6 bardak su koymanız gerekir. Bir çorba kaşığı jel bir büyük yumurtaya denk gelir. 

    2 çorba kaşığı chia tohumu:

    • 138 kalori
    • 9 gram yağ
    • 10 gram lif
    • 5 gram protein
    • Günlük kalsiyum ihtiyacının yüzde 18'i
    • 4500 mg Omega-3 (keten tohumundan daha fazla)

    Yapılan 4 kilinik araştırmanın 3'ünde chia tohumlarının kilo vermede pozitif etkisi olduğu, kan şekerini ve trigliseritleri düşürdüğü saptanmıştır. Fakat 4. çalışmada hiçbir etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Bundan dolayı daha fazla klinik araştırma yapılması gerekmektedir. 

  • Çiğ Sebze Diyeti Nedir?

    Son yıllarda tüm dünyayı kasıp kavuran, Demi Moore'un gençliğini ve güzelliğini buna borçlu olduğunu söylediği çiğ sebze diyetinin detaylarını gelin birlikte keşfedelim. Bu videoda aynı zamanda portakalın faydaları ile birlikte çocuklarına kurabiye, poğaça yapmayı seven anneler de yer almaktadır.

    https://www.youtube.com/watch?v=skcVnf0c93Y

  • Çocuklarınızı Zehirlemeye Devam Mı?

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay video da biraz beslenme, biraz Türkiye gerçeklerini anlatıyor

  • Dans Zayıflatır mı?

    Sadece dans ederek zayıflayabilir miyiz gelin birlikte görelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=l9kxohNF3yQ

  • Didem Kanca Üstay Nasıl Kilo Verdi?

    12 hafta boyunca NTV kanalında yayınlanan 5 kere 5 programında yer alan diyetisyen Didem Kanca Üstay nasıl kilo verdiğini anlatıyor. Nasıl kilo verilir?

    https://www.youtube.com/watch?v=7eiBDlhMxx0

  • Diyet nedir?

    Peki sağlıklı diyet nedir?

    PAZARTESİ BAŞLAMADIĞIMIZ DİYETTİR. 
    Zihnimizde yarattığımız tüm yasakları ortadan kaldırıp, ACIKTIĞIMIZDA ruhumuzun ve vücudumuzun isteklerine göre seçimler yapıp, DOYANA kadar HİSSEDEREK yemektir.

    Hoşgeldiniz

    Sonbahar’da KİTABIM çıkıyor! Kendisinde veya yakınında kilo sorunu olan herkesin kendinden bir parça bulması ümidiyle yazdığım kitap umarım sizlerin hayatlarında MUHTEŞEM güzelliklerde değişiklikler yaratır.

    Diyetnedir.com da sadece yazılarımı ve daha güncel haberleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Fakat benim ve çalıştığım mekan SAYASA'dan daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

    Sevginin ışığı her zaman sizlerle olsun.
    Didem Kanca Üstay MS RD

  • Dönemin son dersini SAYASA'da yaptık

    Yeditepe Üniversitesi'nde vermekte olduğum "Danışmanlık Uygulamaları" adlı dersin son sınıfını öğrencilerimle birlikte SAYASA'da yapmaya karar verdik. Bir dönem boyunca dışarıdan ayarladığım danışanlarıyla haftada bir görüşme yapan öğrencilerin danışanları ile ilgili sunumları vardı. Fakat ben sunumlar yerine öğrencilerle son dersimde gerçek hayat üzerine konuşmak istedim. Çünkü onların kalıplara bağlı kalmalarını istemiyorum. Çünkü onların yaratmalarını ve kendi çizgileri olmalarını istiyorum. Çünkü onların tek doğru-tek yanlış olmadığını görmelerini istiyorum. Çünkü onların sorumluluk sahibi, duyarlı bireyler olmalarını istiyorum. Çünkü onların araştırmalarını istiyorum. Çünkü bir kişi ya da olay ile ilgili yorumda bulunmadan önce olaylara hakim olmalarını istiyorum. Çünkü... O kadar çok "çünkü"ler var ki! Bana göre beslenme danışmanlığı yapmak sadece gelen kişiye "ne yiyip ne yememesi" gerektiğini söylemekten ziyade o kişiyi bütünüyle tanıyabilmek, anlayabilmek ve empati kurabilmektir.

    Eğer imkanları varsa yurtdışına gitmelerini önerdim. İnsan kendi ailesinden, evinden, kültüründen ne kadar uzaklaşırsa o kadar farklı görüşlerle, yaşamlarla karşılaşıyor. O zaman yargılamamayı, daha fazla hoşgörü sahibi olmayı, dışarıda farklı bir hayat olduğunu, hayatın sadece kendisine öğretilenlerden oluşmadığını görüyor. Vizyon sahibi oluyor. Yurtdışına gidemiyorlarsa bile sorun değil, o zaman çok farklı ortamlara girebilmeyi denemeliler. Sadece kendi arkadaş/aile ortamlarında kaldıkları sürece bakış açıları da aynı daraltıda kalabiliyor. Oysa ki hayatınıza ne kadar farklı yapılardan insanlar girerse o kadar farklı pencerelerden bakmayı öğreniyorsunuz. 

         

    Keyifli bir ders geçirdiğimize inanıyorum, astrolojiden tutun, insan dizaynı programına, diyetisyenlikten tutun özgürlüğe kadar her konu hakkında konuştuk, tartıştık. Gençlerle olmak güzel bir şey çünkü insan yaşı ilerledikçe bazen o yaşlarda nasıl olduğunu unutabiliyor ve geriye dönüp bakabilmek, hissedebilmek çok güzel. Aynı zamanda yeni nesillerin düşünce tarzını da daha iyi anlayabiliyor. Umarım ki hayat boyu taşıdığımız bilgi çuvalında onlarınkine ufak ta olsa bir şeyler koyabilmelerini sağlayabilmişimdir. Hayat sadece kuru kuruya derslerden ibaret olmamalı, bazen farklı renkler de katabilmeliyiz diye düşünüyorum.

    Bu arada ilerinin diyetisyenleri olarak SAYASA'ya gelirken karışık tatlılar getiren öğrencilerim sanırım çok aç gelmişlerdi hepsini yediler smile Ama tatlı yiyip tatlı konuştuk. Onlara da kucaklar dolusu teşekkürler... tatlıları ve tatlı sohbetleri için kiss ve de yazmış oldukları "tatlı" notları için...

  • Elma Cipsleri

    Kim demiş cips yiyemeyiz diye? wink Kendi sağlıklı cipsinizi kendiniz yapın. İşte tarifi, hem de çok basit

    4 elma + 2 tatlı kaşığı tarçın 

    Fırını 100 derecede ısıtın. Elmaları incecik dilimleyin. Yağlı pişirme kağıdının üzerine dizin ve üzerlerine tarçın serpin. 1 saat pişirin sonra elmaları ters çevirip 1 saat daha pişirin. Soğuduktan sonra hava almayan cam kapta saklayın. Uzun müddet bozulmaz.

    12 cips 49 kalori, 0 yağ, 3 gram lif, 9 gram şeker, 100 mg potasyum, 10 mg fosfor. Afiyet olsun kiss

  • Fırınlanmış Karnıbahar Salatası

    Şef Adele Yedid'in bu güzel tarifinin besin değerlerini "Didem'in Dünyası" adlı bölümde bulabilirsiniz. Şef Adele Yedid, MS, RD

     

    İçindekiler:

    3 su bardağı koyu yeşil sebzeler (ıspanak, baby-ufak boy kıvırcık lahana, su teresi)

    1 baş karnıbahar - 1.5 cm'lik ufak parçalara kesilmiş

    1/2 su bardağı kuş üzümü (nar sezonuysa nar da olabilir)

    1/2 su bardağı fırınlanmış ve ufalanmış fındık

    1 su bardağı maydanoz ve nane

    2 pancar - yuvarlak ve ince kesilmiş

    3 çorba kaşığı zeytinyağı - karnınaharı ve pancarları fırınlamak için

     

    Zaatar salata sosu için gerekenler:

    1 adet taze limonun suyu

    1/2 küp olarak kesilmiş soğancık

    1/2 tatlı kaşığı deniz tuzu

    2 tatlı kaşığı hardal

    2 tatlı kaşığı zaatar - yabani keklik otu ve kızartılmış susam çekirdekleri karışımı

    1/4 su bardağı zeytinyağı 

     

    Yapılışı:

    1. Karnıbaharı ince parçalara kesin. Kuş üzümüyle ve 2 çorba kaşığı zeytinyağı ile karıştırın. Üzerine deniz tuzu ekin ve 15-20 dakika 200 derecelik fırında rengi kahveye dönene kadar bırakın. Kuş üzümlerinin yanmadığında emin olun.

    2. Pancarları ince yuvarlak parçalara kesin. 1 çorbaşığı zeytinyağı ve deniz tuzu ile yağlı fırın kağıdının üzerine dizin. 10-15 dakika kadar kenarları kahveye dönecek şekilde 200 derecelik fırına sürün.

    3. Fındıkları 2-3 dakika fırında bırakın.

    4. Salata sosunu hazırlayın.

    5. Büyük bir salata kabının içine yeşillikleri yerleştirdikten sonra üzerine karnıbahar, maydanoz, nane ve fındıkları koyun. Salata sosunu döktükten sonra pancar dilimlerini salatanın üzerine yerleştirin. Pancarları en üste koymanızın sebebi kıtırlığını korumasını sağlamak içindir. Afiyet olsun smile

  • Gerçek Hikaye

    Bana gelen danışanımın bir hikayesi-

    "Didem hanım, pilatese gittim. Derse girmeden önce dışarıda duran tartıya çıktım. Birden şok oldum 3kg fazla çıktım. Neredeyse ağlayacaktım. Derse girdim. Suratımı gören hocam ne oldu diye sorunca kilo almışım dedim. Çok güldü, haa o tartı mı? Tartı bozuk, 3 kilo fazla tartıyor, dedi hocam"

    Zihnimiz ne kadar da etkiliyor bizleri değil mi? Tartıdaki sayıya göre tüm ruh halimiz değişiyor. Sayılara takılmayalım. Buna izin vermeyelim. SAĞLIKLI YAŞAMAYA ÖZEN GÖSTERELİM... (ruhen, fiziken ve zihnen)

  • Green Mountain at Fox Run, Vermont - 2004

    (Sadece bayanlara yönelik diyabet ve zayıflatma programı)

    Yine verdiğim kiloları yavaş yavaş almaya başladığım dönemlerden birini yaşıyordum. Panik oldum ve hemen tekrar bir zayıflama merkezi araştırmaya başladım. O sıralar New York’ta yaşadığım için bulabildiğim en yakın merkez Vermont’taydı. Hemen ilk iş rezervasyon yaptırdım ve gittim. Sadece bayanlar programa katılabiliyordu ve merkezde çalışanlar da bayandılar. Bir haftalığına gittiğim bu yerde kimse benim neden katıldığımı pek anlayamadı, çünkü herkes obez denecek derecede kiloluyken benim ise ekstra 5 kilomdan başka ortada görünen vahim bir durum yoktu. Ama vahim durum şuydu: İpin ucu kaçmıştı ve ben bunun farkındaydım, kendi başıma bir türlü aşırı yememi durduramıyordum.

    Oraya gece vardığımda çok mutluydum, çünkü kafaya koymuştum, son aldığım 5 kiloyu hemen bir haftada verecektim. Sabah uyandığımda kahvaltıya gittim. Açık büfeydi ve istediğimiz kadar herşeyden yiyebiliyorduk. Gerçi sağlıksız bir şey yoktu ama hepsi de aşırı tüketildiğinde kilo yapabilirdi. Şaşırmıştım, çünkü açık büfe bana göre değil diye düşünüyordum. Gün içinde uzman bir terapist kadınları toplayıp sohbet havasında herkesi konuşturuyordu. Kadınlar neden orada olduklarını anlatıyorlardı. Kimisini kocası ailesi zorlamış, esasında hiç orada olmak istemiyordu, kimisi kendi isteğiyle gelmişti. Ama herkesin gözleri benim üzerimdeydi: Bu zayıf kız neden buradaydı? Ben de suçlanarak esasında beslenme masterı yaptığımı ve sadece bu tip merkezleri gezerek tecrübe edinmek istediğimi belirttim.

    Kış ortası olduğundan dışarıda kar ayakkabılarıyla yürüyüşler, cross-country skiing gibi açık hava sporları mevcuttu. Benim dışımda bu sporlara katılım çok azdı, çünkü herkes çok kilolu olduğundan katılmak istemiyorlardı. Hatta birkaç kişi cross-country yaparken düştüler ve kalkamadılar. Başımızdaki eğitmen, ben ve bir kişinin yardımıyla ancak onları kaldırabildik. Bunun üzerine utanıp pes ettiler ve kayakları çıkartıp ellerine alarak merkeze yürüyerek geri döndüler.

    Gün içinde de sürekli egzersiz dersleri vardı. Ben hepsine katılıyordum. Hatta bir iki dersi sadece eğitmen ve ben yapmıştık. En az kilo vermeye ihtiyacı olan bendim ama en çok spor yapan ve açık büfede en az yiyen bendim.

    Kaldığım bir hafta boyunca kendim dışında kimsede çok fazla bir kilo kaybı görmedim. Açık büfe olduğundan insanlar kendi limitlerini bulmakta zorlanıyordu. Akşamları yapacak hiçbir şey olmadığından genelde arabası olanlar başkalarını da ayartıp yakındaki bir bara gidip orada içip yiyorlardı. Ben gayet disiplinli akşam yemekten sonra odama çekilip ablamı arıyordum ve ona  telefonda söyleniyordum: Ben açım, çok açım, bu gece nasıl uyuyacağım?

  • Gut Hastalığı Diyeti

    Gut rahatsızlığı yaşayan kişiler ne yapmalılar?

    1. Fazla kiloları varsa kilo vermeliler.

    2. Yağ tüketimi günlük enerji (kalori) ihtiyacının yüzde 20-25 arasında limitlendirilmelidir. 

    3. Yüksek derecede pürin içeren gıdalardan uzak durulmalıdır.

    4. Alko, kahve ve kakao yasaklar arasındadır.

    5. En az iki litre hatta daha fazla gün içinde su tüketmeliler.

    6. Süt ürünleri tüketiyorlarsa düşük yağlı olanlarından yemeye özen göstermeliler.

    Pürin İçeren Gıdalar:

    1. Baklagiller - mercimek, nohut, kuru fasulye vs

    2. Mantar

    3. Ispanak

    4. Karnıbahar

    5. Deniz mahsülleri

    7. Kuşkonmaz

    8. Bulgur

    9. Bezelye

    10. Kırmızı et/tavuk/balık

    11. Havyar

    12. Yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren tüm gıdalar (özellikle hazır meyve sularına DİKKAT!)

     

  • Hippocrates, Florida - 2004

    Bir insan 11 ay içinde üç kere aynı merkeze gidip senenin 2 ayından fazlasını orada geçirir mi? Eğer burası Hippocrates ise “Evet”

    New York’ta yüksek lisansımı yaparken kronik yorgunluktan şikayeti olan bir arkadaşım buraya gittikten sonra nasıl kendini çok iyi ve enerjik hissettiğini, esasında herkesin oraya gitmesi gerektiğini bana anlatınca ben de hemen ilk fırsatta buraya üç kişilik 4 haftalığına rezervasyon yaptırdım. O sıralar 100 küsur kiloya fırlayan annem ve arkadaşının da acilen kilo vermeleri gerekiyordu. Tabii ben de yine 70’li kilolara doğru hızla ilerliyordum. Bir ayda ancak kiloların bir kısmı giderdi. Annemler İstanbul’dan geldiler. New York’ta buluşup Florida’ya uçtuk.

    Bir gün önceden oraya vardığımız için gece dışarı çıkıp deli gibi yemek yedik, sabah kahvaltıda da yine aynı şekilde abarttık. Sanki bir daha hiç yemek yemeyecekmişiz gibi!

    Hippocrates’e vardığımızda daha kapıdan girer girmez hayal kırıklığı yaşadık. Girişte eski bir salon ve yüzleri soyulmuş minderler… Fiyatı ucuz olmamasına rağmen bu bakımsız görüntü bizi mahsunlaştırdı. Ama İngilizce'de bir deyim vardır ya, bayılırım: Kitabı kapağına göre yargılama!

    İçeride yaşlıcana bir bayan bizi güler yüzle karşıladı ve kalın birer dosya verdi. Dosyanın içinde kaldığımız sürece alacağımız derslerin notları vardı. Sonra odamıza gittik. Üçümüz aynı odada kalıyorduk. Oda hiç güneş almıyordu. Böyle sağlıklı bir yerde bu da neydi? Hippocrates felsefesiyle uyuşmayan bir nokta! Güneş enerjidir ve yiyeceklerimizin hepsinin güneş enerjisi almış olması gerekirdi. Ama odalarda güneş yoktu.

    O gün öğlen açık büfeden istediğinizi yiyin dediler. O da ne, büfede sadece çiğ sebzeler, baklagiller ve çerezler vardı!!! Kabak, karnabahar, brokoli, filizlenmiş mercimek, kereviz, biberler, vs… Evet buraya gelmeden “çiğ” bekliyorduk ama bu kadar da değildi. İlk alırken zorlandık. Ama aç kalmamak uğruna bir şeyler yedik. Derken akşamüstü taze sıkılmış kereviz-salatalık suyu karışımımız geldi. Onu da içtik. Hippocrates’te yemek düzeni şöyleydi: Sabah aç karnına taze sıkılmış çimen suyu, arada salatalık suyu sonra öğlen yemeği, arada kereviz-salatalık suyu ardından akşam yemeği. Her şey çiğ, her şey sebze. Meyve bile yoktu. Konsept vücuttaki alkali seviyesini yükseltip asit seviyesini minimuma indirmekti. Tüm hastalıkların nedeninin vücuttaki fazla asit olduğuna inanıyorlardı.

    İlk başta çok zorlandığımız bu programda gün geçtikçe inanılmaz enerjiyle dolduğumuzu, kilo verdiğimizi ve etrafımızdaki birçok hasta kişilerin iyileştiğini görünce daha büyük bir motivasyonla programa devam ettik. Annemin arkadaşı 8 senedir kullandığı şeker ilaçlarını orada kaldığı sürece bıraktı ve şekeri normal seviyelerde gitti. Düşünsenize ilaç alınmayan bu bir ay boyunca karaciğer ne kadar dinlendi. Annem ve arkadaşı hatırladığım kadarıyla 15 kilo verdiler. Ben de 10 kilo! Ama kilolardan ziyade bol enerjiyle beslendiğimiz bir ay boyunca kendimizi hayatımızda olmadığımız kadar iyi hissettik.

    Buradan döndükten sonra herkes anneme “Sen botoks yaptırdın, bize söylemiyorsun” diye tutturdu. Oysa yiyeceklerden aldığımız oksijen hücrelerimizin en derinlerine kadar işlemişti.

    Programa başlamadan önce kan tahlilleri yapılıyor ve program bitiminde tekrar tahlil yapılıp başlangıç ve bitiş değerleri karşılaştırılıyor. Aynı zamanda lavman, mikroskopta alınan ufacık kandan hücre analizi yapılmakta ve kişi ona göre yönlendirilmektedir. Gün içinde çeşitli dersler verilmekte ve kişiler bu tarz beslenme ve hastalıklarla ilgili bilgilendirilmektedirler. Burada kilo vermeye yönelik kalori hesaplarının hiçbirisi yoktur. Size söylenilen tek şey, sağlıklı yerseniz vücut otomatik olarak gerektiği kiloya düşecektir.

    Sabah erken saatlerde ağaçlıklı bir alana yürüyüş parkuruna götürüyorlar. Akşamları saat 18:00’de yemekten sonra yapacak hiçbir şey olmuyor, ve insanların canları çok sıkılıyor. Şiddetle araba kiralamanızı tavsiye ederim. Biz kiraladık ve akşamları çok daha rahat geçti.

    Bu kadar memnun kaldıktan sonra babamın da buradan faydalanmasını çok istedim. Ocak’tan sonra Mayıs’ta babam ve annemle 2 haftalığına gittik. Çok memnun kalan babam, sadece 2 hafta kaldığına pişman oldu ve aynı sene Kasım ayında üç haftalığına gittik. Bu gidişimizde çok yakın bir arkadaşım da bize eşlik etti. Bizden sonra kime tavsiye ettiysek gidenlerden herkes çok memnun kaldı. Kanserden şekere kadar birçok hastalığa çok iyi geldiğini bizzat gözlerimle gördüm. İlk geldikleri gün zorla yürüyen odalarından çıkmakta zorlanan hasta kişiler 3. haftanın sonunda abartmıyorum spor derslerine katılıyorlardı. Biliyorum çok kuvvetli bir söz ama mucizelere inanmam fakat Hippocrates’e inanırım.

    Önerilen minimum kalma süresi 3 haftadır. Eğer gidecek olursanız lütfen en az 3 hafta kalmaya özen gösterin. Hiçbir lüksü olmadığı gibi biraz eski de gelebilir. Hatta ilk gittiğinizde “Bu kadar para verdim, bu da ne?” diyebilirsiniz. Program daha ucuz olsun diye genelde tanımadığınız kişilerle aynı oda da kalabilirsiniz. Eğer maddi durumunuz el veriyorsa ayrı odalarda kalmanızı tavsiye ederim.

    Hippocrates benzeri bir yer de Ann Wigmore Institute Puerto Rico’da yer almaktadır. Sanırım Kaliforniya’da da benzer yerleri bulunmaktadır. Eğer “raw food centers” diye internette araştırma yaparsanız, daha detaylı bilgilere ulaşacağınıza inanıyorum.

    ***Bu arada Hippocrates merkezi ile hiçbir bağlantım yoktur. Yazılarımın hepsi sizleri bilgilendirmek, doğru bir şekilde yönlendirmek ve sizlere yardımcı olabilmek amaçlıdır. Lütfen yazılarımı okurken içinizde en ufacık bir şüpheniz olmasın. Amacım reklam yapmak değildir.

  • Hüm'ün Kabak Böreği (8 kişilik)

    İçindekiler:
    2 büyük boy kabak
    1 yumurta
    ½ demet dereotu
    100 gram Lor
    2 yemek kaşığı light yoğurt
    1 çay bardağı light süt
    4 yemek kaşığı zeytinyağı
    Tuz

    Yapılışı:
    2 adet büyük boy kabağı küp şeklinde doğrayın. 
    1 adet yumurta, tuz, ½ demet ayıklanmış ve yıkanmış dereotu ve 100gr. Lor peyniri ile karıştırın.  Hafifçe tuzlayıp kabaklara karıştırın. 
    2 yemek kaşığı yoğurt, 1 çay bardağı süt ve 4 yemek kaşığı sıvıyağı karıştırın
    3 adet yufkanın her birini tezgaha serin. 
    Üzerine hazırladığınız yoğurtlu karışımı hafifçe sürüp ortadan ikiye katlayın.
    8 eşit parçaya bölün. 
    Her bir parçanın üzerine bir miktar iç koyun ve sigara böreği şeklinde sarın. 
    Fırın pişirme kağıdının üzerine dizin.  Üzerlerine yumurta sarısı sürün. 
    200 derecede 30 dakika pişirin.

    1 dilim börek:
    126 kalori 
    5 gram protein
    Smile Kalsiyum  Smile Magnezyum Smile Demir  Smile A Vitamini  Smile Potasyum  Smile C Vitamini  Smile Folik Asit

  • I. Uluslararası Fiziksel Aktivite, Beslenme ve Sağlık Kongresi

    Kongre'de konuşulanlar:

    1. Yetişkinlik çağından itibaren kişiler her 10 yılda ortalama 2.5 kg alıyorlar.

    2. Psikolojik problemlerden kaçmak için bazı kişilerde fazla egzersiz yapma eğilimi olabiliyor ve bu insanlar bir süre sonra egzersiz bağımlısı haline gelebiliyorlar. Vücut spor esnasında endorfin adlı kendimizi iyi hissettiren hormon salgılandığından, spor yapan kişi de bu hormonu özlüyor ve aşırıya kaçabiliyor.

    3. Egzersiz için genelleme yapmak çok zor. Yapılan 12 haftalık düzenli egzersiz üzerine bir araştırmada herkesin vücudunda farklı değişimler ortaya çıktığı gözlemlendi. Bundan dolayı kişileri egzersiz konusunda belli bir kategoriye koymak çok zor. Her vücut çok farklı.

    4. Egzersiz daha fazla açlığa yol açabiliyor ve dolayısıyla spor yapan kişiler de daha fazla yemek yeme eğilimi olabiliyor.

    5. Düzenli egzersiz yapıldığı takdirde bir süre sonra vücut bu egzersiz temposuna alışıyor ve açlık hissi kaybolabiliyor.

    6. İki grup arasında karşılaştırma yapmak için klinik bir çalışma yapılıyor. 1. Grup Diyet + Egzersiz yapıyor (haftada 3 yürüyüş) 2. Grup sadece diyet yapıyor. Bu araştırmanın sonucuna göre iki grup arasında kas kaybı, vücut ağrılığı, yağ yüzdesi ve bel çevresi incelmesinde belirgin bir fark görülmüyor. Sadece kalça çevresinde egzersiz ile daha fazla incelme görülüyor. 1. Grupta 7.15 cm kalçada incelme görülürken 2. Grupta bu oran sadece 4.84 cm'dir. Bu çalışmaya göre bölgesel zayıflamada egzersizin daha etkin olduğu gözlemlenmektedir.

    7. Çocukların gelişiminde egzersiz beslenmeden daha önemli bir yer tutmaktadır.

    8. İstanbul okullarında yapılan araştırmalarda çocukların %41'inde obezite görülmektedir.

    9. Türkiye'de obezite oranı %35'tir.

    10. Post menopoz zamanı kilo alımının önüne geçebilmek için mutlaka egzersiz ve diyet yapmak gerekiyor.

    11. Kemik erimesinin önüne geçebilmek için Harvard maksimum 1 bardak süt önerirken Amerikan tarım bakanlığı her öğün bir bardak süt tavsiyesinde bulunuyor.   

  • Incosol, İspanya - 2005

    Okulumu bitirip Türkiye’ye temelli döndükten sonra da, annem ve arkadaşının kilo sorunları devam ediyordu. Merkeze gidip döndükten 6 ay sonra annem ve arkadaşı tekrar yavaş yavaş kilo almaya başlıyordu. Benim de hep “Versem iyi olacak” dediğim 5 kilom vardı. Yine kilo versek iyi olur dediğimiz dönemlerden birinde ben uzun araştırmalarımdan sonra Marbella’da Incosol’u buldum. Annemin “kilo dostu,” annem ve ben İspanya yollarına düştük. Bu sefer şükürler olsun fazla kilo sorunum olmadığından kendim için sadece bir haftalık, annemler için ise bir aylık rezervasyon yaptırdım. Sonra altı haftaya uzattık. Gerçi dönüşte de onları almak için yine bir haftalığına gittim.

    Incosol’a vardığınızın ertesi sabahı aç karnına kan tahlili yaptılar. Ardından bir doktor ve beslenme uzmanı ile görüşmeye gittik. Bayağı detaylı görüşmelerden sonra doktor ve beslenme uzmanı eşliğinde kaç kalorilik nasıl bir diyet takip etmemiz gerektiği söylendi. Doktor ayriyeten spa’da yer alan terapilerden hangilerinin bizim için uygun olduğunu söyledi. Terapilerin çoğu vücudu inceltmeye ve toparlamaya yönelikti.

    Kahvaltı ve öğlen yemeği açık büfeydi, fakat büfenin orada hep birkaç kişi oluyordu ve servisi onlar bize yapıyordu. Biz istediklerimizi söylüyorduk, onlar da porsiyonları ayarlıyordu. Herkesin kalori ihtiyacına göre aldığı porsiyon miktarı farklı oluyordu. Bir de muhakkak akşamüstü çayımız oluyordu. En çok bu kısmı seviyorduk. Burada hakikaten Amerika değil de Avrupa’da olduğunuzu hissediyordunuz. Güzel fincanlarda sunulan çay veya kahvenin yanında muhakkak bir de tatlımız oluyordu. Akşam yemekleri saat 20:00-23:00 arası oluyordu. Çok realisttik düşünülmüş bir program çünkü özellikle İspanya’da kim akşam yemeğini erken yiyor ki!!! Akşam yemeklerini önümüze gelen menüden seçiyorduk: Başlangıç, ana yemek ve tatlı. Tabaklar hep süslenmiş çok şık önümüze konuluyordu. Yemekte muhakkak canlı müzik te oluyordu. Buradaki en güzel şey insan kendini hiçbir zaman diyetteymiş gibi hissetmemesiydi.

    Incosol aynı zamanda 5 yıldızlı otel olduğundan kilo vermenin yanı sıra sadece otelde kalmaya gelip spasını kullanmak isteyenler de oluyordu. Ama yemekler öyle güzel bir arada servis yapılıyordu ki kimin kilo vermek için gelmiş olduğunu anlayamıyordunuz.

    Her sabah kahvaltıdan önce sahilde yürüyüşe gidiyorduk. Başımızda bir eğitmen oluyordu. Hepimiz kendi tempomuza göre yürüyüp belli bir saatte otele geri dönecek otobüsün önünde buluşuyorduk. Bazı günler değişiklik olsun diye sabah yürüyüşü yerine akşamüstü farklı yerlere götürüyorlardı. Öğlen yemeğinden önce havuzda bir saatlik su egzersizi oluyordu. Bu derse katılımı bayağı yüksekti.

    Haftada iki kere tartılıyorduk ve iki kere de doktor görüşmemiz vardı. Birde vücut ölçülerimiz alınıyordu, verdiğimiz kilonun yanı sıra ne kadar inceldiğimizi de görmek için… Burası daha çok batı tarzı diyet uyguluyor. Yani alternatif merkezlerdeki gibi gelir gelmez ilaçlarınızı bıraktırıp genellikle vejetaryen ağırlıklı beslenmeye yönlendirmiyorlar.

    Sonuçlar gayet başarılıydı. Ben bir haftada 4 kilo verdim, ama ikisini hemen ertesi hafta geri aldım. Annemler bir buçuk ayda 10 kilo verdiler ve uzun bir süre kilolarını korudular.

  • Kapitalizm ve Diyet

    Merhaba Ben Kapitalizm!

    Küçük kızlarınızı Barbie Bebeklerle büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz!

    Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım!

    İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.

    Ben Kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!

    Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO'nun hayat hikayesi sizin için "azim ve başarı hikayesi" olabiliyor.

    Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!

    Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1'inizin ihtiyacı olan makineleri 3. Dünya Ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı..

    Elbette bütün kapitalistler birer "aziz" gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!

    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.

    Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!

    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!

    Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!

    Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200$ gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.

    Ben Kapitalizmim ve "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı.

    Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24'ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.

    Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria's Secret'a koşun.

    Victoria's Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 80$ verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!
    Aşağıdaki yazı alıntıdır ve ben hakikaten katılıyorum.. Çok acı ama gerçek!

    Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!

    Ben Kapitalizmim ve Madonna'nın sadece Londra'da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.

    Ben Kapitalizmim ve Tayland'da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.

    Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90'ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.

    Ben Kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene 8.5 milyar $ değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar...

    Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan'da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.

    Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.

    Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64'ü kokain bağımlısı.

    Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken?

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"?

    ABD'de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV'de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.

    Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.

    Dünya nüfusunun % 50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1'ine sahip.

    Dünya nüfusunun % 1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50'sine sahip.

    Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.

    Amerikalıların % 85'i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü!

  • Kinoa Sizce Mucize Yiyecek mi?

    Kinoa Sizce Mucize yiyecek mi? Her derde deva mı? 

    Obezite Vakfı'nın Kinoa kilo verdirir(!) ‘Kamu Spotunu’ gören Didem Hocam hemen beni arayıp heyecanlı bir ses tonuyla şöyle dedi: "Pınar bir yazı yazmalıyız. Araştır bakalım kinoanın yetiştiği ülkelerde obezite oranı nedir? Kinoa eğer zayıflatıyorsa bu ülkelerde herkesin incecik olması gerekir!" Onun üstüne çok detaylı araştırmaya başladım. Hatta sırf hocamın sorduklarıyla kalmayıp kinoayı bizim ülkemizde yetişen başka gıdalarla da karşılaştırdım.

    Kinoa, And Dağları üzerinde yetiştirilmektedir.  Bu dağlar Venezuela'dan başlayıp Kolombiya, Ekvador, Peru, Bolivya üzerinden devam ederek Arjantin ve Şili'nin Patagonya topraklarında sona erer. Bu kadar uzakta yetişen bir bitki nasıl olur da biz Türklerin doğasına uygun olup bizi zayıflatabilirdi, özelliği neydi Kinoanın?

    Peki kinoa yetişen ve bu besin ile beslenen ülkelerdeki insanlar acaba bizden daha mı zayıflar?

    Örneğin aşağıdaki görsellerde de gördümüz gibi kinoa ile beslenen ülkelerden biri olan Şili bizden daha çok obez bireyi barındıran bir ülkedir. Kilo vermemizi etkileyecek tek bir besin grubu olması mümkün değildir. Hiç bir besin mucizevi değildir.

    Kinoanın besin değerleri açısından oldukça zengin bir besin olduğu tabii ki de bir gerçektir ama buğday, bulgurdan farkı nedir, ya da nohut ondan daha fakir bir besin midir diye baktığımda işte sonuçlar şöyle;

    1 porsiyon kinoa (185 gram)  157 kkal karbonhidrat, 32 kkal yağ ve 32 kkal protein

    1 porsiyon buğday tohumunda (115 gram) 225 kkal karbonhidrat, 93 kkal yağ ve 95 kkal protein

    1 porsiyon bulgur (182 gram) 127 kkal karbonhidrat, 3.7 kkal yağ ve 20 kkal protein

    1 porsiyon nohut  (165 gram) 183 kkal karbonhidrat, 35.6 kkal yağ ve 50.4 kkal protein içermektedir.

     

    Nohut ile kinoayı karşılaştırdığımızda 1 porsiyon nohut günlük lif ihtiyacımızın %50 sinden daha fazlasını 1 porsiyon buğday tohumu %61ini, 1 porsiyon kinoa ise günlük lif ihtiyacımızın sadece %21 karşılamaktadır.

    Başlıca vitamin, mineral içeriği olarak karşılaştırıldığında 1 porsiyon nohut folik asit ihtiyacımızın %70i ni  1 porsiyon buğday tohumu %81ini karşılarken, kinoa sadece %19unu karşılamaktadır. Ya da B1 vitamininden zengin olan buğday 1 porsiyonunda günlük ihtiyacımızın %144 karşılarken, kinoa günlük ihtiyacımızın %13’ünü karşılamaktadır

    Peki tüm bu değerlere bakınca neden bizim topraklarımıza ait olan besinler varken başka ülkelerde yetişen besinlerin mucize olduğunu düşündüğümüzü anlamış değilim. İnsanın yaşadığı bölgede tüm isteklerini karşılayacak kadar besin sunulmuştur. Tekrarlıyorum hiç bir besin bir diğerinden üstün ya da mucizevi değildir. 

    Kinoa üretimi artık iç piyasaya giriş yaptığından bunun bir türlü reklamını yapıp pazarlamaları gerekiyor. En güzel ve insanların en zayıf noktası olan "kinoa kilo verdirir" ile herkesin gönlünü fethetmeye hazır bir pazarlama tekniği ile karşı karşıyasınız. 

    Zaten ülkemizde yetişen kinoa da melezlenip yetiştirilebiliyor çünkü bizim ülkemizde And Dağlarındaki koşullar bulunmamaktadır. Kinoa, doğal haliyle Türkiye'de yetişememektedir. Oysa dünya üretiminde üçüncü sırada yer aldığımız nohutun kinoadan eksik kalır yanı yoktur.

    "Kinoa yağ yakar" diyor kamu spotunda. Peki bununla ilgili bilimsel makale ve çalışmalar var mı? Tabii ki hayır. Zaten lütfen bu tür söylemleri kulak ardı ediniz. Hiçbir gıda yağ yakmaz. Biraz anatomi bilen herkes insan vücudunun böyle işlemediğini bilir. 

    Bilinçli tüketiciler olalım ve Didem Hocam'ın dediği gibi "satır aralarını iyi okuyalım. Neden sürekli bir gıdanın reklamını yapıyorlar?" diye sorgulayalım.

    Herkese sağlık dolu günler dilerim.

     

     

     

  • Kola'nın Zararları

    KOLA Kaliforniya'da KANSEROJEN olduğu gerekçesiyle YASAKLANIRKEN siz hala içmeye ve çocuklarınıza içirmeye devam ediyor musunuz???

    Aşağıdaki yazı alıntıdır:

    Kolaya rengini veren 4MEI adlı madde California'da kanserojen olduğu gerekçesiyle yasaklandı. ABD'deki içeceklerden bu madde çıkacak. Ancak Türkiye ve Avrupa'da eski formülle satılmaya devam edilecek.

    Gazlı içeceklere kızıl rengi veren 4-Mel isimli kimyasal maddenin kanserojen içerdiği iddia edildi. Bu madde artık ABD’deki kolalarda kullanılmayacak.

    Amerika'nın dünyaca ünlü bilim dergisi Tech Times’da yayınlanan “Suni renklendirme yapan 4-methylimidazole (4-Mel) potansiyel olarak kanser yapıcı bir kimyasal içeriyor” makalesi bilim ve gıda dünyasını birbirine kattı. İki yıl önce yayınlanan makalenin ardından konu üzerine eğilen Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Çevre ve Sağlık Bilimleri Ulusal Akademisi ‘karamel’ adı da verilen bu kimyasalın potansiyel olarak kansere yol açabileceğini belirtti.


    California Eyaleti ise 29 mikrogram 4-Mel içeren tüm yiyecek ve içeceklerin üzerine kanser riski uyarısı bulunması gerektiğini öngören bir yasa çıkardı. Ürünlerinin üzerinde herhangi bir uyarı ibaresi bulundurmayı reddeden Coca Cola ABD pazarındaki ürünlerinin içeriğindeki karamelin çekileceğini duyurdu. Ancak Avrupa Yemek Güvenliği Otoritesi ‘karamelin’ herhangi bir tehlike oluşturmadığına kanaat getirdi.
    ABD’de kansere yol açtığı gerekçesini bilimsel olarak temelsiz bulan Coca Cola, “Biz yıllardır formülümüzü zamana göre değiştirdik. Ancak asla tehlikeli bir şey satmadık. Satmayacağız” dedi. 1886 yılında üretilen ilk Coca Cola kokain içeriyordu. Onun yerine 1904’te kafein konularak 1985 yılına kadar aynı içerik kullanıldı. Şirketin son 29 yıldır tadını daha şekerli yapan bir kimyasal kullanıldığı biliniyor.

  • Körili Tavuk (4 kişilik)

    İçindekiler:
    300 gr tavuk göğsü
    2 yemek kaşığı zeytinyağı
    1 küçük soğan
    1 çarliston biber
    1 çorba kaşığı köri
    100 gr yağsız yoğurt
    Tuz

    Yapılışı:
    300gr. tavuk göğüs etini ince dilimler halinde doğrayın.
    2 yemek kaşığı zeytinyağında 1 küçük soğan ve 1 adet çarliston biberi kavurup tavukları ekleyin. 
    1 çorba kaşığı köri ve 100gr. yağsız yoğurdu ilave edip 20 dakika pişirin. 
    Tuzunu piştikten sonra atın.

    1 kişilik kalori: 278
    1 kişilik protein: 13 gram

    Smile Fosfor  Smile Potasyum  Smile Selenyum  Smile Vitamin K

  • Lezzetli Yemekleri Çok Yersek Başımıza Ne Gelebilir?

    Klinik deneylerde farelere çok miktarda çikolata, cheesecake ve sosis verildiğinde elektrik şoku geleceğini bilmelerine rağmen yemeye devam ettikleri görülmüş. Buradan çıkan sonuç şöyle: acı çekeceklerine bilmelerine rağmen lezzetli yemekleri yemişler. 
    İnsanlar için de bunu şöyle düşünebiliriz: Bir kere bu tarz yemeklere bağımlılık yaptılar mı her ne kadar kilolu olmaktan ya da hastalıktan acı bile çekseler bu yiyecekleri bırakmaları zor olabilir. Önemli olan vücutlarımızı o noktalara taşımamaktır. 

  • M'nin Diyet Maceraları

    Aşağıdaki yazının orijinalini okumak ve resimleri görmek için:

    www.caferuj.com.tr/saglikli_yasam/Diyet_Gunlugu/2010/11/09/mnin_diyet_maceralari

    Selam Smile

    Dün sizlere 60 kiloda takılıp kaldığımı, bu yüzden bir beslenme uzmanıyla görüşeceğimi söylemiştim.

    Aslında bu kararımı vermemin çeşitli sebepleri var. Yıllardır diyet yapıp duruyorum kilo alıyorum, kilo veriyorum, tekrar kilo alıyorum tekrar veriyorum. Tam bir kısır döngü yani. Dolabımda her beden kıyafet var. 74 kilodan 63'e indikten sonra daha fazlası için kasmadım. Ama sonradan düşündüm, aslında bu kiloda mutlu değildim.

    Şimdi burada oldukça hassas bir nokta var. Birkaç gündür epey mail aldım sizlerden. Beni destekleyenlerin yanı sıra kilomun normal olduğunu, diyet yapmamın delilik olduğunu, hatta fazla kilolu insanlar için kötü bir örnek olduğumu yazanlar da oldu. Kimseyi üzmek, kırmak gibi bir amacım yok. Bu diyet günlüğü bir arkadaş sohbeti sırasında diyet yaparken yediklerini yazmanın motivasyonu artırdığını konuşmamız üzerine ortaya çıktı. Yazdıklarım aslında sadece diyetimi değil, günlük yaşamımın her anını kapsıyor.

    Bu ufak açıklamadan sonra bugün neler yaptığıma gelelim Smile

    Sabah uyanıp evime çok yakın olan Didem Kanca Üstay'ın 'Sayasa-Sağlıklı Yaşam Merkezine' doğru yürürken kafamdan milyonlarca düşünce geçiyordu. Çünkü daha önce de diyetisyenlere gitmiş, ancak hiçbir sonuç almamıştım. Dragos'un yeşil yollarından geçerek Sayasa'ya ulaştığımda farklı birşeyler yakalayacağımı hissetmiştim. Kapıdan içeri adım attığımda koskocaman bir bahçe ve güzel bir mandalina ağacı karşıladı beni. Nedense aklımdan burada güzel rakı balık yapılır diye geçti. Zayıflama hayalleriyle gittiğim Sayasa'da aklıma ilk gelenin rakı-balık olması rezaletti Smile Hemen bu düşünceleri kafamdan kovaladım. Daha sonra beni güler yüzüyle karşılayan Didem Hanımla koca koca kırmızı koltukların olduğu bir odada konuşmamıza başladık. Ben biraz meraklı olduğum için Didem'in hikayesini daha çok merak ettim. Çünkü üniversitedeyken onun da başı kiloları ile dertteydi ve bu dert ona mesleğinin kapılarını açmıştı. Yemenin %50si psikoloji diyen Didem Kanca Üstay'ı diğer diyetisyenlerden ayıran en önemli nokta sıcaklığı. Sizinle konuşurken hiçbir çekinceniz kalmıyor, yani gece oturup bir tencere makarna yedim deseniz bile sizi asla yargılamayacak birisi. Çünkü ne yaşadığınızı kendi deneyimleriyle anlıyor. Boş bir empati kurmuyor yani. 

    'Üniversitede 80 kiloyu gördükten sonra tartılara küstüm ve zayıflamaya karar verdim' diyen Didem'in şu an 50 kilo olduğunu ve oldukça hoş bir kadın olduğunu söylemem gerek Wink Sohbetimiz devam ettikçe kendime inancım arttı dersem abartmış olmam. Ne de olsa karşımda 30 kilo vermiş iradeli bir genç kadın duruyordu. Bu keyifli sohbet sırasında Didem bana diyette (ki kendisi bu sözcüğe inanmıyor) en önemli şeyin farkındalık duygusu olduğunu anlattı. Farkındalık duygusunu yakalayamadığınız bir yiyeceğin bizi asla doyurmayacağını öğrendim. Şimdi işin en keyifli kısmına geliyoruz. Farkındalık duygusunun öneminden bahsederken Didem bana çikolata sevip sevmediğimi sordu. Tabii ki seviyordum ve bir paket çikolatayı 1 dakikada yiyebilme yeteneğine sahiptim Kiss Ne de olsa çikolata hazzın diğer adıydı.

    İşte sevgili okur biz o hazzı tamamen yanlış algılıyormuşuz. Didem bir kaşık Nutellayı önüme koyarak: 'Şimdi bu çikolatayı gözlerini kapatıp, hissederek yemeni istiyorum' dedi ve odadan çıktı. Önümde tanıdık bir lezzet vardı. Kim bilir kaç gece televizyon karşısında Nutella kaşıklamıştım.

    Nutella'ya baktım, o bana baktı ve gözlerimi kapatıp yavaşça hissetmeye çalıştığım o çikolatadan bugüne kadar hiç almadığım bir tat aldım. İlk defa çikolatanın içindeki kakao ve yağ tatlarını bu kadar keskin hissediyordum.

    Çok keyifli geliyor değil mi?

    İkinci bir kaşık ister miydiniz? 

    Evet mi?

    Ben ikinci bir kaşığı yiyemedim Smile

    Hadi canım evde olsan kesin yerdin mi diyorsunuz? Evde denemesi bedava. Hadi siz de deneyin Laughing

    Bu eğlenceli test sonrasında Didem bana yeme isteğinin psikolojik boyutlarını anlattı. Yani o Nutellayı kaşıklamanızın sebebi patronunuza kızmanız, yalnız hissetmeniz ya da sevgilinizden ayrılmış olmanız olabilir. Farkettim ki ben de birilerine kızınca yemek yiyorum.  

    Kilomun sabitlendiğini anlattığımda ise bana 5 günlük bir tek gıda diyeti uygulamamı söyledi. Bu tarz diyetler kilonuz sabitlendiğinden vücuda 'Hadi devam ediyoruz' mesajını vermek için yapılıyrmış. Yani 5 günden fazla uygulamak yok. Ben bu tek gıda diyetine bayram tatilinde evde olunca başlamayı düşündüm. Çünkü iş yerinde bütün gün haşlanmış patates ya da sebze çorbası yemem çok zor. Metabolizmamı uyarma programım dışında protein ağırlıklı bir beslenme programı yaratmaya karar verdik.

    Bu arada Didem'in burçlara göre diyet tavsiyeleri de var. Burçlardan hiç anlamayan sadece Koç burcu olduğunu bilen benim bile ilgimi çekti anlattıkları. Ama bunları yarın anlatıcam, şimdi yemek yemem lazım.

    Ne mi yiyeceğim? Nutella olmadığı kesin Smile

    Sevgiler

    M*

  • Muz Yerine Kivi???

    Kivi ile ilgili bilinmeyen gerçekler:

    • 1 orta boy kivi, yarım muzun içerdiğinden çok daha fazla potasyum barındırır. Potasyum almak için hep muz önerilir, oysa arada bir kivi yiyerek te bu ihtiyacınızı giderebilirsiniz.
    • 1 orta boy kivi sadece 60 kaloridir.
    • 1 orta boy kividen tüm günlük ihtiyacınız olan C vitaminini sağlayabilirsiniz. İlla da portakal ya da mandalina diye diretmenize gerek yok.
    • Lif ve fitokimyasallar açısından zengindir.
    • İçerdiği aktinidin enziminden dolayı etin üzerine biraz sürdüğünüzde eti yumuşatma özelliği taşır.
    • Yapılan klinik araştırmalarda düzenli tüketilen kivinin bağırsak florasına ve bağışıklık sistemine iyi geldiği gözlemlenmiştir.
    • İçerdiği yüksek potasyum ve oksalattan dolayı böbrek rahatsızlığı yaşayanların kesinlikle kividen uzak durmaları gerekir.
    • İçerdikleri yüksek antioksidanlar nedeniyle kalp rahatsızlıklarına iyi gelme olasılığı yapılan klinik araştırmalara göre yüksektir.
  • Neden Sarelle'yi Ziyarete Gittim?

    Yazıma başlamadan önce şu noktayı vurgulamam gerektiğine inanıyorum: Bugüne kadar hiçbir markayla çalışmadım, ürünlerini satmadım, ya da kaldığım detoks/zayıflama merkezlerinin ücretlerini kendi cebimden ödedim ki kimseye borçlu hissetmeden dilediğimce, özgürce bireylerin ve toplumların sağlığını düşünebilecek şekilde fikirlerimi dile getirebileyim.

    Son zamanlarda sürekli her yerde Sarelle'nin "Siz ne yerseniz çocuğunuz onu yer"reklamlarını gördükçe bu nasıl bir mesajtır acaba diye düşünmeye başladım. Doğru, çocuğunuz siz ne yerseniz onu yer ama acaba siz Sarelle mi yemelisiniz sorusunu aklımdan geçirmeden edemedim. Kalktım Sarelle'nin sahiplerinden Zafer bey ile görüşmeye gittim. Sağolsun beni kırmadı ve büyük bir sabırla "Ama çocuklara yönelik olmamalı bu reklam" diye defalarca aynı konuyu dile getirmemi dinledi. Hatta eğer Sarelle ile ilgili negatif birşey yazarsam da bana karşı dava açmayacağını söyledi  Malum dikkatli olmam gerekir.

    Zafer bey, kendisinin de çocukları olduğunu ve Sarelle'yi satın aldıktan sonra içindeki malzemeyi baştan aşağıya değiştirdiklerini çünkü kendi ailesinin de bunları rahatlıkla tüketmesini istediğini belirtti. Piyasada katkı maddesiz fındık/kakao ezmesi olmadığını, kendilerinin tamamen doğal ve içinde palm ya da trans yağ olmadan ve hiçbir GDO'lu ürün kullanmadan üretim yaptıklarını, hatta reklam filmlerinde "doğal" kelimesini kullandıkları için rakip firmaların dava açtıklarını söyledi. Dava sonucu ne mi olmuş? Kaybetmişler çünkü tarım bakanlığı tarafından "haksız rekabet" olarak belirlenmiş, piyasadaki diğer ürünler doğal olmadıkları için. Ne kadar acı değil mi? Tamamen doğal birşeyi de dile getiremiyoruz esasında... Firmanın prensibi şöyle: "Gıda işinde olunca hassas davranmak gerekiyor, hem de çocuklar da olunca işin içinde, insan kendine kötülük yapabiliyor ama çocuklara göz göre göre yanlış yapmamak gerek diye düşünüyoruz." 

    Şimdi bana sorarsanız, ben yine de reklamlarına takıldım, sonuçta çocuklar sarelle mi yemeli diye düşünüyorum. Onların da bakış açısı şöyle, nasıl olsa çocuklara piyasadaki diğer içinde kötü malzemeler olan ürünler veriliyor, satın alınıyor, en azından bizimkisi alınsın. Hımmm.... bana göre tabii ki hiç alınmasın! İçerikler kısmında ilk sırada şeker sonra bitkisel yağ ve 3. sırada yüzde 13'lük bir rakamla fındık geldiğini belirtip sonuçta çocuklar şeker alıyor diyorum. Uluslararası gıda kodeksine göre tüm dünyada "İÇİNDEKİLER" kısmında kullanılan malzemeler en fazladan en aza doğru gitmek zorundadır. Bu tüm ürünler için geçerlidir. Ben en fazla şeker olduğunu ve çocuklar o zaman sırf şeker mi yiyecekler diye sorduğumda, Türk halkı tatlı sevdiğinden diğer opsiyonlarımız da var diyor. Hangi halk tatlı sevmiyor ki?  Hemen içeriğinde yüzde 45 fındık olan ürününü gösteriyor. "Bu daha sağlıklı ama genelde insanlar şeker oranı yüksek olanı daha çok seviyor" diyor. Şu noktada bu yazıyı okuyan herkese şunu tavsiye edebilirim, FINDIK oranı en yüksek olanı ve içinde PALM yağı kullanılmayanı alın çünkü hepimiz insanız ve yeri geldiğinde kaşık kaşık bu tarz gıdaları tüketebiliyoruz. Hatta bazen çocuklar mazeretimiz olabiliyor, "Çocuklar istiyor diye alıyoruz yoksa biz eşimle pek yemeyiz"  Peki, öyle olsun...

    Bu anlamda o zaman sizlere, diğer ürünlerle karşılaştırırsak Sarelle'nin daha iyi olduğunu söyleyebilirim çünkü markete gidip hepsinin içeriklerini tek tek inceledim. Eğer birşey yazacaksam sizlere doğru mesajı verebilmeliydim. Hatta benim bile bazen çikolata, kakaolu fındık ezmesi krizlerimin tuttuğu oluyor. Bundan sonra diğer markaların içi kimyasal ve şeker dolu ürünlerini almak yerine Sarelle almayı tercih edebilirim. Fakat yine de bitkisel yağ olarak tam olarak ne kullandıklarını belirtmediler. Bundan dolayı sizlere yüzde yüz gönül rahatlığıyla bu markayı alın diyemeyeceğim. Amerika'da yaşarken yüzde yüz fındık ya da badem ezmesi yiyordum, o da ayrı bir konu tabii. Keşke Türkiye'de de olsa, o zaman içine "Nasıl bir yağ girdi?!" diye düşünmeyiz.  

    Son söz olarak, Zafer bey belki kızacak ama, ben yine de reklamlarına takıldım ve onaylamıyorum. İşin içine çocuklar girince çok hassas oluyorum da!!! Ürünlerini farklı reklamlarla dile getirebilirler. Sonuçta şeker sadece çocuklar için değil, hamileler ve yetişkinler için de çok zararlı.  

     

     

  • New York'ta Şef Adele İle Vejeteryan Menü

    Son New York seyahatimde taa New York Üniversitesi master programı zamanlarımdan dostum olan Adele'in (Adele Yedid, MS RD) vejeteryan yemek pişirme dersine (The Gitta Sultan Culinary Institute) katıldım. Yıllardır yemek yapmayı seven Adele beslenme programını bitirdikten sonra kendini bu alanda inanılmaz geliştirdi. Yaptığı yemeklerin bir de besin değerlerini herkese anlatınca ders hem keyifli hem de muhteşem bilgiler öğrendiğimiz bir ortama dönüştü. 

    En büyük arzularımdan birisi eğer bir gün Adele'i kandırabilirsem onu İstanbul'a getirmek ve bizlere sağlıklı yemekler konusunda ders vermeye ikna etmektir smile Hatta bir sonraki New York sehayatimde iyice kendisinden faydalanmak için evde onlarda kaldığım sürece peşini bırakmayacağım...

    Adele'in menüsünde neler vardı?

    1. Fırınlanmış karnıbahar salatası (fındık, pancar, kuş üzümü) üzerine zaatar sosu - yabani keklik otu ve kızartılmış susam çekirdekleri karışımı

    2. "Kremalı" kuşkonmaz çorbası (fırınlanmış kuşkonmaz ve kıtır quinoa)

    3. Seitan (ete benzeyen ve ahçılıkta etin alternatifi olarak kullanılan yoğŸrulup kaynatılmışŸ glutenden yapılan ürün - Türkiye'de var mı bilemiyorum) mantarlı hamburger - karamelize soğan ve BBQ ketçap

    4. Salatalık ve Wakame (yosun) salatası

    5. Pişmemiş Snickers (çikolata) 

    Menüdeki sağlıklı yemekleri "Diyet Menüler" kısmında bulabilirsiniz. 

    Karnıbahar - yüksek lif, C vitamini, karaciğerin detoks olabilmesi için sulfur ve kanser riskini düşürme olasılığı taşır.

    Maydanoz - bol A vitamini, folik asit, demir ve K vitamini, kanı temizliyor, regli dönemi semptomlarını azaltıyor.

    Pancar - tansiyonu düşürüyor, egzersiz sırasında kuvveti ve sürekliliği artırıyor, hamile kadınlar için muhteşem çünkü yeni hücrelerin oluşmasına yardımcı oluyor, kanı ve karaciğeri temizliyor.

    Kuşkonmaz - insülin salgılanmasına faydası oluyor, bundan dolayı diyabetler için yüksek şeker konusunda etkili olabilir, böbreklerin temizlenmesine yardımcı oluyor, yüksek miktarda folik asit - hamileler için muhteşem bir kaynak.

    Seitan - vegan protein için inanılmaz bir kaynak, yüksek derecede çeşitli vitaminler ve mineraller içeriyor.

    Mantar - son yapılan klinik araştırmalarda mantarların kilo korumada ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda vejeteryan tek D vitamini kaynağıdır.

    Keten tohumu - yüksek lif içerir, LDL (kötü kolesterol) ve vücuttaki enflamasyonun azalmasında etkilidir. Aynı zamanda iyi bir omega-3 kaynağıdır.

    Wakame (yosun) - magnezyum, iyot, kalsiyum ve demir için muhteşem bir kaynaktır. Kemik erimesini engellemede çok etkilidir.

    Salatalık - Enerji için gereken B vitaminlerini barındırıyor. Eklem sağlığı için gereken silika içermektedir.

     

  • Oruç - Beden - Zihin - Ruh

    Ramazan denince akıllara hemen ilk olarak iftarda hazırlanan mükellef sofralar gelir. Peki bu sofralar ne kadar doğrudur? Orucun amacı nedir? Orucun amacı birçok kişiye göre değişebilir. Değişik dinlerde farklı şekillerde oruç tutma ritüelleri vardır ve uygulayan kişiler yaptıkları şeyin doğruluğuna sonuna kadar yürekten inanırlar. O zaman bir tanesi doğru diğeri yanlış demekte yanlış olacaktır.

    Bana göre oruç, sadece vücudun değil, zihin ve ruhun da dinlendiği bir arınma zamanı olmalıdır. Oysa bizler tam tersine tüm gün vücudu aç ve susuz bıraktığımız gibi sonrasında da ne görürsek saldırırız, sanki kıtlıktan çıkmış gibi. Şunun şurasında 24 saat bile aç kalmamışızdır. Vücudun dengesi tamamen bozulur, ve insanın üzerine bir ağırlık çöker. Oysa oruç tutmanın amaçlarından bir tanesi de sindirim sistemini dinlendirmektir. Fakat bizler ya ertesi gün aç kalacağımızdan korkarak gereğinden fazla yeriz ya da nasıl olsa bütün gün birşey yemedik, istediğimiz kadar yiyebiliriz moduna geçeriz. Neden her ne olursa olsun sonuç aynıdır: Gereğinden fazla yiyerek sisteme yüklenmektir. Bütün gün aç kalan sistem ertesi günde aynı şeyle karşılaşıp aç kalırım korkusuyla yenilen yemeğin birçoğunu depolamaya başlar.

    Yemekten ziyade vücudun susuz kalması en önemli konudur. Tüm gün susuz kalan vücut, akşam iftar saatinde de yeterince likit tüketemez. Çok fazla yedikten sonra sistem fazla likit istemez ve tüketiminde zorlanır. Bundan dolayı iftarı açar açmaz aç karnına içilen yarımla bir litre arasında içilen su çok faydalıdır. Hem vücudu dehidre olmaktan yani susuz kalmaktan kurtarır, hem de yemek öncesi bir tokluk hissi uyandırır. Havalar sıcakken vücutta su kaybı daha fazla görülmekte ve de hissedilmektedir. Akşam oturulurken sıvı birşeyler icmek çok önemlidir. Bu su olmak zorunda değildir. Bitki çayları, maden suyu, sebze veya doğal meyva suları da buna dahildir. Sahura kalktığınızda da muhakkak en az 2 bardak su içmeyi ihmal etmeyin.

    Gelelim yemek konusuna… İftarı çorbayla açmak idealdir, çünkü önden tokluk hissi verir. Benim tavsiyem masada ya sadece kahvaltılık bulunması veya da çorbanın arkasından bir tabak sebze yemeği ve yanında  et, tavuk veya balık yemeleridir. Pilav, makarna, patates ve türü gıdalardan uzak kalmakta fayda vardır çünkü bu tür yiyecekler kişiyi ilerleyen saatlerde daha çok acıktırır. Akşam da tatlı yerine bir tane meyva yemek vücudunuza verebileceğiniz en güzel hediyelerden bir tanesidir. BÜTÜN GÜN YEMEDİM DİYE AKŞAM ABARTMANIN HİÇBİR ANLAMI YOKTUR!!! Oruç tutarken önem vermeniz gereken en önemli şey likit tüketimidir.

    Sahurda protein ağırlıklı beslenmeyi gün içerisinde kendinizi daha tok hissetmeniz açısından tavsiye ederim. Bir veya iki tane haşlanmış yumurta çok idealdir. Sakın yumurtanıza tuz eklemeyin, sonra gün içinde çok susayabilirsiniz. Sahurda fazla ağır yiyip yatmak vücudumuza yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biridir, özellikle reflüsü olanlar için. Yattığınız zaman yer çekimi olmadığından yiyecekler aşağıya doğru hareket etmek yerine yukarı çıkmak isterler. Midedeki asit yukarı yemek borusuna kaçıp tahriş oluşturabilir. SAHURDA SADECE SU İÇİP YATMAK EN SAĞLIKLI OPSİYONDUR!!!

    Genelde oruç tutan kişi açlığını ve orucu öne sürerek asabi, sinirli, unutkan veya halsiz olduğunu söyler. Oysa kişi oruç tutarken aynı zamanda zihinsel ve ruhsal oruç ta tutmalıdır diye düşünüyorum. İçindeki negatif düşünceleri temizleyip etrafındakilere daha olumlu ve yardımsever davranmaya çalışmalıdır. Yani akıl ve ruh orucu da çok önemlidir. Böyle bir ay kendimizi aynı zamanda negatif düşüncelerden de arındırmaya çalıştığımız bir zaman olmalıdır. Sonuç olarak hem bedenimiz hem de zihnimiz toksinlerden kurtulmuş olur.

    EN BÜYÜK İRADE TÜM GÜN AÇ KALMAKTA DEĞİL, ÖNÜNÜZE KURULAN BİNBİR ÇEŞİT YEMEĞİN KARŞISINDA AZ YİYEBİLMEKTİR.

    Tertemiz bir ay geçirmenizi can-ı gönülden dilerim.

  • Polikistik Over Sendromu (PCOS)

    Polikistik Over Sendromu (PCOS) Nedir?

    Doğurganlık yaşına gelmiş kadınların yüzde 5 ile 10’unu etkileyen endokrin rahatsızlığıdır (hormonsal dengede bozukluk). İlk kez 1935 senesinde Stein ve Leventhol tarafından ortaya çıkarılan PCOS’un belirtileri başta regli düzensizliği olmak üzere, vücutta yüksek seviyede androjen (erkeklik hormonu) salgılanması ve insülin direncidir.  Hormonsal dengesizlikten dolayı bir sürü ufak kist (polikist) yumurtalıkların etrafında oluşur. 

    Androjen hormonunun fazlalığı, kadınlarda aşırı derecede tüylenmeye yol açtığı gibi, akne ve benzeri cilt sorunlarıyla birlikte düzensiz regli oluşumuna da neden olur. PCOS olan kadınların yüzde 50’yle 70’inde insülin direnci görüldüğünden kilo vermeleri olukça zorlaşır. Esasında bu bir kısır döngüdür. PCOS kilo vermeyi zorlaştırır, hatta kilo almayı tetikler. Kişi kilo aldıkça da PCOS’un vücuttaki olumsuz etkileri daha da artar. Bundan dolayı erken yaşlarda teşhisi çok önemlidir, çünkü ona göre gerekli tedbirler alınabilir. Bazen ergenlik çağındaki çocuklar kilolarını korumakta zorlanırlar ve hızla kilo almaya başlarlar. Ne kadar dikkat ederlerse etsinler bir türlü engel olamazlar. Bunun üstüne birçok anne ya kendisi, çocuğu üzerinde diyet uygulamaya kalkışır, ya da diyetisyen diyetisyen gezinip durur. Fakat nedeni bilmeden çözüme ulaşmak imkânsızdır ya da ulaşılan çözümler her zaman geçici olmaya mahkûmdurlar. Bu yüzden gerekli doktorlara yönlendirmek açısından diyetisyenlerin rolü çok büyüktür. 

    Nasıl Bir Beslenme Programı İzlenilmelidir?

    Yapılan birçok araştırmaya göre PCOS olanların düşük doymuş yağlı ve yüksek lifli gıdalarla beraber düşük glisemik indeksi olan besinler tüketmelerinde fayda vardır. PCOS’lu kişilerin canları, olmayanlara göre daha fazla karbonhidrat çeker. Bundan dolayı yetişme çağındakiler karbonhidratı sınırlamakta zorlanıp uzun vade de kilo alabilirler. Diyetisyenlerin, hem aileleri hem de çocukları tam buğdaylı gıdaları tüketmeleri konusunda eğitmeleri gerekir. Her 3-4 saatte bir şeyler yemek ve her öğün ve ara öğünle birlikte yeterli protein almak kan şekerini dengelemek açısından çok önemlidir.   

    Polikistik Over Sendromu Olduğunu Nasıl Anlarız?

    ·     Düzensiz regli dönemleri
    ·     Yemeden önce baş dönmesi, halsizlik, asabiyet durumları yaşamak, fakat yedikten sonra daha  iyi hissetmek
    ·     Hipoglisemi
    ·     Belli laboratuar değerlerinin sonuçlarının normal seviyelerin dışında çıkması
    ·     Özellikle yüz bölgesinde aşırı tüylenme yaşama
    ·     Yoğun karbonhidrat yemek isteği duyulması
    ·     Dirseklerin kuruması
    ·     Vücutta kir şeklinde koyu lekelerin oluşması
    ·     Egzersiz ve diyete rağmen kilo verememe
    ·     Saç Kaybı
    ·     Karın bölgesinde aşırı yağlanma
    Gerekli Klinik Testler
    ·      LH
    ·      FSH
    ·      DHEA-sulfate
    ·      Total ve Free testosterone
    ·      Açlık kan şekeri
    ·      Açlık insülin
    ·      HbA1C
    ·      C-reactive proteinTransvajinal Pelvis Ultrason

  • Popüler Diyetler

    Okinawa Programı – Genç Kalma Diyeti
    İddia edilen: Daha çok sebze ağırlıklı az yağlı, düşük kalorili ve yüksek lifli diyet programı. Egzersiz, aile ilişkileri ve spiritüel duyarlılık kilo vermede çok etkili. Bu diyeti takip eden kişi 100 yaşından fazla yaşar.

    Takip edebilme olasılığı: Diyet programının yüzde ellisi kompleks karbonhidrattan oluşuyor. Yüksek glisemik endeksi olan yiyeceklerden uzak kalmak şart. Yaşam tarzında çok büyük değişiklik isteyen bu diyeti zamanla takip etmek çok zor. Aynı zamanda kalsiyum çok düşük.

    Doğru Yiyin, Daha Uzun Yaşayın – Genç Kalma Diyeti
    İddia edilen: Vejeteryan düşük yağlı diyet hücreleri hastalıktan korur, kanı temizler, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve hormonlardaki dengeyi sağlar. Vejeteryan diyeti kilonuzu korumada en etkili yöntemdir. Bu metodla bir daha ömür boyu başka diyet programları uygulamay ihtiyaş duymayacaksınız.

    Takip edebilme olasılığı: Vejeteryan bir hayat stili takip etmeyen insanlar için böyle bir diyeti uygulamak çok zor olabilir. Hiçbir şekilde et  ve süt ürünleri progrmada yer almıyor. İnsanların yemekleri hazırlaması daha uzun zaman alabilir. Diyette B ve D  vitamini yer almıyor.

    Yiyin, İçin ve Sağlıklı Kalın – Az Yağlı, Düşük Kalorili Diyet
    İddia edilen: Daha çok sebze ağırlıklı beslenmek ve süt ürünlerini en aza indirmek kilo vermekte çok etkili. Kalsiyumu süt ürünleri dışındaki gıdalardan veya takviyelerden sağlamak daha sağlıklı. Bu diyet, kalp, kanser, şeker hastalığı ve felç riskini düşürür.

    Takip edebilme olasılığı: Bu diyette hiçbirşeyden mahrum kalmıyorsunuz. Bu dşyetteki ana fikir “doğru” gıdalardan daha çok tüketmek. Kahveye izin var, ama şekere yok. Portakal suyu, ananas içilip yenilebilir, ama arada bir yenilecek olan dondurmaya izin yok. Eğer süt ürünlerine düşkünlüğünüz varsa takip etmesi çok zor.

    Curves – Düşük Karbonhidratlı Diyet
    İddia edilen: 2 değişik plan var. 1. plan karbonhidrat duyarlı, 2. plansa kalori duyarlı. İkisi da yüksek proteinli ve karbonhidratı limitliyor. İki planın da ilk iki haftasında günde sadece 20 gram karbonhidrat tüketme hakkı var. İkinci kısmında bazı meyveler, sebzeler ve tahıllı gıdalar diyette yerlerini alabiliyorlar. Öğünlerde Curves protein karışımı içecekler ve besin takviyeleri alınması şart. 3. kısımda günlük 2500-3000 kalori arası yiyecek tüketiliyor.

    Takip edebilme olasılığı: Uzun vade de uygulanabilirliliği mümkün değil. Öğünlerde günlük gerekli olan vitamin ve mineraller sağlanmıyor. Hiçbir bilimsel çalışma yok. 

     

  • Sağlıklı Diyet Nedir?

    Pazartesi başlamadığımız diyettir. Zihnimizde yarattığımız tüm yasakları ortadan kaldırıp, acıktığımızda ruhumuzun ve vücudumuzun isteklerine göre seçimler yapıp, doyana kadar hissederek yemektir. Ruhsal ve fiziksel sağlığımızın tartıdaki sayıdan çok daha önemli olduğunun farkına vararak yemek seçimlerimizi yapmaktır. Sadece fiziksel diyet değil, zihinsel ve ruhsal diyet te uygulayıp bize kendimizi kötü hissettiren kişileri de hayatımızdan uzak tutarak diyet uygulamaktır. Sağlıklı diyet beden-ruh-zihin üçlüsünü hep bir arada tutmaktır.

    Gelin bunu nasıl başaracağınızı sitede birlikte yolculuk yaparken keşfedelim. Yolculuğunuza başlamadan önce ufak ama önemli bir not smile Websitemi A'dan Z'ye bugünlere taşıyan yaşam koçu dostum Hakan Arabacıoğlu ve site için resimleri çeken daha lise 2. sınıf öğrencisi olan bugünün ve ilerinin yaratıcı fotoğrafçısı Ekin İlkbağ'a çok teşekkür ediyorum. 

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay MS,RD

     

    Çıktığım tatillerden ve farklı ülkelerdeki konferanslardan izlenimlerim.

    Devamını oku
     

    Sağlıklı beslenme ile ilgili merak ettikleriniz...

    Devamını oku
     

    Ziyaret ettiğim tüm zayıflama ve detoks merkezlerindeki tecrübelerim.

    Devamını oku
     

    Çok yiyip pişmanlık duyanların paylaşımları burada...

    Devamını oku
     

    80`li kilolardan 50 kiloya olan yolculuğum...

    Devamını oku
     

    Televizyonda yer aldığım programlardan bazı bölümler...

    Devamını oku
     

    Sizin için hazırladığım sağlıklı diyet menüleri...

    Devamını oku
     

    Sizin için önerdiğim çeşitli sebze meyve suları tarifleri...

    Devamını oku
     

    Benimle birlikte süpermarkette bir saat geçirmek ister misiniz?

    Devamını oku
     

    Sayasa`ya gelenlerin başarı hikayeleri burada...

    Devamını oku
     

    Sayasa'ya gelenlerin beklerken okudukları renkli defterimden...

    Devamını oku
  • Salatalık ve Yosun Salatası

    Şef Adele'den muhteşem sağlıklı bir salata tarifi - Şef Adele Yedid MS, RD

     

    İçindekiler:

    2 su bardağı yuvarlak doğranmış salatalık 

    2 çorba kaşığı yosun (5 dakika suda bekletilmiş)

    3 yeşil soğan - ince yuvarlak doğranmış

    1/4 su bardağı esmer pirinç sirkesi

    2 çorba kaşığı tamari soya sosu

    1 tatlı kaşığı agave veya bal

    1 çorba kaşığı susam yağı

    2 çorba kaşığı susam 

    Azıcık üzerine isterseniz kırmızı pul biber serpebilirsiniz eğer acı seviyorsanız

     

    Yapılışı:

    1. Büyük bir kapta yosun, salatalık, yeşil soğan ve susamı karıştırın

    2. Diğer malzemeleri de karıştırın ve salatanın üzerine dökün. Afiyet olsunkiss

    smile Kalsiyum smile A vitamini smile Demir smile Protein smile Magnezyum

  • Sebzelerin Gücü Adına...

    Her nedense hep insanların zihinlerine sadece portakal suyundan C vitaminini alabilirlermiş gibi kazınmış ya da A vitamini havuçtan. Hatta çoğu insan ekstra C vitamini takviyesi alırlar. Oysa C vitamini günlük tükettiğimiz birçok sebzenin içinde zaten mevcuttur. Ama olay sadece A veya C vitaminleri değil birçok diğer vitaminleri de tükettiğimiz sebzelerden rahatlıkla alabiliriz. İşte bunlardan bazıları:

    Soğancık:Soğan ve sarımsak arasında bir tadı vardır. B ve C vitaminleri ve Manganez açısından çok zengindir.

    Taze soğan: Düşük kalorili olan bu sebze lif, potasyum ve A vitamini açısından çok zengindir.

    Havuç: Beta-karoten açısından çok zengin olan havuçlar bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye yardımcı olmakla kalmayıp aynı zamanda yaşlanmayı da geciktirici özellik taşırlar. Lif, B ve C vitaminleri ve potasyum açısından çok zengindirler. Pişmiş havuç beta-karotenin sistemde emilmesini hem kolaylaştırır hem de artırır. Ama pişmemiş havuçtan da çok daha fazla B ve C vitamini temin edebilirsiniz. Pişmiş ya da pişmemiş, hiç fark etmez, havuç size iyi gelecektir. Smile

    Sarımsak: Düzenli olarak sarımsak yiyenlerde daha az ateroskleroz (damar sertleşmesi), mide, prostat ve makat kanserleri görülmektedir. İçerdiği zengin fitokimyasaldan dolayı kolesterol düşürücü ve kanserle savaşan karakteristik özellikler taşımaktadır.

    Acı sivri biberler: İçerdiği kapsaisinden dolayı hazmı kolaylaştırabilirler. A ve C vitaminleri açısından çok zengindirler.

    Pırasa: En doğal halinde bulunan inülin sayesinde iyi/faydalı bağırsak bakterilerini besler. A ve C vitaminlerinin yanı sıra folat ve manganez açısından zengindir.

    Zencefil: Antioksidan açısından çok zengin olan zencefilin mide bulantısına ve vertigo (iç kulak problemleri) semptomlarına iyi geldiğine inanılır. C vitamini, magnezyum ve potasyum içerir.

    Soğan: İnülin, C vitamini, lif, folat ve manganez açısından oldukça zengin olan soğan kalp rahatsızlıklarında ve kanserle savaşmada da etkilidir.

    Kereviz: Çok düşük kalorili olan kereviz A, C ve K vitaminlerinin yanı sıra potasyum açısından da oldukça zengindir. İçerdiği antioksidan'dan dolayı kalp sağlığını koruyucu özellik taşımaktadır.

    Dolmalık kırmızı/yeşilbiber:Bir tanesi sadece 30 kalori olan kırmızı biber günlük tüm A ve C vitamini karşılamaktadır. Bundan dolayı bir sonraki soğuk algınlığınızda bardak bardak şeker ve kalori dolu portakal suyu içmek yerine salatanın içine doğrayacağınız bir adet çiğ kırmızı dolmalık biber tüm ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayacaktır. Sağlıklı bir cilt ve güçlü bir bağışıklık sistemi için de dolmalık biberler müthiş bir seçim olacaktır.

    Sadece bir tek sebze ya da meyve herşeye iyi gelir diye birşey yoktur. Önemli olan her türlü gıdayı dengeli bir şekilde düzenli aralıklarla tüketebilmektir. Hiçbir sebze veya meyve birbirinden üstün değildir. Hepsinin farklı özellikleri ve faydaları vardır. Ara ara sadece bir tek meyve ya da sebzenin reklamı yapılıyorsa bilin ki bu çok büyük ihtimalle ticari amaçla yapılmaktadır.

           

  • Sedef Hastalığı ve Diyet

    Geçtiğimiz senelerden bugüne kadar yapılmış 228 araştırmanın sonucunda ortaya çıkanlar özetle:

    1. Kilolu kişilerin düşük-kalorili diyet uyguladıklarında sedef hastalıklarında iyileşme görüldüğü saptanmıştır.

    2. Glütensiz bir diyet programı izleyen bazı kişilerde sedef hastalığının hafiflediği tespit edilmiş, kimilerinde hiçbir etki görülmemiş ve çok az bir kitlede inanılmaz bir gelişme görülmüş. 

    3. Yukarıdaki diyet programlarının dışında diğer yapılan çalışmalarda bir fark görülmemiş. 

    *Bilgiler Beslenme ve Diyetetik Akademisi Klinik Dergisinin Mart 2014 sayılı basımından alınmıştır. 

  • Sinemada Ne Yenir? Kuru Kayısının Faydaları

    Sinemaya gittim ve sizler için sağlıklı yiyecek alternatiflerini araştırdım. Sinemadan sonra da gelin kuru kayısının ve diğer kuru meyvelerin faydalarını izleyelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=QCYMkASpHHY

  • Sinemada neler yenir?

    Geçen hafta NTV’de yayınlanan 5 kere 5 adlı program için sinemada yenilebilecek değişik alternatifleri inceledim. Bunlardan bir tanesi Türkiye’ye yeni gelmiş olan donmuş yoğurttu. Diğer tatlılara göre çok daha az kalorili ve şekerli olan donmuş yoğurt daha sağlıklı bir alternatif. Aklınızda olsun… Bir de başka stand’da taze meyvaların üzerine isteğinize göre sütlü, bitter veya beyaz çikolata koyuyorlardı ki dillere şenlikSmile Kalorisi yüksek olabilir ama inanılmaz lezzetli. Eğer ruhum doysun derseniz kesinlikle tavsiye ederim. Ama bence filmden önce tadına vara vara hissederek yemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler!    

    Şimdi gündemimde Malezya’da 23-25 Nisan arası olacak Uluslar arası Diyetisyenler Birliği Konferansı var. Dönüşte taptaze bilgiler ve klinik çalışmalarla gelmeyi ve sizlerle paylaşmayı planlıyorum.

  • Sporcu Beslenmesi

    Beslenme ve Diyetetic Akademisi Dergisinden alınmıştır.

    Spordan sonra 4 şeye dikkat etmek gerekir:

    İYİLEŞME: Spordan hemen sonra proteini yüksek gıdalar tüketmek gerekir.
    YAKIT YÜKLEME: Spordan sonraki 4 saat boyunca her kilo başına 1-1.2 gram karbonhidrat yüklemesi yapmalıdır. 
    VÜCUDA SU VERME: Vücuttan spor esnasında kaybolan her yarım kilo için yarım ile 0.7 litre su alınmalıdır.
    CANLANDIRMA: Spor sonrası vitamin ve mineralleri yüksek gıdalar tüketilmelidir.

  • Sürpriz Tatlı (4 kişilik)

    İçindekiler:
    2 su bardağı light yoğurt
    2 şeftali
    10 kayısı
    1 çorba kaşığı bal
    3 hazır acıbadem kurabiye
    10 adet nane yaprağı

    Yapılışı:
    Kayısıların çekirdeklerini çıkarıp doğrayın. Şeftalileri yıkayıp soyun ve küçük küçük doğrayın. Yoğurdu ronota alıp şeftali, kayısı ve balı ilave edip püre kıvamında ezin. Hazırladığınız yoğurtlu püreyi 4 küçük kaseye paylaşın. Kaselerin üzerini alüminyum folyo ile örtüp buzdolabında birkaç saat bekletin. Nane yapraklarıyla süsleyip servis yapın.

    1 kişilik kalori: 200
    1 kişilik protein: 11 gram

    Smile Kalsiyum Smile Potasyum  Smile Folik Asit Smile Vitamin A Smile Vitamin C

     

  • Süt İçmeli mi yoksa İçmeMEli mi?

    Sütle ilgili uzun yıllardan beri tartışmalar devam eder. Geçenlerde yaşam koçu olan arkadaşım Hakan Arabacıoğlu bu konuyla ilgili çok güzel bir yazı yazmış. Ben de bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Yazıyı okuduktan sonra süt içmeli mi yoksa içmemeli mi seçimini de sizlere bırakıyorum. Sağlık dolu günler sizlerle olsun.
    Hakan Arabacıoğlu'nun farklı ve bilgilendirici yazıları için www.zestcoaching.com sayfasından faydalanabilirsiniz.

    İşim sorgulanmayanı sorgulatmak...

    Merhaba,

    Birçoğumuzun nedenini veya gerçekliğini hiç sorgulamadan kabul ettiği o kadar çok şey var ki hayatımıza yön veren.

    Milyoner Aklın Sırları adlı kitaptan küçük bir alıntı yaparak başlayayım:

    Kadının biri akşam yemeği için jambon pişirirken jambonun her iki ucunu da kesiyormuş. Bunu görünce şaşıran kocası, neden iki ucu da kestiğini sormuş. Kadından "Annem böyle pişirirdi" cevabını almış. Rastlantı bu ya, kadının annesi o gece onlara yemeğe gelmiş. Kendisine jambonun neden her iki ucunu da kestiğini sormuşlar. O da "Annem böyle pişirirdi" demiş. Sonuçta anneanneye telefon ederek aynı soruyu sormuşlar, anneannenin cevabı ne olmuş dersiniz? "Çünkü tencerem çok ufaktı!"

    Yıllar önce epey araştırdıktan sonra sütle ilgili bir çeviri yapıp internette bir iki e-posta grubuna göndermiştim. Çeviri kısaca süt ve süt ürünlerinin sağlığa faydalı değil zararlı olabileceğini anlatıyordu. Ana çıkış noktası da doğaydı. Doğada hiçbir hayvanın başka bir hayvanın sütünü içmiyor. Ergenlikten sonra süt içen hayvan bulunmuyor. İnsan vücudunda sütü sindiren enzim ergenlikten sonra vücut tarafından neredeyse hiç üretilmiyor. O zaman biz niye içiyoruz?

    Böyle nedeni veya gerçekliği hiç sorgulanmadan kabul edilen o kadar çok şey var ki hayatlara yön veren. Sütü sevmediği, midesi gaz yaptığı halde süt içen insanlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz... Neden? Süt iyidir dendiği için. Jambonu pişirirken iki ucunu kesen insanlar var. Neden? Annesinden böyle gördüğü için.

    Dev endüstriler tarafından mesaj bombardımanına tutulduğumuz, biraz da neyi niye yaptığımızı unuttuğumuz bir dönemi yaşıyoruz. İşte benim işim, sorgulanmayanı sorgulatmak. Neden yaptığınızı bilmediğiniz ezberlerinizi bozmak... Kendinizi ortaya çıkarmak... Ne istediğinizi size keşfettirmek ve onu yapmanıza destek olmak...

    Sevmediğiniz halde, sağlıklı dendi diye içtiğiniz sütü bırakma zamanı artık...
                                                                                                      Hakan Arabacıoğlu

  • Urfa-Mardin`de Kiloya Dikkat Etmek Mümkün mü?

    Bana gelen danışanlarımın bazıları, doğu ve güneydoğu Anadolu'ya iş veya gezi için gittiklerinde (özellikle Gaziantep, Şanlıurfa ve Mardin) yediklerine dikkat etmekte zorlandıklarını söylerlerdi. Tabii, hani atalarımız boş yere dememişler: 'Bekara karı boşamak kolay' diye Aynı hesap, ben de 'sadece kebap yiyin, diğer mezelere dokunmayın' diye tavsiyelerde bulunuyordum. Meğer ne boş tavsiyelermiş bunlar. Oralara gidince, öyle nazik nazik 'Yok, ben sadece kebap yiyeceğim' demekle olmuyormuş. Önünüze bir ordu nefis gözüken ve kokuları da bir o kadar harika olan yemekler konulunca, insanın nefsine hakim olması da bir o kadar zorlaşıyormuş. Ben de bunu Ekim 2010'da eşim ve büyük bir arkadaş grubuyla Mardin-Urfa gezisine gittiğimde anladım.

    Dört günlük seyahatimiz boyunca görsel ve tarih açısından gözlerimiz ve bilgi dağarcığımızın doyduğundan daha dazla sanırım midelerimiz doyduSmile

    Seyahate çıkmadan önce herkes bana 'Aman Didem, oralarda yemekler çok güzel oluyor, gitmeden birkaç kilo ver, öyle git, nasıl olsa oralarda yiyeceksiniz' dedi. Normalde yerken 'az yedim, çok yedim' diye düşünmeyen ben, tatile gitmeden önce daha çok yemek düşünmeye başladım. Şimdi ben size sakın 'şu anda sakın kırmızı bir kalp düşünmeyin' dedim. Eminim bir çoğunuz kırmızı kalp düşündü. Bundan dolayı bırakın daha az yemeyi, daha çok yemek istedim seyahate gitmeden önce. Bunu yazmamın sebebi, lütfen yemek ile ilgili üzerinize baskılar koymayın ters tepebilir. Akışta kalın sadece... 

    Dönelim seyahatimize: Perşembe sabahı Şanlıurfa'ya uçtuk. Fırat nehri üzerinde küçük bir tekne gezintisi sonrasında Duba restaurant'ta öğlen yemeği için oturduk. O ne masa öyle!!! Allahtan acıyla arama iyi olmadığından bir çok mezeye dokunma fırsatım olmadı. Tabii ki bu kadar mezenin yanı sıra bir de Urfa kebabı geldi. Yemekten sonra Urfa ve etrafını gezdikten sonra akşam otelimize geri döndük. Akşam yemeğimizi 'Sıra Gecesi' (Geleneksel olarak Urfa'da arkadaş gruplarının, özellikle kış aylarında, haftada bir olmak üzere bir araya geldikleri toplantılardır) eşliğinde yiyecektik. Yemekte sürekli daha önümüzdekiler bitmeden yenileri geliyordu. 

    Sabah açık büfe yöresel köy kahvaltımızdan sonra Harran'ı gezdik. Öğlen yemeğimiz için Cevahir Konukevi'ne gittik. Bir gece önceki menümüze benzer bir menümüz vardı. Gerçi 24 saat içinde üçüncü Urfa kebabımı yiyişim olduğundan artık kebap eski cazibesini ve heyacanını yitirmişti. Zaten kafamda da 'az yiyeceğim' diye bir düşünce yerine bu seyahatin her anlamıyla tadını çıkarmak vardı. Eskiden kilolu yıllarımda hep 'Şimdi yiyeyim akşam daha az yiyeceğim ya da yarın az yerim, ya da döndükten sonra hemen rejime gireceğim' düşüncesiyle tatillerimi geçirirdim. Şimdi ise akışta kendimi dinliyorum. Zaten vücudum durmam gereken yerde beni durduruyor. Eminim kilolu olanlarınız bu yazıyı okurken 'Nasıl yani? Nasıl böyle birşey olabilir? Ben 24 saat yiyebilirim ve vücudum hiç bana dur demez' diyebilir. Sizleri çok iyi anlıyorum. Ben de sizler gibi düşünüyordum. Bu bir süreç ve zamanla bazı taşlar yerine oturuyor, inanın bana.  

    Akşama Allahtan Mardin'e geçtik, çünkü daha fazla kebap yiyebileceğimi sanmıyordum. Cercis Murat Konağı'nda yemeğimizi geleneksel kına gecesi eşliğinde yedik. Bu yemekte en çok hoşuma giden mezelerin sunulduğu tabaklardı ve mezelerin ne anlama geldikleriydi. Ertesi günü hemen bakır tabağın aynısından kendime aldım. Masanın ortasında yer alan mezelerin içindeki nar aile bütünlüğünü, badem ağız tadını, üzüm bereketi, pekmez gösterilen her emeğin ve sabrın tatlıya bağlanmasını, pirinç üremeyi, ceviz zenginliği, çörekli ekmek iyi başlangıçları ifade etmekteydi. Tüm bu yiyecekler yenilmese bile bağ bozumu süresince her öğünde masaya konulup kaldırılıyordu. 

    Sabah açık büfe kahvaltımızdan sonra, öğlen Deyrul Zarafan Manastırı'nın bahçesinde Suriye'den gelen Süryani gelin tarafından özel olarak hazırlanmış menüyü yedik. Artık öğlen yemeğinden sonra 3 gün boyunca durmadan yemiş olmanın verdiği ağırlıkla daha fazla yemek bile düşünmek istemiyordum. Akşam odaya döndüğümüzde inanılmaz bir sancıyla oradan oraya odanın içinde yürüyordum. Murat'a da söyleniyordum 'Bir daha bu kadar çok yemeyeceğim' diye. Akşam bağ evindeki yemeğe gittiğimizde bir çatal bile yemek yiyemedim. Gece ateşim çıktı ve ertesi sabah 3 gündür kilitlenen bağırsaklarımın çalışmasıyla rahatladım.

    İstanbul'a döndükten sonra eski tempo sağlıklı beslenme ve pilates ile normal günlerime geri döndüm. İnsanlar seyahatteyken bence yemeyi stres etmemeliler. Esasında eğer tatil dönüşü hemen dikkat etseler tatilde aldıkları kilolar üstlerine yapışmaz ve eski hallerine dönerler. Genelde insanların yaptıkları hata ' Battı balık yan gider' misali kendilerini koyvermeleri. Hayat bir denge, bazen çok yersiniz, bazen az ve dengelersiniz. Her zaman çok az yiyeceğim diye kasmaya gerek yok ama her zaman çok yiyeceğim de demeyin bir zahmet.Smile

  • Uzun Mesafe Koşucuları Nasıl Beslenmeli?

    1. Protein doyurucu olduğundan genelde diyet yapanlar öğünlerinde yüksek karbonhidrat yerine yüksek proteinli gıdalar tüketerek daha çabuk doyabilirler ve de daha az kalori almış olurlar.

    2. Koşucular da eğer yağdan kilo vermek istiyorlarsa yüksek proteinli öğünler tüketmelidirler. Bu sayede hem aç kalmazlar, hem de kas kaybına uğramazlar. 

    3. Her öğünde 20-25 gram protein alarak günde 4 öğün yemek yemeleri önerilir. Böylelikle kas kaybına uğramadan kilo vermeleri kolaylaşır ve de çok daha sağlıklı olur. 

  • Vejeteryan Kremalı Kuşkonmaz Çorbası

    Şef Adele'in tarifi olan bu çorbanın besin değerlerini "Didem'in Dünyası" bölümünde bulabilirsiniz. Şef Adele Yedid MS, RD

    İçindekiler:

    2 su bardağı sebze bulyon (1 soğan, 4 diş sarımsak, 3 kereviz sapı, 2 havuç, 1 demet kuşkonmazın alt kısmı, 2 tatlı kaşığı baharatlı tuz, 6 su bardağı su)

    İnce doğranmış 1 adet soğan

    2 çorba kaşığı zeytinyağı

    2 su bardağı kuşkonmaz, yuvarlak dilimlenmiş

    1 çorba kaşığı kaju fıstığı kreması (1/4 su bardağı çiğ kaju fıstıkları sudan geçirilip 1 çorba kaşığı su ile blender'da karıştırılacak)

    1/2 su bardağı suda bekletilmiş quinoa

     

    Yapılışı:

    1. Sebze bulyonunu hazırlayın. Tüm sebzeleri doğradıktan sonra 30 dakika çatal kolayca batacak dereceye kadar kaynatın. 

    2. Bulyon pişerken, kuşkonmazın tepesini 1 çorba kaşığı zeytinyağı ve tuz ile karıştın. 200 derece fırında 10 dakika pişirin.

    3. Suda bekletilmiş quinoayı yağlı fırın kağıdına serin ve 200 derecede iyice kıtır olana kadar pişirin.

    4. 2 çorba kaşığı zeytinyağında soğanı kavurun.

    5. Doğranmış kuşkonmazları soğana ekleyin ve kavurmaya devem edin.

    6. 2 su bardağı sebze bulyonunu da ekleyin ve kuşkonmazlar "al dente" olana kadar 5-7 dakika pişirin. Ama kuşkonmazların çok yumuşamasına izin vermeyin sakın.

    7. Çorbayı blender'dan geçirin.

    8. Tencereye dökün ve üzerine kaju fıstığı kremasını ekin

    9. Fırınlanmış kuşkonmaz uçları ve kıtır quinoa ile çorbanızı süsleyin ve de servis edin. Afiyet olsun laughing

  • Vitaminler? Mineraller? Kandırılıyoruz!!!

    Sevgili Okurlar,

    Bazı yazılarımda sizlerle ulusal klinik beslenme dergilerinden okumuş olduğum bilgileri paylaşıyorum, bazı yazılarım da ise konferanslarda edinmiş olduğum izlenimleri, yeni araştırmaları paylaşıyorum. Bilgi nedir esasında? Her zaman dışarıdan gelen bilgilere kulak mı vermeliyiz? Artık etrafta bilgi kirliliği denilen bir olay da söz konusu. Birçok insan, biliyorum belki ağır bir söz olacak ama satılmış durumda. Birçok diyetisyen, doktor, ve başka alanlarda çalışan kişiler hangi firma daha çok para verirse onun ürünlerinin reklamını yapıyor ve onları satmaya çalışıyor. Kimisi inanarak bunu yapıyor, çünkü karşılığında para aldığı için inanması gerektiğini düşünüyor, kimisi umursamıyor bile, tek istediği para kazanmak. Siz sanıyor musunuz ki sizin sağlığınızı düşünüyorlar???

    İsmi lazım değil, Türkiye çapında ün yapmış birisi hem cola reklamında çıkıyor (aşırı asitli ve şekerli olup, sağlığa her şekilde zararlı olan) hem de elma kromuyla zayıfladım, elma kromu için diyor. Ben bu işi hakikaten adlandıramıyorum. Nasıl yani? Madem zayıflamak çok önemli bu konuda yardımcı olmak istiyor, peki neden kola reklamına çıkıyor. Madem kilosuyla ilgili sorunu yok, normal kola içiyor ve tavsiye ediyor, peki o zaman neden elma kromuyla zayıfladım diyor?

    Lütfen daha bilinçli tüketiciler ve danışanlar olalım. Bazı bilgilerin arkasındaki gerçekleri araştıralım. Geçenlerde birisiyle konuşurken ‘Ben E vitamini alıyorum’ dedi. Ben de ‘Neden? Vücudunda eksiklik mi var?’ diye sordum. O da ‘Hayır, doktorum verdi’ dedi. Peki doktor neye dayanarak verdi? Kan tahlili yok, E vitamini eksikliği belirtileri yok, E vitamini gerektiren ilaçlar almıyor. Eeee, peki neden bu kişi E vitamini alır? Doktorun canı E vitamini satmak istemiş. Biliyor musunuz ki bu inanılmaz büyük bir sektör ve insanlar bu tip satışlardan danışmanlıktan çok daha fazla para kazanıyorlar?

    Geçtiğimiz aylarda 'Journal of the American Dietetic Asociation' adlı Amerikan Diyetisyener Birliğinin çıkarmış olduğu klinik çalışmaların yer aldığı dergideki bir yazıyı sizlerle özet olarak paylaşmak istiyorum. Erkek bir hasta, hastaneye karaciğer toksinlenmesinden (zehirlenmesi) dolayı yatırılır. Haftalarca bu zehirlenmenin nedenini çözemezler. Taa bu kişinin düzenli olarak 2 sene boyunca A vitamini kullandığı ortaya çıkana kadar!!! Hasbel kader birisi ona A vitamini kullan demiş, o da kullanmaya başlamış.

    Vücut A, D, E ve K vitaminlerini depolar, B ve C vitaminlerinin fazlasını idrarda atar. Mesela, insanlar grip olduklarında gereksiz yere hem acayip çok portakal suyu içerler, fazla C vitamini almak için hem de C vitamini takviyesi kullanırlar. Esasında bir veya iki tane portakal yeseler yeterli gelecektir.

    Etrafımızda diyetle ilgili kurulmuş tuzaklara dikkat edelim. Ben kendim kilolu olduğum zamanlardan hatırlarım, inanılmaz zaafım vardı. Birisi şu ilaçla kilo vermiş deseler hemen atlardım, ben de alayım diye. Eğer siz de bunlara atlayanlardansanız 'Peki bütün bu ilaçlar işe yarıyor olsaydı, neden sürekli farklı ilaçlar piyasaya sürülürdü?' O zaman insanlar sadece o ilacı kullanır ve zayıflarlar ve de hep zayıf kalırlardı.

    Lütfen hepinize sesleniyorum: Artık uyanma zamanı geldi. UYANIN!!! Bilgi dışarıda değil, içinizde!!! Dışarıdan bilgi alacaksanız da lütfen filtre ederek alın, sorun, sorgulayın...

    HEPİNİZE UYANIŞ İÇİNDE GEÇEN YENİ BİR AY DİLERİM.

     

  • Yarın Diyete Başlıyorum

    Kilolarımla vermiş olduğum savaş ve sonunda gelen zaferimi sizlerle bu kitabımda paylaşıyorum. Ama bu zafer öyle kolay olmadı. Hayatımda keşke "Bir defa 80 kilo oldum ve sonra da diyet yapıp kilo verdim," diyebilseydim. Kilom borsa gibiydi, inişli çıkışlı. 3 ay önce görenler "Didem, müthiş olmuşsun" derken, 3 ay sonra gördüklerinde "Didem, ne kadar kilo almışsın" diyerek şaşkınlıklarını gizleyemezlerdi. Acaba tüm hayatım diyet yaparak mı geçecekti? Dünyada diyet yapanların yüzde 98'i kilo alırken benim yüzde 2'ye girme oranım ne olabilirdi?

    İşte bu kitapta kendimle yüzleşmelerim, yaşadıklarım, hissettiklerim, duygularım, aile bireylerimin tepkileri, onların kilolarıyla savaşları ve daha niceleri var. Gittiğim bir çok yayınevi "3 günde 4 kilo verin" ya da "40 günde mucize vücudunuz olsun" tarzı kitaplar istediler. Senelerce kilo sorunu yaşayan ve diyet reklamlarıyla, tuzaklarıyla kandırılmış bir insan olarak nasıl karşımdakilere aynısını yapabilirdim ki?

    Her şeyi tüm dürüstlüğümle yazdığım bu kitabın insanlara ışık olmasını ve beslenmeyle ilgili yaşadıkları sorunların kökünden kaybolmasını diliyorum.

    Kitaptan şahsıma gelecek tüm gelir de Türkiye çapında ihtiyaçlı okulların ve çocukların eğitiminde kullanılacaktır. Ablam Nesrin Kanca son 1 senedir tek tek okullarla kontağa geçerek tüm eksikleri öğreniyor ve bunları tedarik edip okullara gönderiyor. Kitabı yazması benden, almayı sizlere, gelecek geliri doğru yerlere ulaştırmayı Nesrin'e bırakıyorum smile Bu benim hayalimdi, kitabımdaki bilgiyle insanlara faydalı olabilmek, geliriyle de çocuklara...

    Şimdiden destek olan herkese kucaklar dolusu gönülden kocaman bir teşekkür ediyorum.  

    www.dr.com.tr/Kitap/Yarin-Diyete-Basliyorum/Didem-Kanca-Ustay/Egitim-Basvuru/Saglik/Beslenme-Diyet/urunno=0000000693769

     Kitap arkası yorumlar

    "Hem gülüp hem ağlayacaksınız... En önemlisi kendinizle ve insan iradesiyle ilgili bir gerçeği keşfedeceksiniz. Bu kesinlikle bir diyet kitabı değil. Artık asla siyah giymeyeceğim."
    Uzman Diyetisyen ve Sağlıklı Yemekler Şefi Adele Yedid MS, RD - Amerika Birleşik Devletleri

    "Okurken hem ağladım, hem güldüm. O kadar dürüstçe yazılmış ki, ne bir şey ispat etmeye çalışıyor ne de gösteriş yapmaya... Kızımı yemek yemeye zorlamanın ne kadar yanlış olduğunu ve beslenmeyle ilgili birçok detayı bu kitabı okurken fark ettim."
    Dr. Gerta Sazani, Kimyager - Kanada

    "Didem'in fazla kilolarıyla olan savaşını ve zaferini, yemekle olan saplantılı ilişkisini içtenlikle yazdığı bu kitap, eminim kilosuyla ve görüntüsüyle savaşan birçok insana ilham kaynağı olacaktır."
    Yard. Doç. Lisa Sasson MS, RD/New York Üniversitesi - Amerika Birleşik Devletleri

    "Didem'in içtenlikle paylaştığı kişisel yolculuğunda satır satır ilerlerken, kendi içimde de yolculuğa çıktım. Yemekle olan ilişkimde ve vücudumun mesajlarını keşfetmemde anahtar olan bu kitapla yemeyi yeniden öğreniyorum. Sadece kilosuyla sorun yaşayanların değil, herkesin mutlaka okuması gerekiyor."
    Serra Turan, Çevirmen - Türkiye

    "Bayıldım, bayıldım, bayıldım! Günümüzde yaşanan obezite sorunu ve kilolarımızla olan savaşımıza farklı yaklaşımı açısından alanında yazılmış tek kitap olduğunu düşünüyorum. Tanıdığım ve sevdiğim herkese tavsiye edeceğim."
    Lisa Frank, Dil Bilimci - Amerika Birleşik Devletleri

    "Kitabı okuduğumda diyetisyen olmak Didem'in kaderiymiş diye düşündüm. Kitap, kilolu insanların ve kadınların dünyasını daha iyi anlayabilmemiz için birçok ipucu sunuyor. Çocuk yetiştiren ebeveynlere, beslenmeyle ilgili önemli bakış açıları veriyor. Merakla okuduğum ve birçok şey öğrendiğim bir kitap oldu."
    Hakan Arabacıoğlu, Profesyonel Yaşam Koçu - Türkiye

  • Yavaş Yemek Zayıflatır mı?

    Hep derler ya "Yavaş yersen az yersin" diye! Çocukluğumdan beri yavaş yemek yemesiyle meşhur "Ben" bir aralar 80 kilolara çıktığımda yine yavaş yiyordum ama çok yemeye devam ediyordum. Haa diyebilirsiniz ki "İstisnalar kaideyi bozmaz." Olabilir, fakat danışanlarıma senelerdir, yavaş yemek yerine farkındalıkla yemeleri gerektiğini söylemişimdir. Televizyon ya da bilgisayar karşısında istediğiniz kadar yavaş yiyin ama yediğinizin farkında değilseniz yine çok yersiniz. Bir bakmışsınız kasedeki tüm çerez bitmiş ve siz doldurmak için tekrar mutfağa gidiyorsunuz. Birşeyin tadına vararak yemediğiniz sürece bence doyum noktasına insan ancak midesini çok zorladığında ulaşabiliyor ya da hiç ulaşmıyor! 

    Yapılan son klinik çalışmalarda şöyle bir sonuca varılmış: Normal kilodaki kişiler yavaş yediklerinde daha az yiyorlar ama kilolu/obez kişilerde sonuç değişmiyor, yine çok yiyorlar. Ben bu sonuçtan kendimce şöyle bir sonuca vardım sealedNormal kilodaki insanlar zaten bir türlü daha farkındalıkla yiyorlar ve dikkat ediyorlar ki kilolarını koruyabiliyorlar. Yavaş yediklerinde ne kadar yediklerinin daha çok farkına varıyorlar ve buna göre daha az yiyorlar. Fakat genelde kilolu ya da obez kişiler daha şuursuzca yiyebiliyorlar. Tabii ki istisnalar vardır ama "istisnalar kaideyi bozmaz." Bundan dolayı da kilolu kişiler ne kadar yavaş yerlerse yesinler akıllarında hep önlerinde bitirecekleri tabak ve bir sonraki gelecek yemek vardır ya da olabilir. 

    Hiçbir zaman söylemekten ve tavsiye etmekten yorulmayacağım tek birşey varsa o da FARKINDALIKLA, HİSSEDEREK, TADINA VARARAK yemenizdir.

    Bence farkındalıkla yerseniz daha az yersiniz ve kilo vermeniz daha kolaylaşır. 

    Yarın Diyete Başlıyorum adlı kitabımdan bir alıntı: "Hayat ne 30'unda, ne de 40'ında başlar... Hayat farkında olduğun anda başlar!"

  • Yaz Diyeti

    Çoğunlukla “diyet” diyince insanların aklına hemen kilo vermek geliyor, oysa “diyet” kelimesinin gerçek anlamı şudur: Sağlığı korumak veya düzeltmek amacıyla uygulanan beslenme düzeni. Yaz aylarında eğer sağlığınızı korumak istiyorsanız beslenmenizde dikkat etmeniz gereken en önemli hususlardan birisi de likit tüketimidir. Vücudun susuz kalmasının birçok etkisi vardır, hatta aşırı “dehidre” durumunda ölüme kadar götürebilir. Bir de bazen vücut susuzluğu açlıkla karıştırıp daha çok yemenize neden olabilir. Oysa belki de yemek yerine yapmanız gereken tek şey iki bardak su içmekti ve siz bunu fark etmediniz. Yaz aylarında dolapta sürahide suyun içine attığınız bir iki dilim limon, ve elma dilimleri ile nane veya fesleğen bulundurarak hem gelen misafirlerinize hem de kendinize ferahlatıcı, her an hazırda bulunan bir içecek sağlamış olursunuz. Sevdiğiniz başka meyvelerden ya da baharatlardan da koyabilirsiniz. Tamamıyle sizin damak zevkinize kalmış bir durum tongue-out

     

    Sıcak yaz aylarında hafif olan zeytinyağlı sebzeleri ve yaz meyvelerini tüketebilirsiniz. Yalnız yapılan hatalardan birisi de “Nasıl olsa meyve birşey yapmaz, istediğim kadar yiyebilirim” diyerek çok fazla meyve yiyerek sisteme şeker ve yağ yüklemesi yapabilirsiniz. Vücuttaki fazla şeker direk yağa dönüştüğünden meyve tüketiminde dikkatli olmanızı öneririm. Örneğin, yazın en çok sevilen meyvelerden birisi de karpuzdur. 38 x 19 cm’lik normal boyutlardaki bir karpuzun tamamında 280 gram şeker ve 1355 kalori vardır. Günlük ihtiyacımız olan şeker miktarı ise sadece 25 gramdır. Diyebilirsiniz ki, oturup bir karpuz un hepsini yemiyoruz sealed Ama 3-4 büyük dilim karpuz, yanında şeftali, yanında kiraz yediniz mi neredeyse 5 günlük şeker ihtiyacınızı bir oturuşta almış olabilirsiniz. Bundan dolayı meyve yiyelim ama ölçülerimizi bilip abartmayalım. Bir veya iki dilim karpuzla yetinmesini bilelim.

     

    Gelelim tatillerdeki açık büfe tuzaklarına… İlk olarak açık büfelerde dikkat edeceğim en önemli konu, açık büfelerin dışarıda sıcak bir alanda mı sergilendiği yoksa kapalı klimalı bir ortamda mı bulunduğudur. Eğer sıcakta dışarıda sadece altlarına buz konulmuş bir şekilde sergileniyorsa bu yiyeceklerin hepsinde yüksek derecede mikrop/bakteri barındırma potansiyeli vardır. Bundan dolayı salata, meyve, peynir, yoğurt vs gibi soğuk olması gereken ama sıcak ortamda bulunan gıdalardan kesinlikle uzakta dururum. Hatta yetkililere bu konuyla ilgili şikayette bulunurum. Taze pişmekte olan yiyecekleri tercih ederim. Biliyorum, biraz sırada beklemeniz gerekebilir bunun için ama sizin ve etrafınızdakilerin sağlığı için bu çok önemli ve de gereklidir.  Eğer hijyenik, soğuk odalarda gerektiği gibi yiyecekler servis ediliyorsa o zaman istediklerinizden gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz en önemli husus tabağınızı ağzına kadar doldurmak yerine biraz alıp tabağınızdakileri bitirmek ve daha sonra hala açlık hissediyorsanız gidip biraz daha almaktır. İnsan aç olarak açık büfelere gittiğinde gözü dönüyor ve normalde yiyeceğinden çok daha fazlasını tabağına dolduruyor. Böylelikle hem daha çok yemiş, hem de yiyemedikleri ziyan olmu oluyor. Yemeklerden sonra tatlı büfesine yaklaşmamanızı tavsiye ederim çünkü bir kere “Şöyle bir bakayım, bir şey almayacağım” diye gittiniz mi, bir bakmışsınız, her tatlıdan birer çeşit alıp tabağınızı doldurmuşsunuz. Boş yere atalarımız “Gözden uzak, gönülden ırak dememişler” Tatillerinizin YEMEK tatili değil, ruhen ve fiziken dinlenme tatili olması dileklerimle hepinize çok güzel bir yaz diliyorum.

  • Zayıflık = Mutluluk?

    Yazılarımın bazılarında sizlerle yakında sunuma çıkartmaya hazır olduğum kitabımdan kısımlar sunmak istiyorum. Kitabımın konusu benim kendi kilomla nasıl bir ömür savaş verdiğim ve seneler sonunda kazandığım zafere ulaşmak için hangi yollardan geçtiğimdir. Belki yaşadıklarımı okurken kendinizden birer parça bulursunuz.

    1994 Ağustos’u ve ben, Amerika’ya yolculuk için 52kg’da hazırdım. Önümde beni bekleyen dört senelik bir üniversite macerası vardı. Matematiği sevdiğimden ve de o zamanlar çok moda olan yatırım bankacılığından dolayı finans okumak istedim. Ama açıkcası okumak isterken bunun tam olarak neyi kapsadığının farkında bile değildim. Sadece etrafımdakilerin etkisinde kaldım. Moda finans okumaktı ve ben de yapabileceğim şeyin sevebileceğim bir şey olduğuna kanaat getirdim. Henüz daha 17 yaşında tam olarak ne istediğimin farkında değildim. İlk sene çok istediğim Georgetown Üniversitesine kabul edilmeyince New Orleans’ta Loyola Üniversitesine başlamaya karar verdim. Annem ve ablam okula yerleştirmek için benimle geldiler.

    O yaz ablam çok kilolu ve morali bozuk olduğundan sadece iki tane eteği vardı, onları giyip duruyordu. Ablam hiçbir zaman bize kolusunu söylemezdi ama sanırım 75 kilodan fazlaydı.  Annem, ona birkaç kıyafet almak istedi; ama o şiddetle karşı çıktı, bu kilolarında kıyafet denemek istemedi. Ben ve annem ısrar ettik, ne gerek varsa. En sonunda ağladı, “İstemiyorum hiçbir şey” diye. Şimdi düşünüyorum da hayat ne ilginç, bir yaz öncesinde ben onu New Jersey’de gördüğümde ağlıyordum kilolarımdan dolayı, bir yaz sonrası o ağlıyor, bakalım öteki yaza kim dert edecekti kiloları? Acaba bu kilo derdimiz olmasa hayattaki tüm sorunlarımız çözülmüş olur muydu? Hepimiz hakikaten çok mu mutlu olurduk? Etrafımdaki bir sürü zayıf insan o zaman neden mutlu değiller? Acaba biz mutluluğu yakalamak için sürekli nedenler mi arıyoruz? Neden bulunduğumuz kilodan hiçbir zaman mutlu olamıyoruz? Ya da kiloları verdikten sonra bu sefer selülit, kırışıklık, sarkma gibi olaylara takılıp kalıyoruz? Nedir bizi bu kadar mutsuz kılan kilolarımızla görünüşümüzle ilgili? Peki erkekler neden kadınlara göre çok daha rahatlar bu konuda? Bizim kadar takıntılı değiller? Belki bu kitabın sonlarına geldiğimizde hepimiz kendimiz için farklı nedenler bulacağız.

    Dönelim Amerika seyahatime. Ben her ne kadar kendimi zayıf hissetsem de, moralimi bozacak unsurlar ortaya çıktı. O yaz çok severek aldığım elbiselerimden birini giyindim. Aynı elbiseden çok yakın bir arkadaşımda da vardı. Beni elbisemle gören ablam hemen: “Bu elbise arkadaşının üzerinde çok daha güzel duruyor, Didem, tabii vücut yapısı.” dedi. Benim moral eksilere düştü yine. Ne gerek vardı şimdi böyle bir şeye? Acaba kendisi mutsuz olduğu için mi böyle bir şey demişti? Ya da çok açıksözlü, dürüst bir karakteri olduğundan dolayı mı? Gerçi nedeni çok önemli değildi, ben içten içe yine bozuldum. Esasında o sene o kadar kilo vermeme rağmen, yine de verdiğim kilo çok belli olmuyordu; çünkü göğüslerim çok büyüktü ve sürekli üzerime bol tişört giyiyordum, olduğumdan daha kilolu durduğum kesindi. Ablam ve annem dönüş için benden bir gece öncesinden ayrıldılar. Vedalaştık, ikisi de sıkı sıkı tembih ettiler: “Aman kilolarına dikkat et ne olur, Didem!” diye, ben de söz verdim, “Kesinlikle, artık bir daha almam kiloları.” Bu, başkalarına ve kendime verdiğim kilolarımla ilgili sözlerin sadece başlangıcı oldu.

    Sabah uyandığımda son bir kez daha annem ve ablamı görmek istedim. Sanki bir daha onları hiç göremeyecekmişim gibi hissettim. Hemen tramvaya atlayıp otellerine gittim; ama çoktan çıkmışlardı. İçimde bir burukluk oldu. Gözyaşları içinde okula geri döndüm ve kendime kahveyle birlikte güzel bir tatlı aldım. Okuldaki ilk dönemim başladı.

    Yurtta oda arkadaşım Honduraslı tatlı bir kızdı. Adı Thelma’ydı. O da benim gibi yemeyi çok seviyordu. Gece geç vakitlere kadar ders çalıştıktan sonraki en büyük keyfimiz yukarı kattaki mutfağa çıkıp bir şeyler pişirmek ya da 24 saat açık olan yerlerden birine gidip yemekti. Hiç üşenmezdik, hatta çok da keyif alırdık. Bir de çıkmadan önce hep aynı şeyi derdik: “Bu gece de yiyelim, yarın rejime başlarız.” Hiç gelmek bilmeyen yarınlar!!!

    Okulda günlerden bir gün yürürken daha sonra ev arkadaşım olacak Alisa’yla tanıştım. Benden yedi yaş büyüktü ve bir seneliğine Almanya’ya okumaya gittiğinde bir Türk’le çıkmaya başlamıştı. Okulda bir Türk olduğunu duyunca da hemen beni gelip bulmuştu.

    Alisa: “Parkta birlikte yürüyüşe çıkalım mı?”
    Ben: “Olur.”
    Alisa: “Akşam bana yemeğe gelmek ister misin” 
    Ben: “Tabii.”
    Alisa:  “Kedileri sever misin?”
    Ben: “Daha önce hiç denemedim.”
    Alisa: “İyi, denemediğine sevindim, evimde iki kedim var da, rahatsız olur musun diye soracaktım.”

    Benim aklım hemen yemeğe gitmiş olmalıydı. Hani ne bileyim Çinliler kedi, köpek falan yiyor ya, kıza ayıp olsun istemedim. Gerçi Çinli falan değildi ama. Bu konuşmayı da hatırladıkça kendi kendime gülerim. Demek o zamanlarda aklım fikrim hep yemekteymiş.

    Geçenlerde annem ve ablamın ben New Orleans’tayken bana yazmış oldukları bir mektubu buldum. Annem: “Sevgili Didoş, çikolatayı gönderiyoruz afiyetle ye, sakın hepsini birden yeme……..” Arka sayfada ablamın yazdığı “Didoş, benim üstün ricalarımdan dolayı annem çikolatayı göndermeyi kabul etti. Aman hepsini birden yeme!……” Annem ve ablam beni çok iyi tanıdıklarından bana sıkı sıkı tembih etmişlerdi ama ne fayda!!! Çikolata geldiği gün bir saat içinde bitti.

    Bu anlattıklarım acaba size hiç tanıdık geliyor mu? Bir şey yerken doysanız dahi tabağınızdaki her şeyi bitene kadar yemek, ya da 24 saat boyunca sürekli çok yedim az yedim şimdi yiyeceğim ama sonra hiçbirşey yemeyeceğim,  bugün yiyeyim yarın yemem? Kafamız ne kadar da bu düşüncelerle yoğun bir şekilde meşgul oluyor değil mi? Esasında ne kadar yorucu bir durum. Ruhlarımızı ne kadar yoruyoruz farkında bile değiliz. Hep mutluluğu kendi içimizde aramak yerine belirsizliklerin çözümlerinde bulmaya çalışıyoruz. Mutluluk kilo vermekle, çok beğendiğimiz bir şeyi almakla, istediğimiz tatile gitmekle gelmez. Mutluluk kendimizi sevmemiz ve kendimize değer vermemizle başlar. Diğer etkenler mutluluğumuzu sadece pekiştirir. Diğer yazılarımda bu konuya çok daha fazla değineceğim ve sizlere kitabımdan örnekler sunmaya devam edeceğim. O zamana kadar da sizden ricam gün boyunca bıkmadan usanmadan ne kadar değerli olduğunu kendinize hatırlatmanızdır.  Sevgiyle kalmanız dileğiyle…