×

Hata

Yayınlanmamış

farkındalık

  • Alerjik Bebekler ve Margarinler

    Alerjik Bebekler; Margarinler, Şehirleşme, Sezaryen Doğumlar...

    Çevremizde ne kadar da alerjik bünyeye sahip çocuk var değil mi?? Bunların hiç margarinler ve sebze yağlarına bağlı olarak meydana gelebileceği aklınıza gelir miydi? Yeni bir çalışma ile neden kırsal kesimde yaşayan çocukların şehir hayatı yaşayan çocuklara göre daha az alerjiye yakalandığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın hedefine  göre düşük margarin ve çoklu doymuş yağ tüketiminin alerjik bünye oluşumuna etkisini bulmayı amaçlamışlardır.

    Çalışmada süt veren anneler ve süt kompozisyonları değerlendirilmiş ve annelerin tükettikleri besinlerin kayıtları alınmıştır.

    Kırsal kesimde yaşayan anneler daha çok tereyağ, tam yağlı süt ve doymuş yağlı besinlerle beslenirken; şehirde yaşayan anneler daha çok margarin, bitkisel yağlar ve az yağlı süt tükettiği ortaya konmaktadır.

    Çalışma sonucuda şehirde yaşayan bireylerin kırsal kesimde yaşayanlara göre 7 kat daha fazla alerjiye yatkınlıkları olduğu bulunmuştur. 

    Şehirde yaşayan çocukların kötü hava şartları, radyasyona maruz kalmaları; doğal besinlere olan ulaşımın güçlüğü gibi bir çok alerjik etmenler ile yüz yüze kalmalarıda alerjik bir bünyeye yol açabileceği üzerinde de durulabilir.

    Tüm bunlara ek olarak kırsal ve şehir üzerinde yapılan geniş kapsamlı araştırmalar sonucunda; normal vajinal doğumla dünyaya gelen çocukların, sezaryen doğum ile dünyaya gelen çocuklardan daha az alerjik olduğu görülmüştür. Bunun sebebi ise normal vajinal doğumun sonucunda çocuklarda anne sütünden bile daha kuvvetli bir bağışıklık sisteminin oluşmasında yardımcı olduğu bilinmektedir. Sezaryen ile doğumların kırsala göre şehirlerde daha sık olduğu göstermektedir. Şehirde yaşayan çocukların alerjik bir bünyeye sahip olmasının bir diğer sebebi de 'sezaryen doğumlar' olarak gösterilebilir.

  • Canyon Ranch, Arizona - 2014

    "CANYON RANCH" anlatılmaz, yaşanır. O yüzden ne yazarsam yazayım eğer imkanız varsa gidin bizzat kendiniz tecrübe edinin derim.

    Temmuz'un sonunda Bayram tatilinde Mart ayından büyük bir heyecanla ayarladığımız Arizona seyahatimize gitmek benim için Temmuz ayında bayağı meşakkatli ve zor bir karar oldu. Mart ayında henüz hamile olmadığımdan başıma geleceklerden habersiz güzel bir program yaptığımı düşünüyordum. Fakat gelin görün ki hamilelik sonrası mide bulantıları, migren atakları, mide yanmaları beni hayatımdan bezdiğim bir noktaya getirmişti. Annem ve eşim Murat ısrarla gitmemem konusunda beni ikna etmeye çalıştılar. Fakat ben 5 gün öncesinden New York'a uçarak çok iyi Çinli bir akupunktur uzmanına her gün gittim. Tabii o uçak yolcuğunu ve uçaktan iner inmez otele bile gitmeden direk gittiğim Çinli Doktora kadar neler çektiğimi bir ben bir de Allah bilir sealed Ama iyi ki gitmişim çünkü New York'ta kaldığım süre zarfında hiç kusmadım ve de baş ağrılarım çok hafifledi. Ardından Muratla New York'ta havaalanında buluşup Arizona'ya uçtuk. İstanbul'dan 11 saat uçan Murat, alanda 7 saat bekleyip ardından 4,5 saat Arizona'ya uçuyor olunca bayağı bir söylendi. Bir de üstüne üstelik Arizona'dan gideceğimiz merkeze tam 2 saat araba yolculuğu yaptık. Sürekli bana "Didem, seni dinledim geldim, bakalım nasıl bir yer olacak, niye geldim ki, bu kadar yol, bu kadar para, hadi bakalım" diyip durdu. Haaa bir de Houston'a direk uçup gelseydik yolda geçirdiğimiz zaman yarıya inecekti. O da ayrı bir mesele tabii. Murat'ın böyle bir merkeze ilk seyahatiydi. Onu tam olarak neyin beklediğini bilemiyordu. Benim de Canyon Ranch'e ilk gidişimdi.

    Wowwwwww................ Canyon Ranch, hayallerimin de ötesinde bir yer yaratmıştı. Yatılı bir sağlık merkezi açmak istesem herhalde bu kadarını düşünemezdim. Uzun bir yolculuktan sonra midem ve migrenim yine tetiklenmişti. Fakat bana bir egzersiz uzmanı ile görüşme ayarladılar. Bu kişi hamilelikte ne kadar çok hareket edersem benim ve bebeğin o kadar iyi hissedeceğini, kardiyo yapmamın çok önemli olduğunu söyledi. Sabah 8:00'de gittiğim görüşmenin çıkışında o motivasyonla kendimi zumba dersinde buldum. Spor yaparken mide bulantılarımın azalacağını ve mutlu olacağımı söylediğinde kendi kendime, "iyi de ayakta kaldığım her an midem bulanıyor, nasıl hareket edeceğim ki" diye düşündüm. Ama zumba dersinde herşeyi unutup müzik eşliğinde ne kadar mutlu olduğumu fark edince ben de şaşırdım. Derse canlı müzik grubu getirilmişti, davul, tef... Afrika, Latin müzikleri ve iki eğitmen eşliğinde dans dersimizi yaptık. Hocalardan birisi hızlı ritimde yaparken diğeri de yetişemeyenler için daha yavaş ritimde dans ediyordu.  Anlayacağınız her şey itinayla düşünülmüştü. Bir başka zumba dersinde canlı DJ vardı. Müzikler yıkılıyordu. Hocalar ise dehşet iyiydi. Zumba ve havuzda egzersiz dersleri orada kaldığım sürece vazgeçilmezlerden oldu benim için.

    Peki neden Canyon Ranch'i seçtim? Murat'ı tanıyanlar ne kadar yüksek enerjisi olduğunu ve spordan ne büyük zevk aldığını bilirler. Merkez ararken spor aktivitesinin çok olduğu bir yer istedim ki Murat tüm enerjisini atabilsin ve mutlu olsun. Yoksa sonra bana saracaktı laughing Aman Allahım sabah 5:30'ta doğada bisiklet, dağa tırmanış ya da trekking ile güne başlayan Murat'ın programı o kadar yoğun oluyordu ki ancak öğlen ve akşam yemeklerinde bir araya gelebiliyorduk. Kahvaltılarımızı bile ayrı yapıyorduk. Ve gittiğimizin ikinci günü Murat bana teşekkür etti. Çok mutluydu, onun memnun kaldığını görünce tabii ben de çok mutlu oldum. 

    Hamile olduğumdan masajları çok limitli denedim ama hamile masajı ve havuzda yapılan Watsu masajı yıkılıyordu. Giderseniz muhakkak bir kez Watsu masajı yaptırın derim. Diyelim spor istemediniz, masajlar da sizi açmadı o zaman kolye yapma dersinden tutunda fotoğrafçılıktan doğada nasıl hayvanları takip ederseniz gibi saymakla bitiremeyeceğim derslere katılabilirsiniz. Ha o da olmadı o zaman spiritüel alanda tarot kartı, numeroloji, astroloji... gibi farklı görüşmelere girebilirsiniz. Bu da mı kesmedi, değişik saatlerde alanlarında uzman yazarlar, doktorlar ve daha birçok değerli kişinin konuşmasına katılabilirsiniz. Anlayacağınız bu merkezde "Yok yok!" Biz Muratla keşke iki hafta kalsaydık dedik. Ve de en güzeli ilk defa böyle bir merkeze gitmeye ikna ettiğim kocamın bundan sonra beni yalnız bırakmayacağını ve peşime takılacağını, takılamasa da aklının bende kalacağını biliyorumwink 

    Yemekler mi? Üç öğün size garsonların servis yaptığı restaurantlarında istediğiniz her şey var. Menüde tüm yemeklerin kalorileri, ve diğer besin değerleri yazıyor. Siz ona göre istediğinizi seçip sipariş veriyorsunuz. Ama kimse size ne kadar yediğinizle ilgili karışmıyor. Amaç sağlıklı yaşamayı zihninizde oturtmak. Yani kendi kararlarınızı kendinize verdirtmek ki buradan çıktığınızda "Peki, ben şimdi ne yiyeceğim" olmayın. Böylelikle yemeklerin üç aşağı beş yukarı kalorilerini de öğrenmiş oluyorsunuz. Diyet hiçbir ürün yok, diyet kola ya da tatlandırıcı gibi. Her yerde sürekli taze organik meyve var. Yani "YASAK" mevhumu yok ama diyelim ki nasıl besleneceğinizi bilmiyorsunuz, o zaman da beslenme uzmanlarından biriyle görüşüp güzel bir yönlendirme alabiliyorsunuz. 

    Birçok arkadaş 40 yaşlarını, 50 yaşlarını kutlamak için toplanıp buraya gelmişti. Yeni bir yaşa girerken insanın kendine bundan daha güzel verebileceği bir hediye düşünemiyorum: SAĞLIK! 

    Bu arada tüm tesiste bahşiş verilmesi yasak. Cüzdanınızı sadece merkezi terk ederken son gün yanınıza alıyorsunuz. Cep telefonlarının kullanımı da belli alanlar ve kaldığınız odalar dışında YASAK! Ve en güzeli herkes bu kurala uyuyordu. Tam bir HUZUR! 

    Zamanınız var ve de bütçeniz uygun mu? O zaman daha ne duruyorsunuz? Hayatınızın en güzel günlerinden bazılarını burada yaşayacağınızı size garanti edebilirim. Ben de buradan bana tüm bu imkanları sunan biricik eşim Murat'a teşekkür ediyorum. Onun sayesinde böyle bir güzelliği yaşamış oldum. 

     

  • Detoks Merkezinde 4 Hafta

    Noel tatilinde annem ve bir arkadaşını (teyzemlerden çok daha yakın gördüğüm), Nuriş’le (ablam) birlikte Florida’da bir sağlık merkezine gitmeye ikna ettik. Gerçi annem uzun bir müddet “Ben hiçbir yere gitmem” diye tutturdu. Ama emrivaki yapıp herşeyi ayarlayınca gitmek durumunda kaldı. Annemler direkt New York’a uçtular ve ben onlarla havaalanında buluşup Miami’ye uçtum. Orada o akşam en yakın arkadaşlarımdan biri olan Adil’le buluştuk. Hep beraber akşam yemeğine çıktık. Ben yine deli gibi yedim, ertesi gün sağlık merkezine gidip bir ay kalacaktık ya, iyice depolamak lazımdı. Sabahta kalktığımızda yine Adil’le buluşup brunch yaptık. Annemler de benimle aynı fikirdeydiler, hepimiz acayip yedik. Hatta Adil: “Ya, ben merkeze falan da gitmiyorum, ben niye çok yiyorum” dedi ve hep birlikte güldük. Gerçi ben buraya gitmeden son iki hafta iyice abartmıştım, gelsin çikolatalar gitsin dondurmalar…  Ama sanırım bu merkeze gitmeden önce kendim için bir tek faydalı değişimde bulunmuştum o da su niyetine içtiğim diyet kolayı bırakmak olmuştu. Ağzıma bir damla bile koymuyordum, çünkü koyarsam tekrar geri başlamaktan korkuyordum. Bu sayede artık diyet kola sadece tatillerde birkaç bardak içtiğim ufak bir zevk olarak kaldı, kendimi tamamen çok daha sağlıklı olan suya yönelttim.

    Annem, arkadaşı ve ben merkeze doğru yola koyulduk. Merkeze vardığımızda biraz hayal kırıklığı yaşadık; çünkü burası, genelde çok hasta kişilerin iyileşmek için gittiği bir detoks merkeziydi ve enerjisi biraz ağırdı. Her gün birçok ders vardı. Ben bu derslere girip sonra gidip annemlere özetliyordum. En önemli yapmamız gereken sabah-akşam aç karnına çimen (buğday) suyu sıkıp içmekti, aralarda bir sürü değişik sebze suları… Kan tahlillerimiz oldu, benim kolesterol yüksekti, karaciğerde yağlanma vardı. Tabii gitmeden insan bu kadar abartırsa! Annemin bile tahlil sonuçları benden daha iyiydi. Utanç verici bir durumdu.
    Derslerin biri kolon hidroterapiyle ilgiliydi. Daha önce hiç duymamıştım. Derse katıldım ve pür dikkat dinledim. Odaya gidip annemlere söylediğimde önce “Biz yaptırtmayız hayatta öyle bir şey” dediler. Sonradan “Peki, o zaman ilk sen yaptırt, biz de ona göre yaptırtacağız.” dediler. Ben, kobay olarak ilk randevuyu alıp gittim. Aman Allahım muhteşem bir olaydı! Lavmandan çok daha faydalı ve rahat bağırsak temizlemesi olan kolon hidroterapiyi benden sonra annemler de yaptırdılar ve biz kaldığımız sürece en az dört beş kez bu işlemi uygulattık. Kolon hidroterapi, kalın bağırsağı filtre edilmiş ılık suyla yıkayan sağlıklı bir arınma yöntemidir. Hem fiziksel, hem de duygusal rahatlama sağlar.

    Orada kaldığımızın dördüncü günü benim acayip midem bulandı ve çok kötü bir detoks moduna geçtim. Odadan çıkıp yemek bile görmek istemedim. O sıralar annemler bana odaya yine çimen suyunu günde iki kez getiriyorlardı. Onu içmeye devam ettim, o kadar. Başka hiçbirşeyi ne yiyebildim ne de içebildim. Fakat bir hafta sonra kendimi çok iyi hissediyordum. Çimen suyu buğdayın henüz tam olgunlaşmamış, aşağı yukarı 15-20 santimetre kadar büyümüş halidir. Bir Türk kahvesi fincanı kadar çimen suyunda çok yüksek miktarda enzimler, vitamin ve mineraller, klorofil ve amino asitler vardır. Besin değeri bu kadar yüksek olan çimen suyu istenilirse evde de yetiştirilip düzenli olarak içilebilir.

    Evlendikten sonra Maryland’e taşınan Nuriş, bizi dört günlüğüne sürpriz yapıp ziyarete geldi. Onu da hemen çimen suyuna başlattık. O da çok kötü oldu. Hatta bir sene sonra bir gün yağmurdan sonra arabasının camını açtığında içeri giren çimen kokusundan dolayı öğürmeye başladığını ve hemen camı kapadığını anlattığında çok güldük. Bir ayın sonunda hepimizin yüzü parlıyordu, bütün sebze sularından acayip oksijen almıştık. Annem ve arkadaşı 10-12 kg  verdiler. Ben de 8kg verdim. Annemin arkadaşı sekiz senedir diyabetti ve orada son iki hafta hiç ilaç bile kullanmadı ve şekeri tabana vurdu. Hepimiz çok mutluyduk.

    Son akşam Adil geldi ve biz hep birlikte oradaki bir aylık bitişimizi kutlamak için yemeğe gittik . Yine yemekle kutlama! Gerçi hiçbirimiz çok fazla yiyemedik; çünkü bir ay çok sağlıklı yedikten sonra yemekler ağır geldi, ve sürekli çiğ sebzeler tükettiğimizden ağzımıza attığımız her lokma inanılmaz lezzetli geldi.

     

  • Diyet nedir?

    Peki sağlıklı diyet nedir?

    PAZARTESİ BAŞLAMADIĞIMIZ DİYETTİR. 
    Zihnimizde yarattığımız tüm yasakları ortadan kaldırıp, ACIKTIĞIMIZDA ruhumuzun ve vücudumuzun isteklerine göre seçimler yapıp, DOYANA kadar HİSSEDEREK yemektir.

    Hoşgeldiniz

    Sonbahar’da KİTABIM çıkıyor! Kendisinde veya yakınında kilo sorunu olan herkesin kendinden bir parça bulması ümidiyle yazdığım kitap umarım sizlerin hayatlarında MUHTEŞEM güzelliklerde değişiklikler yaratır.

    Diyetnedir.com da sadece yazılarımı ve daha güncel haberleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Fakat benim ve çalıştığım mekan SAYASA'dan daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

    Sevginin ışığı her zaman sizlerle olsun.
    Didem Kanca Üstay MS RD

  • Dönemin son dersini SAYASA'da yaptık

    Yeditepe Üniversitesi'nde vermekte olduğum "Danışmanlık Uygulamaları" adlı dersin son sınıfını öğrencilerimle birlikte SAYASA'da yapmaya karar verdik. Bir dönem boyunca dışarıdan ayarladığım danışanlarıyla haftada bir görüşme yapan öğrencilerin danışanları ile ilgili sunumları vardı. Fakat ben sunumlar yerine öğrencilerle son dersimde gerçek hayat üzerine konuşmak istedim. Çünkü onların kalıplara bağlı kalmalarını istemiyorum. Çünkü onların yaratmalarını ve kendi çizgileri olmalarını istiyorum. Çünkü onların tek doğru-tek yanlış olmadığını görmelerini istiyorum. Çünkü onların sorumluluk sahibi, duyarlı bireyler olmalarını istiyorum. Çünkü onların araştırmalarını istiyorum. Çünkü bir kişi ya da olay ile ilgili yorumda bulunmadan önce olaylara hakim olmalarını istiyorum. Çünkü... O kadar çok "çünkü"ler var ki! Bana göre beslenme danışmanlığı yapmak sadece gelen kişiye "ne yiyip ne yememesi" gerektiğini söylemekten ziyade o kişiyi bütünüyle tanıyabilmek, anlayabilmek ve empati kurabilmektir.

    Eğer imkanları varsa yurtdışına gitmelerini önerdim. İnsan kendi ailesinden, evinden, kültüründen ne kadar uzaklaşırsa o kadar farklı görüşlerle, yaşamlarla karşılaşıyor. O zaman yargılamamayı, daha fazla hoşgörü sahibi olmayı, dışarıda farklı bir hayat olduğunu, hayatın sadece kendisine öğretilenlerden oluşmadığını görüyor. Vizyon sahibi oluyor. Yurtdışına gidemiyorlarsa bile sorun değil, o zaman çok farklı ortamlara girebilmeyi denemeliler. Sadece kendi arkadaş/aile ortamlarında kaldıkları sürece bakış açıları da aynı daraltıda kalabiliyor. Oysa ki hayatınıza ne kadar farklı yapılardan insanlar girerse o kadar farklı pencerelerden bakmayı öğreniyorsunuz. 

         

    Keyifli bir ders geçirdiğimize inanıyorum, astrolojiden tutun, insan dizaynı programına, diyetisyenlikten tutun özgürlüğe kadar her konu hakkında konuştuk, tartıştık. Gençlerle olmak güzel bir şey çünkü insan yaşı ilerledikçe bazen o yaşlarda nasıl olduğunu unutabiliyor ve geriye dönüp bakabilmek, hissedebilmek çok güzel. Aynı zamanda yeni nesillerin düşünce tarzını da daha iyi anlayabiliyor. Umarım ki hayat boyu taşıdığımız bilgi çuvalında onlarınkine ufak ta olsa bir şeyler koyabilmelerini sağlayabilmişimdir. Hayat sadece kuru kuruya derslerden ibaret olmamalı, bazen farklı renkler de katabilmeliyiz diye düşünüyorum.

    Bu arada ilerinin diyetisyenleri olarak SAYASA'ya gelirken karışık tatlılar getiren öğrencilerim sanırım çok aç gelmişlerdi hepsini yediler smile Ama tatlı yiyip tatlı konuştuk. Onlara da kucaklar dolusu teşekkürler... tatlıları ve tatlı sohbetleri için kiss ve de yazmış oldukları "tatlı" notları için...

  • Duke Üniversitesi Structure House, North Carolina - 2004

    (Kilo sorunu yaşayan ve diyabet hastaları için özel program)

    Ben New York’ta kilolarımla savaş halindeyken annem ve yakın bir arkadaşı da  İstanbul’da aynı savaşı veriyorlardı. Uzun araştırmalardan sonra Structure House’un zayıflama konusunda çok başarılı olduğunu öğrendim. Hemen bir aylığına burada bir yer ayarladık. Ufak apartman dairelerinde kalma gibi bir seçeneğimiz olduğundan, biz iki oda bir salondan oluşan bir daire seçtik kendimize. Dairemiz gayet komforluydu ve tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyordu. Gittiğimizin ertesi sabahı aç karnımıza hemşirenin yanına kan vermeye gittik. Tiroidlerimizden kolesterole kadar tüm tahlillerimiz yapıldı. Gün içinde çıkan sonuçlara ve kilomuza göre beslenme uzmanı bize kaç kalorilik neler yiyebileceğimizi anlattı.

    Haftabaşında elimize verilen yemek listesinden tüm hafta kahvaltı, öğlen ve akşam ne yiyeceğimizi kalori limitimize göre seçiyorduk. Verdiğimiz listeye bakılarak her öğün önümüze seçtiğimiz yemek konuluyordu. Araöğünler yoktu. Ama işin en komiği eğer birimiz diğerine göre daha lezzetli bir yemek seçtiyse çok bozuluyorduk ve gözümüz ondakinde kalıyordu.  Genelde yemek sonrası bir meyva veriyorlardı. Biz o meyvayı acıktığımız başka saatlere saklıyorduk.

    Herkesin kendine ait bir kartı vardı ve lobide duran tartıda her sabah gidip kartımızı geçirip tartılıyorduk. Kart günde sadece bir kere tartılmamıza izin veriyordu. Sanırım tartılmayı saplantı haline getirmemiz için bu yapılmıştı. Malum insan kilo verme odaklı oldu mu, tuvalet öncesi, sonrası, yemekten önce-sonra, sabah uyanınca, akşam yatmadan gibi gün içinde 500 kez tartılmak isteyebiliyor.Smile

           

    Her sabah 7:00’de ormanda bir saatlik sabah yürüyüşümüz vardı. Temiz havada kahvaltı öncesi yürüyüş iyi geliyordu. Hava sabah saatlerinde daha nemli olduğundan ufak incecik yılanlar yürüyüş yaparken önümüzden kıvrılarak geçiyorlardı. İlk sabah çok korktum ve yadırgadım ama sonrasında alıştım, onların geçmesini bekleyip yürüyüşüme öyle devam ediyordum. Gün içinde çeşitli egzersiz dersleri vardı. Canımız isterse sevdiğimiz yapabileceğimiz derslere katılıyorduk.

    Bir hafta sonra ablam da Washington DC’den bizi ziyarete gedi ve 10 gün kaldı. 3 kişiden 4’e çıkmış olduk. Arabayla gelmesi çok iyi oldu, çünkü yoksa sırf merkezde kalınca insanın canı çok sıkılıyor. Gerçi haftanın belli günleri bazı geziler oluyordu, ama yine de her akşam saat 6:00’da yemek bittikten sonra canımız sıkılıyordu. Altımızda araba olunca gezmeye başladık.

    Eğer buraya gidip programa uyup size verilen besinler dışında başka birşey yemezseniz muhakkak kilo verirsiniz. Yemekler fena değil, sabah yürüyüşleri muhteşem, fakat egzersiz dersleri biraz zayıf, çünkü seviye farkları yok. Aşırı kilolularla aynı derste olunca insanın temposu ona göre düşebiliyor. Yürüme mesafesinde hiçbir şey yok, araba şart. Kilo vermek için merkez arayan kişilere kesinlikle tavsiye edebileceğim bir yer. Uzman doktor ve hemşireler kontrolünde tüm görüşmeler ve toplu konuşmalar gerçekleşiyor.

  • Erciyes`te Zirve Tırmanışı

    Bundan bir kaç ay önce eşim Murat'a bir yerlere tırmanma hevesi geldi. Ve de sanırım 37 yaşında olduğundan 40 yaş sendromuna girmeye başladı. Sürekli 'Yaşım geçiyor, şimdi bir dağa tırmanmazsam bir daha bir yerlere tırmanamam' diye sabah akşam söylenmeye başladı. Yaklaşan Şeker (Ramazan) Bayramı tatilinde de hiçbir şekilde ödün vermeden herhangi bir dağa tırmanmamız konusunda ısrar etti. Ben de ya ona eşlik edecektim, ya da ikimiz de farklı programlar yapacaktık. Bunun üzerine 'peki o zaman ben de sana eşlik edeyim' dedim. Tabii kendimi ne gibi bir çılgınlığın içine attığımın farkına varmadan. (Yazının sonundaki resimlere bakmayı ihmal etmeyin sakın!)

    Murat, bu esnada birkaç tur şirketiyle görüştü, ve en sonunda bu ay için en uygun zirve yapılacak yerin Erciyes olduğunu öğrendi. Ben de bu arada boş durmayıp kişisel spor eğitmeninden haftada iki gün özel ders almaya başladım. En azından nefesimi biraz daha açabilir ve daha da kuvvetlenebilirim diye düşündüm. Aynı zamanda son 10 senedir almakta olduğum pilates derslerine de haftada iki devam ettim. 

    Murat, birçok arkadaşımıza bizimle gelmeyi teklif etti, fakat herkes daha rahat edebileceği güney sahillerine ya da yurtdışına gezmeye gitmeyi tercih etti. Sadece iki arkadaşımız gelmek istediler. Bir tanesi Murat'ın erkek arkadaşıydı, diğeri de benim kız arakadaşım. Murat evde söylenmeye başladı: 'Bu çocuk oyuncağı değil, arkadaşın yapabilecek mi? Sen yapabilecek misin?' Ben de ona hep: 'Sen de ne kadar çok evhamlanıyorsun, kız yapabilirim dedi, uzun zamandır sıkı spor yapıyormuş, kendisi gelmek istedi. Ben de zihnimde bu olayı bitirdim. Her ne olursa olsun zirveye çıkacağım'dedim. O, tabii tipik bir erkek olarak olaya daha mantıklı bakıp: 'Bu işler zihinde bitmiyor Didem. Kuvvetli olman gerekiyor. Göreceğiz orada seni' dedi. Ama ben yine de 'Zihnim buna hazır, ben kesin zirve yapacağım' dedim.

    Seyahatten bir önceki haftasonu Murat ve ben, kız arkadaşımla birlikte alışverişe çıktık. Gece tırmanışı için kafa feneri, kamp için uyku tulumu ve daha rahat tırmanabilmek için batonlar, sırt çantası vb gerekli bize önceden tur şirketinin söylediği tüm malzemeleri aldık. Arkadaşım bayağı heyecanlıydı.

    Birkaç gün sonra bayramın ilk günü Kayseri'ye uçtuk. Bir gece otelde kaldıktan sonra ertesi sabah rehberimiz otele geldi. Birlikte arabayla Erciyes'e doğru yola koyulduk. Şehirden bakıldığında da görülen Erciyes dağı, daha oraya varmadan bizi heyecanlandırdı, çünkü bir gün sonra onun tepesinde olacaktık. Öğlen saatlerinde teleski ile çıkabileceğimz en yüksek noktaya 3000 metreye çıktık. Teleski'den inince 20 dakika kadar kamp alanına yürüdük. Çadırlarımızı kurduktan sonra rehber bize, ertesi güne hazırlık olsun diye iki saatlik kısa bir tırmanış yaptırdı. Bu tırmanış sırasında benim arkadaşım bayağı zorlandı. Tırmanırken ayağımızın altından taşlar hep kayıyordu. Bizim hızlı hareket ederek bir taşın üstünde çok uzun kalmadan diğer taşa geçmemiz gerekiyordu. Ben de ona hep motive olsun diye: 'Hadi yaparsın, tık tık, hemen birinden diğerine atla...' diyordum. Nitekim rehber bizi bırakıp hep ona yardım etti. Arkadaşım, eğer ertesi günü de böyle olacaksa yapamayacağını söylediğinde, rehberimiz: 'Yarın daha kolay olacak, sıkıntı yok, herkes yapıyor, hiç çıkamayan olmadı bugüne kadar' dedi. 

    Akşam saat 20:00 gibi çadırlarımızın içine girdik. Uyku tulumunun çok sıcak tutacağını belirtmişlerdi, ama ben çok üşüdüm. Nitekim Murat ile birlikte bir kişilik uyku tulumunun içine iki kişi girdik. Diğer tulumu da altımıza serdik, hem daha yumuşak olsun, hem de yerden gelen soğukluğu bir nebze azaltsın diye. Bir de ilk defa çadırda kaldığımdan sanki dışarıdan hayvanlar yanımıza geliyor, onların ayak seslerini duyar gibi oluyordum. Huzursuz ve rahatsız geçen saatlerden sonra 1:30'ta rehberimiz seslendi. Bizler kalkıp hazırlandık ve gece 2:00 gibi yola çıktık. Kafamızda fenerler, üstümüzü sımsıkı soğuktan korunmak için giyinerek yola çıktık. Eldiven getirin demedikleri için benim dışımda kimse eldiven getirmeyi akıl etmemişti. Ben her zaman çok üşüdüğüm için hep soğuk havaya karşı hazırlıklıyımdır. Arkadaşımın çok üşüdüğünü görünce eldivenlerimi ona verdim. Zaten biraz korkusu ve heyecanı da vardı acaba yapabilir miyim diye.

    Gece karanlığında ilerlerken arkadaşımın bayağı zorlandığını gördük. Murat ve rehber ona hep yardımcı oluyorlardı. Ben de sürekli 'tık tık, hep atla, yapabilirsin' diyordum. Ama bir süre sonra hızım kesilince üşümeye başladım ve daha önden gittim. Bu esnada Murat'ın arkadaşı geldi ve bana: 'Kimin arakadaşıysa geride kalan, gitsin ilgilensin, kız ağlıyor, yapamıyor ve biz geç kalıyoruz' diye söylendi. Arkamı döndüğümde geride arkadaşımın oturup ağladığını gördüm: 'Ben yapamayacağım, olmuyor, nefes alamıyorum, istemiyorum' diyordu. Bu duruma sinirlenip ve hırslanıp kafa fenerini de yere fırlattı. Sabahın dördünde arkadaşım yapamıyor olmanın verdiği hayal kırıklığı ile ağlarken, Murat ve arkdaşı da zirve yapamama olasılığını düşünüp sinirleniyorlardı. Esasında ben de kendimi zihnen o kadar hazırlamıştım ki zirve yapacağıma dair, böyle bir şey beklemiyordum. Sonuçta arada kaldım. Bir yanda insanın kocası, bir yanda arkadaşı. Neyse biz rehberimizi, tek başımıza ilerlememiz tehlikeli olmasına rağmen feda ettik ve o, arkadaşımla birlikte kamp alanına geri döndü.

    Bu arada güneş doğmaya başladı. Öyle muhteşem bir manzaraydı ki anlatamam size.  Gerçi zorlu yollardan geçerken güneşin doğuşunun güzelliği yerine bir an önce zirveye varmak vardı aklımda. Rehber, arkadaşımı 3 saatte ancak geriye götürebilmişti, çünkü iniş, çıkıştan daha zordu.  Arkadaşım bizi beklemeden ilk uçakla İstanbul'a geri döndü.  

    Zirveden önceki hörgüçe vardıktan sonra rehberimizi beklemeye başladık, çünkü ikisinin arasındaki mesafe rehbersiz geçilecek bir ara değildi. Bu arada hava iyice ısınmaya başlayınca dağın tepesindeki taşlar tepeden kaymaya başladılar. Bizim amacımız daha erken saatlerde zirveye varmak ve bu riski minimuma indirmekti. Ama güneş iyice ısıtmaya başlayınca taşlar (kayalar) kıpırdanmaya başladılar. Sabah ilk iki saat ağır ilerlememiz, ve rehberimizin olmamasından dolayı kaynaklanan gecikme, bizim için çok daha fazla risk oluşturdu. Bu arada rehberimizi ayarladığımız firma kask almamız konusunda bizi uyarmamıştı. Arkadaşımı bıraktıktan sonra rehberimiz gecikmeyle bizim yanımıza geldi.

    İşin ilginç kısmı, dağda tırmanırken zirve size hep çok yakın gözüküyor. Hep: 'Hah tamam, şimdi yaklaştık, 10 dakikaya oradayız' diyorsunuz ve bir bakıyorsunuz arada inişli çıkışlı bir tepecik daha var. Sürekli 'Hah geldik, hah geliyoruz' derken, hörgüçe vardığımızda işimizin kolayladığını zannettik. Nerdeeeee???? işin en zor kısmıydı diyebilirim. Yan yan 65 derecelik ayakta bile duramadığımız bir yolu tepeden kayalar düşerken iki saatte geçtik. Kendi kendime 'Dün nasıl olur da rehber, arkadaşıma, yarın daha kolay olacak yaparsınız, herkes yapıyor dedi' diye düşünüyordum. Her aşama gittikçe zorlaştı. Hatta bazen kendimi motive etmek için 'Didem, bu yola baş koydun yapacaksın, başka şansın yok. Sen hayatta kafana koyduğun herşeyi bugüne kadar yaptın, bunu da yapabilirsin' diye yüksek sesle söylüyordum ki evren de beni işitip bana destek olsundu.  

    Zorlu bir tırmanıştan sonra zirveye vardık. Önceden hazırlattığım sürpriz bayrağımızı açtım. Kendi kendime 'Neyse zirveyi yaptık, bundan sonrasını rahat yaparız' diye düşünüyordum. Aman Allahım dönüş tam bir kabus oldu. Saatlerdir tırmanmanın vermiş olduğu yorgunlukla artık bacaklarım titremeye başladılar. Bir ara yere oturup kaymaya başladım. Bu sefer ben öyle kayınca taşlar daha çok kaymaya başladılar ve benim önümde giden Murat ve rehbere çarptılar. Ayakta kayarak yoluma devam ettim. Gece 2:00'de başlayan yolculuğumuz saat 18:00'de sona erdi.

    Geçen akşam iş çıkışı Murat bana sürpriz yaptı. Zirveye çıktığım için benim adıma bir madalya yaptırmış, onu taktı. Hayatımda almış olduğum ilk ve tek madalyadır.Cool

    Bu seyahatten öğrendiklerim şunlardır:

    1. Zihin, çok önemli bir faktör. İnsan kafasına birşeyi koyarsa her ne olursa olsun yapabileceğini. (Buradan kilo sorunu olanlara şunu belirtmek istiyorum: Eğer hakikaten isterseniz yaparsınız, kiloları verirsiniz ve hep ince kalırsınız)

    2. Bu tarz tatillere gitmeden önce gideceğiniz kişileri çok iyi belirlemek ve de tanımak gerektiğini.

    3. Spor yapmanın sizi ne kadar zinde tuttuğunu ve yardımcı olduğunu. Böyle yoğun bir aktiviteden sonra bile vücudunuzda tek bir yerin ağrımadığını görünce spor hocanıza, sizi ve limitlerinizi zorladığı için teşekkür ettiğinizi.  

    4. Başka alternatifleriniz olmadığında limitlerinizi ne kadar daha fazla zorlayabildiğinizi. 'Artık bu kadar, daha fazla yapamayacağım'dediğiniz noktadan itibaren bile inanılmaz yol katedebileceğinizi.

    5. Bu tarz bir aktiviteyi ilk defa yapmadan önce çok daha detaylı bir araştırma yapmanız gerektiğini. Sadece tur'un size söyledikleriyle kalmamanız gerektiğini.

    6. 'Herkes yapabiliyor' dediklerinde, bu 'herkes'in kimler olduğunu öğrenmek gerektiğini.

    7. Azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını.

    8. Panik durumlarda soğukkanlılığı korumak ve çözüm odaklı olmak gerektiğini.

    9.Sizlerle Serdar Özkan'ın 'Kayıp Gül' adlı kitabından bir bölüm paylaşmak istiyorum: 'Bir dağ hayal et... Zirvesindeki manzara çok güzel. Orada olmayı çok istiyorsun, ama zirveyi kendinden çok uzakta gördüğün için ümitsizliğe kapılıyorsun. Oraya nasıl olsa varamam, deyip vazgeçiyorsun. Oysa, zirveye varanların adımları seninkilerden daha büyük değildi. Ama onlar, o küçük adımları birbiri ardınca atmayı sürdürmüş kimselerdi. İmkansızı gerçekleştiren mucizeler değil, sürekliliktir. Suya sarp kayaları deldiren de budur...' 

    10. Madalya almak için illa birilerini geçmek ve yarışmak gerekmediğiniLaughing

  • Green Mountain at Fox Run, Vermont - 2004

    (Sadece bayanlara yönelik diyabet ve zayıflatma programı)

    Yine verdiğim kiloları yavaş yavaş almaya başladığım dönemlerden birini yaşıyordum. Panik oldum ve hemen tekrar bir zayıflama merkezi araştırmaya başladım. O sıralar New York’ta yaşadığım için bulabildiğim en yakın merkez Vermont’taydı. Hemen ilk iş rezervasyon yaptırdım ve gittim. Sadece bayanlar programa katılabiliyordu ve merkezde çalışanlar da bayandılar. Bir haftalığına gittiğim bu yerde kimse benim neden katıldığımı pek anlayamadı, çünkü herkes obez denecek derecede kiloluyken benim ise ekstra 5 kilomdan başka ortada görünen vahim bir durum yoktu. Ama vahim durum şuydu: İpin ucu kaçmıştı ve ben bunun farkındaydım, kendi başıma bir türlü aşırı yememi durduramıyordum.

    Oraya gece vardığımda çok mutluydum, çünkü kafaya koymuştum, son aldığım 5 kiloyu hemen bir haftada verecektim. Sabah uyandığımda kahvaltıya gittim. Açık büfeydi ve istediğimiz kadar herşeyden yiyebiliyorduk. Gerçi sağlıksız bir şey yoktu ama hepsi de aşırı tüketildiğinde kilo yapabilirdi. Şaşırmıştım, çünkü açık büfe bana göre değil diye düşünüyordum. Gün içinde uzman bir terapist kadınları toplayıp sohbet havasında herkesi konuşturuyordu. Kadınlar neden orada olduklarını anlatıyorlardı. Kimisini kocası ailesi zorlamış, esasında hiç orada olmak istemiyordu, kimisi kendi isteğiyle gelmişti. Ama herkesin gözleri benim üzerimdeydi: Bu zayıf kız neden buradaydı? Ben de suçlanarak esasında beslenme masterı yaptığımı ve sadece bu tip merkezleri gezerek tecrübe edinmek istediğimi belirttim.

    Kış ortası olduğundan dışarıda kar ayakkabılarıyla yürüyüşler, cross-country skiing gibi açık hava sporları mevcuttu. Benim dışımda bu sporlara katılım çok azdı, çünkü herkes çok kilolu olduğundan katılmak istemiyorlardı. Hatta birkaç kişi cross-country yaparken düştüler ve kalkamadılar. Başımızdaki eğitmen, ben ve bir kişinin yardımıyla ancak onları kaldırabildik. Bunun üzerine utanıp pes ettiler ve kayakları çıkartıp ellerine alarak merkeze yürüyerek geri döndüler.

    Gün içinde de sürekli egzersiz dersleri vardı. Ben hepsine katılıyordum. Hatta bir iki dersi sadece eğitmen ve ben yapmıştık. En az kilo vermeye ihtiyacı olan bendim ama en çok spor yapan ve açık büfede en az yiyen bendim.

    Kaldığım bir hafta boyunca kendim dışında kimsede çok fazla bir kilo kaybı görmedim. Açık büfe olduğundan insanlar kendi limitlerini bulmakta zorlanıyordu. Akşamları yapacak hiçbir şey olmadığından genelde arabası olanlar başkalarını da ayartıp yakındaki bir bara gidip orada içip yiyorlardı. Ben gayet disiplinli akşam yemekten sonra odama çekilip ablamı arıyordum ve ona  telefonda söyleniyordum: Ben açım, çok açım, bu gece nasıl uyuyacağım?

  • M'nin Diyet Maceraları

    Aşağıdaki yazının orijinalini okumak ve resimleri görmek için:

    www.caferuj.com.tr/saglikli_yasam/Diyet_Gunlugu/2010/11/09/mnin_diyet_maceralari

    Selam Smile

    Dün sizlere 60 kiloda takılıp kaldığımı, bu yüzden bir beslenme uzmanıyla görüşeceğimi söylemiştim.

    Aslında bu kararımı vermemin çeşitli sebepleri var. Yıllardır diyet yapıp duruyorum kilo alıyorum, kilo veriyorum, tekrar kilo alıyorum tekrar veriyorum. Tam bir kısır döngü yani. Dolabımda her beden kıyafet var. 74 kilodan 63'e indikten sonra daha fazlası için kasmadım. Ama sonradan düşündüm, aslında bu kiloda mutlu değildim.

    Şimdi burada oldukça hassas bir nokta var. Birkaç gündür epey mail aldım sizlerden. Beni destekleyenlerin yanı sıra kilomun normal olduğunu, diyet yapmamın delilik olduğunu, hatta fazla kilolu insanlar için kötü bir örnek olduğumu yazanlar da oldu. Kimseyi üzmek, kırmak gibi bir amacım yok. Bu diyet günlüğü bir arkadaş sohbeti sırasında diyet yaparken yediklerini yazmanın motivasyonu artırdığını konuşmamız üzerine ortaya çıktı. Yazdıklarım aslında sadece diyetimi değil, günlük yaşamımın her anını kapsıyor.

    Bu ufak açıklamadan sonra bugün neler yaptığıma gelelim Smile

    Sabah uyanıp evime çok yakın olan Didem Kanca Üstay'ın 'Sayasa-Sağlıklı Yaşam Merkezine' doğru yürürken kafamdan milyonlarca düşünce geçiyordu. Çünkü daha önce de diyetisyenlere gitmiş, ancak hiçbir sonuç almamıştım. Dragos'un yeşil yollarından geçerek Sayasa'ya ulaştığımda farklı birşeyler yakalayacağımı hissetmiştim. Kapıdan içeri adım attığımda koskocaman bir bahçe ve güzel bir mandalina ağacı karşıladı beni. Nedense aklımdan burada güzel rakı balık yapılır diye geçti. Zayıflama hayalleriyle gittiğim Sayasa'da aklıma ilk gelenin rakı-balık olması rezaletti Smile Hemen bu düşünceleri kafamdan kovaladım. Daha sonra beni güler yüzüyle karşılayan Didem Hanımla koca koca kırmızı koltukların olduğu bir odada konuşmamıza başladık. Ben biraz meraklı olduğum için Didem'in hikayesini daha çok merak ettim. Çünkü üniversitedeyken onun da başı kiloları ile dertteydi ve bu dert ona mesleğinin kapılarını açmıştı. Yemenin %50si psikoloji diyen Didem Kanca Üstay'ı diğer diyetisyenlerden ayıran en önemli nokta sıcaklığı. Sizinle konuşurken hiçbir çekinceniz kalmıyor, yani gece oturup bir tencere makarna yedim deseniz bile sizi asla yargılamayacak birisi. Çünkü ne yaşadığınızı kendi deneyimleriyle anlıyor. Boş bir empati kurmuyor yani. 

    'Üniversitede 80 kiloyu gördükten sonra tartılara küstüm ve zayıflamaya karar verdim' diyen Didem'in şu an 50 kilo olduğunu ve oldukça hoş bir kadın olduğunu söylemem gerek Wink Sohbetimiz devam ettikçe kendime inancım arttı dersem abartmış olmam. Ne de olsa karşımda 30 kilo vermiş iradeli bir genç kadın duruyordu. Bu keyifli sohbet sırasında Didem bana diyette (ki kendisi bu sözcüğe inanmıyor) en önemli şeyin farkındalık duygusu olduğunu anlattı. Farkındalık duygusunu yakalayamadığınız bir yiyeceğin bizi asla doyurmayacağını öğrendim. Şimdi işin en keyifli kısmına geliyoruz. Farkındalık duygusunun öneminden bahsederken Didem bana çikolata sevip sevmediğimi sordu. Tabii ki seviyordum ve bir paket çikolatayı 1 dakikada yiyebilme yeteneğine sahiptim Kiss Ne de olsa çikolata hazzın diğer adıydı.

    İşte sevgili okur biz o hazzı tamamen yanlış algılıyormuşuz. Didem bir kaşık Nutellayı önüme koyarak: 'Şimdi bu çikolatayı gözlerini kapatıp, hissederek yemeni istiyorum' dedi ve odadan çıktı. Önümde tanıdık bir lezzet vardı. Kim bilir kaç gece televizyon karşısında Nutella kaşıklamıştım.

    Nutella'ya baktım, o bana baktı ve gözlerimi kapatıp yavaşça hissetmeye çalıştığım o çikolatadan bugüne kadar hiç almadığım bir tat aldım. İlk defa çikolatanın içindeki kakao ve yağ tatlarını bu kadar keskin hissediyordum.

    Çok keyifli geliyor değil mi?

    İkinci bir kaşık ister miydiniz? 

    Evet mi?

    Ben ikinci bir kaşığı yiyemedim Smile

    Hadi canım evde olsan kesin yerdin mi diyorsunuz? Evde denemesi bedava. Hadi siz de deneyin Laughing

    Bu eğlenceli test sonrasında Didem bana yeme isteğinin psikolojik boyutlarını anlattı. Yani o Nutellayı kaşıklamanızın sebebi patronunuza kızmanız, yalnız hissetmeniz ya da sevgilinizden ayrılmış olmanız olabilir. Farkettim ki ben de birilerine kızınca yemek yiyorum.  

    Kilomun sabitlendiğini anlattığımda ise bana 5 günlük bir tek gıda diyeti uygulamamı söyledi. Bu tarz diyetler kilonuz sabitlendiğinden vücuda 'Hadi devam ediyoruz' mesajını vermek için yapılıyrmış. Yani 5 günden fazla uygulamak yok. Ben bu tek gıda diyetine bayram tatilinde evde olunca başlamayı düşündüm. Çünkü iş yerinde bütün gün haşlanmış patates ya da sebze çorbası yemem çok zor. Metabolizmamı uyarma programım dışında protein ağırlıklı bir beslenme programı yaratmaya karar verdik.

    Bu arada Didem'in burçlara göre diyet tavsiyeleri de var. Burçlardan hiç anlamayan sadece Koç burcu olduğunu bilen benim bile ilgimi çekti anlattıkları. Ama bunları yarın anlatıcam, şimdi yemek yemem lazım.

    Ne mi yiyeceğim? Nutella olmadığı kesin Smile

    Sevgiler

    M*

  • Obez Çocuklar

    Hani derler ya, 'Elime doğdu' diye, benim yeğenim Sunaz da aynen öyle elime doğdu. Ablam Nesrin Amerika'da normal doğum yaparken ve acılar içinde Sunaz'ı dünyaya getirmeye çalışırken, ben işte o anda odadaydım. Sonra da onlar İstanbul'a temelli dönene kadar sık sık onları ziyarete gittim. Nesrin bazen bütün gün Sunaz'ı bana bırakırdı. Ben de sabahtan akşama kadar onunla vakit geçirirdim. Bundan dolayı Sunaz'cığa çok yakınımdır. Sunaz ilk doğduğunda ismi Su'ydu. Sonradan Naz'ı eklendi. Ben de doğar doğmaz onu Su'cuğum diye sevmeye başladım. Derken adı 'Sucuk' olarak kaldı.Ayaklarından dolayı da babaannesi onu 'börek ayaklım' diye severdi. Yani anlayacağınız üzere daha doğduğu andan itibaren biz Sunaz'ı yemekle bütünleştirdik.

    Sunaz şimdi 5.5 yaşında. İki hafta önce annem ve babam Bodrum'a gitmeden Nesrin'e, Sunaz'ı onlarla yollaması için yalvardılar. Ama Nesrin izin vermedi. Neden mi? Bizim Sunaz çok iştahlı bir çocuk, iştahlı doğdu ve iştahlı da yaşamına devam ediyor. Daha anne sütü emerken bile tombiş birşeydi. Geçen yaz annemlerle gittiği tatilden kilo alıp döndi. Bu kış ta Ankara'da babaannesine dört günlüğüne gittiğinde iki kilo alıp geldi. Çocukluğunda hep kilolarıyla savaş veren Nesrin'in en büyük kabuslarından birisi kendi çocuğunun da onunla bir gün aynı kaderi yaşamasıdır. Bundan dolayı Nesrin, Sunaz konusunda hep dikkat ediyor. Sunaz, az ve sağlıklı yesin diye, yuvasındaki menüyü okulun müdürüyle görüşerek bana değiştirtti. Anneanne ziyaretlerine ve doğumgünülerine sıkı yönetim geldi. Bir ara her gün Sunaz ve kilosundan bahseder olduk.

    Annemlerin Bodrum'a gittiği hafta eşim Murat ta Ağrı dağında zirve yapmaya gitti. İşten ayrılamayan Nesrin'le telefonda konuşurken 'Eğer Sunaz Bodrum'a seninle gider ve dönerse o zaman izin veririm. Sana yemek konusunda güveniyorum Didem. Annemler Sunaz'a kıyamıyorlar.' dedi. Ben de altı günlük yeğenimle bir seyahat için 'Olur, tabii ki de' dedim. Sunaz ve benim için bilet alındı ve annemlere sürpriz yapmak üzere yola çıktık. Sabah 8:00'deki uçağımıza Nesrin bizi bıraktı. Daha uçağa binmeden Sunazcık: 'Teyzeciğim, Bodrum'a varınca dondurma yeriz değil mi?' diye sordu. Ben de 'Bakarız Sunaz'cığım, daha şimdiden bunu konuşmaya gerek yok.' dedim. Uçağa bindik ve aynı soruyu hiç abartmıyorum belki 5-6 defa daha sordu. Bunun üzerine yanımızda oturan bayan Sunaz'ın aç olduğunu düşünerek ona çantasından çıkarıp bir sandviç vermek istedi. Sunaz aç olmadığından sandviçi istemedi. Ben de teşekkür ettim.

    Uçaktan indik, arabaya bindik ve yine aynı soru: 'Teyze, annem dedi ki bir tane çubuklu dondurma hakkım varmış, onu ben bugün yiyeceğim, tamam mı?' Bazen Nesrin beni gün ortasında arayıp ağlamaklı bir sesle: 'Didem, bu çocuk hep yemek düşünüyor, ben ne yapacağım?' dediğinde abarttığını düşünüyordum. Ama haklıymış. Sunaz yemekle ilgili soru sordukça ben de geçiştirmeye çalıştım. Sonra arabada uyuyakaldı.

    Annemlerin kaldığı yere varınca plajda yanlarına gidip sürpriz yaptık. Bizimkiler çok sevindi. Ben yukarı odaya eşyaları bırakıp gelmeye Sunaz anneannesine dondurmasını aldırtmıştı bileSmile Annem de hemen suçlanarak Embarassed: 'Annesi bu hafta için bir çubuklu dondurmaya izin vermiş, onu da şimdi aldık teyzesi.' dedi.

    Üç öğün açık büfe olan bir yerde tabii ki sürekli çocuğa 'Hayır' demek o kadar zor ki. Sabah kahvaltıya iniyoruz, Sunaz simit ve nutella yemek istiyor. 'Sunaz'cığım, daha sağlıklı birşeyler yesek' dediğimde, 'Olur teyze ama öğlen makarna yerim değil mi?' diye soruyor. 'Öğleni, öğlen gelince düşünürüz Sunaz'cığım' diyorum. Öğlen biraz makarna alıyor. Makarnası bitince, yüzüme masum bir şekilde bakıp 'Teyzeciğim, azıcık daha makarna alsam olur mu?' diye soruyor. Ayy Allahım içim gidiyor. Ne zor birşeymiş bu. Hani derler ya 'Bekara karı boşamak kolay' diye. Aynen o hesap, ben de kilolu çocukları olan ailelere: 'O zaman almayacaksınız, vermeyeceksiniz, yapmayacaksınız çocuğunuzun iyiliğini düşünüyorsanız' diyordum. Ama akıl ve kalp aynı işlemiyormuş, bunu öğrendim. Allahtan Sunaz çok söz dinleyen bir çocuk ve hiçbir şekilde tutturan bir çocuk değildi de işimi daha da zorlaştırmadı. Yumuşak bir şekilde 'Hayır'larımı dile getirdim. Sunaz'cığın aklını başka yönlere çekmeye çalıştım.

    Bir gün Nesrin'le telefonda konuşurken 'Bak kızına fazla yedirmiyorum. Hatta kilo bile verdi sanırım.' dediğimde, 'Ayy Didem, iyi sen kıyabiliyorsun, bazen ben kıyamıyorum ona.' dedi. Ahh o kadar zordu ki oysa, ama Nesrin'e söz verdiğim ve bana güvenerek gönderdiğini bildiğim için çok dikkat ettim. Ayriyetten hakikaten Sunaz'ın plajda karnı, bacakları daha 3-4 yaşından selülit kaplamış çocuklara benzemesini istemiyorum. Hatta dört yaşında bir çocuk vardı ki, durumu içler acısıydı. Resmini çaktırmadan çekmek istedim ama beceremedim. Yoksa yüzünü göstermeden o resmi buraya koymak istedim.

    Bir gece saat 23:00 civarında Sunaz çocuklarla çimde oynarken, her bireyini obez olarak nitelendireceğim derecede kilolu bir aile, çocuklarının yanına bir paket en büyük boy panço cips koydu. Sunazcık ta yazık, hem elini paketin içine sokup bir tane alıyor, hem de yan gözle ona bakıyor muyum acaba diye bana bakıyordu. Ayy, kıyamam ben ona. Ama kıymakCry zorunda kaldım. Gece olmuş 11 ve o yağlı sağlıksız cipsler. Arkadaşlarının yanında kesinlikle bir şey diyip Sunaz'ı utandırmayacağımdan ve onda kötü bir his bırakmak istemediğimden, beş dakika sonra yanıma çağırdım. 'Sunaz'cığım, anneannen ve benim çok uykumuz geldi, artık yatsak diyoruz.' dedim ve de odaya gittik. Akşam yatmadan önce Sunaz yine 'Teyze, yarın dondurma yesem olur mu'' diye sordu. Ben de bu kez 'peki olur, belki ben de yerim seninle Sunaz'cığım.' dedim. Sabah daha gözünü açar açmaz Sunaz'ın sorduğu ilk soru şu oldu: 'Teyze, sen bugün neli dondurma alacaksın?'!!!Cry O gün ben dondurma yemedim.

    Doğduğu günden beri yiyecek isimleriyle çağırılan Sunaz'ın bu tatildeki ismi de zeytindi. Güzel zeytin gibi gözlerinden dolayı çocuklar onu 'ZEYTİN'diye çağırıyorlardı.

    Hepimiz Sunaz'ın canı çekmesin diye hem az yedik, hem de normalde tailde yiyeceğimizden daha da sağlıklı yedik. Bu bir grup işidir. Hem siz çocuğun yanında sağlıksız şeyler tüketin, fazla yiyin, hem de çocuğunuzun az ve sağlıklı yemesini isteyin. Denklem böyle işlemiyor. Eğer çocuklarınız sağlıklı yesin istiyorsanız, ilk adımı sizler aile olarak atmak zorundasınız. Çocuklarınızın sizin aynalarınız olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Aynı zamanda Sunaz hareket etsin diye, bir ben bir annem sürekli onunla denize girdik durduk.

    Sunaz'a hiçbir şekilde kilosuyla ilgili en ufacık bir yorumda bulunmadım. Bazı şeyleri yemek istediğinde sadece onların çok sağlıksız olduğunu belirttim. Bizler bu yaşta 'Kilo alacaksın yeme' dendiğinde tepki verip daha çok yemek istiyoruz da çocuklar mı tepki vermeyecek. Bundan dolayı kilolu çocuklarınız varsa sizden ricam yanında kilolarından bahsetmemek ve 'kilo alırsın, yeme evladım' şeklinde söylemek yerine sağlıklarına zararlı olduğunu belirtmenizdir.

    Dikkatimi çeken en üzücü konu ise kilolu çocukları olan ailelerin bu konuda ne kadar duyarsız davrandıklarıydı. Gözlerime inanamadım dersem yalan olmaz. Hem kendileri çok yiyorlar, hem de çocuklarının tepelemesine tabaklarını doldurmalarına izin veriyorlardı. Görüntüden vazgeçtim ama bu çocuklar bir topun peşinde dahi koşturamıyorlar, nefes nefese kalıyorlardı. Allahım, büyük konuşmak istemiyorum ama bence anne-babalar, özellikle okul çağına gelmemiş çocukların kilolarından sorumludurlar. Eğer çocuğunuz iştahlıysa o zaman siz de Nesrin gibi çocuğunuzu spora yazdıracaksınız, yemekli ortamlardan uzak tutacaksınız ve evde abur cubur bulundurmayacaksınız. Kısacası çok dikkat edeceksiniz. Çocuğunuzun karşısında sağlıklı yiyeceksiniz. Ha diyebilirsiniz ki, kendini düşünmeyen insan çocuğunu nasıl düşünsün. O zaman da 'Niye çocuk yapıyorum?' ya da 'Niye çocuk yaptım?' sorusunu kendinize tekrar hatırlatmanızı isterim.

    Tatilimizin bir gününde, babaannesinde kalan 14 yaşındaki diğer yeğenim Yaren (Yaroşcuk) geldi. Akşam dışarıya yemeğe çıktık. Esasında yediklerine çok dikkat eden ve zayıf olan Yaroş, o gün Mc Donald's'ta yemek istedi. Ama o da Sunaz'ın durumunu bildiğinden ona kötü örnek olmak istemedi. Bizimle beraber ızgara köfte yedi. Hatta gün içinde aldığı dondurmasını da Sunaz'dan gizli yedi. Onunla sohbet ederken, çocukken tatlıya çok düşkün olan Yaroş, 'Teyze, iyi ki bana dikkat etmişsiniz ve o zamanlar çok yememişim, teşekkür ederim.' dedi. Yaroş'la da beş sene önce yelken okuluna gidip bir hafta beraber kalmıştık. Yeğenlerim diye söylemiyorum ama hangisiyle tatile gittiysem ve başbaşa kaldıysam beni hiç üzmediler ve her zaman sözümü dinlediler. Umarım ileride kendi çocuklarım da onlar gibi olurlar ve teyzelerini üzmezler.Smile

    Annem ve babam benden çekindiklerinden Sunaz'cığa bir şey alıp veremediler. Ama benden sonra kalması için o kadar ısrar ettiler ki, ben de Nesrin'e 'Ya, babam 75 yaşına geldi, annem de 62. Belki birkaç sene daha Sunaz, anneanne ve dedeliği yaşayacak, tadını çıkartsın.' dedim. O da 'Haklısın.' dedi. Sunaz benden sonra 10 gün daha kaldı. Sunaz'ın ben döndükten sonra ertesi günkü kahvaltısı ne mi olmuş? Dedesiyle gittiği kahvaltıda 'simit ve nutella' almış. Babamla o gün telefonda konuştuğumda: 'Çocuktur, hep hayır demek olmaz kızım.'diyerek kendini savunmaya geçti. Anneanne ve dedeler torunlara kıyamıyorlar. Ahhh, anne'ciğim ve baba'cığım, sizler zamanında bizlere çok kolay 'hayır' diyebiliyordunuz. Şimdi ne oldu sizlere böyle???Sealed

    Dönüşte Nesrin'e Sunaz'ın resimlerini gösterdim. 'Ben kızına iyi baktım ve böyle bıraktım. Gerisini bilmem.' dedim. Görevimi hakkıyla yerine getirmiş olmanın verdiği huzurla içim çok rahat ve eminim ki seneye yaz Nesrin, Sunaz'ı benimle tatile gönderecektir. Ama Sunazcık benimle gelmek ister mi orasını bilemem!!!

  • Sağlıklı Diyet Nedir?

    Pazartesi başlamadığımız diyettir. Zihnimizde yarattığımız tüm yasakları ortadan kaldırıp, acıktığımızda ruhumuzun ve vücudumuzun isteklerine göre seçimler yapıp, doyana kadar hissederek yemektir. Ruhsal ve fiziksel sağlığımızın tartıdaki sayıdan çok daha önemli olduğunun farkına vararak yemek seçimlerimizi yapmaktır. Sadece fiziksel diyet değil, zihinsel ve ruhsal diyet te uygulayıp bize kendimizi kötü hissettiren kişileri de hayatımızdan uzak tutarak diyet uygulamaktır. Sağlıklı diyet beden-ruh-zihin üçlüsünü hep bir arada tutmaktır.

    Gelin bunu nasıl başaracağınızı sitede birlikte yolculuk yaparken keşfedelim. Yolculuğunuza başlamadan önce ufak ama önemli bir not smile Websitemi A'dan Z'ye bugünlere taşıyan yaşam koçu dostum Hakan Arabacıoğlu ve site için resimleri çeken daha lise 2. sınıf öğrencisi olan bugünün ve ilerinin yaratıcı fotoğrafçısı Ekin İlkbağ'a çok teşekkür ediyorum. 

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay MS,RD

     

    Çıktığım tatillerden ve farklı ülkelerdeki konferanslardan izlenimlerim.

    Devamını oku
     

    Sağlıklı beslenme ile ilgili merak ettikleriniz...

    Devamını oku
     

    Ziyaret ettiğim tüm zayıflama ve detoks merkezlerindeki tecrübelerim.

    Devamını oku
     

    Çok yiyip pişmanlık duyanların paylaşımları burada...

    Devamını oku
     

    80`li kilolardan 50 kiloya olan yolculuğum...

    Devamını oku
     

    Televizyonda yer aldığım programlardan bazı bölümler...

    Devamını oku
     

    Sizin için hazırladığım sağlıklı diyet menüleri...

    Devamını oku
     

    Sizin için önerdiğim çeşitli sebze meyve suları tarifleri...

    Devamını oku
     

    Benimle birlikte süpermarkette bir saat geçirmek ister misiniz?

    Devamını oku
     

    Sayasa`ya gelenlerin başarı hikayeleri burada...

    Devamını oku
     

    Sayasa'ya gelenlerin beklerken okudukları renkli defterimden...

    Devamını oku
  • Sağlıklı Yemek = Diyet Yemek???

    Geçenlerde Divan için özel bir menü hazırlayan usta şef Mark Decker ile birlikte öğlen yemeği için buluştum. Kendisi aynı zamanda Ali Koç'a da sağlıklı yemek konusunda özel danışmanlık yapıyormuş. Türkiye'ye yerleşmeden önce Almanya'daki meşhur Buchinger adlı klinikte çalışan Mark burada karşılaştığı bazı zorluklardan bahsetti.

    Bu zorluklardan bahsetmeden önce öğlen yemiş olduğum inanılmaz lezzetli RAVİOLİ'den bahsetmek istiyorum. Kepekli undan hazırlanmış raviolinin içinde bulunan zeytinyağından peynirine kadar hepsi organik ve doğaldı. Tabii içinde hiç katkı maddesi bulunmayan bu yemeği yedikten sonra insan kendisini inanılmaz tok hissediyor. Ben her ne kadar ravioli'den sonra tatlıların tadına bakmak istediysem de raviolinin ağzımda ve midemde bırakmış olduğu güzel hissi bozmak istemedim çünkü aynı zamanda gayet güzel doymuştum da...

    İşte burada değinmek istediğim nokta şu: yediğim ravioli hiçbir şekilde düşük kalorili değildi ama içerdiği yoğun besin değerinden dolayı tüm hücrelerim doymuştu. Öğlen yediğim bu yemekten sonra tüm gün bir daha hiçbirşey yemek istemedim. Burada şunu görüyoruz: İnsanlar düşük kalorili yiyecekler tüketirlerse daha iyi olacağını düşünüyorlar ama çoğu zaman düşük kalorili gıdalarda adam gibi besin değeri olmuyor. Bu sefer de vücut sürekli sizlerde yeme isteği uyandırıyor. Ya da yüksek kalorili ama yine besin değeri düşük gıdalar tüketiyor olabilirsiniz. Örnek: patates kızartması, beyaz undan yapılmış makarna vs yediniz.. Tamam o an için doydunuz ama 2 saat sonra tekrar hemen acıkıyorsunuz sanki hiçbirşey yememiş gibi. İşte bunun da nedeni hücreleriniz hiçbir zaman doymamıştı ve doymak için ihtiyacı olduğu vitamin ve mineralleri aramaya devam ediyor. Gün içinde diyelim bir dilim pasta 1500 kalorilik pasta yediniz. Muhakkak acıkırsınız ve gün içinde başka şeyler yersiniz. Ama bunun yerine 600 kalorilik taze sıkılmış sebze suyu içtiniz. Sizi ertesi güne kadar rahat rahat götürür ve hiç acıkmama şansınız yediğiniz pastaya oranla inanılmaz yüksektir... Hücrelerinizi doyurdunuz, onlar artık rahata erdiler ve bundan dolayı sizi rahatsız etmeyeceklerdir. Organik ve doğal gıdalarda katkı maddeleri olmadığından dolayı hücreleriniz daha rahat doyacaktır. Oysa yediğiniz bir hamburgerde et sizin önünüze gelene ne gibi değişimler yaşıyor biliyor musunuz? İneklere büyüme hormonu ve başka hormonlar veriliyor ki hayvanlar bir an önce büyüsünler ve etleri gelişsin. Hareket alanlarını kısıtlıyorlar ki çok hareket edip yediklerini yakmasınlar. Siz kendinizi düşünün, hiç kıpırdamadan, kaslarınızı çalıştırmadan, oturduğunuz yerde durmadan yemek yiyorsunuz ve hormon alıyorsunuz. Sizce ne kadar sağlıklı olabilirsiniz?

    Mark'ın yapmış olduğu yemekler düşük kalorili olmayabilirler, tabii aralarında düşük kalorili olanlar da vardır. Ama önemli olan sağlıklı yemenizdir. Sağlıklı yediğiniz zaman otomatikman az yersiniz. Bundan dolayı sağlıklı yemek eşittir diyet yemek kesinlikle değildir. Ben sizin diyet yemenizden ziyade her zaman sağlıklı yemenizden yanayım. Geçen öğlen ravioli yediğimde hem RUHUM doydu, hem de vücudum.

    Mark ile 1.5 saate sıkıştırmaya çalıştığımız hem yemek hem sohbet esnasında bana şunu söyledi: 'Didem, Türkler yemek konusunda daha tutucular ve değişik lezzetleri tatmakta zorlanıyorlar.' İnanılmaz güzel hazırlamış olduğu menü yakında Divan menüsünden kalkacakmış çünkü çok talep yokmuş. Tabii bizim insanımız alışmış olduğu schnitzel, hamburger, pide ve lahmacununun dışında başka lezzetleri denemeye korktuğundan bu güzelim özenle hazırlanılmış sağlıklı menü raflara kaldırılmak üzere. Sizden ricam, lütfen yeniliklere, yeni lezzetlere açık olun, çocuklarınızı da bu yeniliklere alıştırın. Bugün cafelere gittiğimizde hep fiks menüler görüyoruz: pizza, makarna, hamburger, dürüm ve salatalar.... Bunların çoğu bizi doyurmuyor, hepsi boş kaloriler ve biz hızla kilo almaya devam ediyoruz. 

     

  • Yarın Diyete Başlıyorum

    Kilolarımla vermiş olduğum savaş ve sonunda gelen zaferimi sizlerle bu kitabımda paylaşıyorum. Ama bu zafer öyle kolay olmadı. Hayatımda keşke "Bir defa 80 kilo oldum ve sonra da diyet yapıp kilo verdim," diyebilseydim. Kilom borsa gibiydi, inişli çıkışlı. 3 ay önce görenler "Didem, müthiş olmuşsun" derken, 3 ay sonra gördüklerinde "Didem, ne kadar kilo almışsın" diyerek şaşkınlıklarını gizleyemezlerdi. Acaba tüm hayatım diyet yaparak mı geçecekti? Dünyada diyet yapanların yüzde 98'i kilo alırken benim yüzde 2'ye girme oranım ne olabilirdi?

    İşte bu kitapta kendimle yüzleşmelerim, yaşadıklarım, hissettiklerim, duygularım, aile bireylerimin tepkileri, onların kilolarıyla savaşları ve daha niceleri var. Gittiğim bir çok yayınevi "3 günde 4 kilo verin" ya da "40 günde mucize vücudunuz olsun" tarzı kitaplar istediler. Senelerce kilo sorunu yaşayan ve diyet reklamlarıyla, tuzaklarıyla kandırılmış bir insan olarak nasıl karşımdakilere aynısını yapabilirdim ki?

    Her şeyi tüm dürüstlüğümle yazdığım bu kitabın insanlara ışık olmasını ve beslenmeyle ilgili yaşadıkları sorunların kökünden kaybolmasını diliyorum.

    Kitaptan şahsıma gelecek tüm gelir de Türkiye çapında ihtiyaçlı okulların ve çocukların eğitiminde kullanılacaktır. Ablam Nesrin Kanca son 1 senedir tek tek okullarla kontağa geçerek tüm eksikleri öğreniyor ve bunları tedarik edip okullara gönderiyor. Kitabı yazması benden, almayı sizlere, gelecek geliri doğru yerlere ulaştırmayı Nesrin'e bırakıyorum smile Bu benim hayalimdi, kitabımdaki bilgiyle insanlara faydalı olabilmek, geliriyle de çocuklara...

    Şimdiden destek olan herkese kucaklar dolusu gönülden kocaman bir teşekkür ediyorum.  

    www.dr.com.tr/Kitap/Yarin-Diyete-Basliyorum/Didem-Kanca-Ustay/Egitim-Basvuru/Saglik/Beslenme-Diyet/urunno=0000000693769

     Kitap arkası yorumlar

    "Hem gülüp hem ağlayacaksınız... En önemlisi kendinizle ve insan iradesiyle ilgili bir gerçeği keşfedeceksiniz. Bu kesinlikle bir diyet kitabı değil. Artık asla siyah giymeyeceğim."
    Uzman Diyetisyen ve Sağlıklı Yemekler Şefi Adele Yedid MS, RD - Amerika Birleşik Devletleri

    "Okurken hem ağladım, hem güldüm. O kadar dürüstçe yazılmış ki, ne bir şey ispat etmeye çalışıyor ne de gösteriş yapmaya... Kızımı yemek yemeye zorlamanın ne kadar yanlış olduğunu ve beslenmeyle ilgili birçok detayı bu kitabı okurken fark ettim."
    Dr. Gerta Sazani, Kimyager - Kanada

    "Didem'in fazla kilolarıyla olan savaşını ve zaferini, yemekle olan saplantılı ilişkisini içtenlikle yazdığı bu kitap, eminim kilosuyla ve görüntüsüyle savaşan birçok insana ilham kaynağı olacaktır."
    Yard. Doç. Lisa Sasson MS, RD/New York Üniversitesi - Amerika Birleşik Devletleri

    "Didem'in içtenlikle paylaştığı kişisel yolculuğunda satır satır ilerlerken, kendi içimde de yolculuğa çıktım. Yemekle olan ilişkimde ve vücudumun mesajlarını keşfetmemde anahtar olan bu kitapla yemeyi yeniden öğreniyorum. Sadece kilosuyla sorun yaşayanların değil, herkesin mutlaka okuması gerekiyor."
    Serra Turan, Çevirmen - Türkiye

    "Bayıldım, bayıldım, bayıldım! Günümüzde yaşanan obezite sorunu ve kilolarımızla olan savaşımıza farklı yaklaşımı açısından alanında yazılmış tek kitap olduğunu düşünüyorum. Tanıdığım ve sevdiğim herkese tavsiye edeceğim."
    Lisa Frank, Dil Bilimci - Amerika Birleşik Devletleri

    "Kitabı okuduğumda diyetisyen olmak Didem'in kaderiymiş diye düşündüm. Kitap, kilolu insanların ve kadınların dünyasını daha iyi anlayabilmemiz için birçok ipucu sunuyor. Çocuk yetiştiren ebeveynlere, beslenmeyle ilgili önemli bakış açıları veriyor. Merakla okuduğum ve birçok şey öğrendiğim bir kitap oldu."
    Hakan Arabacıoğlu, Profesyonel Yaşam Koçu - Türkiye