diyet psikolojisi

  • Okulumu bitirip Türkiye’ye temelli döndükten sonra da, annem ve arkadaşının kilo sorunları devam ediyordu. Merkeze gidip döndükten 6 ay sonra annem ve arkadaşı tekrar yavaş yavaş kilo almaya başlıyordu. Benim de hep “Versem iyi olacak” dediğim 5 kilom vardı. Yine kilo versek iyi olur dediğimiz dönemlerden birinde ben uzun araştırmalarımdan sonra Marbella’da Incosol’u buldum. Annemin “kilo dostu,” annem ve ben İspanya yollarına düştük. Bu sefer şükürler olsun fazla kilo sorunum olmadığından kendim için sadece bir haftalık, annemler için ise bir aylık rezervasyon yaptırdım. Sonra altı haftaya uzattık. Gerçi dönüşte de onları almak için yine bir haftalığına gittim.

    Incosol’a vardığınızın ertesi sabahı aç karnına kan tahlili yaptılar. Ardından bir doktor ve beslenme uzmanı ile görüşmeye gittik. Bayağı detaylı görüşmelerden sonra doktor ve beslenme uzmanı eşliğinde kaç kalorilik nasıl bir diyet takip etmemiz gerektiği söylendi. Doktor ayriyeten spa’da yer alan terapilerden hangilerinin bizim için uygun olduğunu söyledi. Terapilerin çoğu vücudu inceltmeye ve toparlamaya yönelikti.

    Kahvaltı ve öğlen yemeği açık büfeydi, fakat büfenin orada hep birkaç kişi oluyordu ve servisi onlar bize yapıyordu. Biz istediklerimizi söylüyorduk, onlar da porsiyonları ayarlıyordu. Herkesin kalori ihtiyacına göre aldığı porsiyon miktarı farklı oluyordu. Bir de muhakkak akşamüstü çayımız oluyordu. En çok bu kısmı seviyorduk. Burada hakikaten Amerika değil de Avrupa’da olduğunuzu hissediyordunuz. Güzel fincanlarda sunulan çay veya kahvenin yanında muhakkak bir de tatlımız oluyordu. Akşam yemekleri saat 20:00-23:00 arası oluyordu. Çok realisttik düşünülmüş bir program çünkü özellikle İspanya’da kim akşam yemeğini erken yiyor ki!!! Akşam yemeklerini önümüze gelen menüden seçiyorduk: Başlangıç, ana yemek ve tatlı. Tabaklar hep süslenmiş çok şık önümüze konuluyordu. Yemekte muhakkak canlı müzik te oluyordu. Buradaki en güzel şey insan kendini hiçbir zaman diyetteymiş gibi hissetmemesiydi.

    Incosol aynı zamanda 5 yıldızlı otel olduğundan kilo vermenin yanı sıra sadece otelde kalmaya gelip spasını kullanmak isteyenler de oluyordu. Ama yemekler öyle güzel bir arada servis yapılıyordu ki kimin kilo vermek için gelmiş olduğunu anlayamıyordunuz.

    Her sabah kahvaltıdan önce sahilde yürüyüşe gidiyorduk. Başımızda bir eğitmen oluyordu. Hepimiz kendi tempomuza göre yürüyüp belli bir saatte otele geri dönecek otobüsün önünde buluşuyorduk. Bazı günler değişiklik olsun diye sabah yürüyüşü yerine akşamüstü farklı yerlere götürüyorlardı. Öğlen yemeğinden önce havuzda bir saatlik su egzersizi oluyordu. Bu derse katılımı bayağı yüksekti.

    Haftada iki kere tartılıyorduk ve iki kere de doktor görüşmemiz vardı. Birde vücut ölçülerimiz alınıyordu, verdiğimiz kilonun yanı sıra ne kadar inceldiğimizi de görmek için… Burası daha çok batı tarzı diyet uyguluyor. Yani alternatif merkezlerdeki gibi gelir gelmez ilaçlarınızı bıraktırıp genellikle vejetaryen ağırlıklı beslenmeye yönlendirmiyorlar.

    Sonuçlar gayet başarılıydı. Ben bir haftada 4 kilo verdim, ama ikisini hemen ertesi hafta geri aldım. Annemler bir buçuk ayda 10 kilo verdiler ve uzun bir süre kilolarını korudular.

  • KADIN ve ŞİDDET denilince akıllara genelde hemen fiziksel şiddet gelir. fakat çoğu zaman insanlar söz ile yapılan şiddetleri şiddet olarak algılamazlar, algılayamazlar ya da algılamakta zorluk çekerler.

    Ben sizlere bu yazımda beslenme ile ilgili kadınlara, erkekler ve kendileri tarafından uygulanan şiddetten bahsetmek istiyorum. Evlenirken çok sevdiği karısı kilo almaya başladıkça kimi erkek bu durumdan aşırı rahatsız olur. Bu sefer sürekli karısına 'hadi kilo ver, ne zaman kilo vereceksin, şu haline bak, evlendiğimizde ben seni alırken böyle miydin? Böyle olacağını bilseydim almazdım!...' Sanki manavdan iki kilo domates almıştı. Karşında duran bir insan var, senin de bundan haberin var mı peki? Ya da başka bir konuyla ilgili karısına çok kızmıştır, ve onun canını nasıl acıtacağını o kadar iyi bilir ki, hemen şöyle der: 'Sen ne kadar spor yaparsan yap, bacakların kalın ve hiçbir zaman Ayşe'nin bacakları gibi ince ve düzgün olmayacaktır.' İşte o an kadının bittiği andır!

    Biz kadınlar ise bu konuda o kadar hassas ve kırılganızdır ki, karşımızdaki böyle davranınca hemen suçlanarak: 'Evet biliyorum, bir an önce vermeye çalışacağım, elimden geleni yapacağım' deriz. Ya da içten içe kızar, her ne kadar kilo vermeyi kendimiz de istesek tepkisel olarak daha fazla yer, kilo almaya devam ederiz. Hatta şöyle erkekler bilirim, tanırım ki karısına sözleşme imzalatır: 'Eğer altı ay içinde karım Necmiye 10 kilo verirse ona istediği arabayı alacağım.' Karısı kilo vermediği sürece de araba alınmaz. Kilo verememiş olmanın cezasını kadın çekmelidir. Her an karısını ufacık birşey yerken görürse de hemen hatırlatır: 'Arabayı unut, sen bu gidişle duba gibi olacaksın şu haline bak, bırak araba almayı yakında kendine elbise almakta zorlanacaksın.'

    Eğer bu yazıyı yazarken abarttığımı düşünenler varsa yanılıyorlar, bilakis burada birçok başkalarından tecrübe etmiş olduğum ağır sözler de yer almamaktadır. Bir de kilolu eşlerini aldatan erkekler vardır. Bunlar esasında bitmiş bir ilişkinin ardından eşlerini aldattıklarını kabullenmek yerine sürekli eşlerine son senelerde ne kadar kilo aldıklarından, bakımsız ve sıkıcı olduklarından ve daha birçok başka konulardan şikayette bulunurlar. Amaç eşlerine kendilerini iyice kötü hissettirmektir. Esasında ha dayak atmışsın ha da bu sözlerinle kadınları dövmüşsün ne fark eder? hatta kimi zaman bir kadın için söylenen bir sözün yarası öyle ağırdır ki tokat atarak yapmış olduğunuz kızarıklık, morluk geçse bile kalpte açılan bir yara hiç kapanmamak üzere oracıkta kalıverir. Erkekler kendilerini suçlu hissetmek yerine karısını suçlu hissettirmeyi tercih eder. Bunu da sözsel tacizlerle çok güzel yerine getirirler.

    Bir de kadınlar vardır ki kendi kendilerine tacizde bulunurlar. Başkalarının bu işi görev edinmesine gerek yoktur. Kilolarından ve görüntülerinden o kadar muzdariplerdir ki, her an beyinlerinde bir ses: 'Bak, iğrenç oldun, şu haline bak, her tarafından yağlar fışkırıyor, kilo verene kadar hiç elbise almayacağım, haa tabii sen öyle deli gibi yemekler ye, ondan sonra da üzül, yok almayacağım hiçbir şey ve hiçbir yere de gitmeyeceğim, gör bakalım...! 'Daha geçen sene ne iyi duruyordum, offf selülitlerim felaket oldu, bu halde tabii kimse seni beğenmez, bu yaz kilo vermeden sana tatil filan yok, al bakalım cezanı.' Bu insanın kendine uyguladığı taciz değildir de nedir? Aynı zamanda sürekli hayatı ertelemekten başka birşey değildir. Biz kendimizi o kadar beğenmeyip sevmeyiz ki sonra da başkaları bizi beğenmeyip sevmedi mi üzülür söyleniriz. Kendimize o kadar ağır konuşuruz ki ruhumuzu en derinlerinden incitiriz. Sonra bekleriz ki başkaları bize iyi davransın. Tüm bunların üzerine en büyük cezayı da daha fazla yiyerek veririz.

    Artık bence uyanış zamanı geldi. Erkekler, kadınlara yapacağınız en acıtıcı tacizlerden birisi onun görüntüsüyle ilgili ağır konuşmanızdır. Kadınlar, kendinize yapacağınız en büyük taciz, ruhunuza ilettiğiniz negatif mesajlar ve duyarsızca yediğiniz bir ton yemektir. Artık kendinize ve etrafınıza daha iyi olmanın zamanı geldi de geçiyor bile... Şiddetli kadınlar en büyük şiddeti kendilerine uygularlar. UYANIN!!!

    Sevgililer Gününde, kendinize vereceğiniz en büyük hediye lütfen kendinizi SEVMEKolsun.

    (Her erkek veya her kadın yazdığım gibi değildir, çok anlayışlı olanları da vardır tabii ama ben sadece burada öyle olmayanlara değindim)

  • Geçenlerde Divan için özel bir menü hazırlayan usta şef Mark Decker ile birlikte öğlen yemeği için buluştum. Kendisi aynı zamanda Ali Koç'a da sağlıklı yemek konusunda özel danışmanlık yapıyormuş. Türkiye'ye yerleşmeden önce Almanya'daki meşhur Buchinger adlı klinikte çalışan Mark burada karşılaştığı bazı zorluklardan bahsetti.

    Bu zorluklardan bahsetmeden önce öğlen yemiş olduğum inanılmaz lezzetli RAVİOLİ'den bahsetmek istiyorum. Kepekli undan hazırlanmış raviolinin içinde bulunan zeytinyağından peynirine kadar hepsi organik ve doğaldı. Tabii içinde hiç katkı maddesi bulunmayan bu yemeği yedikten sonra insan kendisini inanılmaz tok hissediyor. Ben her ne kadar ravioli'den sonra tatlıların tadına bakmak istediysem de raviolinin ağzımda ve midemde bırakmış olduğu güzel hissi bozmak istemedim çünkü aynı zamanda gayet güzel doymuştum da...

    İşte burada değinmek istediğim nokta şu: yediğim ravioli hiçbir şekilde düşük kalorili değildi ama içerdiği yoğun besin değerinden dolayı tüm hücrelerim doymuştu. Öğlen yediğim bu yemekten sonra tüm gün bir daha hiçbirşey yemek istemedim. Burada şunu görüyoruz: İnsanlar düşük kalorili yiyecekler tüketirlerse daha iyi olacağını düşünüyorlar ama çoğu zaman düşük kalorili gıdalarda adam gibi besin değeri olmuyor. Bu sefer de vücut sürekli sizlerde yeme isteği uyandırıyor. Ya da yüksek kalorili ama yine besin değeri düşük gıdalar tüketiyor olabilirsiniz. Örnek: patates kızartması, beyaz undan yapılmış makarna vs yediniz.. Tamam o an için doydunuz ama 2 saat sonra tekrar hemen acıkıyorsunuz sanki hiçbirşey yememiş gibi. İşte bunun da nedeni hücreleriniz hiçbir zaman doymamıştı ve doymak için ihtiyacı olduğu vitamin ve mineralleri aramaya devam ediyor. Gün içinde diyelim bir dilim pasta 1500 kalorilik pasta yediniz. Muhakkak acıkırsınız ve gün içinde başka şeyler yersiniz. Ama bunun yerine 600 kalorilik taze sıkılmış sebze suyu içtiniz. Sizi ertesi güne kadar rahat rahat götürür ve hiç acıkmama şansınız yediğiniz pastaya oranla inanılmaz yüksektir... Hücrelerinizi doyurdunuz, onlar artık rahata erdiler ve bundan dolayı sizi rahatsız etmeyeceklerdir. Organik ve doğal gıdalarda katkı maddeleri olmadığından dolayı hücreleriniz daha rahat doyacaktır. Oysa yediğiniz bir hamburgerde et sizin önünüze gelene ne gibi değişimler yaşıyor biliyor musunuz? İneklere büyüme hormonu ve başka hormonlar veriliyor ki hayvanlar bir an önce büyüsünler ve etleri gelişsin. Hareket alanlarını kısıtlıyorlar ki çok hareket edip yediklerini yakmasınlar. Siz kendinizi düşünün, hiç kıpırdamadan, kaslarınızı çalıştırmadan, oturduğunuz yerde durmadan yemek yiyorsunuz ve hormon alıyorsunuz. Sizce ne kadar sağlıklı olabilirsiniz?

    Mark'ın yapmış olduğu yemekler düşük kalorili olmayabilirler, tabii aralarında düşük kalorili olanlar da vardır. Ama önemli olan sağlıklı yemenizdir. Sağlıklı yediğiniz zaman otomatikman az yersiniz. Bundan dolayı sağlıklı yemek eşittir diyet yemek kesinlikle değildir. Ben sizin diyet yemenizden ziyade her zaman sağlıklı yemenizden yanayım. Geçen öğlen ravioli yediğimde hem RUHUM doydu, hem de vücudum.

    Mark ile 1.5 saate sıkıştırmaya çalıştığımız hem yemek hem sohbet esnasında bana şunu söyledi: 'Didem, Türkler yemek konusunda daha tutucular ve değişik lezzetleri tatmakta zorlanıyorlar.' İnanılmaz güzel hazırlamış olduğu menü yakında Divan menüsünden kalkacakmış çünkü çok talep yokmuş. Tabii bizim insanımız alışmış olduğu schnitzel, hamburger, pide ve lahmacununun dışında başka lezzetleri denemeye korktuğundan bu güzelim özenle hazırlanılmış sağlıklı menü raflara kaldırılmak üzere. Sizden ricam, lütfen yeniliklere, yeni lezzetlere açık olun, çocuklarınızı da bu yeniliklere alıştırın. Bugün cafelere gittiğimizde hep fiks menüler görüyoruz: pizza, makarna, hamburger, dürüm ve salatalar.... Bunların çoğu bizi doyurmuyor, hepsi boş kaloriler ve biz hızla kilo almaya devam ediyoruz.