emzirmek

  • Emziren ya da emzirmek isteyen annelerin hep en büyük streslerinden birisi “Ya sütüm yetmezse, ya emziremezsem...” düşüncesidir. Emziren annelerin beslenme önerilerine geçmeden önce ilk olarak şunu belirtmek isterim. 
    Eğer emziremiyorsanız lütfen kendinizi kötü hissetmeyin.  Mutlu Anne = Mutlu Bebek.

    Anneler doğumdan sonra içlerinden bebek çıkınca sanıyorlar ki hemencecik eski hallerine dönecekler. Ama işin gerçek boyutu biraz daha farklı olabiliyor çoğu zaman. O magazinde gördüğümüz 3-5 manken gibi kimse incecik olmuyor. Ama bir an önce hem iyi bir şekilde emzirmek hem de hemen kilolarından kurtulmak istiyorlar. Esasında emzirme dönemi kilo vermek açıcısında çok olumlu bir zaman. Vücut ekstradan ortalama 500 kalori yakıyor. Fakat çoğu annenin emzirirken canı inanılmaz tatlı çekiyor. Hal böyle olunca da bazı anneler bırakın kilo vermeyi kilo bile alabiliyorlar bu dönemde. Eğer emzirirken beslenmenize dikkat etmek ve de kilo vermek isterseniz muhakkak uzman bir diyetisyene danışmanızı tavsiye ederiz çünkü bu kadar hassas bir dönemde vücudunuzun direnci düşebildiği gibi sütünüz de azalabilir.

     

     Emziren Anneler için Beslenme Önerileri:

    1 )Bol bol bol su için! Sütün yapımında en etkili yöntem bol su içmenizden kaynaklanır.

    2) Protein ağırlıklı beslenin – Süt ve süt ürünleri, et, tavuk, balık, baklagiller, çerezler gibi

    3) Alkolsüz Malt içeceklerinin de anne sütünü artırdığı gözlemlenmekte. Deneyebilirsiniz.

    4) Eskiden gaz yapan yiyecekleri annelerin tüketmemeleri söylenirdi. Şimdi ki çalışmalarda ise annenin tamamen bebeğini takip edip ona göre yemesini şekillendirmesi gerektiği belirtiliyor. Bir bebekte gaz yapan gıda diğer bebekte hiç etki göstermeyebiliyor. Burada iş annelere düşüyor.

    5) Tabii ki sıfır alkol!

    6) Çok çeşitli beslenme olursa bebekler ek gıdaya geçmeden anne sütünden bu tatlara alışmaya başlayabilirler. O yüzden sebze ve meyveler de muhakkak beslenmede düzenli olarak yer almalıdır.

    7) Kafein tüketimine dikkat etmek gerekir. Ama bunu da yine annenin kendisinin takip etmesi gerekir. Son çalışmalarda herkeste farklı kafein geni olduğu ve tolere sınırlarının değiştiği gözlemlenmiştir.

    8) Muhakkak kan tahlilleri yaptırıp tüm değerlerinize baktırın. Özellikle demir, kalsiyum ve B12 seviyeleri düşük çıkabilir. Doktorunuza tahlil sonuçları sonrasında danışmayı ihmal etmeyin. Gerekirse takviye kullanın.

    9) Balık tüketiminde ağır metalleri yüksek olan balıklardan ve özellikle çiftlik balıklarından uzak durun. Son zamanlarda sürekli Norveç somonunun reklamı yapılıyor. Somon balığı bu balıklar arasında en yüksek ağır metalleri içerenlerdendir. Norveç somonu dahi olsa kesinlikle çiftlik somonudur. Türkiye’de çiftlik somonu olmayan somon satılmamaktadır. Sürekli bizlere “Ama biz şu markanın alıyoruz, o da mı öyledir,” diye soranlar oluyor. Evet öyle!!! Emzirme ve hamilelik döneminde somon balığından uzak durmakta fayda var. Sardalya omega 3 açısından zengin bir balığımızdır. Hamsi sezonunda faydalıdır ve ufak balık olmasından dolayı ağır metaller açısından biraz daha düşüktür.

    10) Canınız tatlı çekebileceğinden evde muhakkak doğal kuru meyvelerden bulundurun ve yanında 3-5 adet badem, ceviz veya fındık tüketin. Kendinize günde 1 tane istediğiniz tatlıdan yeme hakkı verin. Bu çikolata olabilir ya da baklava veya sütlaç. Sakın tatlı isteğinizi sürekli bastırmaya çalışmayın çünkü bir yerden patlak verir ve sonra oturur bir kutu baklava yersiniz.

     

    http://www.cocukmarket.com/blog/emziren-anne-nasil-beslenmelidir-89

     

  •  

    9 aylık hamileliğim boyunca tüp bebek yapmama rağmen hep normal doğum yapacağımı kendime telkin ettim. Genelde tüp bebekleri “kıymetli” bebekler diyip sezaryenle doğurtmalarına rağmen benim süper dokturum en başından beri normal doğumu beklemeyi tercih etti; 42. haftaya girmeme rağmen bebeği artık alalım diye bir telaşeye ya da strese beni kesinlikle sokmadı. 42. haftaya girdiğimde normal doğumla birlikte bebeğimi kucağıma aldım.

    Doğum sonrası nadir görülen atoni yani atar damarların patlaması yaşandı ve aşırı kanamam oldu. Aşırı kanamadan dolayı doğumdan sonra bitik düştüm. Bir de üstüne inanılmaz zor geçen 9 aylık bir hamilelik sürecini katarsak takatım hiç kalmamıştı. Odaya geçirdikten hemen sonra bebeğimizi, Kemal Ata’mızı getirip kucağıma verdiler. İlk gelen süt “kolostrum” çok önemli olduğundan hemen vermek istedim. Şükürler olsun ki geldi. Sonra bebek ağladıkça emzirin diyip odada bebeği bıraktılar. Sadece arada bakım için götürüp geri getiriyorlardı. Ama bizim bebek sürekli ağlıyordu ve ben sürekli göğsüme koyup doyurmaya çalışıyordum. Hemşirelere ve doktora bebeğimizin doymadığını söylediğimde daha çok emzirin diyorlardı. O da ne demekse? Zaten çocuk 24 saat emmeye çalışıyordu. Son gün çıkmadan hemşire odaya gelip: “Bebeğiniz yüzde 10’dan fazla kilo kaybettiği için biraz mama verdik” dediler. Ehh zaten ben de sürekli aynı şeyi söylüyordum. Bebeğimiz doymuyor diye ama dinleyen kimdi?!

    Sonra eve geldik. Zor bir hamilelik, ardından zor bir doğum derken hiç doymayan bir çocuk ve uykusuz geceler sonunda iyice yıpranmaya başladım. Hem çocuk hem de ben iyice tükenmiştik. Bu arada göğüslerim hep yara oldu. Bebeğe süt veremiyor olunca onun üstüne pompayla sütümü biriktirmeye çalıştım. Ama yaralardan dolayı kanadığından süt kanlı olunca Kemal Ata emmek istemedi. Tam bir kısır döngüye girmiştik. Nitekim mama verdiğimizde bebek çok rahatladı ve huzurla uykuya daldı. Tabii ki ben de…

    Ama her telefon açan, eve gelip giden herkes “Süt veriyorsun, emziriyorsun değil mi?” diye soruyordu. Ben de elimden geldiğince çalışıyorum dediğimde “Aman aman muhakkak vermelisin” diyip benim gibi 10 senesini bu dal üzerine okumuş ve en az bir o kadar da çalışmış olan bir diyetisyene anne sütünün önemini anlatıyorlardı. Eşim bile bana anne sütünde ne kadar vitamin olduğundan bahsediyordu.

    Kontrol için çocuk doktoruna gittiğimizde ben emziremediğimi belirtip açıklama yapmaya çalışırken buldum kendimi… “Benim göğüslerimde ufaltma ameliyatı var da, kanalların bazıları kesilmiş sanırım, yeterince süt gelmiyor. Ben de mama vermeye başladım” dediğimde doktor lafımı kesti ve eşime dönerek: Kimsenin anneye kendini kötü hissettirme hakkı yok. Zaten o yeterince kendini kötü hissediyordur. Bu konuyla ilgili kimse ona yorum yapmayacak. O nasıl rahat hissediyorsa öyle davransın”; Bana da dönerek: “Kimseye açıklama yapmana gerek yok. Sen o bebeğin annesisin ve sen nasıl istiyorsan, rahat ediyorsan öyle davran. Sakın kimseye de bir açıklama yapma” dedi.

    Fakat öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, geçenlerde randevu almak için bir merkezi aradığımda arkadan bebeğimin sesini duyan sekreter bile bana emzirip emzirmediğimi sordu. ‘Hayır’ yanıtı verdiğimde ‘Aaaa ama neden emzirmiyorsunuz? Olmaz ki!” diyince içimden “Sana ne!” demek geldi. Biliyor musun bu anne nelerden geçti, neler yaşadı, doğumda ölümden döndü? Ama sakinliğimi koruyup olmadı işte diyip konuyu kapadım soğuk bir ses tonuyla.

    Türkiye’de yaşayan bir Fransız arkadaşım daha bebeği doğmadan emzirmek istemediğini söylediğinde ona hiçbir yorumda bulunmadım çünkü kendisi zaten okumuş ve yeterince anne sütünün faydalarını bilen bir kişiydi. Fakat tercihi emzirmemekti ve kendine göre nedenleri vardı. Sonuçta bebeğinin annesi oydu ve çocuğuyla ilgili kararları o verebilirdi. Buna da saygı duymak gerekirdi. Zaten kararını vermişti. Bir gün bile ona bu konuyla ilgili yorumda bulunmadım ama o bana dert yandı: “Didem, burada herkes çok üstüme geliyor emzirme konusunda ve ben sinir oluyorum.”

    Bu yazıyla birçok kadına ve erkeğe seslenmek istiyorum:

    1. Erkekler kadınların neler yaşadıklarını, çektikleri acıları, hormonlarının etkilerini bilemezler, anlayamazlar. O yüzden kocalar! lütfen bilmiş bilmiş konuşmayın eşlerinize karşı. Dışarıdan gazel okumak kolaydır.
    2. Süt vermenin zorluklarını her anne olan kadın öyle ya da böyle yaşamıştır. Eğer karşınızdaki kadın veremiyorsa ona kendini kötü hissettirmeye hakkınız yoktur. Lütfen sakın “Ben bir sene emzirdim, şunu yaptım, şöyle yapsan olmaz mı” gibi akıllar vermeye kalkmayın çünkü inanın o anne zaten olası herşeyi denemiştir.
    3. Emzirmek ya da emzirmemek her annenin kendi seçim hakkıdır. Kimsenin bu konuyla ilgili karşısındakini yargılama hakkı yoktur.
    4. Emziremezseniz kendinizi kötü hissetmeyin çünkü mamayla beslenen çocuklar da gayet sağlıklı büyüyorlar. Tabii anne sütü verseniz çok daha iyi olurdu ama Şems ne demiş: “Olduğu kadar, olmadığı kader”
    5. Emziremeseniz bile yine de çok iyi bir annesiniz. Bunu her zaman hatırlayın.
    6. Toplumdaki her türlü baskı ve kalıpları kırmazsak bizlerin çocukları da aynı sıkıntıları yaşayacaklar. Her çocuk emecek diye bir şey yok. Kimisinde süt geliyor, çocuk istemiyor. Kimisinde çocuk istiyor, süt gelmiyor. Kimisinde de hem çocuk istiyor hem sütü geliyor, ne mutlu ona! Demek ki her çocuk emecek diye bir şey yok.
    7. Emen çocuk az hasta olur, bağışıklık sistemi kuvvetli olur tezine ise hiç katılmıyorum. Etrafım emziren ve çocuğu sürekli hasta olan annelerle dolu.
    8. En büyük ablam Hümeyra şöyle dedi bana hep: “Mutlu anne, mutlu bebek ve mutlu eş demektir” Nasıl mutlu olacaksanız öyle yapın. Bebeğinizin mutluluğu sizin mutluluğunuzdan geçer… Bencillik değil, önce anne mutlu ve huzurlu olmalı… Ve her kararını da özgürce alabilmeli, günahıyla sevabıyla ama asla ve asla baskıyla değil.
    9. Böyle olduğunda vicdanen kötü hissettirilmediğinde gerçekten alınan karar en doğru karardır, çünkü huzur vardır, keşkeler, şüpheler, kuruntular, korkular, eziklikler yoktur.
    10. Yaşasın kendini iyi hisseden, hala dişi ve çekici hissedebilen ve yalnızca “anne” olmak dışında da var olma nedenini keşfedebilen ANNEleeeeerrrrrr!!!

     http://blogcuanne.com/2015/05/19/emzirmek-ya-da-emzirmemek-her-annenin-kendi-secim-hakkidir/