glütensiz

  • Son yıllarda gıda intolerans testlerinin çoğalmasıyla etrafınızda birçok kişinin “Benim glütene alerjim varmış. Glüten bana kilo yapıyor”  gibi laflarını işitmiş olabilirsiniz. Peki hakikaten glütensiz beslenme zayıflatır mı? Ama ondan önce acaba bu glüten dedikleri nedir? Birçoğumuz glütensiz beslenirken daha glütenin ne olduğunu bile bilmiyoruz. Glüten; arpa, yulaf ve buğdayın içinde bulunan bir protein çeşitidir. 

     Glütensiz beslenme ile ilgili en güzel çalışmalar çölyak hastaları üzerinde yapılmıştır. Çölyak hastalığı; otoimmün bir rahatsızlık olup glütenin ince bağırsaklara zarar vermesidir. Tüm dünyada ortalama 100 kişiden birinde görülmektedir.  Çölyak hastaları glüten tükettikleri zaman ince bağırsaklar zarara uğrar ve ince bağırsak duvarlarında besinlerin emilimi azalır ya da hiç olmaz. Bu da kişilerin bağışıklık sisteminin zamanla çökmesine neden olur. 

     2013 yılında İngiltere’de yapılan bir çalışmada normal kilosunun ALTINDA olan çölyak hastalarından %69’unun “çölyak teşhisi” konulduktan sonra kilo aldıkları görülmüştür. Aynı zamanda %18 kilolu ve %42 obez olan çölyak hastalarının teşhisten sonra kilo verdikleri tespit edilmiştir.  Oysa 2006 yılında yine İngiltere’de yapılan bir çalışmada çölyak teşhisi konulanların %81’inin kilo aldığı görülmüştür. Bunun gibi daha birçok birbirini tutmayan çalışma vardır.  Bundan dolayı net bir şey söylemek çok yanlış olur. Fakat çalışmalar şunu gösteriyor diyebiliriz; Glütensiz diyet yüzde yüz kilo verdirir diye bir gerçek yoktur. Verdirebilir de, aynı da tutabilir, aldırabilir de... ☺ 

     Şunu kesinlikle belirtmem gerekir ki “Glütensiz diyet” demek düşük kalorili diyet demek değildir. O zaman tüm çölyak hastalarının incecik ve hiçbirinin kilo sorunu yaşamıyor olması gerekirdi. Sonuçta yediğiniz miktar da ne yediğiniz kadar çok önemlidir. Diyelim ki glüteni çıkardınız diyetinizden ve mısır ekmeği yemeye başladınız. Eğer her gün koca bir mısır ekmeği bitirirseniz, yine kilo veremezsiniz. 

    Gıda intolerans testleri ve glütensiz beslenme ile ilgili daha detaylı bilgileri ve görüşlerimi “Yarın Diyete Başlıyorum” adlı kitabımda okuyabilirsiniz. 

    Son söz olarak, eğer çölyak hastası değilseniz ve glüten hassasiyetiniz yoksa “kilo vermek” için sakın GLÜTENSİZ DİYET sevdasına kapılmayın derim ☺

  • Son moda diyetlerin hep çıkış noktaları “Kilo verdirir” oluyor çünkü en fazla buradan prim yapılıyor. Peki hepsi kilo verdirir mi? 

     

    GLÜTENSİZ DİYET KİLO VERDİRİR Mİ? GIDA INTOLERANS TESTLERİ

     

    Son yıllarda gıda intolerans testlerinin çoğalmasıyla etrafınızda birçok kişinin “Benim glutene alerjim varmış. Gluten bana kilo yapıyor”  gibi laflarını işitmiş olabilirsiniz. Peki hakikaten glutensiz beslenme zayıflatır mı? Ama ondan önce acaba bu gluten dedikleri nedir? Birçoğumuz glutensiz beslenirken daha glütenin ne olduğunu bile bilmiyoruz. Gluten; arpa, yulaf ve buğdayın içinde bulunan bir protein çeşitidir. 

    Glutensiz beslenme ile ilgili en güzel çalışmalar çölyak hastaları üzerinde yapılmıştır. Çölyak hastalığı; otoimmün bir rahatsızlık olup glütenin ince bağırsaklara zarar vermesidir. Tüm dünyada ortalama 100 kişiden birinde görülmektedir.  Çölyak hastaları gluten tükettikleri zaman ince bağırsaklar zarara uğrar ve ince bağırsak duvarlarında besinlerin emilimi azalır ya da hiç olmaz. Bu da kişilerin bağışıklık sisteminin zamanla çökmesine neden olur. 

    2013 yılında İngiltere’de yapılan bir çalışmada normal kilosunun ALTINDA olan çölyak hastalarından %69’unun “çölyak teşhisi” konulduktan sonra kilo aldıkları görülmüştür. Aynı zamanda %18 kilolu ve %42 obez olan çölyak hastalarının teşhisten sonra kilo verdikleri tespit edilmiştir.  Oysa 2006 yılında yine İngiltere’de yapılan bir çalışmada çölyak teşhisi konulanların %81’inin kilo aldığı görülmüştür. Bunun gibi daha birçok birbirini tutmayan çalışma vardır.  Bundan dolayı net bir şey söylemek çok yanlış olur. Fakat çalışmalar şunu gösteriyor diyebiliriz; Glutensiz diyet yüzde yüz kilo verdirir diye bir gerçek yoktur. Verdirebilir de, aynı da tutabilir, aldırabilir de... 

    Şunu kesinlikle belirtmem gerekir ki “Glutensiz diyet” demek düşük kalorili diyet demek değildir.
    O zaman tüm çölyak hastalarının incecik ve hiçbirinin kilo sorunu yaşamıyor olması gerekirdi. Sonuçta yediğiniz miktar da ne yediğiniz kadar çok önemlidir. Diyelim ki gluteni çıkardınız diyetinizden ve mısır ekmeği yemeye başladınız. Eğer her gün koca bir mısır ekmeği bitirirseniz, yine kilo veremezsiniz.  Bir de glutensiz adı altında satılan birçok üründe inanılmaz katkı maddesi yer alıyor. Kilo vereceğim diye sağlığınızdan olmayın lütfen. 

    Gluten hassasiyetini çalışmalarıyla ortaya çıkaran Peter Gibson şimdi de esas sorunun glutenden kaynaklanmadığını söylüyor. Peki sorun nedir? Buğday yetiştirilirken üzerine sıkılan kimyasal glifosat! Tabii ki çalışmalar devam ediyor. Bugünün doğrusu yarının yanlışı olabilir. En önemli konu kişinin kendi vücudunu dinlemesidir. Çünkü gluten hassasiyetiyle ilgili yapılan çalışmaların bazılarında bunun psikolojik olabileceği de gözlemlenmiştir. Glifosatın, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre olası kanserojen etkisi olmakla birlikte depresyon, diyabet, çölyak hastalığı ve gluten hassasiyetine de yol açabildiği çalışmalar arasında. 

     

    Gıda intolerans testleri ve glutensiz beslenme ile ilgili daha detaylı bilgileri ve görüşlerimi “Yarın Diyete Başlıyorum” adlı kitabımda okuyabilirsiniz. 

    Son söz olarak, eğer çölyak hastası değilseniz ve gluten hassasiyetiniz yoksa “kilo vermek” için sakın GLUTENSİZ DİYET  ya da “GIDA INTOLERANS TESTİ” sevdasına kapılmayın derim ☺ 

     

    ALKALİ DİYET

    Alkali diyetin savunduğu tez şudur. Kandaki pH yani asit seviyesini düşürmektir. Oysa ne yerseniz yiyin kandaki asit seviyesini etkilemeyecektir çünkü vücuttaki mekanizma kandaki asit seviyesini hep belli noktada tutmaya çalışır.Zaten öyle olmasaydı hepimiz ölürdük
    Bunun yanı sıra alkali diyet sırasında böbrek taşının oluşmayacağı, kasları ve kemikleri kuvvetli yapacağı, kalp sağlığını geliştireceği, Tip2 şeker hastalığı riskini azaltacağı da savunduğu tezler arasındadır. Fakat bunlarla ilgili net sonuçlanmış hiçbir bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Sonuçta dünyada birçok bilimsel çalışma Akdeniz diyetinin ne kadar sağlıklı olduğunu kanıtlamışken böyle bir diyet prim getirmeyeceğinden kimse dengeli bir şekilde her türlü gıdayı tüketin demiyor. Ayriyeten alkali diyet önerilirken yanında bir sürü de ek gıda ve takviye satılıyor. Mesela suyu alkali yapan makineler, tabletler vs gibi. Siz siz olun bu tarz oyunlara gelmeyin çünkü bunların sürekliliği de yoktur. Alkali diyet tüm hayvansal gıdaları diyetinizden çıkarmanızı istiyor. Vegan olmaya hazır mısınız? Kaldı ki bugün İsviçre hükümeti vegan ailelere çocuklarını vegan beslemelerini yasakladı. Neden mi? Çünkü çocuklarda ciddi şekilde zihinsel ve fiziksel sıkıntılar görüldü. Bir de bu tarz diyetlerin atladığı en önemli konulardan birisi de hareket etmenin önemi! Sanki sadece tek tip bir beslenme programı bütün hayatınızı değiştirecekmiş gibi lanse ediyorlar.
    Bugün dünyanın en sağlıklı insanlarının yaşadığı Japonya’da alkali diyet ya da glutensiz diyet gibi saçmalıklara yer yok. 

     

    KETOJENİK DİYET

    Çok düşük karbonhidratlı ve yüksek yağ ve protein tüketimi olan diyet türü. Esasında sanki son yıllarda ortaya çıkmış gibi gözükse de neredeyse 100 yıldan beri ilaçla tedavi edilemeyen epilepsi hastalarında özellikle çocuklarda kullanılan bir diyettir. Normalde enerji için vücut ilk şekeri kullanır ya da karbonhidrat da diyebiliriz. Fakat beslenmede karbonhidratı kesince bu sefer vücut protein ve yağ kullanmaya başlar. Bazı durumlarda epilepsi hastası olanlarda özellikle çocuklarda hastalığa çok iyi geldiği görülmüştür. Ve ketojenik diyet takip edenlerin de diğer diyet yapanlara göre daha hızlı verdiği de yapılan çalışmalarda ortaya çıkmıştır. Ama sorun şu ki: bu ne kadar kalıcıdır? Hayat boyu insanlar karbonhidratı hayatlarından çıkarabilecekler midir? Diyet zamanı bittikten sonra hızla kiloları geri almaya başlıyorlar çünkü hiçbir kalıcılığı yoktur.

    Yukarıdaki diyetler gibi birçok diyet sizlere sayabilirim. Her 3-5 senede bir yeni bir diyet moda oluyor ve zamanla bakıyorlar artık bu diyet ismi prim yapmıyor bu sefer isim değiştiriyorlar. Mesela Atkins diyeti sonra Dukan diyeti oldu, ardından ülkemizde Karatay diyeti diye geçti, en son ketojenik diyet dediler. Alkali diyet bir süre sonra çiğ beslenme  (raw food) diyetine kaydı, raw diyetin adı daha sonra detoksa dönüştü.... Gibi gibi gibi.......... Ama her ne kadar popüler diyetler de çıkarsalar sonuçta tüm bilimsel çalışmalar aralarında en sağlıklı ve kalıcı olarak yapabilecek beslenme tarzının Akdeniz diyeti olduğunu vurguluyor. Çok fazla dışarıda çözümü aramanın bir anlamı yok esasında. 

    Beslenme trendlerini genelde sanatçıları ya da ünlüleri kullanarak belirliyorlar. Mesela, Gywneth Paltrow çiğ beslenme üzerine sürekli yazdı, çizdi. Zaten böyle tanıdık kişiler bir tane tweet atsa dünyadaki beslenme trendi hemen belirlenmiş oluyor. PR şirketleri bu konuda çok akıllıca çalışıyorlar genelde. Kimi nasıl seçeceklerini gayet iyi biliyorlar.  Gywneth Paltrow zaten hayatı boyunca kilo sorunu olmamış bir kişidir. Aynı şekilde geçenlerde Gülse Birsel bir yazısından Karatay’ı öve öve bitirememiş. Ben çocukluğumdan beri protein ağırlıklı beslenirim ve hep de inceydim, demek ki Karatay haklı diye de sözünü bitirmiş. Düşünsenize, genler denen bir gerçek var, yaşam tarzı, maddi imkanlar vs vs vs. Yani bir insanın zayıflığını sadece beslenmeye dayamak ne kadar doğru olabilir? Kaldı ki zayıflık eşittir sağlıklı olmak demek değildir. Ama dediğim gibi PR firmaları çok güzel çalışıyorlar. 

    Doğru beslenmenin bu trendlerle hiçbir alakası yok. Zaten düşünürseniz bu tarz diyetler hep üst tabakaya hitap ediyor. Kaç kişi asgari ücretin 1600 lira olduğu bu ülkede protein ağırlıklı beslenebilir? Kaç kişi kilo kilo sebze alıp sularını sıkıp içebilir? Ne zaman bütüne hitap edebiliriz o zaman daha sağlıklı bir toplum elde edebiliriz. Bunları yapacak durumu olmayan kişiler de “Biz kilolu olmaya mahkumuz zaten” diyip hayatlarını sürdürüyorlar.