kilo vermek

  • 1. Herkes çok farklıdır, vücutlarımız, zihnimiz ve en önemlisi ruhlarımız. Sakın başkalarının yapabildiği diyetleri 'Ben neden yapamıyorum' diyerek kendinizi suçlamayın.

    2. Tamam anlıyorum, etrafta herkes vücudunuzla, görünüşünüzle ilgili pozitif olun diyor size ve siz de 'Bu o kadar kolay değil' diyorsunuz. Çok haklısınız. İnsan kendini aynanın karşısında iğrenç görürken nasıl 'Çok güzelim' diyebilir ki? Ben de sizlere diyorum ki: Kendinize yalan söylemeyin ama en azından negatif kelimler de kullanmayın. Şöyle düşünelim: Ben sizi yolda gördüm ve dedim ki 'Ayy ne kadar iğrenç gözüküyorsun, acayip kilo almışsın, her tarafından yağ fışkırıyor, halin felaket!' Ne yaparsınız? Hemen defansa geçersiniz, ya bana karşı negatif bir şeyler söylersiniz ya da benimle bir daha hiç konuşmazsınız. Ama aynısını siz kendinize yapıyorsunuz ve ruhunuzun size iyi davranmasını bekliyorsunuz. Hayır, mümkün değil. Kendinize yalan, güzel sözler söyleyin demiyorum ama negatif kelimeler de lütfen kullanmayın.

    3. Kendiniz dinlemeyi öğrenin. Acıktığınızda yiyin. Bırakın artık medyada sürekli söylenen 6 öğün, 8 öğün, 10 öğün tavsiyelerini. Siz ne zaman acıkıyorsunuz, ne kadarla doyuyorsunuz ona kulak verin. Japonlar günde üç öğün yiyorlar, üstelik en sağlıklı ve uzun yaşayan toplumlardan birisi onlar. Başkalarını dinlemek yerine artık kendinizi dinlemenin zamanı geldi.

    4. Kendinize yasaklar, kurallar koymayın çünkü kurallar çiğnenmek, yasaklar kırmak içindir. Yasak koyduğunuz her şey size çok daha cazip gelecektir. Şunu hep kendinize tekrarlayın: 'Eğer canım çok isterse tadına vararak istediğim şeyden yiyebilirim.'

    5. Eğer sürekli tatlı yemek istiyorsanız, hayatınızda ne gibi bir tat eksik, onu bulun ve hayatınızı tatlandırın.

    6. Basit karbonhidrat tüketiminde (meyve, kuru meyve, şeker ve türevi gıdalar) mutlaka yanında protein ağırlıklı bir gıda tüketin (badem, ceviz, yoğurt, süt vs). Kan şekeriniz daha stabil olacaktır ve hemen acıkmayacaksınızdır. Tek başına elma yiyin, yarım saat sonra karnınız guruldamaya başlar. Ama yine kendinizi dinleyin. Bana gelip 'Bir elma yiyorum, sonra çok tıkanıyorum ve saatlerce acıkmıyorum' diyen danışanlarım da oldu Smile

    7. Delicesine aç bir halde ne süpermarkete gidin, ne de dışarıda yemeğe. İster istemez çok yiyeceksiniz, çünkü gözünüz dönmüştür.

    8. Ruhunuzu doyurursanız daha az açlık çekersiniz. Eğer sürekli acıkıyorsanız ve fiziksel olara yeterli gıda alıyorsanız o zaman ruhunuzu bir yerlerde aç bıraktınız demektir. Ruhunuza ne iyi geliyorsa onu yapın. Ben müzik dinleyip dans etmeye bayılıyorum. Haaa, bir de ablamlardan birisiyle konuşmaya. Ehh, insanın üç ablası olunca birinden birini muhakkak telefonda yakalıyor.

    9. Spor yapın. Ama sporu kilo vermek için değil, hakikaten ruhunuza ve bedeninize iyi geleceği için yapın. Ve her spordan sonra spor yapabildiğiniz için şükredin. Ne büyük bir hikmettir ki spor yapacak enerjiye sahipsiniz.

    10. Zamanla kendinizi daha çok sevin ve kendinize değer verin. Kendinize verdiğiniz değer kadar değerlisiniz bu hayatta...

    11. Benim ne dediğimin çok bir önemi yok. Size hayatta ne iyi hissettiyorsa onu yapın ve mutlu olun. Kimse siz değil ve siz olamaz. Mevlana'ya sormuşlar: 'Aşk nedir?' diye. 'Ben ol ki bilesin' demiş. Artık kendinizi dinlemenin vakti geldi de geçiyor bile...

  • Bu yazımda sizlerle Nisan 2008-Kasım 2008 arası 87.6 kilodan 63 kiloya düşmüş olan 32 yaşında bir bayanla yapmış olduğum röportajı paylaşmak istiyorum. Kilolarınızdan şikayetçi olduğunuz halde umutsuzluğa kapılıp “artık nasıl olsa veremem” diyenlerdenseniz umarım bu yazı size bir ışık tutar ve yeni bir başlangıç için ilk adımı atarsınız.

    D.K.Ü- Çocukken kilolu muydunuz?

    A.E- 4.5 kilo doğmuşum. Hatta annem övünerek anlatır, der ki “Doğduğunda kızım çok tatlıydın. Her yerin boğum boğum boğum boğumdu….” Ama boğum boğumdu demez belki en az 5-6 kere boğum boğum lafını tekrar ederdi.

    D.K.Ü- Peki bebeklik devresinden sonra fazla kilolarınız üzerinizde kalmış mı?

    A.E- Hayır, çocuklukta hiçbir kilo sıkıntım olmadı. Bilakis zayıf bir çocuktum. İlkokul 5. sınıfa kadar yüzmeye gittim. 5. sınıfta ortaokul giriş sınavlarına hazırlanmak için sporu bıraktım. Bırakmayla birlikte o sene çok kilo aldım. Ama ortaokula başladıktan sonra boyum uzayınca aldığım kilolar da boya gitti ve liseyi bitirene kadar hep 55-57 kilo arasındaydım.

    D.K.Ü- Peki yetişkin olarak kilo sorununuz ne zaman başladı?

    A.E-  Üniversiteye başladıktan sonra. Mimarlık bölümünü kazanınca okul için hazırlamam gereken projeler üzerinde geceler boyunca sabahladığm olurdu. Bu esnada elime ne geçerse ya da önüme ne konulursa yemeye başladım. Ama kendimle barışık olduğumdan yavaş yavaş almaya başladığım kilolar beni hiç rahatsız etmiyordu.

    D.K.Ü- Üniversite bittiğinde kaç kiloydunuz?

    A.E- 65 kiloyla bitirdim. 65 kiloda da aşırı kilolu durmadığımdan herhangi bir rahatsızlık duymuyordum. Fakat okul bitip çalışma hayatına girince daha çok masa hayatım olmaya başladı. Okulda sadece geceleri projeler üzerinde çalışırken bu sefer hem gece hem de gündüzleri yoğun bir şekilde çalışmaya başladım. İş hayatındaki tempo okul hayatına göre çok daha yoğundu.

    D.K.Ü- Peki eşinizle tanıştığınızda kaç kiloydunuz?

    A.E- 70 kiloydum.

    D.KÜ- Eşiniz hiç kilonuzdan rahatsızlık duydu mu?

    A.E- Hiçbir zaman kilomla ilgili en ufak bir yorumda bulunmadı. 80’li kilolara çıktığımda dahi hiçbirşey söylemedi. Bizim hakikaten ruhlarımız uyuştuğu için kilo aramızda bir engel teşkil etmedi. Hatta şimdi bile 25 kilo verdiğim halde hiçbir zaman “ne iyi oldu, iyi ki verdin” gibi yorumlarda bulunmuyor. Sadece beni daha mutlu gördüğü için benim adıma seviniyor.

    D.K.Ü- Evlenirken kilo vermek istediniz mi? Yani gelinlik giyeceğim daha zayıf olayım gibi bir his oldu mu?

    A.E- Hayır, daha önceden de söylediğim üzere ben kendimle barışık bir insanım. Eşimin de böyle bir takıntısı olmadığından hiç sıkıntı olmadı. Hatta bazen düşünürüm belki arada birkaç rahatsızlık ima eden lafları ya da hareketleri olsaydı acaba daha mı az kilo alırdım diye.

    D.K.Ü- Kendinizle barışık olduğunuzu söylüyorsunuz. O zaman sizi kilo vermeye ne motive etti acaba? Neden bir beslenme uzmanı eşliğinde kilo vermeye başlamak istediniz?

    A.E.- Beden ölçüm büyüdükçe, bir baktım giyim zevkim de otomatikman değişmek zorunda kalmış. Beğendiğim kıyafetler benim ölçülerimde yoktu. Olanlar da durması gerektiği gibi durmuyorlardı. Genelde büyük beden kıyafetler daha yaşlı kimseler için oluyordu, ben de mecburen onlardan alıyordum. Bu da zamanla mutsuzluk yaratmaya başladı. Bu durumu, en çok kilo vermeye başlayıp istediğim şeyleri giydiğimde farkettim. Yani kiloluyken bunun ben de ne kadar mutsuzluk yarattığını ancak kilo verdikten sonra anladım.

    D.K.Ü- Başka ne motive etti?

    A.E.- Bugüne kadar yaptığım her işi en iyi şekilde büyük başarıyla ve disiplinle yaptım ve yapıyorum. Kendime bir gün şöyle dönüp bir baktım ve dedim ki: “Herşeyi mükemmel bir şekilde götürüyorsun ama kendini ne kadar ihmal ediyorsun, aynı özeni niye kendine göstermiyorsun?”

    D.K.Ü- Tipik bir koç burcu hareketleri ve düşüncesi, doğru mudur?

    A.E- Evet tipik bir koç burcuyum.

    D.K.Ü- Hedef olarak kendinize kaç kiloyu belirlediniz?

    A.E- 55 kiloya kadar düşmek istiyorum.

    D.K.Ü- 25 kilo verdikten sonra hayatınızda hiç belirgin değişiklikler oldu mu?

    A.E- Olmaz olur mu? En güzeli çok daha enerjik bir insan oldum. Eskiden ne kadar çok yersem o kadar daha çok enerjim olacağını düşünürdüm. Fakat doğru beslenmeye başladıktan sonra gördüm kü az ama doğru gıdaları tükettiğim zaman enerjim çok daha fazla oluyor. Geçen sabah arabama gitmek için çitin üzerinden atladım. Eskiden hep arka taraftan yolu dolanıp öyle arabama giderdim. Fakat hafiflemiş olmanın verdiği rahatlıkla çok kolay hemen atlayıverdim. Pencereden beni izleyen kocamla göz göze geldik. İkimizde gülümsedik, çünkü benim ne hissettiğimi o da ben de çok iyi biliyorduk. Kiloluyken hayatta o çitten atlamak için en ufak bir girişimde bile bulunmazdım.

    D.K.Ü- Kıyafetler?

    A.E- İşin en güzel kısmı sabahları uyandığımda ne giyeceğimi düşünmemem, çünkü artık kilomu kapatmamı gerektiren bir durum söz konusu değil ve dolabımdaki herşey üzerime rahat rahat oluyor. Büyük gelen kıyafetlerimin çoğunu da keyifle başkalarına verdim.

    D.K.Ü- İnsanların tepkileri nasıl oluyor?

    A.E- İnanılmaz!!! Her gören çok şaşırıyor ve bu tamamen bir başarı hikayesine dönüştü. Herkes nasıl verdiğimi merak ediyor. Bense hep şunu söylüyorum: Bu tamamen insanın kendisinde bitiyor. Eğer hakikaten kafanıza koymuşsanız bu iş oluyor. Yoksa benim geçmişte başka bir diyetisyen tecrübem de olmuştu ama verememiştim, çünkü şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum ki kafamda bu olayı bitirememişim o zamanlar. Benden dolayı birçok insan motive oldu ve onlarda kendi beslenmelerinde değişimler yapmak için harekete geçtiler. Birçok insan için motive kaynağı olmak ta beni çok mutlu ediyor. Dolaylı olarak başkalarına yardımcı olduğumu düşünüyorum.

  • Açık büfelerde neyi, nasıl ve ne kadar yiyeceğimize karar vermek birçoğumuzun korkulu rüyasıdır. Çok seçenek çok yiyeceğimiz anlamına gelmemelidir. Akıllı seçimleri gelin birlikte öğrenelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=XJzglIpaQDU

  • Didem ablayla ilk tanıştığımda, beni elimde bir kaşık nutellayla karanlık bir odada bırakmıştı, öncelikle anlam veremesem de, o kaşığın üstündekinin tadını çıkartarak keyifle yememi istedi ve odadan çıktı. Bir bakmışım, normalde düşünmeden mideme indirdiğim 1 kavanoz nutellanın, 1 kaşığı bile fazla tatlı gelmiş, elimde yarısıyla kala kalmıştım, ama bu nasıl olmuştu? Ben Didem ablayla sadece kilo vermedim, onunla harika, pozitif ve öğretici bir yolcukuğa çıktım. Bana bütün hayatım boyunca kullanabileceğim beslenme bilgilerinin dışında, gerçekten yemek yemenin bilinçle yapılması gerektiğini ee sağlıklı bir vücudun ne kadar önemli olduğunu öğretti.

    Herşeyden önce Tiroid hastası olduğumu Didem ablayla öğrendim. Şikayetlerimi onunla paylaştığımda öncelikle bir endokrinoloğa gitmemi daha sonra sonuçlarıma göre bir beslenme düzeni üstünde gideceğimizi söylediğinde şaşırmış olsam da, dediğini yaptım ve bunca zamandır hormonlarımın da birçok şeyi etkilediği gerçeğiyle yüzleştim. 

    SAYASA'ya her gelişim bir keyif bir mutluluk oluyordu. Sizi tartıya çıkartıp kötü hissettirmek yerine, korkuyla, baskıyla alışmaya duyduğumuz "1 kibrit kutusu" terimleri yerine, kendinizle barışmanızın yolunu gösteren harika bir insan vardı karşınızda. Didem ablanın 7/24 telefonla, "ben yedim, şimdi napıcam?" paniklerime verdiği tatlı cevaplar arada yoldan çıksam da bana doğru yönde bir ışık tuttu ki inanın benim için çok anlamlı. 

    Şu an spor yapıp, sağlıklı beslenmeme özen gösteriyorum ve bütün bunları kendi mutluluğum için yapıyorum. Didem abla gibi gözlerinin içi parlayan, etrafına ışık saçan harika biriyle tanıştığım için çok şanslıyım. Siz de diyetisyenden öte, size hayatınız boyunca doğru beslenmenin ve bu beslenmeyle mutluluğa kavuşmanın yolunu gösterecek birini arıyorsanız doğru yerdesiniz. Herşey için tekrar teşekkür ederim.

    Sevgiler,

    Alev Yakal

  • Geçen sene ablam, yeğenimin yuvasındaki okul menüsüne göz atmamı rica etti. Ben de bazı değişimler gerektiğini gözlemledim. Bu konuda çok duyarlı olan okul yönetimi de benim hazırlayacağım okul menüsünü bu sene 2010 sonbahar döneminde uygulamaya geçirmekten büyük mutluluk duyacağını dile getirdi. Fakat bazı velilerden menü ile ilgili sorular gelince, ben de SAYASA'da veliler için bir toplantı düzenledim. Katılamayanlar için de oturup bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazımı da sizlerle burada paylaşmak istiyorum:

    Sevgili ve Saygıdeğer Ebeveynler,

    Birkaç hafta önce SAYASA'da sizlerden bazılarınızı okul menüsü ile ilgili sorularınızı ve sorunlarınızı dinlemek üzere ağırladık. Gelemeyenleriniz için konuşmada geçen bazı görüşleri ve detayları sizlerle özet olarak paylaşmak istedim.

    Bizlerin sahip olduğu, beslenme alışkanlıklarını çocuklarımızın da bir ömür boyu devam ettireceğine emin olun. SAYASA'ya kilo vermek için gelen 25, 30, 40, 50, 60... yaşlarındaki kişilerin kurtulmak için çaba sarf ettikleri alışkanlıklardan bazıları şunlardır:

    1. Tabağımdakini muhakkak bitirmem gerekiyordu, çünkü bitirmeden masadan kalkmam yasaktı.

    2. Yemekten sonra tatlıya her zaman yer var, doysam bile yiyorum, çünkü annem hep: 'Yemeği bitirirsen dondurma yiyebilirsin' derdi.

    3. Akşamüstleri canım kek, poğaça gibi birşeyler çekiyor, çünkü biz okuldan eve geldiğimizde annem muhakkak bize bunları hazırlardı. Olmazsa çok bozulurduk.

    4. Annem hep derdi ki: 'Ye oğlum ye, nişanlın güzel olur'.... gibi saymakla bitiremeyeceğim kadar çok yanlış mesajlar ufak yaşlarda zihinlere kazınıyor ve alışkanlık haline geliyor.

    Atalarımız boş yere 'Ağaç yaş iken eğilir' dememişler.

    Bazı ebeveynler 'Neden %50 yağlı süt?' diye sormuşlardı. Dünya Sağlık Örgütü'nün ve Amerikan Diyetisyenler Birliği'nin son açıklamalarına göre yağ alımına en fazla ihtiyaç duydukları zaman 0-2 yaş arasıdır. Ondan sonrasında çok fazla yağ tüketmelerine ihtiyaçları yoktur. Yemeklerden ve diğer gıdalardan yeterince yağ alınıyor. Bugün zayıf olan çocuğunuzun yarın zayıf olacak diye de bir garantisi yok. Yükselen obezite trendini düşünürsek sizin zayıf olan çocuğunuzun da bir gün bu istatistiklerin içinde olmayacağını nereden biliyorsunuz? Bu konuyla ilgili olarak, az yağlı sütün hiçbir besin değeri, tam yağlı süte göre daha düşük değildir. Tek fark yağ oranıdır. Vücutta açılan yağ hücreleri hiçbir zaman kaybolmaz. Çocuk yaşlarda ne kadar az yağ hücresi açılırsa o kadar iyidir.

    Bana yardım almaya gelen 9-10 yaşlarında kilo sorunu olan çocukların ilkokul birinci sınıfa kadar normal kiloda olduklarını fakat sonra okuldaki yemek düzeniyle birlikte aşırı kilo aldıkları ve iştahlarının açıldıklarını öğrendim. Evde çocuğunuz sizin konrolünüzde olabilir ama okulda değil. Eğer okulda çocuğunuz yanlış besleniyor, yağlı gıdalar alıyor ve çocuğunuz da normal iştahlı bir çocuksa kilo almaması gibi bir olasılık ortadan kalkıyor. Bakın dikkat ederseniz, iştahlı demiyorum, normal seviyede iştahı olan bir çocuksa diyorum. Zaten iştahlı olanlar için bu durumda 'geçmiş olsun' demekten başka birşey kalmıyor, çünkü onlar hayatları boyunda dikkat etmek durumundalar.

    Akşamüstleri çocuklar eve aç gelebilirler. Okulda sunulan meyveyi ya da yulaflı keki yemek istemeyebilirler. Yani çocuğunuz aç kalmasın diye meyve sevmiyorsa o zaman bugün tüm kilinik çalışmaların sonucunda ortaya çıkan 'beyaz gıdalardan uzakta kalın kansere davetiye çıkartıyor' çalışmalarının hepsini bir çöpe mi atalım? Ara öğün açlığı bastırmak için bir öğündür, ana öğün değildir. Zaten çocuklar tıka basa doymasın çocuklar. Ayrıca çocuklar bir çok yeme alışkanlıklarını okulda edinirler. Arkadaşlarına özenirler ve taklit ederler. Bugün yemedikleri bir yemeği, bakarlar ki arkadaşları yiyorlar, onlar da bir süre sonra yemeye başlayabilirler. Kaldı ki çocuğunuz eve aç gelsin. Yemek ile yatma arasındaki ideal zaman 4 saattir. Çocuğunuzun en geç 18:00 gibi akşam yemeğini yemesi gerekir. Çocuğunuz okuldan aç geldiği zaman iştahla sizlerin ellerinden çıkan sağlıklı bir akşam yemeği yiyeceklerdir. Bugün bana gelen birçok danışmanımla en çok zorlandığımız noktalardan birisi yatmadan dört saat önce yemeyi kesmektir. Lütfen, çocuklarınıza bu alışkanlığı edinmesinde yardımcı olun.

    Öğünlerde sadece su içmelerini önerdim, öneriyorum, önereceğim. Bana görüşmeye gelen yüz kişiden 99'u (abartmıyorum) bırakın günde iki litre su içmeyi bir litre suyu bile içmiyorlar. 30'undan 40'ından sonra bu alışkanlığı değiştirmeye çalışıyorlar, ama nafile. Vücudumuzun yüzde 60 ile 70'i arasının su olduğunu ve suyun faydalarının saymakla bitmeyeceğini düşünürsek, bence çocuklarımızı daha fazla su içmeye yönlendirmeliyiz. Farklı içecekler tükettiklerinde su içme ihtiyaçları azalıyor ve suyu içmiyorlar.

    Beyaz ekmek tamamen boş kaloridir. Kana hızla karıştığı için bir anda kan şekerini yükseltir daha sonra aynı hızla düşürür. Bu da çocuklarınıza enerji vermek yerine onların enerjisini düşürüp yorgunluk yaratır, ve akabinde de açlık gelir. Oysa çavdarlı ekmek içinde birçok mineral ve vitamin barındırır. Aynı zamanda da güzel bir lif kaynağıdır. Kepekli ekmek demiyorum, çünkü kepek demir oranını düşürür. Birçok çocukta demir eksikliği görüldüğünden, ekmeklerin tam tahıllı ya da çavdarlı olmasını tavsiye ediyorum. Tüm bunların yanı sıra tahıllı gıdalar kana daha yavaş karıştığından uzun süreli stabil enerji sağlarlar.

    Okul çocuklarınızın en sağlıklı beslendikleri mekan olmalıdır. Zaten haftasonları doğum günleri, dışarıda yemek zamanları oluyor ya da siz okuldan aldığınızda canı dondurma çekiyor ve alıyorsunuz. Çocukların nazı da ebeveynlere daha çok geçer. Haftasonu bir doğumgününe gittiğinizde, pasta, börek, poğaça dışında sizlere soruyorum: Sağlıklı bir gıda oluyor mu? Hayır. Çoğunda meyve bile sunulmuyor. Ne kadar şanslısınız ki çocuklarınız sağlıklı besleniyorlar. Ve ne kadar şanslısınız ki bu konuda duyarlı bir okulunuz var. Ayrıca bu menü hazırlanırken öğlen yemeklerinde sizin farkında olmadığınız ama arka planda hangi yiyecek hangisiyle yenilirse emilimi daha kuvvetli olur ya da yüzde yüz protein olur gibi ayrıntılara da önem verildi.

    Etrafınıza bir bakın lütfen, kaç tane ebeveynin acaba kilo sorunu yoktur? Normal ve sağlıklı bir kilodadır?

    Sağlıklı ve kilo sorunu olmayan bir nesil yetiştirmek için lütfen bizlere ve okulunuza destek olun.

    Ben KEYSTONE International yönetimi ile yeğenim sayesinde tanıştım. Bana sağlıklı bir yemek listesi hazırlamam konusunda yardım için danıştıklarında bu işi seve seve, gönüllü olarak yapacağımız söyledim. Her dört çocuktan birinin obez olma ihtimali olan ülkemizde bir okul yönetiminin bu konuya bu kadar duyarlı yaklaşması beni çok mutlu etti.

    Saygı ve sevgilerimle,
    Didem Kanca Üstay MS, RD

    Konuyla ilgili sorularınızı bana yazabilirsiniz.

  • Atalarımız 'ağaç yaşken eğilir' demişler. Birçok okulda sadece ticari kazanç düşünüldüğünden, çocukların nasıl beslenildiğine gereken önem verilmemektedir. Gelin çocuklarımıza okullarda bilinçli ve doğru beslenmeyi öğretelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=7FNjTHohjew

  • Hepimizin akşamları çıtlatmayı çok sevdiği AYÇEKİRDEĞİ: protein, lif, çinko, folik asit, B6 vitamini, E Vitamini ve fosfor açısından iyi bir kaynaktır. Fakat 30 gramı 170 kalori. Ölçülü yemekte fayda vardır. Aynı zamanda hücrelerin sağlığı ve anne karnındaki bebeklerin beyin ve hafızanın gelişmesi açısından içerdiği kolinden dolayı da faydalıdır. AFİYET OLSUN smile

  • Ne kadar az yerseniz o kadar kolay kilo verirsiniz. Doğru mu yanlış mı? Gelin bu konuyla ilgili farklı görüşleri bu videoda görelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=oq4-r2ggrJY

  • Size kitabımdan başka bir bölümle merhaba demek istiyorum. Bakalım kendinizden bir parça görebilecek misiniz?

    Nuriş’le (ablam) tekrar Washington’a döndük, 1996’nın eylülü ve okulda üçüncü senem başladı. Yaz sonunda kilom fena değildi; ama bakalım bu dönemin sonunda nasıl olacaktı? Aralık’ta Süheyla ablamın düğünü vardı, güzel olmak lâzımdı. Oysa ben tekrar yavaş yavaş kilo almaya başladım. Yazın 60 kiloya kadar düşmüştüm ama 2 ay içinde yine tartıda 65’i gördüm. Bu 65 sayısı çok sinir bozucu bir durumdu.

    Bu arada okulda çok beğendiğim birisi bir cumartesi akşamı yemeğe çıkmak için teklifte bulundu. Ben çok heyecanlandım, havalarda uçuyordum; ama aynı anda hemen acaba ne giyeceğim telaşına düştüm. Hafta sonuna doğru daha ince olmak düşüncesi beni daha da çok yemeye itti. Cankurtaranım yine Nuriş oldu. Benim için alışverişe çıktı ve kilomu en iyi şekilde kapatacak çok hoş kıyafetler aldı. Nuriş, benim her zaman modacım olmuştur. Ya onun kendine aldığı kıyafetlere sataşırdım veya gidip bana aldıklarını giyinirdim. Parfümüme kadar Nuriş gidip alırdı. Ahh Nuriş nasıl hakkını ödeyebilirim ben senin?

    Yemek keyifli geçti; çünkü kıyafetimin kilomu kapadığını ve beni ince gösterdiğini düşünüyordum. Ben yine de yemeğe gittiğimizde kilom belli olmasın diye üzerimdeki ceketi oturduktan sonra çıkarttım ve yemek boyunca da çok tuvaletim gelmesine rağmen masadan kalkmadım, arkamdan bakıp ne kadar kiloluymuş demesin diye ve yemek bitiminde de ayağa kalkmadan büyük bir ustalıkla ceketimi giyindim. Sanki beni hiç ceketsiz ayakta görmeyecekmiş gibi!!! Şimdi ne zaman bir restauranta gitsem masaya oturduktan sonra ceketlerini çıkartan ve masadan hiç kalkmayan ve kalkarken de oturarak ceketlerini giyen bayanlar dikkatimi çeker. Çünkü onların neden böyle davrandıklarını o kadar iyi biliyor ve anlıyorum ki…. Ahh oysa yaşanan seneler bana şunu da öğretti ki erkekler siz ister oturun, ister ayakta durun, ister amuda kalkın, her halinizden hemen vücudunuzun bir röntgenini çekiveriyorlar. Onlar o kadar farkındalar ki sizin nasıl göründüğünüze dair. Tüm çabalar boş! Keyfinize bakın, rahat edin, strese gerek yok!

    Kasımda tatile, arkadaşımın yanına, Ekvator’a gittim. Herkes ufak tefekti ve ben kendimi çok iri hissettim. Üstüne üstelik daha zayıf gözükeyim diye yanımda sırf yüksek topuklu ayakkabılar götürmüştüm. Arkadaşım da ben gitmeden bir sene önce Ekvator ikinci güzeli seçilmişti. Siz anlayın benim halimi! Kendimi arkadaşım ve ailesinin yanında gezinirken özel korumalarıymışım gibi hissettim; ama bu beni yine de çok yemekten alıkoymadı. Her şeyin tadına doya doya baktım. Tatildeyim ya her şeyi yemek hakkımdı! “Plantain” diye adlandırdıkları kızarmış yeşil muzlarını her gün yemek benim için inanılmaz bir keyifti.

    Birinci dönem sona erdi ve ablamındüğünü için Nuriş’le İstanbul’a gittik. Bu sefer dikilen kıyafetim içime sindi. O kadar da kötü bir halde değildim. Düğünde keyfim yerindeydi. Bu tüm resimlerde de yansımıştı. Ne ilginç, insan kendini iyi hisetti mi hemen gözlerinin içi parlıyor.

    Tatil sona erdi ve başka bir ikinci dönem daha başladı okul hayatımda. Hoşlandığım birisi vardı, hani I. dönem yemeğe çıktığımız … Ama kiloma takılmış durumdaydı. Ben yine kilo vermek sevdasına 70 kilo olmuştum. Onun uğruna her gün üç saat gym’de egzersiz yapıyordum. Hatta soğukta onunla koşmak sevdasına bronşit oldum. Aşk insana neler yaptırtıyor? Bir gün yemeğe çıktığımızda: “Didem, seninle yemekteyken kendimi erkek arkadaşlarımlaymış gibi hissediyorum.” dedi. Şaşırdım ve neden, diye sordum. Çünkü ben de en az onlar kadar çok hatta daha fazla yiyormuşum. Çok üzüldüm, kalbimin acıdığını hissettim ve üzerimde yarattığı baskıdan dolayı, ne zaman etrafımda olmasa kendimi yemeğe verdim. En sonunda bu kişiyi unutup kilolu; ama daha az stresli hayatıma geri dönme kararını aldım. Onun en yakın erkek arkadaşıyla çok iyi arkadaş olduk. O da yemek yemeyi çok seviyordu. Kendisi İtalyandı. Bir gün iddiaya girdik, kim daha çok yiyecek diye. O akşam bir İtalyan restaurantına gittik, ve acayip yemeye başladık. Kaybeden hesabı ödeyecekti. Ama yemeğin ortasında inanılmaz doymuş bir haldeyken, birbirimize bakıp: “İkimiz de kilo vermek istiyoruz, neden böyle bir şeyi yapıyoruz kendimize?” deyip yemeyi orada bitirdik. Zaten gereğinden fazlasını yemiştik bile.

    Ne yorucu birşeydir esasında 24 saat insanın kilosunu düşünmesi. Hep kafasının bir yerine meşgul eder durur. Neden böyle birşeyi kendimize yaparız, hiç düşündünüz mü? Bu yazımı okuduktan sonra sizden ricam, eğer kendinize bu eziyeti çektirtiyorsanız neden bunu yaptığınızı düşünmenizdir. Frakındalığınızı artırmadığınız sürece kilo sorununuz sizinle bir bütün olmaya devam edecektir. Hep bu sorundan kurtulmaya çalışır gibi görünürüz ama bir tarafımız da ona o kadar bağlıdır ki… Neden? Bunun cevabı sizde saklı.

  • Bana gelen danışanlarımın çoğu zaman aynı soruyu sordukları dikkatimi çekmiştir. Ben de sizlerle hem bu soruyu hem de cevabını paylaşmak istiyorum.

    Danışan: Peki siz nasıl besleniyorsunuz, Didem Hanım? Hiç artık tatlı, pizza, mantı vs yemiyor musunuz? Nasıl bu kadar ince kalıyorsunuz? Günde muhakkak 6 öğün mü yiyorsunuz?

    Benim cevabım: HAYIR, HAYIR, HAYIR...

    Ben, her şeyden istediğim zaman istediğim kadar yiyorum. Tamamen kendimi dinliyorum. Asla 'kahvaltı etmem şart' diyerek kahvaltı etmiyorum. Eğer acıktıysam yiyorum ve acıkmadıysam yemiyorum. Hep derler ya, 'İşte kahvaltı etmezsen metabolizman yavaşlar, kilo veremezsin, ya da alırsın.' Ben bu görüşe katılmıyorum. Birçok şey insanın zihninde bitiyor. Eğer siz öyle şartlarsanız kendinizi sonucu da tamamen sizin istediğiniz gibi olacaktır. Ben insanların farkındalıklarını yükseltmelerinden yanayım, kendilerine değer vermelerinden yanayım. Siz oysa başkalarının dediklerine kulak veriyorsunuz. Birisi çıkıyor ve diyor ki günde muhakkak 6 kere yiyin. Aç olmasanız bile 6 kere yemeye başlıyorsunuz. Düşünsenize ufacık bir çocuk sizinleyken ona soruyorsunuz değil mi?: Acıktın mı yavum? Çünkü sizin için onun acıkıp acıkmaması önem taşır. Oysa aynı hassasiyeti kendimize göstermekten kaçınırız. Birisi birşey dedi mi, özellikle diyetle ilgili, hemen yapmak isteriz. Uzak doğu kültürüne bakın, onlar da ara öğün olayı yoktur, ve birçok batılıya göre de daha sağlıklı yaşarlar. Kahvaltı konusunu fazla dağıtmadan tek cümleyle bağlamak istiyorum. Ben eğer aç kalkarsam kahvaltı ediyorum ama aç uyanmazsam etmiyorum.

    Günün ilerleyen saatlerinde açlık durumuma göre yiyorum. Eğer canım o gün dürüm çekiyorsa buna karşı koymak yerine gidip yiyorum. Fakat hiçbir suçluluk duymadan, tadına vara vara, ağzımda hissedip uzun uzun çiğneyerek. Madem kalorili bir şey yiyeceğim o zaman ondan keyif alarak bunu yapmalıyım. Bunu öğlen saatlerinde yemişsem o zaman akşam acıkırsam salata veya sebze tarzı birşey yiyip günü öyle kapatıyorum. Hiçbir zaman'battı balık yan gider'düşüncesine kapılmadan. Bunu söylüyorum, çünkü eskiden 80'li kilolarımda bu psikolojiyle yediğimden hep normalde yiyeceğimden çok daha fazlasını yiyordum. Bugün de mahvoldu, hadi bari dürümün üstüne tatlı da yiyeyim, akşam da yiyeyim, yarın dikkat ederim. Hayır, bunlar tamamen eski günlerde kaldı. Eğer sizlerde bu duygulara ve düşüncelere kapılıp yiyorsanız lütfen bundan arınmaya çalışın.Kilo vermenizde en büyük adım başkalarının sizlere söylediği değil sizin kendinize değer vermenizden başlar.

    Hayat bir dengedir, bir öğün çok yerseniz, diğer öğün az yersiniz ya da hiç yemezsiniz. Bir gün çok yerseniz diğer gün az yersiniz ya da hiç yemezsiniz. Ben, hayatımda bu dengeyi yakaladım. Eğer dışarıda sosyal bir ortamda bulunmayacaksam evdeyken daha sağlıklı, özellikle sebze yemekleri tüketmeye çalışıyorum. Besin değeri yüksek gıdalar tüketmeye gayret ediyorum ki hücrelerim doysunlar ve bana sürekli açlık çektirmesinler. Eskiden kiloluyken çoğu zaman sırf hamur işleri veya ıvır zıvırlar yerdim. Durum böyle olunca vücut hiç adam gibi vitamin ve mineral alamadığından sürekli aç kalırdı ve beni daha çok yemeye iterdi.

    Benim felsefemvücudumu her zaman doyurmak, ruhumu da istediği zamanlarda doyurmaktır!!!Lütfen kendinize, içinizdeki açlığa ve tokluğa ve de ruhunuza kulak verin. Onlar sizi doğru yola götüreceklerdir. Farkındalık, esasında bizim sahip olabileceğimiz en muhteşem güzelliktir.

    Lütfen yemek yerken daha farkındalıkla yemeye çalışın. Sadece yemiş olmak için yemeyin. Hem ruhunuzu hem de vücudunuzu doyurun.

  • Buchinger, annem ve arkadaşıyla en son gittiğim merkezdi. Buraya gitmeden önce 4 gün İtalya’da tatildeydim ve 4.5 kilo almıştım. Ama tabii yerken içimde “nasıl olsa 10 gün Buchinger’de kalınca veririm” hissi vardı. Nitekim de hislerim de yanılmamıştım!!!

    Buchinger’e vardığımızda kesinlikle meşhur Alman disiplini ve ciddiyetini gördüm. Buraya gitmeden önce sizden belirli tahlillerinizi istiyorlar. Eğer yanınızda götürmezseniz muhakkak orada yaptırtıyorlar. Doktor görüşmeleri tam vaktinde oluyordu.

    Annemin arkadaşına Türkiye’de iltihaplı romatizma teşhisi konulmuştu ve bunun için ağır ilaçlar alıyordu. İlaçların yan etkilerinden birisi olarak ta şekeri daha yükselmişti. Bu yüzden şeker ilaçlarının yanı sıra insüline de başlamıştı ve morali çok bozuktu. Daha doktorla ilk görüşmemizde “Yanlış teşhis sizde böyle bir romatizma yok, olamaz” dedi. Hemen bir hastaneye gönderip röntgen çekilmesini istedi. Nitekim hastanedeki doktorlarda röntgenden sonra bunun imkansız olduğunu belirtince doktorların İstanbul’da tamamiyle yanlış teşhis koyduğunu öğrenmiş olduk. Yine aynı doktor ilk görüşmemizde annemin arkadaşına şeker ilaçlarını ve insülini hemen bırakmasını söyledi. Şekerinde iniş çıkışlardan korkup kesinlikle karşı çıkınca doktor öyle güzel yumuşak ikna etti ki kendisini, o bile şaşırdı. Fakat sonuçlar mükemmeldi. Bir ay boyunca hiç ilaç kullanmadı ve şekeri normale döndü. İnanılmaz değil mi? Esasında yediklerimiz bizi nasıl da kontrol ediyor!!! Merkezden döneli 2 sene oldu ve hala insülin kullanmıyor.

    Buranın en güzel kısmı bence öğlen 14:00 civarı bizi dağlara tırmanmaya götürmeleriydi. Temiz bol oksijenli havada iki saat hareket ediyorduk. A’dan D’ye kadar 4 ayrı seviye vardı, en ağırlar D grubuna, en hızlı olanlarda A’ya katılıyordu. Her grubun başında deneyimli bir eğitmen bulunuyordu. Gün içinde de istersek çeşitli egzersiz derslerine katılabiliyorduk.

    Yemekte iki alternatifimiz vardı, ya belli kaloride vejetaryen menüden alabilirdik, ya da “fasting” (sadece sıvı tüketme) yapabilirdik. Esasında oradaki tüm doktorlar sistemin temizlenmesi ve daha hızlı kilo verebilmemiz için “fasting” yapmamız taraftarıydı. Hepimiz ilk dört günden sonra fasting’e başladık. Ben zaten 4 günde 1200 kalorilik yemek yiyerek hemen 3 kilo vermiştim. Fasting’de sabah sıcak bir bitki çayını odaya getiriyorlardı. Öğlen ufacık bir kasede sebze çorbası, akşam yine aynı şekilde sebze çorbası vardı. Ben ikinci günden sonra çok zorlandım, çünkü sanırım verecek çok bir kilom yoktu. Zaten oradan 49.9 kilo çıktım. Fakat annem ve arkadaşı zorlanmadan yaptılar. Diğer katılımcıların da çok zorlanmadıklarını gördüm. Sanırım insanın çok kilosu olunca rezervden harcadığı için daha rahat fasting’e adapte olabiliyor.

    Geceleri burada vakit çok zor geçiyordu. Akşam 18:00’de çorbamızı içtikten sonra yapacak hiçbir şey olmuyordu. Bazı geceler ufak konserler ve yemek yapma dersleri dışında başka aktivite yoktu. Az yediğimiz için uykuya dalmamız da zor oluyordu. Bundan dolayı hazırlıklı gitmenizi tavsiye ederim, kitaplar, dvdler, vs...

    Odaların olduğu her katta sabahları tansiyon ve kilo ölçümü vardı. Söylentilere göre eğer kilo alırsanız ve birkaç gün aynı şekilde devam ederseniz sizi gözünüzün yaşına bakmadan programdan atıyorlarmış.

    Burayı tavsiye eder miyim? Kesinlikle çünkü kilo vermenin yanı sıra sağlınızı da geri kazanıyorsunuz.

  • Bu hafta sizin gibi duyarlı ve bilinçli okuyucularıma çimen suyunun faydalarını anlatmak istiyorum. Esasında çimen suyu dediğimiz şey buğday suyudur. Ufak tepsilere ekilen buğday tohumları aşağı yukarı 15-20cm uzadıktan sonra kesilir ve suyu çıkarılarak içilir. Peki çimen suyu neden son zamanlarda bu kadar popüler oldu, nedir bu normalde alt tarafı çim diye baktğımız bitkinin içindeki özellik? Çimen suyunun saymakla bitiremeyeceğim faydalarından en önemlilerini sizlerle bu yazımda paylaşacağım.

    Çimen suyu, tepsisinden taze, kesilir kesilmez içildiğinden klorofil yoğunluğu inanılmaz derecede yüksektir. Bitkilerin çoğunda bulunan klorofil güneşten gelen enerjidir, ve biz çimen suyunu içerek direk bu enerjiyi kendi hücrelerimize veririz. Klorofilin içinde yüksek miktarda vitaminler, mineraller ve protein bulunur. Klorofili esasında bitkinin kanı olarak ta adlandırabiliriz, çünkü klorofil olmadan birçok bitki hayatta kalamaz. Klorofil tüm hücreleri kuvvetlendirdiği gibi aynı zamanda karaciğeri ve kanı temizleme gibi bir özelliğe de sahiptir. En önemli bir diğer özelliği ise anemik (kandaki demiri düşük) olan kişilerde bu rahatsızlığı, yeteri derecede tüketildiğinde ortadan kaldırmasıdır. Klorofil aynı zamanda diş çürüklerini önler, ve diş etlerini sağlamlaştırır. Birçok cilt rahatsızlığına da iyi gelir.

    Eğer bugünkü şehir yaşamımızı göz önüne alırsak hiçbirimiz doğal ortamlarda yetişmiş çiğ sebzelerden oluşan günlük bir menü tüketmiyoruz. Aksine yiyecekleri bakteri ve virüslerden arındırmak için normalde daha fazla pişirdiğimiz bile oluyor. Böylelikle de gıdalardan aldığımız besin değerini inanılmaz derecede düşürmüş oluyoruz.
    Çimen suyunda likit oksijen bulunur. Bu oksijen, gıdaların daha iyi metabolize olmasını ve daha net ve açık düşünmeyi sağlar, çünkü beyin sağlıklı fonksiyon gösterebilmek için vücutaki oksijenin yüzde 25’ini kullanır. Bunun dışında daha iyi bir kan dolaşımı da sağlar ki bu da hücreleri çok daha iyi bir biçimde besler.
    Günde iki kahve fincanı kadar çimen suyu tükettiğinizde günlük ihtiyacınız olan tüm A,C,E ve B-vitaminlerini almış olursunuz. Bu vitaminleri çok doğal bir şekilde aldığınızdan alınan vitamin haplarına göre vücut çok daha iyi metabolize eder, ve faydasını görür. Tüm bunların yanı sıra vücudun kalsiyum, demir, sodyum, potasyum ve magnezyum ihtiyaçlarını da karşılar.

    Vücut için gerekli olan tüm amino asitlerde çimen suyunun içinde vardır. Et, tavuk, balık veya diğer hayvansal gıdalardan alabileceğimiz protein iki fincan çimen suyunda yeteri kadar vardır. Özellikle vejeteryanlar için inanılmaz bir protein deposudur.

    Saymakla bitiremeyeceğim çimen suyunun sadece bir özelliğini daha sizlerle paylaşıp ardından nasıl yetiştirildiği ve tüketildiği hakkında bilgi vermek istiyorum. Çimen suyunun içinde inanılmaz derecede enzimler vadır ki, bunlarda tükettiğimiz gıdaların çok daha iyi metabolize olmasını sağlar.

    Bunları biliyor muydunuz?
    • Çimen suyu toprakta bulunan 102 mineralden 92sini içinde barındıyor.
    • Çok yüksek enzim oranı olduğu kadar yüzde 70 klorofil içeriyor.
    • Çimen suyu iki şekilde tüketildiği zaman kişide yüksek enerjiye yol açıyor: 1. vitamin ve mineral eksikliklerini kapatıyor 2. hücreleri, kanı ve organları tıkayan artıkların vücuttan atılmasını sağlıyor.
    • Kilo vermeye çalışanlarda, kan dolaşımını ve metabolizma hızını yükselterek yardımcı oluyor.

    Esasında çimen suyunu yetiştirebilmek insanın kafasında canlandırdığı kadar zor bir olay değildir. Bunun için gerekli malzemeler şunlardır: altında ufak delikleri olan en az 2 tepsi, toprak ve buğday tohumu. Toprak birinci tepsinin üzerine eşit oranda yayılarak konur, üzerine toprağı kapatacak şekilde tohumlar serpiştirilir ve bol su verilir. Birinci tepsinin üstü ikinci tepsiyle kapatılır. Günde iki kez sulanır. Artık tohumlar uzayıp çimen haline geldiklerinde zaten üzerinde bulunan ikinci tepsiyi havaya kaldırmaya başlar. Bundan sonra ikinci tepsi bir kenara konulur ve birinci tepsideki çimenler büyümeye bırakılır. 15-20cm olduklarında içilecek kadar çimen kesilip suyu sıkılır. Bir kahve fincanı kadarı idealdir. Yalnız burada çok önemli bir noktaya değineceğim. Çimen suyunun kendine ait özel bir makinası vardır. Bunun dışında hiçbir makinayla suyu çıkmaz. Kesinlikle evdeki normal sebze-meyve sıkacağı ile bunu denememenizi tavsiye ederim, yoksa aletinizin bozulma riski çok yüksektir. Eğer evde yetiştirmiyorsanız artık dışarıda birçok meyva ve sebze sıkan yerden bunu tedarik edebilmeniz mümkündür.

    İkinci çok önemli hususta, kesinlikle aç karnınıza içmenizdir. Böylelikle direk kana karışır ve etkisini çok daha iyi gösterir. Ama eğer ilk kez çimen suyu içecekseniz bunu boş bir gününüzde evinizde ya da evinize yakın bir yerde içmenizi tavsiye ederim. Vücut anında detoks moduna geçtiğinden mideniz bulanabilir, ya da aşırı baş ağrısı çekebilirsiniz veya bağırsaklarınız bozulabilir. Bunların hiçbirisi de olmayabilir, ama ben sizin yerinizde olsam işimi sağlama alırdım.

    Sağlıklı ve bol oksijenli günler dilerim…

  • Oğlak, kova ve balık burcunun yeme alışkanlıkları nelerdir? Bu kısa videodan bu üç burcun beslenmeye ve kilo vermeye karşı tutumları hakkında bilgi edinebilirsiniz.

    https://www.youtube.com/watch?v=F56E2kOeNEI

  • Buzdolabımızda bulundurmaya özen göstermemiz gereken sağlıklı ve gözümüzden ve gönlümüzden ırak olmasını istediğimiz sağlıksız yiyecekler nelerdir? Bu videoda buzdolabı polisi Didem karşınızda...

    https://www.youtube.com/watch?v=NPiFuURhYPg

  • Şu "ay senin metabolizman çok hızlı çalışıyor, hiç kilo almıyorsun" dedikleri tiplerden değilim. Canımın çektiği gibi yesem 2 aya kalmaz hayalet Casper gibi yusyuvarlak olurum. Üniversite yıllarımdan beri de kilo almamak için mücadele ediyordum. Didem'in yardımını alıncaya kadar hiç "kilo almamanın bir mücadele olmaması gerektiğini" düşünmemiştim. Bana nasıl kilo vereceğimi anlatmadı aslında, kilo vermemi sağladı ve o kiloda nasıl kalabileceğimi anlattı. Bunu bir hayat tarzına nasıl dönüştürebileceğimi anlattı. Canım kadayıf çekerse yemeyi, ama aldığım gereksiz kalorileri ertesi gün nasıl dengelemem gerektiğini öğretti, ben de kilo kontrolü otomatiğe bağlandı. Bir gün ucunu kaçırırsam (ki haftada bir oluyor) ertesi gün çok dikkat ederek kilomu koruyorum, çok da kolay oldu benim için bu

    Turgut Kağıtçı

  • "CANYON RANCH" anlatılmaz, yaşanır. O yüzden ne yazarsam yazayım eğer imkanız varsa gidin bizzat kendiniz tecrübe edinin derim.

    Temmuz'un sonunda Bayram tatilinde Mart ayından büyük bir heyecanla ayarladığımız Arizona seyahatimize gitmek benim için Temmuz ayında bayağı meşakkatli ve zor bir karar oldu. Mart ayında henüz hamile olmadığımdan başıma geleceklerden habersiz güzel bir program yaptığımı düşünüyordum. Fakat gelin görün ki hamilelik sonrası mide bulantıları, migren atakları, mide yanmaları beni hayatımdan bezdiğim bir noktaya getirmişti. Annem ve eşim Murat ısrarla gitmemem konusunda beni ikna etmeye çalıştılar. Fakat ben 5 gün öncesinden New York'a uçarak çok iyi Çinli bir akupunktur uzmanına her gün gittim. Tabii o uçak yolcuğunu ve uçaktan iner inmez otele bile gitmeden direk gittiğim Çinli Doktora kadar neler çektiğimi bir ben bir de Allah bilir sealed Ama iyi ki gitmişim çünkü New York'ta kaldığım süre zarfında hiç kusmadım ve de baş ağrılarım çok hafifledi. Ardından Muratla New York'ta havaalanında buluşup Arizona'ya uçtuk. İstanbul'dan 11 saat uçan Murat, alanda 7 saat bekleyip ardından 4,5 saat Arizona'ya uçuyor olunca bayağı bir söylendi. Bir de üstüne üstelik Arizona'dan gideceğimiz merkeze tam 2 saat araba yolculuğu yaptık. Sürekli bana "Didem, seni dinledim geldim, bakalım nasıl bir yer olacak, niye geldim ki, bu kadar yol, bu kadar para, hadi bakalım" diyip durdu. Haaa bir de Houston'a direk uçup gelseydik yolda geçirdiğimiz zaman yarıya inecekti. O da ayrı bir mesele tabii. Murat'ın böyle bir merkeze ilk seyahatiydi. Onu tam olarak neyin beklediğini bilemiyordu. Benim de Canyon Ranch'e ilk gidişimdi.

    Wowwwwww................ Canyon Ranch, hayallerimin de ötesinde bir yer yaratmıştı. Yatılı bir sağlık merkezi açmak istesem herhalde bu kadarını düşünemezdim. Uzun bir yolculuktan sonra midem ve migrenim yine tetiklenmişti. Fakat bana bir egzersiz uzmanı ile görüşme ayarladılar. Bu kişi hamilelikte ne kadar çok hareket edersem benim ve bebeğin o kadar iyi hissedeceğini, kardiyo yapmamın çok önemli olduğunu söyledi. Sabah 8:00'de gittiğim görüşmenin çıkışında o motivasyonla kendimi zumba dersinde buldum. Spor yaparken mide bulantılarımın azalacağını ve mutlu olacağımı söylediğinde kendi kendime, "iyi de ayakta kaldığım her an midem bulanıyor, nasıl hareket edeceğim ki" diye düşündüm. Ama zumba dersinde herşeyi unutup müzik eşliğinde ne kadar mutlu olduğumu fark edince ben de şaşırdım. Derse canlı müzik grubu getirilmişti, davul, tef... Afrika, Latin müzikleri ve iki eğitmen eşliğinde dans dersimizi yaptık. Hocalardan birisi hızlı ritimde yaparken diğeri de yetişemeyenler için daha yavaş ritimde dans ediyordu.  Anlayacağınız her şey itinayla düşünülmüştü. Bir başka zumba dersinde canlı DJ vardı. Müzikler yıkılıyordu. Hocalar ise dehşet iyiydi. Zumba ve havuzda egzersiz dersleri orada kaldığım sürece vazgeçilmezlerden oldu benim için.

    Peki neden Canyon Ranch'i seçtim? Murat'ı tanıyanlar ne kadar yüksek enerjisi olduğunu ve spordan ne büyük zevk aldığını bilirler. Merkez ararken spor aktivitesinin çok olduğu bir yer istedim ki Murat tüm enerjisini atabilsin ve mutlu olsun. Yoksa sonra bana saracaktı laughing Aman Allahım sabah 5:30'ta doğada bisiklet, dağa tırmanış ya da trekking ile güne başlayan Murat'ın programı o kadar yoğun oluyordu ki ancak öğlen ve akşam yemeklerinde bir araya gelebiliyorduk. Kahvaltılarımızı bile ayrı yapıyorduk. Ve gittiğimizin ikinci günü Murat bana teşekkür etti. Çok mutluydu, onun memnun kaldığını görünce tabii ben de çok mutlu oldum. 

    Hamile olduğumdan masajları çok limitli denedim ama hamile masajı ve havuzda yapılan Watsu masajı yıkılıyordu. Giderseniz muhakkak bir kez Watsu masajı yaptırın derim. Diyelim spor istemediniz, masajlar da sizi açmadı o zaman kolye yapma dersinden tutunda fotoğrafçılıktan doğada nasıl hayvanları takip ederseniz gibi saymakla bitiremeyeceğim derslere katılabilirsiniz. Ha o da olmadı o zaman spiritüel alanda tarot kartı, numeroloji, astroloji... gibi farklı görüşmelere girebilirsiniz. Bu da mı kesmedi, değişik saatlerde alanlarında uzman yazarlar, doktorlar ve daha birçok değerli kişinin konuşmasına katılabilirsiniz. Anlayacağınız bu merkezde "Yok yok!" Biz Muratla keşke iki hafta kalsaydık dedik. Ve de en güzeli ilk defa böyle bir merkeze gitmeye ikna ettiğim kocamın bundan sonra beni yalnız bırakmayacağını ve peşime takılacağını, takılamasa da aklının bende kalacağını biliyorumwink 

    Yemekler mi? Üç öğün size garsonların servis yaptığı restaurantlarında istediğiniz her şey var. Menüde tüm yemeklerin kalorileri, ve diğer besin değerleri yazıyor. Siz ona göre istediğinizi seçip sipariş veriyorsunuz. Ama kimse size ne kadar yediğinizle ilgili karışmıyor. Amaç sağlıklı yaşamayı zihninizde oturtmak. Yani kendi kararlarınızı kendinize verdirtmek ki buradan çıktığınızda "Peki, ben şimdi ne yiyeceğim" olmayın. Böylelikle yemeklerin üç aşağı beş yukarı kalorilerini de öğrenmiş oluyorsunuz. Diyet hiçbir ürün yok, diyet kola ya da tatlandırıcı gibi. Her yerde sürekli taze organik meyve var. Yani "YASAK" mevhumu yok ama diyelim ki nasıl besleneceğinizi bilmiyorsunuz, o zaman da beslenme uzmanlarından biriyle görüşüp güzel bir yönlendirme alabiliyorsunuz. 

    Birçok arkadaş 40 yaşlarını, 50 yaşlarını kutlamak için toplanıp buraya gelmişti. Yeni bir yaşa girerken insanın kendine bundan daha güzel verebileceği bir hediye düşünemiyorum: SAĞLIK! 

    Bu arada tüm tesiste bahşiş verilmesi yasak. Cüzdanınızı sadece merkezi terk ederken son gün yanınıza alıyorsunuz. Cep telefonlarının kullanımı da belli alanlar ve kaldığınız odalar dışında YASAK! Ve en güzeli herkes bu kurala uyuyordu. Tam bir HUZUR! 

    Zamanınız var ve de bütçeniz uygun mu? O zaman daha ne duruyorsunuz? Hayatınızın en güzel günlerinden bazılarını burada yaşayacağınızı size garanti edebilirim. Ben de buradan bana tüm bu imkanları sunan biricik eşim Murat'a teşekkür ediyorum. Onun sayesinde böyle bir güzelliği yaşamış oldum. 

     

  • Geçtiğimiz Mayıs ayında senelerdir kilolarıyla savaş veren annem ve sürekli insülin kullanarak şeker hastalığını kontrol altında tutmaya çalışan annemin zayıflama merkezi partneri Sevgi teyzenin acilen bir merkeze daha gitmeleri gerektiğini gözlemledim. İnsanın annesi ya da çok yakını oldu mu sanırım söz geçiremiyor ya da yüz göz oluyor. Bir de para faktörü var tabii. Onlara diyorum: 'Şu işler için para vermeden kilo veremiyorsunuz.' Kilo başına kaç euroya geldiğinden bahsetmeyeceğim bile!!! Gerçi onların bu kilo ve diyabet sorunu benim de değişik tecrübeler kazanmama yol açıyor. Bundan dolayı da onlara buradan teşekkür ediyorum. Herşey ve herkes birşeylere vesiledir.

    Uzun araştırmalarım sonucunda İtalya'da Capri'de 5 yıldızlı bir otelin aynı zamanda zayıflama programı olduğunu da gördüm. Bu sefer de burayı deneyelim dedik. Ben, bu hazırlıkları yaparken annem 89 kiloydu ve ona dedim: 'Anne'ciğim, ne olursun en azından gidene kadar alma ki oraya gidince bu noktadan başlarız.' Ama sanki bunu söyleyen ben değilmişim gibi annem oraya gittiğimizde tartıda 94.5kg çıktı. Bu tamamen 'Pazartesi diyete başlayacağım, şimdi istediğim kadar yiyeyim nasıl olsa sonra yemeyeceğm' tarzı bir psikolojidir. Çoğu kişi elinde olmadan bu ruh haline girer ve rejim öncesi daha da çok kilo alır.

    İlk gün tartıya çıktığımızda doktor benim kilo vermemem gerektiğini söyledi. Ama ben de muhakkak düşük, 800 kalorili bir diyet programına katılmak istedim, çünkü bu bir grup işidir. Her öğün gidip tek başıma yemeyeceğime göre annem ve Sevgi teyzenin karşısında daha çok yiyip onları özendirmek istemedim.

    Gelelim programa: Genelde burası spa programı ve 2 Michelin'li restaurantı ile bilindiğinden gelenler ya yemek için ya da vücut bakımı için burayı tercih ediyorlar. Zaten sabah kahvaltısı açık büfe olduğundan kahvaltıyı odamıza getiriyorlardı ki canımız diğer yiyecekleri görüp çekmesin diye.

    Gittiğimiz günün ertesi sabahı aç karnına hemen metabolizma ölçümü ve kan tahlili yaptılar. Ardından doktor ve diyetisyen görüşmelerimiz oldu. Diyetisyen neleri sevip sevmediğimizi sordu ve ona göre 800 kalorilik bir menü hazırlandı. Doktor da, spa bir diğer adıyla 'güzellik çiftliğinde' hangi tip masajların ve aletlerin vücudumuza iyi geleceğini vücutlarımızı inceleyerek karar verdi. Oradan çıktıktan sonra her gün verilen aquagym adlı 'havuzda jimnastik' dersimize katıldık. Dersi veren eğitmen çok kilolu bir bayan olduğundan biraz hayal kırıklığına uğradık. Burada da insan görüyor ki görsellik çok önemli. Bundan dolayı eğitmenlerin fit görüntüsü karşısında spor yapan insanın çok daha fazla motive olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. En azından benim, annemin ve Sevgi teyzenin görüşü böyle. Esasında eğitmen dersi güzel yaptırıyordu, yine de ne bileyim şöyle taş vücutlu birisiyle yapsak ta fena olmazdı hani yaniLaughing İnsanın kendini öyle hayal etmesi bile çok güzel. 

    Sabah aquagym'den sonra muhakkak ya masaj oluyorduk ya da vücut inceltici toparlayıcı bir makinaya giriyorduk. Arada Sevgi teyzenin şekeri olduğundan spa'nın oraya onun ara öğünü olan taze meyve geliyordu. Terapilerden sonra üzerimizi değiştirip yemeğe iniyorduk. Yemekte elimize o gün öğlen ve akşam yiyeceğimiz yemeklerin listesi veriliyordu. Yemeklerimizin kaç kalori olduğu da yazılıyordu. Kahvaltı odamıza geldiğinden onun bilgisi verilmiyordu.

    Yemekten sonra arada Capri'nin yokuşlu yollarında bir saatlik yüryüşümüz oluyordu. Haftada 2 gün kişisel eğitmenle spor salonunda bir saatlik çalışmamız vardı. Burada eğitmen hem fiziki görüntüsü hem de çalıştırma tazrıyla dört dörtlüktü ve bizlerle çok ilgileniyordu. Günde en az 3 ama genelde daha fazla spa'da randevumuz oluyordu. Bundan dolayı da zaman nasıl geçiyordu anlamıyorduk. Çoğu zaman saat 19:30'da başlayan akşam yemeğine ancak 20:30 gibi gidebiliyorduk. Genelde bu tarz yerlerde insan acıktığından saat gibi hemen yemek başlar başlamaz kapısında olur, ama bizleri oyaladıklarından yemek saatimiz bile gecikebiliyordu.

    Haftanın bir günü de mutfakta sağlıklı yemek pişirme dersi vardı. Şef, bizlere menüde çıkan bazı yemekleri nasıl yaptığını gösterdi. Bazılarının tariflerini de elimize yazılı olarak verdi.

    Ben gittiğimizin 5. günü artık çok acıkmaya başladım. Hatta son gün restaurantta güzel farklı birşey yemek istiyordum. Çarşamba akşamından cumartesi öğlen yiyeceğim yemeğin siparişini verdim. Garson ilk olarak restaurantın kendi menüsünü istediğimde çok şaşırdı, ardından cumartesi öğlen için 2 ana yemek siparişi verdiğimde daha da çok şaşırdı ve de güldü. Ben de 'çok açım' dedimWink Annem ve Sevgi teyze zorlanmadılar. Sanırım ekstra kilo olunca vücutta, 'az yemek' insanı o kadar çok etkilemiyor, çünkü depodan kullanacak enerjileri olabiliyor. 

    Yemeklerin lezzetlerine gelince tek kelimeyle MUHTEŞEM, MUHTEŞEM, ve yine MUHTEŞEM! Genellikle deniz mahsülleri ağırlıklı menüde herşey inanılmaz lezzettliydi. Hele sunumlar ayrı güzellikteydiler. O zaman diyorsunuz ki tevekkeli değil bu restaurant 2 Michelin almış diye. Hani diyet menüsünün sunumu ve lezzeti böyle olursa diğer yemekler kim bilir nasıldır diye geçiriyor insan. Gümüş çaydanlıklarda çay servisimizden tutun da her yemek ayrı bir tabakta yemeğine göre sunuluyordu. İlk olarak insanın zaten gözü doyuyordu.

    Yurtiçi ve yurtdışında bir çok 5 yıldızlı yerlerde kalmış olmama rağmen Capri Palace'taki servisi ben başka hiçbir yerde hayatım boyunca görmedim. Hiçbir şey eksik ya da yanlış gitmez mi ama gitse bile hemen sizi sinirlendirmeden telafi edilebilir mi? Wowwww.... Tekrar tekrar söyleyeceğim, ben böyle hizmet veren başka hiçbir otel ya da merkez görmedim.

    Diyetisyenimiz Cinzia çok sıcak, içten ve de en önemlisi işini severek yaptığını size her an hissettiren birisiydi. İlk hafta bitiminde ben döndükten sonra her 2 günde bir annemlerin kilolarını, kandaki şeker seviyelerini ve programı nasıl takip ettiklerine dair bana bir rapor yolluyordu. Hatta annemler döneli 2 aydan fazla olmasına rağmen geçenlerde bana bir e-mail göndererek onları ve beslenme düzenlerini sordu.

    3 haftanın sonunda Sevgi teyze insülin kullanımını tamamiyle bıraktı. Annem ve kendisi 7 kilo verdiler. Bir de spor artı inceltici makinalara girdiklerinden, döndüklerinde verdikleri kilodan daha da incelmiş duruyorlardı. Umut ediyorum ki bu verişleri uzun ömürlü olurKiss

    Kısacası biraz Capri'de gezineyim, biraz da kiloma dikkat edeyim ve de güzelleşeyim diyorsanız burasını muhakkak tavsiye ederim. Tabii ücret olarak gittiğimiz yerlerin arasında en pahalısıydı. Maddi durumunuz el veriyorsa hiç düşünmeden kalkın gidin derim. Haaa bir de en önemli husus İtalya gibi bir yerde kendinizi tutup o güzelim yemeklerden yemeyecek ve şarap içmeyecekseniz!!! 

  • Son zamanlarda tüm dünyada marketlerde yerini alan meşhur chia tohumlarının ana vatanı Meksika ve Güney Amerika'dır. Chia tohumları hem tatlı hem ekşi yemeklerle güzel bir kombinasyon yaratır. Suda bekletildiğinde şişen ve jel formunu alan chia tohumları pastane ürünlerinde yumurta yerine kullanılabilecek iyi bir alternatiftir. Her bir bardak chia tohumu için 6 bardak su koymanız gerekir. Bir çorba kaşığı jel bir büyük yumurtaya denk gelir. 

    2 çorba kaşığı chia tohumu:

    • 138 kalori
    • 9 gram yağ
    • 10 gram lif
    • 5 gram protein
    • Günlük kalsiyum ihtiyacının yüzde 18'i
    • 4500 mg Omega-3 (keten tohumundan daha fazla)

    Yapılan 4 kilinik araştırmanın 3'ünde chia tohumlarının kilo vermede pozitif etkisi olduğu, kan şekerini ve trigliseritleri düşürdüğü saptanmıştır. Fakat 4. çalışmada hiçbir etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Bundan dolayı daha fazla klinik araştırma yapılması gerekmektedir. 

  • Son yıllarda tüm dünyayı kasıp kavuran, Demi Moore'un gençliğini ve güzelliğini buna borçlu olduğunu söylediği çiğ sebze diyetinin detaylarını gelin birlikte keşfedelim. Bu videoda aynı zamanda portakalın faydaları ile birlikte çocuklarına kurabiye, poğaça yapmayı seven anneler de yer almaktadır.

    https://www.youtube.com/watch?v=skcVnf0c93Y

  • Bu sene Polonya'da Gdansk'a bir saat uzaklıktaki bir merkezi ziyarete geldim. Ormanın içinde gölün kenarına kurulmuş bu merkezde isteseniz de istemeseniz de içiniz huzurla doluyor, çünkü başka seçeneğiniz yok Smile Çalışanlar gayet güler yüzlü ve işlerini ellerinden geldiğince iyi yapmaya çalışıyorlar. Masözleri muhteşem iyi. Sadece buraya masaj yaptırtmak için bile gelinebilir, o kadarını söyleyebilirim size. Diğer gittiğim merkezlere göre fiyatlar inanılmaz uygun. Eğer bir programa dahil olmazsanız haftalık ücret yemek ve yatma dahil 350 Euro'ya geliyor. Ama lüks bir merkez beklemeyin sakın. Ayda iki hafta İzlandalı bir bayan İzlanda'dan buraya 10 kişilik gruplar getiriyor. Geri kalan buraya gelen herkes ama herkes Polonyalı. Masajların ücretleri 30 ile 45 euro arası değişiyor. Çok güzel selülit masajları ve bakımları da mevcut. 

    1200 kalorilik, 800 kalorilik ve 460 kalorilik diyet programları var. İlk hafta 800 kalorilik menüden yedim. Yemekler çok lezzetli mi? Hımmm.... pek değil ama idare eder. Polonya mutfağına göre hazırlanan yemeklere belki benim damak tadım alışık olmadığından da yemekler çok lezzetli gelmemiş olabilir. Bilemiyorum Embarassed Ama ikinci hafta denediğim sebze-meyve menüsü hakikaten çok sıkıcı ve lezzetsizdi.

    Arzu ederseniz doktor görüşmeleri de var. Ama ben ihtiyaç duymadığımdan katılmadım. 

    Her gün ormanın içinde kahvaltı ve öğlen yemeği sonrası birer saatlik Nordic yürüyüşü var (kayak batonlarına benzeyen iki batonla beraber yürümek). Yürüyüşlerin dışında spor salonunda zumbadan pilates kadar çeşitli grup dersleri yer alıyor. Tüm eğitmenler işlerini büyük bir ciddiyetle yapıyorlar. 

    Her akşam saat 20:00'de gölün kenarındaki saunaya girip orada biraz kaldıktan sonra göle girme ritueli var. Bunu yaz-kış demeden uyguluyorlarmış. Kışın eksi 20 derecede göl donduğundan, büyükçe bir delik açıp insanlar oradan giriyorlarmış. Saunadan sonra buz gibi göle girmenin insanda yarattığı hazzı size sözlerle tarif edemem. Adeta şoka uğruyorsunuz ama bir anda vücut kendini inanılmaz dinç hissediyor. Bir de sabah 7:30'ta saunaya girmeden göle girme ritueli var. Ama ben dışarıda 12 derecelik bir havada 15 derecelik bir göle girme cesaretini gösteremedim. Her sabah uyandığımda 'Tamam, bugün yapacağım, göle gireceğim' diyip odamın kapısını açıp dışarı çıktığımda 'Yok ya, yapamayacağım, çok soğuk ama' dediğimi hatırlıyorum Sealed

    Buraya gelirseniz VIP odalarından ya da orman evlerinden birisinde kalmanızı tavsiye ederim. Eğer sağlıklıysanız, kafanızı dinlemek, kilo vermek  ve daha sıkı, daha az selülitle eve dönmek için ideal bir merkez. Haaa bu arada sakın yanınıza böcek ilacı almayı unutmayın. Ormanın içindesiniz, hatırlatırım!!!

     

  • Bu yazımı ağırlıklı olarak Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka'dan katılımcıların olduğu 9. Kuzey Ülkeleri Beslenme Konferansı'nin (9th Nordic Nutrition Conference) yer aldığı Kopenhag'dan yazıyorum.
    Biz hala tereyağı mı yoksa margarin mi diye tartışırken Avrupa ülkeleri çoktan daha derin konularla ilgili çalışmalar üzerine yoğunlaşmış durumdalar. Bu çalışmaların birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

    1. EGZERSİZ ve İŞTAH
    Aşağıdakilerden hangisi doğru?
    • Egzersiz iştah açar
    • Egzersiz iştahı azaltır
    Bu çalışmayla ilgili olarak ilginç bir sonuca varılmış, sonuçların kişiye göre değiştiğini görmüşler. Kimilerinin istahı azalırken, kimileri daha çok acıkmışlar. Bundan dolayı bu konuyla ilgili insanları tek bir tarafa yönlendirmek yanlış olur. Kişinin deneyerek bunun kendi üzerindeki etkisini görmesi en doğru davranış olacaktır.
     
    2. HAMİLELİK SIRASINDA YAPILAN EGZERSİZİN POST-PARTUM (HAMİLELİK SONRASI) DEPRESYONA FAYDASI VAR MIDIR?
    Yapılan klinik çalışmaların sonucuna göre hamileliğin ilk 6 ayında düzenli egzersiz yapan bayanlarda %20 oranında daha az post-partum depresyonu gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bu çalışma esnasında beslenme bozukluğu olan bayanların kesinlikle post-partum depresyonu için daha fazla risk taşıdıkları da ortaya çıkmıştır.
     
    3. LİKİT ŞEKER VE OBEZİTE
    Son 30 yılda çocuklar arasında obezite çok daha fazla görülmeye başlanmıştır. Bununla doğru orantılı olarak yüksek şekerli içeceklerin tüketimi de son 30 yılda çoğalmıştır. Arada potansiyel bir bağlantı olup olmadığı araştırılıp şöyle bir sonuca varılmıştır: Sık tüketilen yüksek şeker içeren içecekler obeziteyi tetiklemektedir.
     
    4. PROTEİN AĞIRLIKLI BESLENME DÜZENİ TEHLİKELİ MİDİR?
    Hayır. Son yapılan araştırmalara göre protein ağırlıklı beslenmenin vücutta herhangi bir yan etkisi görülmemiştir. Bilakis düşük yağ içeren diyetlere nazaran kişi protein ağırlıklı yiyecekler tükettiğinde daha fazla kilo verebilmektedir (tabii aldığı kalori miktarını da gözardı etmemek gerekir).
     
    Konferanstan ilginç notlar:
    1. Yeni Zelanda'da doğal koyun çiftlikleri kapatılıp yerlerine inek çiftlikleri yapılıyormuş. Neden mi? Çünkü Çin'e süt ihracatı yapacaklarmış.
     
    2. Norveç hükümeti yüksek şekerli ve yüksek yağlı yiyeceklerin tüketiminin daha az olması için bu tip gıdaların vergi oranını yükseltirken, sebze ve meyvadaki vergi oranını düşürmüş. Bu sistem işe yaramış ve Norveç halkı şimdi yüksek yağlı ve şekerli gıdaları eskiye oranla daha az tüketiyormuş.
     
    3. TELEVİZYONUN ETKİSİ: Avusturalya'da yapılan bir araştırmada televizyonda yiyecek reklamları izletilmesine izin verilmeyen kilolu çocukların zamanla kilo verdikleri gözlemlenmiş.
     
    4. Avrupa Birligi Komisyonu gıdayla ilgili reklamlarda herhangi bir kısıtlama getirilemeyeceğine karar vermiş. İspanya, Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde çocuk programlarında her 5 dakikada bir gösterilen yiyecek reklamlarına karşı çıkan sağlık kurumları bu karar karşısında çaresiz kalıp ne yapacaklarını şaşırmışlar.
     
    5. 3 gündür sabahtan akşama kadar katıldığım konferans sırasında hiç kimse "cep telefonlarınızı lütfen kapatınız ya da sessize alınız" demediği halde kimsenin telefonu çalmadı. Gelişmiş ülkelerin hali bir başka oluyor

  • Noel tatilinde annem ve bir arkadaşını (teyzemlerden çok daha yakın gördüğüm), Nuriş’le (ablam) birlikte Florida’da bir sağlık merkezine gitmeye ikna ettik. Gerçi annem uzun bir müddet “Ben hiçbir yere gitmem” diye tutturdu. Ama emrivaki yapıp herşeyi ayarlayınca gitmek durumunda kaldı. Annemler direkt New York’a uçtular ve ben onlarla havaalanında buluşup Miami’ye uçtum. Orada o akşam en yakın arkadaşlarımdan biri olan Adil’le buluştuk. Hep beraber akşam yemeğine çıktık. Ben yine deli gibi yedim, ertesi gün sağlık merkezine gidip bir ay kalacaktık ya, iyice depolamak lazımdı. Sabahta kalktığımızda yine Adil’le buluşup brunch yaptık. Annemler de benimle aynı fikirdeydiler, hepimiz acayip yedik. Hatta Adil: “Ya, ben merkeze falan da gitmiyorum, ben niye çok yiyorum” dedi ve hep birlikte güldük. Gerçi ben buraya gitmeden son iki hafta iyice abartmıştım, gelsin çikolatalar gitsin dondurmalar…  Ama sanırım bu merkeze gitmeden önce kendim için bir tek faydalı değişimde bulunmuştum o da su niyetine içtiğim diyet kolayı bırakmak olmuştu. Ağzıma bir damla bile koymuyordum, çünkü koyarsam tekrar geri başlamaktan korkuyordum. Bu sayede artık diyet kola sadece tatillerde birkaç bardak içtiğim ufak bir zevk olarak kaldı, kendimi tamamen çok daha sağlıklı olan suya yönelttim.

    Annem, arkadaşı ve ben merkeze doğru yola koyulduk. Merkeze vardığımızda biraz hayal kırıklığı yaşadık; çünkü burası, genelde çok hasta kişilerin iyileşmek için gittiği bir detoks merkeziydi ve enerjisi biraz ağırdı. Her gün birçok ders vardı. Ben bu derslere girip sonra gidip annemlere özetliyordum. En önemli yapmamız gereken sabah-akşam aç karnına çimen (buğday) suyu sıkıp içmekti, aralarda bir sürü değişik sebze suları… Kan tahlillerimiz oldu, benim kolesterol yüksekti, karaciğerde yağlanma vardı. Tabii gitmeden insan bu kadar abartırsa! Annemin bile tahlil sonuçları benden daha iyiydi. Utanç verici bir durumdu.
    Derslerin biri kolon hidroterapiyle ilgiliydi. Daha önce hiç duymamıştım. Derse katıldım ve pür dikkat dinledim. Odaya gidip annemlere söylediğimde önce “Biz yaptırtmayız hayatta öyle bir şey” dediler. Sonradan “Peki, o zaman ilk sen yaptırt, biz de ona göre yaptırtacağız.” dediler. Ben, kobay olarak ilk randevuyu alıp gittim. Aman Allahım muhteşem bir olaydı! Lavmandan çok daha faydalı ve rahat bağırsak temizlemesi olan kolon hidroterapiyi benden sonra annemler de yaptırdılar ve biz kaldığımız sürece en az dört beş kez bu işlemi uygulattık. Kolon hidroterapi, kalın bağırsağı filtre edilmiş ılık suyla yıkayan sağlıklı bir arınma yöntemidir. Hem fiziksel, hem de duygusal rahatlama sağlar.

    Orada kaldığımızın dördüncü günü benim acayip midem bulandı ve çok kötü bir detoks moduna geçtim. Odadan çıkıp yemek bile görmek istemedim. O sıralar annemler bana odaya yine çimen suyunu günde iki kez getiriyorlardı. Onu içmeye devam ettim, o kadar. Başka hiçbirşeyi ne yiyebildim ne de içebildim. Fakat bir hafta sonra kendimi çok iyi hissediyordum. Çimen suyu buğdayın henüz tam olgunlaşmamış, aşağı yukarı 15-20 santimetre kadar büyümüş halidir. Bir Türk kahvesi fincanı kadar çimen suyunda çok yüksek miktarda enzimler, vitamin ve mineraller, klorofil ve amino asitler vardır. Besin değeri bu kadar yüksek olan çimen suyu istenilirse evde de yetiştirilip düzenli olarak içilebilir.

    Evlendikten sonra Maryland’e taşınan Nuriş, bizi dört günlüğüne sürpriz yapıp ziyarete geldi. Onu da hemen çimen suyuna başlattık. O da çok kötü oldu. Hatta bir sene sonra bir gün yağmurdan sonra arabasının camını açtığında içeri giren çimen kokusundan dolayı öğürmeye başladığını ve hemen camı kapadığını anlattığında çok güldük. Bir ayın sonunda hepimizin yüzü parlıyordu, bütün sebze sularından acayip oksijen almıştık. Annem ve arkadaşı 10-12 kg  verdiler. Ben de 8kg verdim. Annemin arkadaşı sekiz senedir diyabetti ve orada son iki hafta hiç ilaç bile kullanmadı ve şekeri tabana vurdu. Hepimiz çok mutluyduk.

    Son akşam Adil geldi ve biz hep birlikte oradaki bir aylık bitişimizi kutlamak için yemeğe gittik . Yine yemekle kutlama! Gerçi hiçbirimiz çok fazla yiyemedik; çünkü bir ay çok sağlıklı yedikten sonra yemekler ağır geldi, ve sürekli çiğ sebzeler tükettiğimizden ağzımıza attığımız her lokma inanılmaz lezzetli geldi.

     

  • Kilo problemi yaşadığım on beş yıl boyunca ruh halimin her gün tartıdaki sayıya göre değişmesinden ve günlük mutluluğumu tamamen bir sayıya bağlayarak yaşıyor olmaktan o kadar çok yorulmuştum ki... Kilom düşük çıktıysa ne güzel, o gün dünyanın en mutlu insanı olurdum ama yüksek çıkıyorsa moralim hemen bozulurdu ve kendimi daha çok yemeye verirdim. Kilo vermek için denemediğim yöntem kalmamıştı. Tüm denemelerimin bana kazandırdığı en önemli şey ise, bugün çok severek yaptığım mesleğim oldu. Beslenme uzmanlığı/diyetisyenlik üzerine yüksek lisans-master yaparken bile, bilginin kilo vermekte ya da sağlıklı beslenmeyi seçmekte yeterli olmadığını bizzat yaşayarak gördüm. Tıbbın ilk dört senesini ve beslenme üniversite lisans derslerini bitirip yüksek lisansımı tamamlamam altı sene sürdü. Bu kadar eğitime öğretime rağmen halen zorlandığım zamanlar oluyordu. Peki neydi önemli olan? Bütün olumsuz duygularıma rağmen hiçbir zaman pes etmemiştim. Çözümleri başka yerlerde ve başka kişilerde aramaktan vazgeçip kendi içime yöneldiğim noktada çözümün kendiliğinden gelmeye başladığını gördüm. Çözüm benden başka hiçbir yerde, hiç kimsede değildi. 

    Kilosuyla boğulan yorgun savaşçılardan birisiyseniz ve artık kendinizde bu yola devam edecek gücü bulamıyorsanız umarım yazılarımı okuduğunuzda yalnız olmadığınızı ve yolun sonunda ışık olduğunu görürsünüz. Vücudumuzu beden-ruh-zihin üçlüsü olarak tam anlamıyla ele almamız gerekir. Üniversitede beslenmenin bedensel/fiziksel kısmını öğrendim, kilo sorunu yaşarken ruhumun ne kadar etkilendiğini fark ettim ve kilo vermek istediğimde zihnimin ne kadar önemli rol oynadığını gördüm. 

    Detaylı özgeçmişime http://www.sayasa.com/didemkanca.htm adresinden ulaşabilirsiniz.

    Aşağıdaki yazı Ayten Serin'in benimle yaptığı ve 14 Aralık 2008'de Hürriyet gazetesinde yayınlananan röportajıdır. Benim nasıl diyetisyen olmaya karar verdiğimi anlattığı için sizlerle paylaşmak istedim.

  • 12 hafta boyunca NTV kanalında yayınlanan 5 kere 5 programında yer alan diyetisyen Didem Kanca Üstay nasıl kilo verdiğini anlatıyor. Nasıl kilo verilir?

    https://www.youtube.com/watch?v=7eiBDlhMxx0

  • Hep içimde inanılmaz bir heyecan duyuyorum, acaba ne ile ilgili yazabilirim diye. Bu sefer sizinle diyet psikolojisinin kişiler üzerinde nasıl bir etki bıraktığıyla ilgili izlenimlerimi ve tecrübelerimi paylaşacağım.

    Genelde kilo vermek için diyet stresine girdiğimizde bir an önce fazla kilolarımızdan kurtulmak isteriz. Bunun için de yapmayacağımız hiçbirşey yoktur. Şok diyetler, çeşitli ilaçlar, aşırı egzersiz, kilo verdirdiğini iddia eden içinde ne olduğu bilinmeyen vücuda sıkılan enjeksiyonlar, incelttiğini iddia eden aletler ve daha niceleri…. Kendimizi o kadar çaresiz hissederiz ki, ne olsa yapmaya hazırızdır. Hiçbirşeye para harcamaz ama bu tip şeylere bir ton parayı gözümüzü kırpmadan veririz, hatta ruhumuzu bile satabiliriz. Kilo vereceğiz ya, herşeye değer! Ve ne acıdır ki çözümü hep dışarıda bir yerlerde birilerinde ararız. Aradığımızı bulamayınca da hayal kırıklığına uğrarız. Ama hep bakmayı unuttuğumuz bir yer vardır, o da “İÇİMİZ”dir.

    Kendimizi dinlemek yerine başkalarını dinlemeyi tercih ederiz. O başkası, bize bir kibrit kutusu kadar peynir yiyin der, ya da iki salatalık 150 gram yoğurt! Biz de hemen uygulamaya koyuluruz. Kendimize hiç sormayız bile, “acaba ben peynir yemek istiyor muyum, ya da kibrit kutusu kadar ile doyacak mıyım?” Çünkü o kadar çok umudumuzu dışarıda başkalarının iki dudağının arasından çıkacak kelimelere bağlarız ki, içimizdeki sesi bırakın duymayı, varlığını bile unuturuz. Oysa karşımızdaki kişi nasıl bilebilir, bizim ne zaman acıktığımızı, ne kadar ile doyacağımızı, canımızın ne çektiğini…? Hiç eliniz yemeğe uzandığında kendinize soruyor musunuz, “Ben neden şimdi yiyorum, hakikaten fiziksel olarak aç mıyım, yoksa başka duygularımın açlığını bastırmak için mi yiyorum?

    Ben kilolu zamanlarımda hep şöyle derdim: “Ama ben yemek yemekten çok büyük keyif alıyorum.” Taa ki master programında beslenme derslerimden birinde profesörlerimden birisi bir gün sınıfa bir kutu çikolatayla girene kadar… Sınıftaki herkese ufak bir parça çikolata verdi ve “haydi yiyin” dedi. Biz de şaşkınlıkla, acaba bunun arkasından ne çıkacak merakıyla yedik. Ardından elinden eşarplar çıkardı ve herkese dağıttı. Bir parça daha çikolata verdi. “Şimdi gözlerinizi kapatın, öyle yiyin” dedi. Aman Allahım, ne kadar lezzetli geldi o çikolata. Oysa biraz önce de aynısını yemiştim ama hiç böyle hissetmemiştim. Bunun üzerine kulağımıza takmamız için tıkaç verdi. Bu sefer hem gözlerimiz kapalı hem de kulaklarımız tıkalı yedik. Size yediğim çikolatadan aldığım hazzı anlatamam. İki duyum birden sistem dışı bırakılınca bu sefer yediğim şeye çok daha fazla odaklanmıştım. İşte o anda gördüm ve anladım ki, ben yemek yerken keyif almak ne demekmiş bilmiyormuşum. Çoğumuz yemek yerken farkına bile varmayız, ne zaman başladık ne zaman bitirdik. Sinirle yenilen tatlılar, televizyon karşısında atıştırılan çerezler, üzüntüyle tüketilen bir tencere makarna, yarın diyete başlayacağım stresiyle bitirilen kutu kutu çikolatalar, sohbet esnasında ağzınıza attığınız mezeler… Sizce bunları böyle yerken hakikaten keyif alıyor musunuz, ne yediğinizin farkında mısınız?  Yoga öğretmeni ablam yurt dışındaki merkezlerde yemeğe oturduklarında ilk 20 dakika konuşmanın yasak olduğunu söyledi. Herhalde boşuna bu yasak konulmadı diye düşünüyorum. Beyine tokluk hissi 20 dakikada gittiği gibi aynı zamanda kişi duyarlılığı çok daha yüksek bir şekilde yemeğini yiyerek hem vücudunu hem de ruhunu doyuruyordur.

    Siz belki benim yazılarımda okumaktan sıkılacaksınız ama ben yazmaktan yorulmayacağım. Lütfen, lütfen, lütfen çözümü dışarıda değil, kendi içinizde arayın. Farkındalığınızı artırın. 2010 sizin, bizlerin, hepimizin farkındalığımızın en dorukta olduğu sene olsun…