sağlıklı beslenme

  • Bir insan 11 ay içinde üç kere aynı merkeze gidip senenin 2 ayından fazlasını orada geçirir mi? Eğer burası Hippocrates ise “Evet”

    New York’ta yüksek lisansımı yaparken kronik yorgunluktan şikayeti olan bir arkadaşım buraya gittikten sonra nasıl kendini çok iyi ve enerjik hissettiğini, esasında herkesin oraya gitmesi gerektiğini bana anlatınca ben de hemen ilk fırsatta buraya üç kişilik 4 haftalığına rezervasyon yaptırdım. O sıralar 100 küsur kiloya fırlayan annem ve arkadaşının da acilen kilo vermeleri gerekiyordu. Tabii ben de yine 70’li kilolara doğru hızla ilerliyordum. Bir ayda ancak kiloların bir kısmı giderdi. Annemler İstanbul’dan geldiler. New York’ta buluşup Florida’ya uçtuk.

    Bir gün önceden oraya vardığımız için gece dışarı çıkıp deli gibi yemek yedik, sabah kahvaltıda da yine aynı şekilde abarttık. Sanki bir daha hiç yemek yemeyecekmişiz gibi!

    Hippocrates’e vardığımızda daha kapıdan girer girmez hayal kırıklığı yaşadık. Girişte eski bir salon ve yüzleri soyulmuş minderler… Fiyatı ucuz olmamasına rağmen bu bakımsız görüntü bizi mahsunlaştırdı. Ama İngilizce'de bir deyim vardır ya, bayılırım: Kitabı kapağına göre yargılama!

    İçeride yaşlıcana bir bayan bizi güler yüzle karşıladı ve kalın birer dosya verdi. Dosyanın içinde kaldığımız sürece alacağımız derslerin notları vardı. Sonra odamıza gittik. Üçümüz aynı odada kalıyorduk. Oda hiç güneş almıyordu. Böyle sağlıklı bir yerde bu da neydi? Hippocrates felsefesiyle uyuşmayan bir nokta! Güneş enerjidir ve yiyeceklerimizin hepsinin güneş enerjisi almış olması gerekirdi. Ama odalarda güneş yoktu.

    O gün öğlen açık büfeden istediğinizi yiyin dediler. O da ne, büfede sadece çiğ sebzeler, baklagiller ve çerezler vardı!!! Kabak, karnabahar, brokoli, filizlenmiş mercimek, kereviz, biberler, vs… Evet buraya gelmeden “çiğ” bekliyorduk ama bu kadar da değildi. İlk alırken zorlandık. Ama aç kalmamak uğruna bir şeyler yedik. Derken akşamüstü taze sıkılmış kereviz-salatalık suyu karışımımız geldi. Onu da içtik. Hippocrates’te yemek düzeni şöyleydi: Sabah aç karnına taze sıkılmış çimen suyu, arada salatalık suyu sonra öğlen yemeği, arada kereviz-salatalık suyu ardından akşam yemeği. Her şey çiğ, her şey sebze. Meyve bile yoktu. Konsept vücuttaki alkali seviyesini yükseltip asit seviyesini minimuma indirmekti. Tüm hastalıkların nedeninin vücuttaki fazla asit olduğuna inanıyorlardı.

    İlk başta çok zorlandığımız bu programda gün geçtikçe inanılmaz enerjiyle dolduğumuzu, kilo verdiğimizi ve etrafımızdaki birçok hasta kişilerin iyileştiğini görünce daha büyük bir motivasyonla programa devam ettik. Annemin arkadaşı 8 senedir kullandığı şeker ilaçlarını orada kaldığı sürece bıraktı ve şekeri normal seviyelerde gitti. Düşünsenize ilaç alınmayan bu bir ay boyunca karaciğer ne kadar dinlendi. Annem ve arkadaşı hatırladığım kadarıyla 15 kilo verdiler. Ben de 10 kilo! Ama kilolardan ziyade bol enerjiyle beslendiğimiz bir ay boyunca kendimizi hayatımızda olmadığımız kadar iyi hissettik.

    Buradan döndükten sonra herkes anneme “Sen botoks yaptırdın, bize söylemiyorsun” diye tutturdu. Oysa yiyeceklerden aldığımız oksijen hücrelerimizin en derinlerine kadar işlemişti.

    Programa başlamadan önce kan tahlilleri yapılıyor ve program bitiminde tekrar tahlil yapılıp başlangıç ve bitiş değerleri karşılaştırılıyor. Aynı zamanda lavman, mikroskopta alınan ufacık kandan hücre analizi yapılmakta ve kişi ona göre yönlendirilmektedir. Gün içinde çeşitli dersler verilmekte ve kişiler bu tarz beslenme ve hastalıklarla ilgili bilgilendirilmektedirler. Burada kilo vermeye yönelik kalori hesaplarının hiçbirisi yoktur. Size söylenilen tek şey, sağlıklı yerseniz vücut otomatik olarak gerektiği kiloya düşecektir.

    Sabah erken saatlerde ağaçlıklı bir alana yürüyüş parkuruna götürüyorlar. Akşamları saat 18:00’de yemekten sonra yapacak hiçbir şey olmuyor, ve insanların canları çok sıkılıyor. Şiddetle araba kiralamanızı tavsiye ederim. Biz kiraladık ve akşamları çok daha rahat geçti.

    Bu kadar memnun kaldıktan sonra babamın da buradan faydalanmasını çok istedim. Ocak’tan sonra Mayıs’ta babam ve annemle 2 haftalığına gittik. Çok memnun kalan babam, sadece 2 hafta kaldığına pişman oldu ve aynı sene Kasım ayında üç haftalığına gittik. Bu gidişimizde çok yakın bir arkadaşım da bize eşlik etti. Bizden sonra kime tavsiye ettiysek gidenlerden herkes çok memnun kaldı. Kanserden şekere kadar birçok hastalığa çok iyi geldiğini bizzat gözlerimle gördüm. İlk geldikleri gün zorla yürüyen odalarından çıkmakta zorlanan hasta kişiler 3. haftanın sonunda abartmıyorum spor derslerine katılıyorlardı. Biliyorum çok kuvvetli bir söz ama mucizelere inanmam fakat Hippocrates’e inanırım.

    Önerilen minimum kalma süresi 3 haftadır. Eğer gidecek olursanız lütfen en az 3 hafta kalmaya özen gösterin. Hiçbir lüksü olmadığı gibi biraz eski de gelebilir. Hatta ilk gittiğinizde “Bu kadar para verdim, bu da ne?” diyebilirsiniz. Program daha ucuz olsun diye genelde tanımadığınız kişilerle aynı oda da kalabilirsiniz. Eğer maddi durumunuz el veriyorsa ayrı odalarda kalmanızı tavsiye ederim.

    Hippocrates benzeri bir yer de Ann Wigmore Institute Puerto Rico’da yer almaktadır. Sanırım Kaliforniya’da da benzer yerleri bulunmaktadır. Eğer “raw food centers” diye internette araştırma yaparsanız, daha detaylı bilgilere ulaşacağınıza inanıyorum.

    ***Bu arada Hippocrates merkezi ile hiçbir bağlantım yoktur. Yazılarımın hepsi sizleri bilgilendirmek, doğru bir şekilde yönlendirmek ve sizlere yardımcı olabilmek amaçlıdır. Lütfen yazılarımı okurken içinizde en ufacık bir şüpheniz olmasın. Amacım reklam yapmak değildir.

  • İçindekiler:
    2 büyük boy kabak
    1 yumurta
    ½ demet dereotu
    100 gram Lor
    2 yemek kaşığı light yoğurt
    1 çay bardağı light süt
    4 yemek kaşığı zeytinyağı
    Tuz

    Yapılışı:
    2 adet büyük boy kabağı küp şeklinde doğrayın. 
    1 adet yumurta, tuz, ½ demet ayıklanmış ve yıkanmış dereotu ve 100gr. Lor peyniri ile karıştırın.  Hafifçe tuzlayıp kabaklara karıştırın. 
    2 yemek kaşığı yoğurt, 1 çay bardağı süt ve 4 yemek kaşığı sıvıyağı karıştırın
    3 adet yufkanın her birini tezgaha serin. 
    Üzerine hazırladığınız yoğurtlu karışımı hafifçe sürüp ortadan ikiye katlayın.
    8 eşit parçaya bölün. 
    Her bir parçanın üzerine bir miktar iç koyun ve sigara böreği şeklinde sarın. 
    Fırın pişirme kağıdının üzerine dizin.  Üzerlerine yumurta sarısı sürün. 
    200 derecede 30 dakika pişirin.

    1 dilim börek:
    126 kalori 
    5 gram protein
    Smile Kalsiyum  Smile Magnezyum Smile Demir  Smile A Vitamini  Smile Potasyum  Smile C Vitamini  Smile Folik Asit

  • Kongre'de konuşulanlar:

    1. Yetişkinlik çağından itibaren kişiler her 10 yılda ortalama 2.5 kg alıyorlar.

    2. Psikolojik problemlerden kaçmak için bazı kişilerde fazla egzersiz yapma eğilimi olabiliyor ve bu insanlar bir süre sonra egzersiz bağımlısı haline gelebiliyorlar. Vücut spor esnasında endorfin adlı kendimizi iyi hissettiren hormon salgılandığından, spor yapan kişi de bu hormonu özlüyor ve aşırıya kaçabiliyor.

    3. Egzersiz için genelleme yapmak çok zor. Yapılan 12 haftalık düzenli egzersiz üzerine bir araştırmada herkesin vücudunda farklı değişimler ortaya çıktığı gözlemlendi. Bundan dolayı kişileri egzersiz konusunda belli bir kategoriye koymak çok zor. Her vücut çok farklı.

    4. Egzersiz daha fazla açlığa yol açabiliyor ve dolayısıyla spor yapan kişiler de daha fazla yemek yeme eğilimi olabiliyor.

    5. Düzenli egzersiz yapıldığı takdirde bir süre sonra vücut bu egzersiz temposuna alışıyor ve açlık hissi kaybolabiliyor.

    6. İki grup arasında karşılaştırma yapmak için klinik bir çalışma yapılıyor. 1. Grup Diyet + Egzersiz yapıyor (haftada 3 yürüyüş) 2. Grup sadece diyet yapıyor. Bu araştırmanın sonucuna göre iki grup arasında kas kaybı, vücut ağrılığı, yağ yüzdesi ve bel çevresi incelmesinde belirgin bir fark görülmüyor. Sadece kalça çevresinde egzersiz ile daha fazla incelme görülüyor. 1. Grupta 7.15 cm kalçada incelme görülürken 2. Grupta bu oran sadece 4.84 cm'dir. Bu çalışmaya göre bölgesel zayıflamada egzersizin daha etkin olduğu gözlemlenmektedir.

    7. Çocukların gelişiminde egzersiz beslenmeden daha önemli bir yer tutmaktadır.

    8. İstanbul okullarında yapılan araştırmalarda çocukların %41'inde obezite görülmektedir.

    9. Türkiye'de obezite oranı %35'tir.

    10. Post menopoz zamanı kilo alımının önüne geçebilmek için mutlaka egzersiz ve diyet yapmak gerekiyor.

    11. Kemik erimesinin önüne geçebilmek için Harvard maksimum 1 bardak süt önerirken Amerikan tarım bakanlığı her öğün bir bardak süt tavsiyesinde bulunuyor.   

  • Okulumu bitirip Türkiye’ye temelli döndükten sonra da, annem ve arkadaşının kilo sorunları devam ediyordu. Merkeze gidip döndükten 6 ay sonra annem ve arkadaşı tekrar yavaş yavaş kilo almaya başlıyordu. Benim de hep “Versem iyi olacak” dediğim 5 kilom vardı. Yine kilo versek iyi olur dediğimiz dönemlerden birinde ben uzun araştırmalarımdan sonra Marbella’da Incosol’u buldum. Annemin “kilo dostu,” annem ve ben İspanya yollarına düştük. Bu sefer şükürler olsun fazla kilo sorunum olmadığından kendim için sadece bir haftalık, annemler için ise bir aylık rezervasyon yaptırdım. Sonra altı haftaya uzattık. Gerçi dönüşte de onları almak için yine bir haftalığına gittim.

    Incosol’a vardığınızın ertesi sabahı aç karnına kan tahlili yaptılar. Ardından bir doktor ve beslenme uzmanı ile görüşmeye gittik. Bayağı detaylı görüşmelerden sonra doktor ve beslenme uzmanı eşliğinde kaç kalorilik nasıl bir diyet takip etmemiz gerektiği söylendi. Doktor ayriyeten spa’da yer alan terapilerden hangilerinin bizim için uygun olduğunu söyledi. Terapilerin çoğu vücudu inceltmeye ve toparlamaya yönelikti.

    Kahvaltı ve öğlen yemeği açık büfeydi, fakat büfenin orada hep birkaç kişi oluyordu ve servisi onlar bize yapıyordu. Biz istediklerimizi söylüyorduk, onlar da porsiyonları ayarlıyordu. Herkesin kalori ihtiyacına göre aldığı porsiyon miktarı farklı oluyordu. Bir de muhakkak akşamüstü çayımız oluyordu. En çok bu kısmı seviyorduk. Burada hakikaten Amerika değil de Avrupa’da olduğunuzu hissediyordunuz. Güzel fincanlarda sunulan çay veya kahvenin yanında muhakkak bir de tatlımız oluyordu. Akşam yemekleri saat 20:00-23:00 arası oluyordu. Çok realisttik düşünülmüş bir program çünkü özellikle İspanya’da kim akşam yemeğini erken yiyor ki!!! Akşam yemeklerini önümüze gelen menüden seçiyorduk: Başlangıç, ana yemek ve tatlı. Tabaklar hep süslenmiş çok şık önümüze konuluyordu. Yemekte muhakkak canlı müzik te oluyordu. Buradaki en güzel şey insan kendini hiçbir zaman diyetteymiş gibi hissetmemesiydi.

    Incosol aynı zamanda 5 yıldızlı otel olduğundan kilo vermenin yanı sıra sadece otelde kalmaya gelip spasını kullanmak isteyenler de oluyordu. Ama yemekler öyle güzel bir arada servis yapılıyordu ki kimin kilo vermek için gelmiş olduğunu anlayamıyordunuz.

    Her sabah kahvaltıdan önce sahilde yürüyüşe gidiyorduk. Başımızda bir eğitmen oluyordu. Hepimiz kendi tempomuza göre yürüyüp belli bir saatte otele geri dönecek otobüsün önünde buluşuyorduk. Bazı günler değişiklik olsun diye sabah yürüyüşü yerine akşamüstü farklı yerlere götürüyorlardı. Öğlen yemeğinden önce havuzda bir saatlik su egzersizi oluyordu. Bu derse katılımı bayağı yüksekti.

    Haftada iki kere tartılıyorduk ve iki kere de doktor görüşmemiz vardı. Birde vücut ölçülerimiz alınıyordu, verdiğimiz kilonun yanı sıra ne kadar inceldiğimizi de görmek için… Burası daha çok batı tarzı diyet uyguluyor. Yani alternatif merkezlerdeki gibi gelir gelmez ilaçlarınızı bıraktırıp genellikle vejetaryen ağırlıklı beslenmeye yönlendirmiyorlar.

    Sonuçlar gayet başarılıydı. Ben bir haftada 4 kilo verdim, ama ikisini hemen ertesi hafta geri aldım. Annemler bir buçuk ayda 10 kilo verdiler ve uzun bir süre kilolarını korudular.

  • Merhaba Ben Kapitalizm!

    Küçük kızlarınızı Barbie Bebeklerle büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz!

    Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım!

    İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.

    Ben Kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!

    Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO'nun hayat hikayesi sizin için "azim ve başarı hikayesi" olabiliyor.

    Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!

    Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1'inizin ihtiyacı olan makineleri 3. Dünya Ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı..

    Elbette bütün kapitalistler birer "aziz" gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!

    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.

    Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!

    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!

    Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!

    Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200$ gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.

    Ben Kapitalizmim ve "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı.

    Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24'ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.

    Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria's Secret'a koşun.

    Victoria's Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 80$ verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!
    Aşağıdaki yazı alıntıdır ve ben hakikaten katılıyorum.. Çok acı ama gerçek!

    Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!

    Ben Kapitalizmim ve Madonna'nın sadece Londra'da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.

    Ben Kapitalizmim ve Tayland'da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.

    Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90'ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.

    Ben Kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene 8.5 milyar $ değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar...

    Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan'da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.

    Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.

    Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64'ü kokain bağımlısı.

    Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken?

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"?

    ABD'de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV'de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.

    Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.

    Dünya nüfusunun % 50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1'ine sahip.

    Dünya nüfusunun % 1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50'sine sahip.

    Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.

    Amerikalıların % 85'i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü!

  • Kinoa Sizce Mucize yiyecek mi? Her derde deva mı? 

    Obezite Vakfı'nın Kinoa kilo verdirir(!) ‘Kamu Spotunu’ gören Didem Hocam hemen beni arayıp heyecanlı bir ses tonuyla şöyle dedi: "Pınar bir yazı yazmalıyız. Araştır bakalım kinoanın yetiştiği ülkelerde obezite oranı nedir? Kinoa eğer zayıflatıyorsa bu ülkelerde herkesin incecik olması gerekir!" Onun üstüne çok detaylı araştırmaya başladım. Hatta sırf hocamın sorduklarıyla kalmayıp kinoayı bizim ülkemizde yetişen başka gıdalarla da karşılaştırdım.

    Kinoa, And Dağları üzerinde yetiştirilmektedir.  Bu dağlar Venezuela'dan başlayıp Kolombiya, Ekvador, Peru, Bolivya üzerinden devam ederek Arjantin ve Şili'nin Patagonya topraklarında sona erer. Bu kadar uzakta yetişen bir bitki nasıl olur da biz Türklerin doğasına uygun olup bizi zayıflatabilirdi, özelliği neydi Kinoanın?

    Peki kinoa yetişen ve bu besin ile beslenen ülkelerdeki insanlar acaba bizden daha mı zayıflar?

    Örneğin aşağıdaki görsellerde de gördümüz gibi kinoa ile beslenen ülkelerden biri olan Şili bizden daha çok obez bireyi barındıran bir ülkedir. Kilo vermemizi etkileyecek tek bir besin grubu olması mümkün değildir. Hiç bir besin mucizevi değildir.

    Kinoanın besin değerleri açısından oldukça zengin bir besin olduğu tabii ki de bir gerçektir ama buğday, bulgurdan farkı nedir, ya da nohut ondan daha fakir bir besin midir diye baktığımda işte sonuçlar şöyle;

    1 porsiyon kinoa (185 gram)  157 kkal karbonhidrat, 32 kkal yağ ve 32 kkal protein

    1 porsiyon buğday tohumunda (115 gram) 225 kkal karbonhidrat, 93 kkal yağ ve 95 kkal protein

    1 porsiyon bulgur (182 gram) 127 kkal karbonhidrat, 3.7 kkal yağ ve 20 kkal protein

    1 porsiyon nohut  (165 gram) 183 kkal karbonhidrat, 35.6 kkal yağ ve 50.4 kkal protein içermektedir.

     

    Nohut ile kinoayı karşılaştırdığımızda 1 porsiyon nohut günlük lif ihtiyacımızın %50 sinden daha fazlasını 1 porsiyon buğday tohumu %61ini, 1 porsiyon kinoa ise günlük lif ihtiyacımızın sadece %21 karşılamaktadır.

    Başlıca vitamin, mineral içeriği olarak karşılaştırıldığında 1 porsiyon nohut folik asit ihtiyacımızın %70i ni  1 porsiyon buğday tohumu %81ini karşılarken, kinoa sadece %19unu karşılamaktadır. Ya da B1 vitamininden zengin olan buğday 1 porsiyonunda günlük ihtiyacımızın %144 karşılarken, kinoa günlük ihtiyacımızın %13’ünü karşılamaktadır

    Peki tüm bu değerlere bakınca neden bizim topraklarımıza ait olan besinler varken başka ülkelerde yetişen besinlerin mucize olduğunu düşündüğümüzü anlamış değilim. İnsanın yaşadığı bölgede tüm isteklerini karşılayacak kadar besin sunulmuştur. Tekrarlıyorum hiç bir besin bir diğerinden üstün ya da mucizevi değildir. 

    Kinoa üretimi artık iç piyasaya giriş yaptığından bunun bir türlü reklamını yapıp pazarlamaları gerekiyor. En güzel ve insanların en zayıf noktası olan "kinoa kilo verdirir" ile herkesin gönlünü fethetmeye hazır bir pazarlama tekniği ile karşı karşıyasınız. 

    Zaten ülkemizde yetişen kinoa da melezlenip yetiştirilebiliyor çünkü bizim ülkemizde And Dağlarındaki koşullar bulunmamaktadır. Kinoa, doğal haliyle Türkiye'de yetişememektedir. Oysa dünya üretiminde üçüncü sırada yer aldığımız nohutun kinoadan eksik kalır yanı yoktur.

    "Kinoa yağ yakar" diyor kamu spotunda. Peki bununla ilgili bilimsel makale ve çalışmalar var mı? Tabii ki hayır. Zaten lütfen bu tür söylemleri kulak ardı ediniz. Hiçbir gıda yağ yakmaz. Biraz anatomi bilen herkes insan vücudunun böyle işlemediğini bilir. 

    Bilinçli tüketiciler olalım ve Didem Hocam'ın dediği gibi "satır aralarını iyi okuyalım. Neden sürekli bir gıdanın reklamını yapıyorlar?" diye sorgulayalım.

    Herkese sağlık dolu günler dilerim.

     

     

     

  • KOLA Kaliforniya'da KANSEROJEN olduğu gerekçesiyle YASAKLANIRKEN siz hala içmeye ve çocuklarınıza içirmeye devam ediyor musunuz???

    Aşağıdaki yazı alıntıdır:

    Kolaya rengini veren 4MEI adlı madde California'da kanserojen olduğu gerekçesiyle yasaklandı. ABD'deki içeceklerden bu madde çıkacak. Ancak Türkiye ve Avrupa'da eski formülle satılmaya devam edilecek.

    Gazlı içeceklere kızıl rengi veren 4-Mel isimli kimyasal maddenin kanserojen içerdiği iddia edildi. Bu madde artık ABD’deki kolalarda kullanılmayacak.

    Amerika'nın dünyaca ünlü bilim dergisi Tech Times’da yayınlanan “Suni renklendirme yapan 4-methylimidazole (4-Mel) potansiyel olarak kanser yapıcı bir kimyasal içeriyor” makalesi bilim ve gıda dünyasını birbirine kattı. İki yıl önce yayınlanan makalenin ardından konu üzerine eğilen Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Çevre ve Sağlık Bilimleri Ulusal Akademisi ‘karamel’ adı da verilen bu kimyasalın potansiyel olarak kansere yol açabileceğini belirtti.


    California Eyaleti ise 29 mikrogram 4-Mel içeren tüm yiyecek ve içeceklerin üzerine kanser riski uyarısı bulunması gerektiğini öngören bir yasa çıkardı. Ürünlerinin üzerinde herhangi bir uyarı ibaresi bulundurmayı reddeden Coca Cola ABD pazarındaki ürünlerinin içeriğindeki karamelin çekileceğini duyurdu. Ancak Avrupa Yemek Güvenliği Otoritesi ‘karamelin’ herhangi bir tehlike oluşturmadığına kanaat getirdi.
    ABD’de kansere yol açtığı gerekçesini bilimsel olarak temelsiz bulan Coca Cola, “Biz yıllardır formülümüzü zamana göre değiştirdik. Ancak asla tehlikeli bir şey satmadık. Satmayacağız” dedi. 1886 yılında üretilen ilk Coca Cola kokain içeriyordu. Onun yerine 1904’te kafein konularak 1985 yılına kadar aynı içerik kullanıldı. Şirketin son 29 yıldır tadını daha şekerli yapan bir kimyasal kullanıldığı biliniyor.

  • İçindekiler:
    300 gr tavuk göğsü
    2 yemek kaşığı zeytinyağı
    1 küçük soğan
    1 çarliston biber
    1 çorba kaşığı köri
    100 gr yağsız yoğurt
    Tuz

    Yapılışı:
    300gr. tavuk göğüs etini ince dilimler halinde doğrayın.
    2 yemek kaşığı zeytinyağında 1 küçük soğan ve 1 adet çarliston biberi kavurup tavukları ekleyin. 
    1 çorba kaşığı köri ve 100gr. yağsız yoğurdu ilave edip 20 dakika pişirin. 
    Tuzunu piştikten sonra atın.

    1 kişilik kalori: 278
    1 kişilik protein: 13 gram

    Smile Fosfor  Smile Potasyum  Smile Selenyum  Smile Vitamin K

  • Klinik deneylerde farelere çok miktarda çikolata, cheesecake ve sosis verildiğinde elektrik şoku geleceğini bilmelerine rağmen yemeye devam ettikleri görülmüş. Buradan çıkan sonuç şöyle: acı çekeceklerine bilmelerine rağmen lezzetli yemekleri yemişler. 
    İnsanlar için de bunu şöyle düşünebiliriz: Bir kere bu tarz yemeklere bağımlılık yaptılar mı her ne kadar kilolu olmaktan ya da hastalıktan acı bile çekseler bu yiyecekleri bırakmaları zor olabilir. Önemli olan vücutlarımızı o noktalara taşımamaktır. 

  • Aşağıdaki yazının orijinalini okumak ve resimleri görmek için:

    www.caferuj.com.tr/saglikli_yasam/Diyet_Gunlugu/2010/11/09/mnin_diyet_maceralari

    Selam Smile

    Dün sizlere 60 kiloda takılıp kaldığımı, bu yüzden bir beslenme uzmanıyla görüşeceğimi söylemiştim.

    Aslında bu kararımı vermemin çeşitli sebepleri var. Yıllardır diyet yapıp duruyorum kilo alıyorum, kilo veriyorum, tekrar kilo alıyorum tekrar veriyorum. Tam bir kısır döngü yani. Dolabımda her beden kıyafet var. 74 kilodan 63'e indikten sonra daha fazlası için kasmadım. Ama sonradan düşündüm, aslında bu kiloda mutlu değildim.

    Şimdi burada oldukça hassas bir nokta var. Birkaç gündür epey mail aldım sizlerden. Beni destekleyenlerin yanı sıra kilomun normal olduğunu, diyet yapmamın delilik olduğunu, hatta fazla kilolu insanlar için kötü bir örnek olduğumu yazanlar da oldu. Kimseyi üzmek, kırmak gibi bir amacım yok. Bu diyet günlüğü bir arkadaş sohbeti sırasında diyet yaparken yediklerini yazmanın motivasyonu artırdığını konuşmamız üzerine ortaya çıktı. Yazdıklarım aslında sadece diyetimi değil, günlük yaşamımın her anını kapsıyor.

    Bu ufak açıklamadan sonra bugün neler yaptığıma gelelim Smile

    Sabah uyanıp evime çok yakın olan Didem Kanca Üstay'ın 'Sayasa-Sağlıklı Yaşam Merkezine' doğru yürürken kafamdan milyonlarca düşünce geçiyordu. Çünkü daha önce de diyetisyenlere gitmiş, ancak hiçbir sonuç almamıştım. Dragos'un yeşil yollarından geçerek Sayasa'ya ulaştığımda farklı birşeyler yakalayacağımı hissetmiştim. Kapıdan içeri adım attığımda koskocaman bir bahçe ve güzel bir mandalina ağacı karşıladı beni. Nedense aklımdan burada güzel rakı balık yapılır diye geçti. Zayıflama hayalleriyle gittiğim Sayasa'da aklıma ilk gelenin rakı-balık olması rezaletti Smile Hemen bu düşünceleri kafamdan kovaladım. Daha sonra beni güler yüzüyle karşılayan Didem Hanımla koca koca kırmızı koltukların olduğu bir odada konuşmamıza başladık. Ben biraz meraklı olduğum için Didem'in hikayesini daha çok merak ettim. Çünkü üniversitedeyken onun da başı kiloları ile dertteydi ve bu dert ona mesleğinin kapılarını açmıştı. Yemenin %50si psikoloji diyen Didem Kanca Üstay'ı diğer diyetisyenlerden ayıran en önemli nokta sıcaklığı. Sizinle konuşurken hiçbir çekinceniz kalmıyor, yani gece oturup bir tencere makarna yedim deseniz bile sizi asla yargılamayacak birisi. Çünkü ne yaşadığınızı kendi deneyimleriyle anlıyor. Boş bir empati kurmuyor yani. 

    'Üniversitede 80 kiloyu gördükten sonra tartılara küstüm ve zayıflamaya karar verdim' diyen Didem'in şu an 50 kilo olduğunu ve oldukça hoş bir kadın olduğunu söylemem gerek Wink Sohbetimiz devam ettikçe kendime inancım arttı dersem abartmış olmam. Ne de olsa karşımda 30 kilo vermiş iradeli bir genç kadın duruyordu. Bu keyifli sohbet sırasında Didem bana diyette (ki kendisi bu sözcüğe inanmıyor) en önemli şeyin farkındalık duygusu olduğunu anlattı. Farkındalık duygusunu yakalayamadığınız bir yiyeceğin bizi asla doyurmayacağını öğrendim. Şimdi işin en keyifli kısmına geliyoruz. Farkındalık duygusunun öneminden bahsederken Didem bana çikolata sevip sevmediğimi sordu. Tabii ki seviyordum ve bir paket çikolatayı 1 dakikada yiyebilme yeteneğine sahiptim Kiss Ne de olsa çikolata hazzın diğer adıydı.

    İşte sevgili okur biz o hazzı tamamen yanlış algılıyormuşuz. Didem bir kaşık Nutellayı önüme koyarak: 'Şimdi bu çikolatayı gözlerini kapatıp, hissederek yemeni istiyorum' dedi ve odadan çıktı. Önümde tanıdık bir lezzet vardı. Kim bilir kaç gece televizyon karşısında Nutella kaşıklamıştım.

    Nutella'ya baktım, o bana baktı ve gözlerimi kapatıp yavaşça hissetmeye çalıştığım o çikolatadan bugüne kadar hiç almadığım bir tat aldım. İlk defa çikolatanın içindeki kakao ve yağ tatlarını bu kadar keskin hissediyordum.

    Çok keyifli geliyor değil mi?

    İkinci bir kaşık ister miydiniz? 

    Evet mi?

    Ben ikinci bir kaşığı yiyemedim Smile

    Hadi canım evde olsan kesin yerdin mi diyorsunuz? Evde denemesi bedava. Hadi siz de deneyin Laughing

    Bu eğlenceli test sonrasında Didem bana yeme isteğinin psikolojik boyutlarını anlattı. Yani o Nutellayı kaşıklamanızın sebebi patronunuza kızmanız, yalnız hissetmeniz ya da sevgilinizden ayrılmış olmanız olabilir. Farkettim ki ben de birilerine kızınca yemek yiyorum.  

    Kilomun sabitlendiğini anlattığımda ise bana 5 günlük bir tek gıda diyeti uygulamamı söyledi. Bu tarz diyetler kilonuz sabitlendiğinden vücuda 'Hadi devam ediyoruz' mesajını vermek için yapılıyrmış. Yani 5 günden fazla uygulamak yok. Ben bu tek gıda diyetine bayram tatilinde evde olunca başlamayı düşündüm. Çünkü iş yerinde bütün gün haşlanmış patates ya da sebze çorbası yemem çok zor. Metabolizmamı uyarma programım dışında protein ağırlıklı bir beslenme programı yaratmaya karar verdik.

    Bu arada Didem'in burçlara göre diyet tavsiyeleri de var. Burçlardan hiç anlamayan sadece Koç burcu olduğunu bilen benim bile ilgimi çekti anlattıkları. Ama bunları yarın anlatıcam, şimdi yemek yemem lazım.

    Ne mi yiyeceğim? Nutella olmadığı kesin Smile

    Sevgiler

    M*

  • Kivi ile ilgili bilinmeyen gerçekler:

    • 1 orta boy kivi, yarım muzun içerdiğinden çok daha fazla potasyum barındırır. Potasyum almak için hep muz önerilir, oysa arada bir kivi yiyerek te bu ihtiyacınızı giderebilirsiniz.
    • 1 orta boy kivi sadece 60 kaloridir.
    • 1 orta boy kividen tüm günlük ihtiyacınız olan C vitaminini sağlayabilirsiniz. İlla da portakal ya da mandalina diye diretmenize gerek yok.
    • Lif ve fitokimyasallar açısından zengindir.
    • İçerdiği aktinidin enziminden dolayı etin üzerine biraz sürdüğünüzde eti yumuşatma özelliği taşır.
    • Yapılan klinik araştırmalarda düzenli tüketilen kivinin bağırsak florasına ve bağışıklık sistemine iyi geldiği gözlemlenmiştir.
    • İçerdiği yüksek potasyum ve oksalattan dolayı böbrek rahatsızlığı yaşayanların kesinlikle kividen uzak durmaları gerekir.
    • İçerdikleri yüksek antioksidanlar nedeniyle kalp rahatsızlıklarına iyi gelme olasılığı yapılan klinik araştırmalara göre yüksektir.
  • Yazıma başlamadan önce şu noktayı vurgulamam gerektiğine inanıyorum: Bugüne kadar hiçbir markayla çalışmadım, ürünlerini satmadım, ya da kaldığım detoks/zayıflama merkezlerinin ücretlerini kendi cebimden ödedim ki kimseye borçlu hissetmeden dilediğimce, özgürce bireylerin ve toplumların sağlığını düşünebilecek şekilde fikirlerimi dile getirebileyim.

    Son zamanlarda sürekli her yerde Sarelle'nin "Siz ne yerseniz çocuğunuz onu yer"reklamlarını gördükçe bu nasıl bir mesajtır acaba diye düşünmeye başladım. Doğru, çocuğunuz siz ne yerseniz onu yer ama acaba siz Sarelle mi yemelisiniz sorusunu aklımdan geçirmeden edemedim. Kalktım Sarelle'nin sahiplerinden Zafer bey ile görüşmeye gittim. Sağolsun beni kırmadı ve büyük bir sabırla "Ama çocuklara yönelik olmamalı bu reklam" diye defalarca aynı konuyu dile getirmemi dinledi. Hatta eğer Sarelle ile ilgili negatif birşey yazarsam da bana karşı dava açmayacağını söyledi  Malum dikkatli olmam gerekir.

    Zafer bey, kendisinin de çocukları olduğunu ve Sarelle'yi satın aldıktan sonra içindeki malzemeyi baştan aşağıya değiştirdiklerini çünkü kendi ailesinin de bunları rahatlıkla tüketmesini istediğini belirtti. Piyasada katkı maddesiz fındık/kakao ezmesi olmadığını, kendilerinin tamamen doğal ve içinde palm ya da trans yağ olmadan ve hiçbir GDO'lu ürün kullanmadan üretim yaptıklarını, hatta reklam filmlerinde "doğal" kelimesini kullandıkları için rakip firmaların dava açtıklarını söyledi. Dava sonucu ne mi olmuş? Kaybetmişler çünkü tarım bakanlığı tarafından "haksız rekabet" olarak belirlenmiş, piyasadaki diğer ürünler doğal olmadıkları için. Ne kadar acı değil mi? Tamamen doğal birşeyi de dile getiremiyoruz esasında... Firmanın prensibi şöyle: "Gıda işinde olunca hassas davranmak gerekiyor, hem de çocuklar da olunca işin içinde, insan kendine kötülük yapabiliyor ama çocuklara göz göre göre yanlış yapmamak gerek diye düşünüyoruz." 

    Şimdi bana sorarsanız, ben yine de reklamlarına takıldım, sonuçta çocuklar sarelle mi yemeli diye düşünüyorum. Onların da bakış açısı şöyle, nasıl olsa çocuklara piyasadaki diğer içinde kötü malzemeler olan ürünler veriliyor, satın alınıyor, en azından bizimkisi alınsın. Hımmm.... bana göre tabii ki hiç alınmasın! İçerikler kısmında ilk sırada şeker sonra bitkisel yağ ve 3. sırada yüzde 13'lük bir rakamla fındık geldiğini belirtip sonuçta çocuklar şeker alıyor diyorum. Uluslararası gıda kodeksine göre tüm dünyada "İÇİNDEKİLER" kısmında kullanılan malzemeler en fazladan en aza doğru gitmek zorundadır. Bu tüm ürünler için geçerlidir. Ben en fazla şeker olduğunu ve çocuklar o zaman sırf şeker mi yiyecekler diye sorduğumda, Türk halkı tatlı sevdiğinden diğer opsiyonlarımız da var diyor. Hangi halk tatlı sevmiyor ki?  Hemen içeriğinde yüzde 45 fındık olan ürününü gösteriyor. "Bu daha sağlıklı ama genelde insanlar şeker oranı yüksek olanı daha çok seviyor" diyor. Şu noktada bu yazıyı okuyan herkese şunu tavsiye edebilirim, FINDIK oranı en yüksek olanı ve içinde PALM yağı kullanılmayanı alın çünkü hepimiz insanız ve yeri geldiğinde kaşık kaşık bu tarz gıdaları tüketebiliyoruz. Hatta bazen çocuklar mazeretimiz olabiliyor, "Çocuklar istiyor diye alıyoruz yoksa biz eşimle pek yemeyiz"  Peki, öyle olsun...

    Bu anlamda o zaman sizlere, diğer ürünlerle karşılaştırırsak Sarelle'nin daha iyi olduğunu söyleyebilirim çünkü markete gidip hepsinin içeriklerini tek tek inceledim. Eğer birşey yazacaksam sizlere doğru mesajı verebilmeliydim. Hatta benim bile bazen çikolata, kakaolu fındık ezmesi krizlerimin tuttuğu oluyor. Bundan sonra diğer markaların içi kimyasal ve şeker dolu ürünlerini almak yerine Sarelle almayı tercih edebilirim. Fakat yine de bitkisel yağ olarak tam olarak ne kullandıklarını belirtmediler. Bundan dolayı sizlere yüzde yüz gönül rahatlığıyla bu markayı alın diyemeyeceğim. Amerika'da yaşarken yüzde yüz fındık ya da badem ezmesi yiyordum, o da ayrı bir konu tabii. Keşke Türkiye'de de olsa, o zaman içine "Nasıl bir yağ girdi?!" diye düşünmeyiz.  

    Son söz olarak, Zafer bey belki kızacak ama, ben yine de reklamlarına takıldım ve onaylamıyorum. İşin içine çocuklar girince çok hassas oluyorum da!!! Ürünlerini farklı reklamlarla dile getirebilirler. Sonuçta şeker sadece çocuklar için değil, hamileler ve yetişkinler için de çok zararlı.  

     

     

  • Son New York seyahatimde taa New York Üniversitesi master programı zamanlarımdan dostum olan Adele'in (Adele Yedid, MS RD) vejeteryan yemek pişirme dersine (The Gitta Sultan Culinary Institute) katıldım. Yıllardır yemek yapmayı seven Adele beslenme programını bitirdikten sonra kendini bu alanda inanılmaz geliştirdi. Yaptığı yemeklerin bir de besin değerlerini herkese anlatınca ders hem keyifli hem de muhteşem bilgiler öğrendiğimiz bir ortama dönüştü. 

    En büyük arzularımdan birisi eğer bir gün Adele'i kandırabilirsem onu İstanbul'a getirmek ve bizlere sağlıklı yemekler konusunda ders vermeye ikna etmektir smile Hatta bir sonraki New York sehayatimde iyice kendisinden faydalanmak için evde onlarda kaldığım sürece peşini bırakmayacağım...

    Adele'in menüsünde neler vardı?

    1. Fırınlanmış karnıbahar salatası (fındık, pancar, kuş üzümü) üzerine zaatar sosu - yabani keklik otu ve kızartılmış susam çekirdekleri karışımı

    2. "Kremalı" kuşkonmaz çorbası (fırınlanmış kuşkonmaz ve kıtır quinoa)

    3. Seitan (ete benzeyen ve ahçılıkta etin alternatifi olarak kullanılan yoğŸrulup kaynatılmışŸ glutenden yapılan ürün - Türkiye'de var mı bilemiyorum) mantarlı hamburger - karamelize soğan ve BBQ ketçap

    4. Salatalık ve Wakame (yosun) salatası

    5. Pişmemiş Snickers (çikolata) 

    Menüdeki sağlıklı yemekleri "Diyet Menüler" kısmında bulabilirsiniz. 

    Karnıbahar - yüksek lif, C vitamini, karaciğerin detoks olabilmesi için sulfur ve kanser riskini düşürme olasılığı taşır.

    Maydanoz - bol A vitamini, folik asit, demir ve K vitamini, kanı temizliyor, regli dönemi semptomlarını azaltıyor.

    Pancar - tansiyonu düşürüyor, egzersiz sırasında kuvveti ve sürekliliği artırıyor, hamile kadınlar için muhteşem çünkü yeni hücrelerin oluşmasına yardımcı oluyor, kanı ve karaciğeri temizliyor.

    Kuşkonmaz - insülin salgılanmasına faydası oluyor, bundan dolayı diyabetler için yüksek şeker konusunda etkili olabilir, böbreklerin temizlenmesine yardımcı oluyor, yüksek miktarda folik asit - hamileler için muhteşem bir kaynak.

    Seitan - vegan protein için inanılmaz bir kaynak, yüksek derecede çeşitli vitaminler ve mineraller içeriyor.

    Mantar - son yapılan klinik araştırmalarda mantarların kilo korumada ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda vejeteryan tek D vitamini kaynağıdır.

    Keten tohumu - yüksek lif içerir, LDL (kötü kolesterol) ve vücuttaki enflamasyonun azalmasında etkilidir. Aynı zamanda iyi bir omega-3 kaynağıdır.

    Wakame (yosun) - magnezyum, iyot, kalsiyum ve demir için muhteşem bir kaynaktır. Kemik erimesini engellemede çok etkilidir.

    Salatalık - Enerji için gereken B vitaminlerini barındırıyor. Eklem sağlığı için gereken silika içermektedir.

     

  • Ramazan denince akıllara hemen ilk olarak iftarda hazırlanan mükellef sofralar gelir. Peki bu sofralar ne kadar doğrudur? Orucun amacı nedir? Orucun amacı birçok kişiye göre değişebilir. Değişik dinlerde farklı şekillerde oruç tutma ritüelleri vardır ve uygulayan kişiler yaptıkları şeyin doğruluğuna sonuna kadar yürekten inanırlar. O zaman bir tanesi doğru diğeri yanlış demekte yanlış olacaktır.

    Bana göre oruç, sadece vücudun değil, zihin ve ruhun da dinlendiği bir arınma zamanı olmalıdır. Oysa bizler tam tersine tüm gün vücudu aç ve susuz bıraktığımız gibi sonrasında da ne görürsek saldırırız, sanki kıtlıktan çıkmış gibi. Şunun şurasında 24 saat bile aç kalmamışızdır. Vücudun dengesi tamamen bozulur, ve insanın üzerine bir ağırlık çöker. Oysa oruç tutmanın amaçlarından bir tanesi de sindirim sistemini dinlendirmektir. Fakat bizler ya ertesi gün aç kalacağımızdan korkarak gereğinden fazla yeriz ya da nasıl olsa bütün gün birşey yemedik, istediğimiz kadar yiyebiliriz moduna geçeriz. Neden her ne olursa olsun sonuç aynıdır: Gereğinden fazla yiyerek sisteme yüklenmektir. Bütün gün aç kalan sistem ertesi günde aynı şeyle karşılaşıp aç kalırım korkusuyla yenilen yemeğin birçoğunu depolamaya başlar.

    Yemekten ziyade vücudun susuz kalması en önemli konudur. Tüm gün susuz kalan vücut, akşam iftar saatinde de yeterince likit tüketemez. Çok fazla yedikten sonra sistem fazla likit istemez ve tüketiminde zorlanır. Bundan dolayı iftarı açar açmaz aç karnına içilen yarımla bir litre arasında içilen su çok faydalıdır. Hem vücudu dehidre olmaktan yani susuz kalmaktan kurtarır, hem de yemek öncesi bir tokluk hissi uyandırır. Havalar sıcakken vücutta su kaybı daha fazla görülmekte ve de hissedilmektedir. Akşam oturulurken sıvı birşeyler icmek çok önemlidir. Bu su olmak zorunda değildir. Bitki çayları, maden suyu, sebze veya doğal meyva suları da buna dahildir. Sahura kalktığınızda da muhakkak en az 2 bardak su içmeyi ihmal etmeyin.

    Gelelim yemek konusuna… İftarı çorbayla açmak idealdir, çünkü önden tokluk hissi verir. Benim tavsiyem masada ya sadece kahvaltılık bulunması veya da çorbanın arkasından bir tabak sebze yemeği ve yanında  et, tavuk veya balık yemeleridir. Pilav, makarna, patates ve türü gıdalardan uzak kalmakta fayda vardır çünkü bu tür yiyecekler kişiyi ilerleyen saatlerde daha çok acıktırır. Akşam da tatlı yerine bir tane meyva yemek vücudunuza verebileceğiniz en güzel hediyelerden bir tanesidir. BÜTÜN GÜN YEMEDİM DİYE AKŞAM ABARTMANIN HİÇBİR ANLAMI YOKTUR!!! Oruç tutarken önem vermeniz gereken en önemli şey likit tüketimidir.

    Sahurda protein ağırlıklı beslenmeyi gün içerisinde kendinizi daha tok hissetmeniz açısından tavsiye ederim. Bir veya iki tane haşlanmış yumurta çok idealdir. Sakın yumurtanıza tuz eklemeyin, sonra gün içinde çok susayabilirsiniz. Sahurda fazla ağır yiyip yatmak vücudumuza yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biridir, özellikle reflüsü olanlar için. Yattığınız zaman yer çekimi olmadığından yiyecekler aşağıya doğru hareket etmek yerine yukarı çıkmak isterler. Midedeki asit yukarı yemek borusuna kaçıp tahriş oluşturabilir. SAHURDA SADECE SU İÇİP YATMAK EN SAĞLIKLI OPSİYONDUR!!!

    Genelde oruç tutan kişi açlığını ve orucu öne sürerek asabi, sinirli, unutkan veya halsiz olduğunu söyler. Oysa kişi oruç tutarken aynı zamanda zihinsel ve ruhsal oruç ta tutmalıdır diye düşünüyorum. İçindeki negatif düşünceleri temizleyip etrafındakilere daha olumlu ve yardımsever davranmaya çalışmalıdır. Yani akıl ve ruh orucu da çok önemlidir. Böyle bir ay kendimizi aynı zamanda negatif düşüncelerden de arındırmaya çalıştığımız bir zaman olmalıdır. Sonuç olarak hem bedenimiz hem de zihnimiz toksinlerden kurtulmuş olur.

    EN BÜYÜK İRADE TÜM GÜN AÇ KALMAKTA DEĞİL, ÖNÜNÜZE KURULAN BİNBİR ÇEŞİT YEMEĞİN KARŞISINDA AZ YİYEBİLMEKTİR.

    Tertemiz bir ay geçirmenizi can-ı gönülden dilerim.

  • Polikistik Over Sendromu (PCOS) Nedir?

    Doğurganlık yaşına gelmiş kadınların yüzde 5 ile 10’unu etkileyen endokrin rahatsızlığıdır (hormonsal dengede bozukluk). İlk kez 1935 senesinde Stein ve Leventhol tarafından ortaya çıkarılan PCOS’un belirtileri başta regli düzensizliği olmak üzere, vücutta yüksek seviyede androjen (erkeklik hormonu) salgılanması ve insülin direncidir.  Hormonsal dengesizlikten dolayı bir sürü ufak kist (polikist) yumurtalıkların etrafında oluşur. 

    Androjen hormonunun fazlalığı, kadınlarda aşırı derecede tüylenmeye yol açtığı gibi, akne ve benzeri cilt sorunlarıyla birlikte düzensiz regli oluşumuna da neden olur. PCOS olan kadınların yüzde 50’yle 70’inde insülin direnci görüldüğünden kilo vermeleri olukça zorlaşır. Esasında bu bir kısır döngüdür. PCOS kilo vermeyi zorlaştırır, hatta kilo almayı tetikler. Kişi kilo aldıkça da PCOS’un vücuttaki olumsuz etkileri daha da artar. Bundan dolayı erken yaşlarda teşhisi çok önemlidir, çünkü ona göre gerekli tedbirler alınabilir. Bazen ergenlik çağındaki çocuklar kilolarını korumakta zorlanırlar ve hızla kilo almaya başlarlar. Ne kadar dikkat ederlerse etsinler bir türlü engel olamazlar. Bunun üstüne birçok anne ya kendisi, çocuğu üzerinde diyet uygulamaya kalkışır, ya da diyetisyen diyetisyen gezinip durur. Fakat nedeni bilmeden çözüme ulaşmak imkânsızdır ya da ulaşılan çözümler her zaman geçici olmaya mahkûmdurlar. Bu yüzden gerekli doktorlara yönlendirmek açısından diyetisyenlerin rolü çok büyüktür. 

    Nasıl Bir Beslenme Programı İzlenilmelidir?

    Yapılan birçok araştırmaya göre PCOS olanların düşük doymuş yağlı ve yüksek lifli gıdalarla beraber düşük glisemik indeksi olan besinler tüketmelerinde fayda vardır. PCOS’lu kişilerin canları, olmayanlara göre daha fazla karbonhidrat çeker. Bundan dolayı yetişme çağındakiler karbonhidratı sınırlamakta zorlanıp uzun vade de kilo alabilirler. Diyetisyenlerin, hem aileleri hem de çocukları tam buğdaylı gıdaları tüketmeleri konusunda eğitmeleri gerekir. Her 3-4 saatte bir şeyler yemek ve her öğün ve ara öğünle birlikte yeterli protein almak kan şekerini dengelemek açısından çok önemlidir.   

    Polikistik Over Sendromu Olduğunu Nasıl Anlarız?

    ·     Düzensiz regli dönemleri
    ·     Yemeden önce baş dönmesi, halsizlik, asabiyet durumları yaşamak, fakat yedikten sonra daha  iyi hissetmek
    ·     Hipoglisemi
    ·     Belli laboratuar değerlerinin sonuçlarının normal seviyelerin dışında çıkması
    ·     Özellikle yüz bölgesinde aşırı tüylenme yaşama
    ·     Yoğun karbonhidrat yemek isteği duyulması
    ·     Dirseklerin kuruması
    ·     Vücutta kir şeklinde koyu lekelerin oluşması
    ·     Egzersiz ve diyete rağmen kilo verememe
    ·     Saç Kaybı
    ·     Karın bölgesinde aşırı yağlanma
    Gerekli Klinik Testler
    ·      LH
    ·      FSH
    ·      DHEA-sulfate
    ·      Total ve Free testosterone
    ·      Açlık kan şekeri
    ·      Açlık insülin
    ·      HbA1C
    ·      C-reactive proteinTransvajinal Pelvis Ultrason

  • Okinawa Programı – Genç Kalma Diyeti
    İddia edilen: Daha çok sebze ağırlıklı az yağlı, düşük kalorili ve yüksek lifli diyet programı. Egzersiz, aile ilişkileri ve spiritüel duyarlılık kilo vermede çok etkili. Bu diyeti takip eden kişi 100 yaşından fazla yaşar.

    Takip edebilme olasılığı: Diyet programının yüzde ellisi kompleks karbonhidrattan oluşuyor. Yüksek glisemik endeksi olan yiyeceklerden uzak kalmak şart. Yaşam tarzında çok büyük değişiklik isteyen bu diyeti zamanla takip etmek çok zor. Aynı zamanda kalsiyum çok düşük.

    Doğru Yiyin, Daha Uzun Yaşayın – Genç Kalma Diyeti
    İddia edilen: Vejeteryan düşük yağlı diyet hücreleri hastalıktan korur, kanı temizler, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve hormonlardaki dengeyi sağlar. Vejeteryan diyeti kilonuzu korumada en etkili yöntemdir. Bu metodla bir daha ömür boyu başka diyet programları uygulamay ihtiyaş duymayacaksınız.

    Takip edebilme olasılığı: Vejeteryan bir hayat stili takip etmeyen insanlar için böyle bir diyeti uygulamak çok zor olabilir. Hiçbir şekilde et  ve süt ürünleri progrmada yer almıyor. İnsanların yemekleri hazırlaması daha uzun zaman alabilir. Diyette B ve D  vitamini yer almıyor.

    Yiyin, İçin ve Sağlıklı Kalın – Az Yağlı, Düşük Kalorili Diyet
    İddia edilen: Daha çok sebze ağırlıklı beslenmek ve süt ürünlerini en aza indirmek kilo vermekte çok etkili. Kalsiyumu süt ürünleri dışındaki gıdalardan veya takviyelerden sağlamak daha sağlıklı. Bu diyet, kalp, kanser, şeker hastalığı ve felç riskini düşürür.

    Takip edebilme olasılığı: Bu diyette hiçbirşeyden mahrum kalmıyorsunuz. Bu dşyetteki ana fikir “doğru” gıdalardan daha çok tüketmek. Kahveye izin var, ama şekere yok. Portakal suyu, ananas içilip yenilebilir, ama arada bir yenilecek olan dondurmaya izin yok. Eğer süt ürünlerine düşkünlüğünüz varsa takip etmesi çok zor.

    Curves – Düşük Karbonhidratlı Diyet
    İddia edilen: 2 değişik plan var. 1. plan karbonhidrat duyarlı, 2. plansa kalori duyarlı. İkisi da yüksek proteinli ve karbonhidratı limitliyor. İki planın da ilk iki haftasında günde sadece 20 gram karbonhidrat tüketme hakkı var. İkinci kısmında bazı meyveler, sebzeler ve tahıllı gıdalar diyette yerlerini alabiliyorlar. Öğünlerde Curves protein karışımı içecekler ve besin takviyeleri alınması şart. 3. kısımda günlük 2500-3000 kalori arası yiyecek tüketiliyor.

    Takip edebilme olasılığı: Uzun vade de uygulanabilirliliği mümkün değil. Öğünlerde günlük gerekli olan vitamin ve mineraller sağlanmıyor. Hiçbir bilimsel çalışma yok. 

     

  • Pazartesi başlamadığımız diyettir. Zihnimizde yarattığımız tüm yasakları ortadan kaldırıp, acıktığımızda ruhumuzun ve vücudumuzun isteklerine göre seçimler yapıp, doyana kadar hissederek yemektir. Ruhsal ve fiziksel sağlığımızın tartıdaki sayıdan çok daha önemli olduğunun farkına vararak yemek seçimlerimizi yapmaktır. Sadece fiziksel diyet değil, zihinsel ve ruhsal diyet de uygulayıp bize kendimizi kötü hissettiren kişileri hayatımızdan uzak tutarak diyet uygulamaktır. Sağlıklı diyet beden-ruh-zihin üçlüsünü hep bir arada tutmaktır.

    Gelin bunu nasıl başaracağınızı sitede birlikte yolculuk yaparken keşfedelim. Yolculuğunuza başlamadan önce ufak ama önemli bir not smile Websitemizi A'dan Z'ye bugünlere taşıyan sevgili Hakan Arabacıoğlu'na çok teşekkür ederiz.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay MS,RD
    Diyetisyen Pınar Doğan

    Çıktığım tatillerden ve farklı ülkelerdeki konferanslardan izlenimlerim.

    Devamını oku

    Sağlıklı beslenme ile ilgili merak ettikleriniz...

    Devamını oku
     

    Ziyaret ettiğim tüm zayıflama ve detoks merkezlerindeki tecrübelerim.

    Devamını oku

    Çok yiyip pişmanlık duyanların paylaşımları burada...

    Devamını oku

    80`li kilolardan 50 kiloya olan yolculuğum...

    Devamını oku

    Televizyonda yer aldığım programlardan bazı bölümler...

    Devamını oku

    Sizin için hazırladığım sağlıklı diyet menüleri...

    Devamını oku

    Benimle birlikte süpermarkette bir saat geçirmek ister misiniz?

    Devamını oku

    Sayasa`ya gelenlerin başarı hikayeleri burada...

    Devamını oku

    Sayasa'ya gelenlerin beklerken okudukları renkli defterimden...

    Devamını oku
  • Pazartesi başlamadığımız diyettir. Zihnimizde yarattığımız tüm yasakları ortadan kaldırıp, acıktığımızda ruhumuzun ve vücudumuzun isteklerine göre seçimler yapıp, doyana kadar hissederek yemektir. Ruhsal ve fiziksel sağlığımızın tartıdaki sayıdan çok daha önemli olduğunun farkına vararak yemek seçimlerimizi yapmaktır. Sadece fiziksel diyet değil, zihinsel ve ruhsal diyet de uygulayıp bize kendimizi kötü hissettiren kişileri hayatımızdan uzak tutarak diyet uygulamaktır. Sağlıklı diyet beden-ruh-zihin üçlüsünü hep bir arada tutmaktır.

    Gelin bunu nasıl başaracağınızı sitede birlikte yolculuk yaparken keşfedelim. Yolculuğunuza başlamadan önce ufak ama önemli bir not smile Websitemizi A'dan Z'ye bugünlere taşıyan sevgili Hakan Arabacıoğlu çok teşekkür ediyoruz.

    Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay MS,RD
    Diyetisyen Pınar Doğan

    Çıktığım tatillerden ve farklı ülkelerdeki konferanslardan izlenimlerim.

    Devamını oku

    Sağlıklı beslenme ile ilgili merak ettikleriniz...

    Devamını oku

    Ziyaret ettiğim tüm zayıflama ve detoks merkezlerindeki tecrübelerim.

    Devamını oku

    Çok yiyip pişmanlık duyanların paylaşımları burada...

    Devamını oku

    80`li kilolardan 50 kiloya olan yolculuğum...

    Devamını oku

    Televizyonda yer aldığım programlardan bazı bölümler...

    Devamını oku

    Sizin için hazırladığım sağlıklı diyet menüleri...

    Devamını oku

    Sizin için önerdiğim çeşitli sebze meyve suları tarifleri...

    Devamını oku

    Benimle birlikte süpermarkette bir saat geçirmek ister misiniz?

    Devamını oku

    Sayasa`ya gelenlerin başarı hikayeleri burada...

    Devamını oku

    Sayasa'ya gelenlerin beklerken okudukları renkli defterimden...

    Devamını oku
  • Şef Adele'den muhteşem sağlıklı bir salata tarifi - Şef Adele Yedid MS, RD

     

    İçindekiler:

    2 su bardağı yuvarlak doğranmış salatalık 

    2 çorba kaşığı yosun (5 dakika suda bekletilmiş)

    3 yeşil soğan - ince yuvarlak doğranmış

    1/4 su bardağı esmer pirinç sirkesi

    2 çorba kaşığı tamari soya sosu

    1 tatlı kaşığı agave veya bal

    1 çorba kaşığı susam yağı

    2 çorba kaşığı susam 

    Azıcık üzerine isterseniz kırmızı pul biber serpebilirsiniz eğer acı seviyorsanız

     

    Yapılışı:

    1. Büyük bir kapta yosun, salatalık, yeşil soğan ve susamı karıştırın

    2. Diğer malzemeleri de karıştırın ve salatanın üzerine dökün. Afiyet olsunkiss

    smile Kalsiyum smile A vitamini smile Demir smile Protein smile Magnezyum

  • Her nedense hep insanların zihinlerine sadece portakal suyundan C vitaminini alabilirlermiş gibi kazınmış ya da A vitamini havuçtan. Hatta çoğu insan ekstra C vitamini takviyesi alırlar. Oysa C vitamini günlük tükettiğimiz birçok sebzenin içinde zaten mevcuttur. Ama olay sadece A veya C vitaminleri değil birçok diğer vitaminleri de tükettiğimiz sebzelerden rahatlıkla alabiliriz. İşte bunlardan bazıları:

    Soğancık:Soğan ve sarımsak arasında bir tadı vardır. B ve C vitaminleri ve Manganez açısından çok zengindir.

    Taze soğan: Düşük kalorili olan bu sebze lif, potasyum ve A vitamini açısından çok zengindir.

    Havuç: Beta-karoten açısından çok zengin olan havuçlar bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye yardımcı olmakla kalmayıp aynı zamanda yaşlanmayı da geciktirici özellik taşırlar. Lif, B ve C vitaminleri ve potasyum açısından çok zengindirler. Pişmiş havuç beta-karotenin sistemde emilmesini hem kolaylaştırır hem de artırır. Ama pişmemiş havuçtan da çok daha fazla B ve C vitamini temin edebilirsiniz. Pişmiş ya da pişmemiş, hiç fark etmez, havuç size iyi gelecektir. Smile

    Sarımsak: Düzenli olarak sarımsak yiyenlerde daha az ateroskleroz (damar sertleşmesi), mide, prostat ve makat kanserleri görülmektedir. İçerdiği zengin fitokimyasaldan dolayı kolesterol düşürücü ve kanserle savaşan karakteristik özellikler taşımaktadır.

    Acı sivri biberler: İçerdiği kapsaisinden dolayı hazmı kolaylaştırabilirler. A ve C vitaminleri açısından çok zengindirler.

    Pırasa: En doğal halinde bulunan inülin sayesinde iyi/faydalı bağırsak bakterilerini besler. A ve C vitaminlerinin yanı sıra folat ve manganez açısından zengindir.

    Zencefil: Antioksidan açısından çok zengin olan zencefilin mide bulantısına ve vertigo (iç kulak problemleri) semptomlarına iyi geldiğine inanılır. C vitamini, magnezyum ve potasyum içerir.

    Soğan: İnülin, C vitamini, lif, folat ve manganez açısından oldukça zengin olan soğan kalp rahatsızlıklarında ve kanserle savaşmada da etkilidir.

    Kereviz: Çok düşük kalorili olan kereviz A, C ve K vitaminlerinin yanı sıra potasyum açısından da oldukça zengindir. İçerdiği antioksidan'dan dolayı kalp sağlığını koruyucu özellik taşımaktadır.

    Dolmalık kırmızı/yeşilbiber:Bir tanesi sadece 30 kalori olan kırmızı biber günlük tüm A ve C vitamini karşılamaktadır. Bundan dolayı bir sonraki soğuk algınlığınızda bardak bardak şeker ve kalori dolu portakal suyu içmek yerine salatanın içine doğrayacağınız bir adet çiğ kırmızı dolmalık biber tüm ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayacaktır. Sağlıklı bir cilt ve güçlü bir bağışıklık sistemi için de dolmalık biberler müthiş bir seçim olacaktır.

    Sadece bir tek sebze ya da meyve herşeye iyi gelir diye birşey yoktur. Önemli olan her türlü gıdayı dengeli bir şekilde düzenli aralıklarla tüketebilmektir. Hiçbir sebze veya meyve birbirinden üstün değildir. Hepsinin farklı özellikleri ve faydaları vardır. Ara ara sadece bir tek meyve ya da sebzenin reklamı yapılıyorsa bilin ki bu çok büyük ihtimalle ticari amaçla yapılmaktadır.

    sebze        

  • Geçtiğimiz senelerden bugüne kadar yapılmış 228 araştırmanın sonucunda ortaya çıkanlar özetle:

    1. Kilolu kişilerin düşük-kalorili diyet uyguladıklarında sedef hastalıklarında iyileşme görüldüğü saptanmıştır.

    2. Glütensiz bir diyet programı izleyen bazı kişilerde sedef hastalığının hafiflediği tespit edilmiş, kimilerinde hiçbir etki görülmemiş ve çok az bir kitlede inanılmaz bir gelişme görülmüş. 

    3. Yukarıdaki diyet programlarının dışında diğer yapılan çalışmalarda bir fark görülmemiş. 

    *Bilgiler Beslenme ve Diyetetik Akademisi Klinik Dergisinin Mart 2014 sayılı basımından alınmıştır. 

  • Sinemaya gittim ve sizler için sağlıklı yiyecek alternatiflerini araştırdım. Sinemadan sonra da gelin kuru kayısının ve diğer kuru meyvelerin faydalarını izleyelim.

    https://www.youtube.com/watch?v=QCYMkASpHHY

  • Geçen hafta NTV’de yayınlanan 5 kere 5 adlı program için sinemada yenilebilecek değişik alternatifleri inceledim. Bunlardan bir tanesi Türkiye’ye yeni gelmiş olan donmuş yoğurttu. Diğer tatlılara göre çok daha az kalorili ve şekerli olan donmuş yoğurt daha sağlıklı bir alternatif. Aklınızda olsun… Bir de başka stand’da taze meyvaların üzerine isteğinize göre sütlü, bitter veya beyaz çikolata koyuyorlardı ki dillere şenlikSmile Kalorisi yüksek olabilir ama inanılmaz lezzetli. Eğer ruhum doysun derseniz kesinlikle tavsiye ederim. Ama bence filmden önce tadına vara vara hissederek yemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler!    

    Şimdi gündemimde Malezya’da 23-25 Nisan arası olacak Uluslar arası Diyetisyenler Birliği Konferansı var. Dönüşte taptaze bilgiler ve klinik çalışmalarla gelmeyi ve sizlerle paylaşmayı planlıyorum.

  • Beslenme ve Diyetetic Akademisi Dergisinden alınmıştır.

    Spordan sonra 4 şeye dikkat etmek gerekir:

    İYİLEŞME: Spordan hemen sonra proteini yüksek gıdalar tüketmek gerekir.
    YAKIT YÜKLEME: Spordan sonraki 4 saat boyunca her kilo başına 1-1.2 gram karbonhidrat yüklemesi yapmalıdır. 
    VÜCUDA SU VERME: Vücuttan spor esnasında kaybolan her yarım kilo için yarım ile 0.7 litre su alınmalıdır.
    CANLANDIRMA: Spor sonrası vitamin ve mineralleri yüksek gıdalar tüketilmelidir.

  • İçindekiler:
    2 su bardağı light yoğurt
    2 şeftali
    10 kayısı
    1 çorba kaşığı bal
    3 hazır acıbadem kurabiye
    10 adet nane yaprağı

    Yapılışı:
    Kayısıların çekirdeklerini çıkarıp doğrayın. Şeftalileri yıkayıp soyun ve küçük küçük doğrayın. Yoğurdu ronota alıp şeftali, kayısı ve balı ilave edip püre kıvamında ezin. Hazırladığınız yoğurtlu püreyi 4 küçük kaseye paylaşın. Kaselerin üzerini alüminyum folyo ile örtüp buzdolabında birkaç saat bekletin. Nane yapraklarıyla süsleyip servis yapın.

    1 kişilik kalori: 200
    1 kişilik protein: 11 gram

    Smile Kalsiyum Smile Potasyum  Smile Folik Asit Smile Vitamin A Smile Vitamin C