vegan

  • Her zaman protein almak için et/tavuk/balık ya da diğer hayvansal gıdaları yememiz gerekmiyor. Fakat ne var ki çerezlerden ya da sebze veya baklagillerden de aynı hayvansal gıdalardaki proteini alamıyoruz. Hayvansal gıdalar "tam protein" dediğimiz vücut için gerekli 9 amino asitin hepsini kendi bünyesinde barındırırlar. Hayvansal olmayan gıdalar bu anlamda yetersiz kalırlar. Onların içerdikleri proteinlere "tamamlanmamış" protein denir. Fakat aynı öğünde iki tane tamamlanmamış protein içeren gıda tüketirseniz birbirlerini tamamlarlar ve sizler de hayvansal gıdalardaki aynı yüksek kalitedeki proteini almış olursunuz. 

    image        

    Resimdeki listede gıdalar 4 gruba ayrılmıştır. İki ayrı gruptan aynı öğünde yerseniz proteininiz "TAM" olur :) Şimdiden afiyet olsun

     

  • En son Şubat 2013'te Kaliforniya'da gitmiş olduğum Uluslararası Vejetaryen Beslenme Kongresi'nden öğrendiklerimi sizlerle özet olarak paylaşmak istiyorum. Her gün 20'den fazla konuşmacı/araştırmacı vejetaryen beslenme üzerine olan değişik klinik çalışmalarından bahsettiler. NELER ÖĞRENDİM?

    • Bilgiden dana önemli olan insanlığın ölmediğini ve hala güzel insanlar olup onlara güvenebileceğimi - bununla ilgili hikayemi yazımın sonunda paylaşacağım.
    • Vejetaryen olmaya karar vermeden önce çok sıkı bir hazırlık yapılması ve bu konuyla ilgili yeterli bilgi sahibi olunması gerektiği.
    • Vejetaryen olmaya karar verip ama konuyla ilgili yeterli derecede bilgisi olmayanlarda karbonhidratlı gıdalara saldırı durumunun çok sık görüldüğü.
    • En fazla B12 vitamini eksikliğinin görüldüğü ve bunun dışarıdan takviye olarak alınması gerektiği. Hayvansal gıdaların dışında bu vitaminin başka yollardan sağlanamadığı. Ama konferansta yer alan Hintli bir profesöre göre vejetaryen ağırlıklı beslenen Hindistan'da B12 vitamini eksikliğinin çok fazla görülmediği, muhtemelen bunu yüzyıllardır tükettikleri baharatlardan çeşitli yollarla aldıkları ve genlerinin ona göre bu duruma alıştığının söz konusu olduğu. Bazen bilimin bile açıklayamadığı durumların ortaya çıkabileceği Smile
    • Vejetaryenlerin et yiyenlere göre daha sağlıklı olduğu, bu kişilerde diyabet ve kanserin vejetaryen olmayanlara göre çok daha az görüldüğü.
    • Vejetaryen beslenmenin tüm dünyada daha çok yaygınlaştığı. Eskiden uçaklarda vejetaryen menü istediğinizde önünüze yanınızdaki tabağın aynısının etsiz versiyonu konulurken, bugün artık özel menülerin hazırlandığı.
    • Etçil olup sonradan vegan olanların bir süre sonra bağışıklık sistemlerinin aniden çöktükleri ve tekrardan hayvansal gıdalar tüketmeye başlayanların oranlarının hiç te küçümsenmeyecek kadar az olduklarını
    • Konuşmacılardan veganların bile vegan olmayı önermediklerini çünkü uygulamasının çok zor olduğunu ve vücudun birçok vitamin ve mineralden eksik kaldığını.
    • Obezite oranının vejetaryen olmayanlarda çok daha yüksek olduğu.
    • Safrakesesi taşı riskinin obezlerde daha fazla olduğu.
    • Et tüketenlerde, katarak riskinin vejetaryenlara ya da sadece et yemeyenlere oranla çok daha yüksek olduğu. Veganlarda ise bu riskin en düşük oranda olduğu.
    • Düzenli balık tüketenlerde Omega-3'ten dolayı (DHA) daha az Alzheimer rahatsızlığının görüldüğü.
    • DHA'nın (Docosahexaenoic acid) balık dışında yosunda da fazla miktarda görüldüğü.
    • DHA tüketimi Akdeniz tipi diyette diğer diyetlere göre daha fazla olduğundan bunama riskini azalttığı. Fakat bu diyet egzersiz ile birleştirildiğinde bunama riskinin düşmesi konusunda çok daha iyi sonuçları alındığı.
    • Keten tohumu yağının beyin sağlığına iyi geldiği.

    • Vejeteryan diyetlerde kalsiyum, B12 ve D vitamini, çinko ve B3 yağ asitlerinin eksik kaldığı, bunlara dikkat edilmesi gerektiği.
    • Diyetinde düşük miktarda protein tüketenlerde en fazla kemik kaybının görüldüğü.
    • Balıkların içerdiği cıvadan dolayı zararlı olduğunu düşünüyorsak yanıldığımızı çünkü yararının zararından çok daha büyük olduğu ve balık yemeye devam etmemiz gerektiği.
    • Balıkta balık yağına oranla çok daha fazla D vitamini olduğu.
    • İçerdiği yüksek asit ve potasyumdan dolayı ne kadar çok kola içersek vücutta o kadar az kemik yoğunluğu olacağı.
    • Veganlarda yüksek tansiyonun çok daha az görüldüğü.
    • Tiroid hormonlarından T3 ve T4'ün üretilebilmesi için günlük en az 70 mikrogram iyot almamız gerektiği.
    • En önemli iyot kaynakları: süt ürünleri, yumurta, deniz mahsulleri ve iyotlu tuz.
    • Veganların idrarlarında düşük oranda iyot değerliği saptanıldığı.
    • Vücut kitle indeksi: Veganlarda - 23.6, Lakto-ovo vejetaryenlerde - 25.7, Pesko-vejetaryenlerde - 26.3, Semi-vejetaryenlerde - 27.3, vejetaryen olmayanlarda - 28.8.
    • Vejetaryenlerde yüksek kolesterol ve insülin direncinin daha az görüldüğü.
    • Çerezlerin (ceviz, fındık, badem vs) açlığı bastırmakta etkili oldukları, yeme isteğini azalttıkları ve doygunluk hissi verdikleri. Aynı zamanda kalp rahatsızlıklarına karşı önleyici olacabilecekleri.
    • Asya ve ABD prostat kanseri oranları karşılaştırıldıklarında: Çinliler'de ölüm oranı %1, Çinli-Amerikalılar'da %8.9, Beyaz Amerikalılar'da %27.
    • 1 bardak inek sütünde 96mg emilebilir kalsiyum bulunduğu ama aynı oranı 1-1/2 bardak lahana'dan veya 2 bardak brokoliden de temin edebileceğimizi. İlla süt içmemiz gerekmediği.
    • Meme kanserinin Japonya'da yaşayan kadınlarda çok düşük fakat Amerika'da yaşayan 3. jenerasyon Japon-Amerikalılar'da çok yüksek olduğu. Buradan yola çıkarak yaşam tarzının çok önemli olduğu ve sadece genlerimizin bize miras kalmadığını, aynı zamanda yaşam biçimimizin de miras kaldığı.
    • Asit oranı düşük olduğundan (%0.8'den yüksek değil ise) en iyi zeytinyağının ekstra sızma zeytinyağı olduğu.
    • Chia tohumlarının (henüz Türkiye'de yok) ne kadar faydalı olduğu. Demir, kalsiyum, potasyum, magnezyum ve lif oranlarının çok yüksek olup, keten tohumundan çok daha fazla Omega-3 içerdiği.
    • Zerdeçal, tarçın ve boyotu baharatlarının kan şekerini düşürmekte etkili olduğu.
    • BAHARAT isminin nereden geldiğini biliyor musunuz? Ben bilmiyordum, konuşmacı bir profesör sayesinde öğrendim. Baharatlarla ilgili konuşma yapan kişinin ismi Dr. Bharat B. Aggarwal'dı. "Aaa ismi Baharat ve baharatlarla ilgili konuşacak diye içimden geçirdim" Sunumundaki ilk resim Türkiye'de bir baharatçının önünde çekilmiş resmiydi. Geçen sene Türkiye'ye gelene kadar o da isminin baharat anlamına geldiğini bilmiyormuş. Mısır çarşısına gidip her yerde baharat yazdığını görünce dayanamayıp sormuş. Konferans sonrası konuştuğumuzda Hindistan'ın eski isminin Baharat olduğunu ve muhtemelen biz oradan tüm bu baharatları getirirken oraya ait olduğunu belirtmek için baharat ismini vermişiz Sealed
    Vejetaryen: Et veya diğer hayvansal gıdaları dinsel ya da kişisel sebeplerden dolayı tüketmeyen kişi. Bu kişiler genelde veganlara göre daha esnek olup süt ürünleri ve yumurta tüketebilirler.
    Vegan:Tüm hayvansal gıda içeren besinleri tüketmeyen kişi. En katı grup.
    Lakto: vejetaryen - Yumurta tüketmeyen ama diğer süt ürünlerini kullanan kişi.
    Ovo-vejetaryen: Yumurta tüketen fakat süt ürünlerini tüketmeyen kişi.
    Lakto-ovo-vejetaryen: Yumurta ve süt ürünlerini tüketen ama diğer hayvansal gıdaları tüketmeyen kişi.
    Semi-vejetaryen: Genellikle vejeteryan ağırlıklı yiyen ama ara sıra hayvansal gıdalar tüketen kişi.
    Pesca-vejetaryen: Balık dışında diğer et ürünlerini tüketmeyen kişi.
    Her sene vejetaryen sınıfına farklı kategoriler eklenebiliyor.
     
    CoolCoolCool
    Kaliforniya'ya vardığımın ertesi sabahı hemen konferans başladığından ve 10 saat bir fark olduğundan ben sabah 4:00 gibi gözlerimi açtım. Doğal olarak saat 7:30'ta başlayan konferansa ilk giden bendim. Hemen en ön sırada kendime bir yer bulup oturdum. Sonrasında yanıma Güney Amerikalı bir bayan gelip oturdu. Masaj uzmanıymış ama aynı zamanda sıkı bir vegan. Daha iskemleye oturmadan elindeki yastığı oturacağı yere koydu ve şöyle dedi: "Her konferansta bu iskemleler çok rahatsız olur, hele 12 saat sonunda dayanılmaz olur. Ben yanımda hep yastık getiririm." Sonra koca bir sebze suyu çıkardı çantasından ve öğlen saatine kadar onu içti. Konferans merkezine yakın oturuyormuş. Öğlen yemeği için evine gitti. Öğleden sonra elinde yastıklar ve benim için sıkılmış koca bir sebze-meyve suyu karışımı ile geldi. Ondan sonraki 3 gün boyunca her sabah evde yaptığı vegan wrap, sebze suları ve yastıklarımı getirdi. Doğumgünümde akşam beni yemeğe çıkardı. Bir akşam evine masaj olmaya gittim. O kadar güzel bir masaj yaptı ki, ilk önce masaj odasındaki infra-red saunaya sokup vücudumun biraz ısınmasını sağladı, sonrasında masajına başlamadan önce (benim konferanstan sonra pilates eğitmeni olabilmek için çok sıkı teke tek iki haftalık bir kursa gideceğimi biliyordu) çok güzel bir niyette bulundu: "Allahım bu kadar uzun bir yoldan gelmiş olan Didem'in seyahatinin güzelliklerle geçmesini karşısına hep iyi ve çok güzel insanların çıkmasını ve önümüzdeki iki haftanın kolaylıklarla geçmesini sağlamanı diliyorum" Zaten o niyetten sonra ben iyice mayışmıştım. Masaj muhteşem geçti. Sonraki iki haftam daha da güzel geçti. Kaliforniya'da karşılaştığım bana yardımcı olan tüm güzel insanlar için de binlerce kez şükürler olsun.

  • Bu hafta sizin gibi duyarlı ve bilinçli okuyucularıma çimen suyunun faydalarını anlatmak istiyorum. Esasında çimen suyu dediğimiz şey buğday suyudur. Ufak tepsilere ekilen buğday tohumları aşağı yukarı 15-20cm uzadıktan sonra kesilir ve suyu çıkarılarak içilir. Peki çimen suyu neden son zamanlarda bu kadar popüler oldu, nedir bu normalde alt tarafı çim diye baktğımız bitkinin içindeki özellik? Çimen suyunun saymakla bitiremeyeceğim faydalarından en önemlilerini sizlerle bu yazımda paylaşacağım.

    Çimen suyu, tepsisinden taze, kesilir kesilmez içildiğinden klorofil yoğunluğu inanılmaz derecede yüksektir. Bitkilerin çoğunda bulunan klorofil güneşten gelen enerjidir, ve biz çimen suyunu içerek direk bu enerjiyi kendi hücrelerimize veririz. Klorofilin içinde yüksek miktarda vitaminler, mineraller ve protein bulunur. Klorofili esasında bitkinin kanı olarak ta adlandırabiliriz, çünkü klorofil olmadan birçok bitki hayatta kalamaz. Klorofil tüm hücreleri kuvvetlendirdiği gibi aynı zamanda karaciğeri ve kanı temizleme gibi bir özelliğe de sahiptir. En önemli bir diğer özelliği ise anemik (kandaki demiri düşük) olan kişilerde bu rahatsızlığı, yeteri derecede tüketildiğinde ortadan kaldırmasıdır. Klorofil aynı zamanda diş çürüklerini önler, ve diş etlerini sağlamlaştırır. Birçok cilt rahatsızlığına da iyi gelir.

    Eğer bugünkü şehir yaşamımızı göz önüne alırsak hiçbirimiz doğal ortamlarda yetişmiş çiğ sebzelerden oluşan günlük bir menü tüketmiyoruz. Aksine yiyecekleri bakteri ve virüslerden arındırmak için normalde daha fazla pişirdiğimiz bile oluyor. Böylelikle de gıdalardan aldığımız besin değerini inanılmaz derecede düşürmüş oluyoruz.
    Çimen suyunda likit oksijen bulunur. Bu oksijen, gıdaların daha iyi metabolize olmasını ve daha net ve açık düşünmeyi sağlar, çünkü beyin sağlıklı fonksiyon gösterebilmek için vücutaki oksijenin yüzde 25’ini kullanır. Bunun dışında daha iyi bir kan dolaşımı da sağlar ki bu da hücreleri çok daha iyi bir biçimde besler.
    Günde iki kahve fincanı kadar çimen suyu tükettiğinizde günlük ihtiyacınız olan tüm A,C,E ve B-vitaminlerini almış olursunuz. Bu vitaminleri çok doğal bir şekilde aldığınızdan alınan vitamin haplarına göre vücut çok daha iyi metabolize eder, ve faydasını görür. Tüm bunların yanı sıra vücudun kalsiyum, demir, sodyum, potasyum ve magnezyum ihtiyaçlarını da karşılar.

    Vücut için gerekli olan tüm amino asitlerde çimen suyunun içinde vardır. Et, tavuk, balık veya diğer hayvansal gıdalardan alabileceğimiz protein iki fincan çimen suyunda yeteri kadar vardır. Özellikle vejeteryanlar için inanılmaz bir protein deposudur.

    Saymakla bitiremeyeceğim çimen suyunun sadece bir özelliğini daha sizlerle paylaşıp ardından nasıl yetiştirildiği ve tüketildiği hakkında bilgi vermek istiyorum. Çimen suyunun içinde inanılmaz derecede enzimler vadır ki, bunlarda tükettiğimiz gıdaların çok daha iyi metabolize olmasını sağlar.

    Bunları biliyor muydunuz?
    • Çimen suyu toprakta bulunan 102 mineralden 92sini içinde barındıyor.
    • Çok yüksek enzim oranı olduğu kadar yüzde 70 klorofil içeriyor.
    • Çimen suyu iki şekilde tüketildiği zaman kişide yüksek enerjiye yol açıyor: 1. vitamin ve mineral eksikliklerini kapatıyor 2. hücreleri, kanı ve organları tıkayan artıkların vücuttan atılmasını sağlıyor.
    • Kilo vermeye çalışanlarda, kan dolaşımını ve metabolizma hızını yükselterek yardımcı oluyor.

    Esasında çimen suyunu yetiştirebilmek insanın kafasında canlandırdığı kadar zor bir olay değildir. Bunun için gerekli malzemeler şunlardır: altında ufak delikleri olan en az 2 tepsi, toprak ve buğday tohumu. Toprak birinci tepsinin üzerine eşit oranda yayılarak konur, üzerine toprağı kapatacak şekilde tohumlar serpiştirilir ve bol su verilir. Birinci tepsinin üstü ikinci tepsiyle kapatılır. Günde iki kez sulanır. Artık tohumlar uzayıp çimen haline geldiklerinde zaten üzerinde bulunan ikinci tepsiyi havaya kaldırmaya başlar. Bundan sonra ikinci tepsi bir kenara konulur ve birinci tepsideki çimenler büyümeye bırakılır. 15-20cm olduklarında içilecek kadar çimen kesilip suyu sıkılır. Bir kahve fincanı kadarı idealdir. Yalnız burada çok önemli bir noktaya değineceğim. Çimen suyunun kendine ait özel bir makinası vardır. Bunun dışında hiçbir makinayla suyu çıkmaz. Kesinlikle evdeki normal sebze-meyve sıkacağı ile bunu denememenizi tavsiye ederim, yoksa aletinizin bozulma riski çok yüksektir. Eğer evde yetiştirmiyorsanız artık dışarıda birçok meyva ve sebze sıkan yerden bunu tedarik edebilmeniz mümkündür.

    İkinci çok önemli hususta, kesinlikle aç karnınıza içmenizdir. Böylelikle direk kana karışır ve etkisini çok daha iyi gösterir. Ama eğer ilk kez çimen suyu içecekseniz bunu boş bir gününüzde evinizde ya da evinize yakın bir yerde içmenizi tavsiye ederim. Vücut anında detoks moduna geçtiğinden mideniz bulanabilir, ya da aşırı baş ağrısı çekebilirsiniz veya bağırsaklarınız bozulabilir. Bunların hiçbirisi de olmayabilir, ama ben sizin yerinizde olsam işimi sağlama alırdım.

    Sağlıklı ve bol oksijenli günler dilerim…

  • Noel tatilinde annem ve bir arkadaşını (teyzemlerden çok daha yakın gördüğüm), Nuriş’le (ablam) birlikte Florida’da bir sağlık merkezine gitmeye ikna ettik. Gerçi annem uzun bir müddet “Ben hiçbir yere gitmem” diye tutturdu. Ama emrivaki yapıp herşeyi ayarlayınca gitmek durumunda kaldı. Annemler direkt New York’a uçtular ve ben onlarla havaalanında buluşup Miami’ye uçtum. Orada o akşam en yakın arkadaşlarımdan biri olan Adil’le buluştuk. Hep beraber akşam yemeğine çıktık. Ben yine deli gibi yedim, ertesi gün sağlık merkezine gidip bir ay kalacaktık ya, iyice depolamak lazımdı. Sabahta kalktığımızda yine Adil’le buluşup brunch yaptık. Annemler de benimle aynı fikirdeydiler, hepimiz acayip yedik. Hatta Adil: “Ya, ben merkeze falan da gitmiyorum, ben niye çok yiyorum” dedi ve hep birlikte güldük. Gerçi ben buraya gitmeden son iki hafta iyice abartmıştım, gelsin çikolatalar gitsin dondurmalar…  Ama sanırım bu merkeze gitmeden önce kendim için bir tek faydalı değişimde bulunmuştum o da su niyetine içtiğim diyet kolayı bırakmak olmuştu. Ağzıma bir damla bile koymuyordum, çünkü koyarsam tekrar geri başlamaktan korkuyordum. Bu sayede artık diyet kola sadece tatillerde birkaç bardak içtiğim ufak bir zevk olarak kaldı, kendimi tamamen çok daha sağlıklı olan suya yönelttim.

    Annem, arkadaşı ve ben merkeze doğru yola koyulduk. Merkeze vardığımızda biraz hayal kırıklığı yaşadık; çünkü burası, genelde çok hasta kişilerin iyileşmek için gittiği bir detoks merkeziydi ve enerjisi biraz ağırdı. Her gün birçok ders vardı. Ben bu derslere girip sonra gidip annemlere özetliyordum. En önemli yapmamız gereken sabah-akşam aç karnına çimen (buğday) suyu sıkıp içmekti, aralarda bir sürü değişik sebze suları… Kan tahlillerimiz oldu, benim kolesterol yüksekti, karaciğerde yağlanma vardı. Tabii gitmeden insan bu kadar abartırsa! Annemin bile tahlil sonuçları benden daha iyiydi. Utanç verici bir durumdu.
    Derslerin biri kolon hidroterapiyle ilgiliydi. Daha önce hiç duymamıştım. Derse katıldım ve pür dikkat dinledim. Odaya gidip annemlere söylediğimde önce “Biz yaptırtmayız hayatta öyle bir şey” dediler. Sonradan “Peki, o zaman ilk sen yaptırt, biz de ona göre yaptırtacağız.” dediler. Ben, kobay olarak ilk randevuyu alıp gittim. Aman Allahım muhteşem bir olaydı! Lavmandan çok daha faydalı ve rahat bağırsak temizlemesi olan kolon hidroterapiyi benden sonra annemler de yaptırdılar ve biz kaldığımız sürece en az dört beş kez bu işlemi uygulattık. Kolon hidroterapi, kalın bağırsağı filtre edilmiş ılık suyla yıkayan sağlıklı bir arınma yöntemidir. Hem fiziksel, hem de duygusal rahatlama sağlar.

    Orada kaldığımızın dördüncü günü benim acayip midem bulandı ve çok kötü bir detoks moduna geçtim. Odadan çıkıp yemek bile görmek istemedim. O sıralar annemler bana odaya yine çimen suyunu günde iki kez getiriyorlardı. Onu içmeye devam ettim, o kadar. Başka hiçbirşeyi ne yiyebildim ne de içebildim. Fakat bir hafta sonra kendimi çok iyi hissediyordum. Çimen suyu buğdayın henüz tam olgunlaşmamış, aşağı yukarı 15-20 santimetre kadar büyümüş halidir. Bir Türk kahvesi fincanı kadar çimen suyunda çok yüksek miktarda enzimler, vitamin ve mineraller, klorofil ve amino asitler vardır. Besin değeri bu kadar yüksek olan çimen suyu istenilirse evde de yetiştirilip düzenli olarak içilebilir.

    Evlendikten sonra Maryland’e taşınan Nuriş, bizi dört günlüğüne sürpriz yapıp ziyarete geldi. Onu da hemen çimen suyuna başlattık. O da çok kötü oldu. Hatta bir sene sonra bir gün yağmurdan sonra arabasının camını açtığında içeri giren çimen kokusundan dolayı öğürmeye başladığını ve hemen camı kapadığını anlattığında çok güldük. Bir ayın sonunda hepimizin yüzü parlıyordu, bütün sebze sularından acayip oksijen almıştık. Annem ve arkadaşı 10-12 kg  verdiler. Ben de 8kg verdim. Annemin arkadaşı sekiz senedir diyabetti ve orada son iki hafta hiç ilaç bile kullanmadı ve şekeri tabana vurdu. Hepimiz çok mutluyduk.

    Son akşam Adil geldi ve biz hep birlikte oradaki bir aylık bitişimizi kutlamak için yemeğe gittik . Yine yemekle kutlama! Gerçi hiçbirimiz çok fazla yiyemedik; çünkü bir ay çok sağlıklı yedikten sonra yemekler ağır geldi, ve sürekli çiğ sebzeler tükettiğimizden ağzımıza attığımız her lokma inanılmaz lezzetli geldi.

     

  • Bir insan 11 ay içinde üç kere aynı merkeze gidip senenin 2 ayından fazlasını orada geçirir mi? Eğer burası Hippocrates ise “Evet”

    New York’ta yüksek lisansımı yaparken kronik yorgunluktan şikayeti olan bir arkadaşım buraya gittikten sonra nasıl kendini çok iyi ve enerjik hissettiğini, esasında herkesin oraya gitmesi gerektiğini bana anlatınca ben de hemen ilk fırsatta buraya üç kişilik 4 haftalığına rezervasyon yaptırdım. O sıralar 100 küsur kiloya fırlayan annem ve arkadaşının da acilen kilo vermeleri gerekiyordu. Tabii ben de yine 70’li kilolara doğru hızla ilerliyordum. Bir ayda ancak kiloların bir kısmı giderdi. Annemler İstanbul’dan geldiler. New York’ta buluşup Florida’ya uçtuk.

    Bir gün önceden oraya vardığımız için gece dışarı çıkıp deli gibi yemek yedik, sabah kahvaltıda da yine aynı şekilde abarttık. Sanki bir daha hiç yemek yemeyecekmişiz gibi!

    Hippocrates’e vardığımızda daha kapıdan girer girmez hayal kırıklığı yaşadık. Girişte eski bir salon ve yüzleri soyulmuş minderler… Fiyatı ucuz olmamasına rağmen bu bakımsız görüntü bizi mahsunlaştırdı. Ama İngilizce'de bir deyim vardır ya, bayılırım: Kitabı kapağına göre yargılama!

    İçeride yaşlıcana bir bayan bizi güler yüzle karşıladı ve kalın birer dosya verdi. Dosyanın içinde kaldığımız sürece alacağımız derslerin notları vardı. Sonra odamıza gittik. Üçümüz aynı odada kalıyorduk. Oda hiç güneş almıyordu. Böyle sağlıklı bir yerde bu da neydi? Hippocrates felsefesiyle uyuşmayan bir nokta! Güneş enerjidir ve yiyeceklerimizin hepsinin güneş enerjisi almış olması gerekirdi. Ama odalarda güneş yoktu.

    O gün öğlen açık büfeden istediğinizi yiyin dediler. O da ne, büfede sadece çiğ sebzeler, baklagiller ve çerezler vardı!!! Kabak, karnabahar, brokoli, filizlenmiş mercimek, kereviz, biberler, vs… Evet buraya gelmeden “çiğ” bekliyorduk ama bu kadar da değildi. İlk alırken zorlandık. Ama aç kalmamak uğruna bir şeyler yedik. Derken akşamüstü taze sıkılmış kereviz-salatalık suyu karışımımız geldi. Onu da içtik. Hippocrates’te yemek düzeni şöyleydi: Sabah aç karnına taze sıkılmış çimen suyu, arada salatalık suyu sonra öğlen yemeği, arada kereviz-salatalık suyu ardından akşam yemeği. Her şey çiğ, her şey sebze. Meyve bile yoktu. Konsept vücuttaki alkali seviyesini yükseltip asit seviyesini minimuma indirmekti. Tüm hastalıkların nedeninin vücuttaki fazla asit olduğuna inanıyorlardı.

    İlk başta çok zorlandığımız bu programda gün geçtikçe inanılmaz enerjiyle dolduğumuzu, kilo verdiğimizi ve etrafımızdaki birçok hasta kişilerin iyileştiğini görünce daha büyük bir motivasyonla programa devam ettik. Annemin arkadaşı 8 senedir kullandığı şeker ilaçlarını orada kaldığı sürece bıraktı ve şekeri normal seviyelerde gitti. Düşünsenize ilaç alınmayan bu bir ay boyunca karaciğer ne kadar dinlendi. Annem ve arkadaşı hatırladığım kadarıyla 15 kilo verdiler. Ben de 10 kilo! Ama kilolardan ziyade bol enerjiyle beslendiğimiz bir ay boyunca kendimizi hayatımızda olmadığımız kadar iyi hissettik.

    Buradan döndükten sonra herkes anneme “Sen botoks yaptırdın, bize söylemiyorsun” diye tutturdu. Oysa yiyeceklerden aldığımız oksijen hücrelerimizin en derinlerine kadar işlemişti.

    Programa başlamadan önce kan tahlilleri yapılıyor ve program bitiminde tekrar tahlil yapılıp başlangıç ve bitiş değerleri karşılaştırılıyor. Aynı zamanda lavman, mikroskopta alınan ufacık kandan hücre analizi yapılmakta ve kişi ona göre yönlendirilmektedir. Gün içinde çeşitli dersler verilmekte ve kişiler bu tarz beslenme ve hastalıklarla ilgili bilgilendirilmektedirler. Burada kilo vermeye yönelik kalori hesaplarının hiçbirisi yoktur. Size söylenilen tek şey, sağlıklı yerseniz vücut otomatik olarak gerektiği kiloya düşecektir.

    Sabah erken saatlerde ağaçlıklı bir alana yürüyüş parkuruna götürüyorlar. Akşamları saat 18:00’de yemekten sonra yapacak hiçbir şey olmuyor, ve insanların canları çok sıkılıyor. Şiddetle araba kiralamanızı tavsiye ederim. Biz kiraladık ve akşamları çok daha rahat geçti.

    Bu kadar memnun kaldıktan sonra babamın da buradan faydalanmasını çok istedim. Ocak’tan sonra Mayıs’ta babam ve annemle 2 haftalığına gittik. Çok memnun kalan babam, sadece 2 hafta kaldığına pişman oldu ve aynı sene Kasım ayında üç haftalığına gittik. Bu gidişimizde çok yakın bir arkadaşım da bize eşlik etti. Bizden sonra kime tavsiye ettiysek gidenlerden herkes çok memnun kaldı. Kanserden şekere kadar birçok hastalığa çok iyi geldiğini bizzat gözlerimle gördüm. İlk geldikleri gün zorla yürüyen odalarından çıkmakta zorlanan hasta kişiler 3. haftanın sonunda abartmıyorum spor derslerine katılıyorlardı. Biliyorum çok kuvvetli bir söz ama mucizelere inanmam fakat Hippocrates’e inanırım.

    Önerilen minimum kalma süresi 3 haftadır. Eğer gidecek olursanız lütfen en az 3 hafta kalmaya özen gösterin. Hiçbir lüksü olmadığı gibi biraz eski de gelebilir. Hatta ilk gittiğinizde “Bu kadar para verdim, bu da ne?” diyebilirsiniz. Program daha ucuz olsun diye genelde tanımadığınız kişilerle aynı oda da kalabilirsiniz. Eğer maddi durumunuz el veriyorsa ayrı odalarda kalmanızı tavsiye ederim.

    Hippocrates benzeri bir yer de Ann Wigmore Institute Puerto Rico’da yer almaktadır. Sanırım Kaliforniya’da da benzer yerleri bulunmaktadır. Eğer “raw food centers” diye internette araştırma yaparsanız, daha detaylı bilgilere ulaşacağınıza inanıyorum.

    ***Bu arada Hippocrates merkezi ile hiçbir bağlantım yoktur. Yazılarımın hepsi sizleri bilgilendirmek, doğru bir şekilde yönlendirmek ve sizlere yardımcı olabilmek amaçlıdır. Lütfen yazılarımı okurken içinizde en ufacık bir şüpheniz olmasın. Amacım reklam yapmak değildir.

  • Son New York seyahatimde taa New York Üniversitesi master programı zamanlarımdan dostum olan Adele'in (Adele Yedid, MS RD) vejeteryan yemek pişirme dersine (The Gitta Sultan Culinary Institute) katıldım. Yıllardır yemek yapmayı seven Adele beslenme programını bitirdikten sonra kendini bu alanda inanılmaz geliştirdi. Yaptığı yemeklerin bir de besin değerlerini herkese anlatınca ders hem keyifli hem de muhteşem bilgiler öğrendiğimiz bir ortama dönüştü. 

    En büyük arzularımdan birisi eğer bir gün Adele'i kandırabilirsem onu İstanbul'a getirmek ve bizlere sağlıklı yemekler konusunda ders vermeye ikna etmektir smile Hatta bir sonraki New York sehayatimde iyice kendisinden faydalanmak için evde onlarda kaldığım sürece peşini bırakmayacağım...

    Adele'in menüsünde neler vardı?

    1. Fırınlanmış karnıbahar salatası (fındık, pancar, kuş üzümü) üzerine zaatar sosu - yabani keklik otu ve kızartılmış susam çekirdekleri karışımı

    2. "Kremalı" kuşkonmaz çorbası (fırınlanmış kuşkonmaz ve kıtır quinoa)

    3. Seitan (ete benzeyen ve ahçılıkta etin alternatifi olarak kullanılan yoğŸrulup kaynatılmışŸ glutenden yapılan ürün - Türkiye'de var mı bilemiyorum) mantarlı hamburger - karamelize soğan ve BBQ ketçap

    4. Salatalık ve Wakame (yosun) salatası

    5. Pişmemiş Snickers (çikolata) 

    Menüdeki sağlıklı yemekleri "Diyet Menüler" kısmında bulabilirsiniz. 

    Karnıbahar - yüksek lif, C vitamini, karaciğerin detoks olabilmesi için sulfur ve kanser riskini düşürme olasılığı taşır.

    Maydanoz - bol A vitamini, folik asit, demir ve K vitamini, kanı temizliyor, regli dönemi semptomlarını azaltıyor.

    Pancar - tansiyonu düşürüyor, egzersiz sırasında kuvveti ve sürekliliği artırıyor, hamile kadınlar için muhteşem çünkü yeni hücrelerin oluşmasına yardımcı oluyor, kanı ve karaciğeri temizliyor.

    Kuşkonmaz - insülin salgılanmasına faydası oluyor, bundan dolayı diyabetler için yüksek şeker konusunda etkili olabilir, böbreklerin temizlenmesine yardımcı oluyor, yüksek miktarda folik asit - hamileler için muhteşem bir kaynak.

    Seitan - vegan protein için inanılmaz bir kaynak, yüksek derecede çeşitli vitaminler ve mineraller içeriyor.

    Mantar - son yapılan klinik araştırmalarda mantarların kilo korumada ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda vejeteryan tek D vitamini kaynağıdır.

    Keten tohumu - yüksek lif içerir, LDL (kötü kolesterol) ve vücuttaki enflamasyonun azalmasında etkilidir. Aynı zamanda iyi bir omega-3 kaynağıdır.

    Wakame (yosun) - magnezyum, iyot, kalsiyum ve demir için muhteşem bir kaynaktır. Kemik erimesini engellemede çok etkilidir.

    Salatalık - Enerji için gereken B vitaminlerini barındırıyor. Eklem sağlığı için gereken silika içermektedir.

     

  • (Yoga ağırlıklı beden, ruh ve zihni arındırmaya yönelik program)

    İlk yatılı bir merkeze gidişim ablamla yapmış olduğum İspanyolca’da “Saf Hayat” anlamına gelen Pura Vida’dır. Kendisi o zamanlar yogaya çok gönül vermiş ve bir yoga dergisinde burayla ilgili yazı okumuştu. Amerika’da okurken bahar tatilimde benim ziyaretime gelecekti ve “Hadi hem tatil yapalım, hem de aktif olalım, Kosta Rika’da Pura Vida’ya gidelim” dedi. Ben de başıma gelecekleri bilmeden “Tamam” dedimSmile Çünkü günde 3 kez yoga olduğunu bilmiyordum! Bu merkezden sonra ablam yoga eğitmeni olmaya karar verdi.

    Yemekleri vejeteryan olan Pura Vida’da herşey inanılmaz lezzetliydi. Akşamüstü çayıyla birlikte günde 4 öğün yemek olan bu merkezde herkes açık büfeden istediği kadar yemek alabiliyordu. Her şey gayet sağlıklı olmasına rağmen, o sıralar hafif kilolu olmamdan dolayı porsiyonlarıma kendimce dikkat etmeye çalışıyordum. Günde 3 tane 90 dakikalık yoga dersleri dışında bir haftalık programın içinde bir günlük rafting, yağmur ormanlarında tırmanış ve yanardağlara geziler de vardı. Sürekli doğayla içiçeydik. Yoga derslerinin çoğu da temiz havada dışarıda oluyordu. Hatta derslerimizin bir tanesine ara sıra papağanımız da katılıyordu.

    Pura Vida, kafa dinlemek, şehir stresinden uzakta kalmak ve doğada spor yapmak için bir cennet, fakat kilo vermek için gidebilecek bir merkez kesinlikle değildir. Eğer dikkat ederseniz verirsiniz ama tamamiyle yoga ve doğadaki aktiviteler üzerine kurulmuş, sağlıklı vejeteryan yiyecekler sunan fakat kalori ve ne kadar yediğinizin hesabını tutmayan bir yerdir.