Didem`in Dünyası

Sevgili diyetnedir.com okuyucuları,
Burada gittiğim beslenme konferanslarında öğrendiklerimi, günlük yaşantımdaki tecrübelerimi sizlerle paylaşıyorum.

Ekim 2016’da Beslenme ve Diyetetik Akademisi’nin (eski adıyla Amerikan Diyetisyenler Birliği) Boston’da düzenlemiş olduğu Beslenme Konferansı’ndan izlenimlerimi sizlere aktarmak istiyorum. Fırsat buldukça bu tarz konferans ve kongrelere gitmeye özen gösteriyorum çünkü diğer birçok bilim alanında olduğu gibi beslenme alanında da sürekli yenilikler ve değişimler gündeme geliyor.

 

1.  https://www.youtube.com/watch?v=xJ8G-QLM1F8 esasında bebeklerin doydukları noktayı bilmeleri ama bazı ebeveynlerin ısrarla yedirmeye çalışmalarının ne kadar yanlış olduğu.

 

2.  2-6 yaş arası çocukların yemek seçmelerinin çok doğal ve normal olduğu.

3.  Prebiyotikler – yulaf ezmesi, soğan, arpa, keten tohumu, yeşillikler, muz, baklagiller, böğürtlen grupları (çilek, yaban mersini vs)

4.  Probiyotikler – bifidobakteri, laktobasilus, yoğurt, fermente olmuş süt ürülerinden yapılmış içecekler, kefir, bebek mamaları, peynir

5.  Probiyotiklerin kilo vermeye yardımcı olduğu ile ilgili çalışmalar halen devam etmekte ve henüz kanıtlanmış bilimsel bir veri olmadığı.

6.  Otizmlilerde  bağırsaklarda bifidobakterinin genelde daha az olduğu tespit edilmiş ama çalışmalar hala tam olarak net değilmiş.

7.  Serotonin hormonunun %95’i kalın bağırsakta sentez oluyor. Bundan dolayı psikolojik rahatsızlıkların da nedeninin bağırsaklardan kaynaklanabileceği son yapılan bilimsel çalışmalarla desteklenmektedir.  

8.  Kalın bağırsakla beyin arasında hormonal sinyallerin yer aldığı belli bir rota olduğu ve bağlantılı oldukları.

9. Eğer probiyotik takviye alıyor ve yediklerinize dikkat etmiyorsanız takviyeyi bıraktığınız anda kalın bağırsak eski haline geri döner. Bundan dolayı muhakkak sağlıklı yaşam boyu takip edilecek hayat tarzı haline gelmiş bir beslenme düzenini oturtmak gerekiyor.

10. D vitaminin düşük olması kişilerde multiple skleroz, romatoid artrit, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve kanser riskini yükseltebiliyor.

11. D vitamini kemik ve kas sağlığında, kalp fonksiyonlarında, enflamasyon ve bağışık sistemininde çok önemli bir rol oynuyor.

12. D vitamini aynı zamanda kalsiyum emilimine yardımcı oluyor.

13. D vitamini ve fosfor dengesi de çok önemlidir.

14. Düşük D vitamini seviyeleri atletlerde ve aktif olan bireylerde sağlık ve performans düşüklüğüne neden olabilir.

15. Antileptik ve antifungal ilaçlar, kortikosteroidler, simetidin, theophylline ve antituberkuloz ilaçları kandaki D vitaminin düşmesine neden olabilirler. Tiyazitler, atorvastatin ve rosuvastatin gibi kolesterol düşürücü ilaçlar da kandaki D vitamini seviyesini yükseltebilirler. Bu tarz ilaçlar da kullanıyorsanuz D vitamini takviyesine başlamadan önce muhakkak doktorunuza danışınız.

16. Haftada iki defa öğlen güneşinden önce 5-30 dakika arasında güneş koruyucu krem sürmeden güneşte kalırsanız yeterli oranda D vitamini alabilmeniz muhtemeldir fakat tabii ki kişiye göre değişebilir. D vitamini tahlillerinizi yaptırmayı sakın ihmal etmeyin!

Ekim 2016’da Beslenme ve Diyetetik Akademisi’nin (eski adıyla Amerikan Diyetisyenler Birliği) Boston’da düzenlemiş olduğu Beslenme Konferansı’ndan izlenimlerimi sizlere aktarmak istiyorum. Fırsat buldukça bu tarz konferans ve kongrelere gitmeye özen gösteriyorum çünkü diğer birçok bilim alanında olduğu gibi beslenme alanında da sürekli yenilikler ve değişimler gündeme geliyor.

 

Konferansta özetle neler konuşuldu:

 1. Yaşlanmayla beraber kasları koruyabilmek adına protein alımına daha fazla ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır.

2. 2050 senesinde kas ağırlığı ve gücü kaybından dolayı 250 milyon yaş almış kişi olumsuz yönde etkilenecektir.

3. 50 yaşından itibaren vücuttaki kas ağırlığı ortalama %1 ve kas gücü %3 azalmaktadır.

4. Şu anda 19-70+ yaşlarında yoğun spor yapmayan bireylere 0.8g/kg (yani kilonuz çarpı 0.8 Örnek: eğer 70 kiloysanız o zaman 70 x 0.8 = 56gram protein) öneriliyor. Fakat yeni yapılan araştırmalar sonucunda sağlıklı bireylerin minimum 1.0-1.2g/kg, akut ya da kronik rahatsızlıkları olanların 1.2-1.5g/kg ve ciddi hastalıkları, yaralanmaları ya da malnütrisyon olanların 2.0g/kg protein almaları gerektikleri vurgulanıyor.

5.   Her ne kadar yaşla birlikte günlük alınması gereken kalori ihtiyacı azalsa da günlük alınması gereken protein ihtiyacı yükseliyor.

6.   Protein ihtiyacını karşılarken önemli olan proteinin içinde bulunan elzem amino asitleri alabilmektir. Elzem amino asitler en fazla hayvansal gıdalarda bulunurlar: 142 gram %85 yağı alınmış kırmızı et = 4 bardak soya sütü = 5 haşlanmış yumurta = 18 bardak nohut = 25 dilim kepekli ekmek = 50 çorba kaşığı yer fıstığı ezmesi 

7.  Son yapılan klinik çalışmalara göre sağlıklı birçok kişinin kas kaybını önlemek için günlük en az 1.0g/kg protein alması gerekmektedir.

8. Okullarda gıda alerjisinin önüne geçilebilmesi adına neler yapılabileceği ve neler yapıldığı vurgulandı.

9.   Amerika’da 2006’dan itibaren tüm gıdaların etiketlerinin üstünde olası süt, soya, yumurta, yerfıstığı, kepek, macamadia cevizi, balık ve deniz ürünleri barındırabileceği uyarısı yazılması zorunlu kılınmıştır.

10.  Okullarda tüm eğitmenler için alerji konusunda sıkı eğitimler verilmeye başlanmıştır.

11. 2004-2010 arasında Massachusetts eyaletinde alerji için kullanılan epinefrin 133’ten 225’e yükselmiştir.

12. Kullanılan epinefrin’nin %23’ü daha önce hiç alerjisi olmayan çocuklarda kullanılmıştır. Buradan da yola çıkacak olursak çocuğunuzda belli bir yaşa kadar herhangi bir alerjinin olmaması ileride de olmayacağı anlamına gelmemektedir. Bundan dolayı eğitmenlerin bu konuda eğitimli olmaları çok önemlidir.

13. Hayati önem taşıyan alerjiyi tetikleyiciler arasında: yemek, lateks, böcek/arı, ilaç, egzersiz ve soğuk hava yer almaktadır.

14. Okul doktorları ve hemşirelerde muhakkak epinephrine iğneleri olmalıdır.

15. Alerjenler konusunda çocuklar, veliler ve tüm okul çalışanları bilgilendirilmelidir.

UYARI: TÜM BUNLARDAN DOLAYIDIR Kİ BLOGCU ANNELERİN, GASTRONOMİ VEYA BESLENME VE DİYETETİK MEZUNU OLMAMIŞ, SAĞLIK BİLİMİ GEÇMİŞİ OLMAYAN ANNELERİN ÇIKARDIKLARI YEMEK TARİFLERİ KİTAPLARINDAN, YAZDIKLARI TARİFLERDEN SON SÜRAT UZAKLAŞARAK KAÇARIM. BU KİŞİLERİN ALT YAPILARI OLMADIĞINDAN SADECE İNTERNET VE KİTAP BİLGİLERİ İLE ÇOCUKLARINIZA YA DA BAŞKA ÇOCUKLARA ZARAR VEREBİLİRLER. BU KİŞİLERİN SUNDUKLARI ÇOCUKLAR İÇİN YEMEK ATÖLYELERİ SON DERECE SAKINCALIDIR. ÇOCUKLARINIZI KİMLERİN KURSLARINA GÖNDERDİĞİNİZE DİKKAT EDİN. “YURTDIŞINDA ÇEŞİTLİ KURSLARA GİTMİŞTİR” SÖZLERİNE ALDANMAYIN. AKADEMİK ALT YAPILARINI CİDDİ BİR ŞEKİLDE ARAŞTIRIN LÜTFEN...

16. Diyetisyenler hiçbir şekilde ilaç tavsiye edemezler. İlaç ile ilgili konularda muhakkak doktora yönlendirmeleri gerekir. Danışanlarına herhangi bir takviye ve ilaç alıp almadıklarını sormalılar ki takviye ve ilaçlar arasında etkileşim varsa bunları kişiye bildirmeliler.

17. Eğer vitamin ve mineral değerlerinde kan tahlillerinde düşük değerler varsa takviye önerebilirler.

18. Diyetisyenlerin ürün reklamı yapmaları etik değildir.

19. Bağırsaklar ikinci beyindir. Bağırsakların sağlıklı olması çok önemlidir.

20. Prebiyotikler de probiyotikler kadar önemlidir çünkü probiyotiklerin beslenmesi gerekmektedir.

21. Kadınlar üzerinde yapılan 4 haftalık klinik bir çalışmada düzenli olarak günlük belli miktarda probiyotik içeren fermente süt verilmiştir. Sonucunda genel olarak kadınlarda anksiyetenin ve depresyonun azaldığı ve stres hormonu olan kortizolun düştüğü gözlemlenmiştir.

22. Psikiyatristlerin bazı durumlarda hastalarını gastroenteroloğa yönlendirmelerinin doğru olacağı vurgulandı.

23. Bağırsak ve beyin arasındaki ilişki çok önemlidir.

 

Ben Kemal Ata Üstay’ın annesi Didem Kanca Üstay ☺ Babam hep derdi ki çocuğun olduktan sonra artık seni Kemal Ata’nın annesi olarak çağıracaklar ve haklı çıktı, öyle de oldu! 

Bir balık burcu olarak çocukluktan beri spiritüel ve doğa üstü her şeye çok ilgi duymuşumdur. Hislerim inanılmaz kuvvetlidir ve çoğu zaman rüyalarımda gördüklerim hep doğru çıkmıştır. Seneler geçtikçe astrolojiye de çok ilgi duymaya başladım. Nasıl mı? Georgetown Üniversitesi’nde finans ve uluslar arası ticaret üstüne iki bölüm birden okurken okuldaki son dönemimde beslenme üzerine yüksek lisans yapmaya karar verince tıp öğrencileriyle kimya dersi almaya başladım. İnanılmaz zorlanıyordum. Bir gün üniversitede eskiden Nesrin ablamın Fransızca Profesörü sonradan da çok yakın arkadaşı olan Madam Finan’in ofisine ağlayarak gittim. Madam Finan çok iyi el falı bakardı. Sordum “Madam Finan, ben bu işi becerebilecek miyim? Çok zorlanıyorum. Herhalde yapamayacağım.” Benden en az 20 yaş büyük olan Madam Finan çok tatlı birisiydi. Ellerimi avucunun içine aldı ve gözlerimin içine bakarak “Canım Didemciğim, senin hayat boyu hiç finansal sorunun olmayacak ve hep çok iyi konumlarda olacaksın. Bu kadar dert etme hayatı! Ama Michigan’da bildiğim çok iyi bir astrolog var. Doğum bilgilerini veriyorsun, sana kaset doldurup yolluyor ve hayatınla ilgili inanılmaz bilgiler veriyor.” dedi.  O zamanlar CDler bu kadar yaygın değildi. Odasından rahatlamış bir şekilde çıktım ve hemen bana verdiği numarayı aradım. 

Birkaç hafta sonra postada kaset geldi. Astrolog Rosemary Taylor hayatımı anlatıyordu adeta. Kulaklarıma inanamadım. Defalarca dinledim. Hala da kasetimi saklarım. Bana diyordu ki, “Bugüne kadar zihninin matematiksel kısmını kullanmışsın ama şimdi bilimsel tarafını kullanıyorsun. Geçiş sürecin seni zorlayacak ama hiç önemli değil. Ben bir gün seni beyaz önlük içinde insanları şifalandırırken görüyorum.” Bu kadarını bile duymak benim motive olmama yetmişti. Nitekim 4 sene sonra klinik beslenme üzerine New York Üniversitesi’nden diplomamı aldım ve mesleğimi uygulamaya başladım.  Beni hiç görmemişti. O zamanlar böyle sosyal medya, internet bilgileri de mevcut değildi. Benim resmimi bile görmemişti. Sadece doğum tarihim, saatim ve yerimden yola çıkarak bir kaset dolusu bilgi anlatmıştı. 

Ardından neredeyse 20 sene geçti ve eşim Murat ve ben bebek sahibi olmaya karar verdik. Normal yolla olmayınca tüp bebek yapmaya karar verdik. Tüp bebek merkezine gittiğimizde belli bir tarih ayarlaması yapmamıştım ama bir tek şeyden emindim koç burcu istemediğimden Hayatım boyunca koç erkekleriyle iyi geçinemedim. Bana enerjileri çok baskın gelmiştir hep. Bir koç oğlum olursa ne yaparım derken tabii ki yükseleni ya da ay burcu koç denk gelebilirdi çünkü hep normal doğum istiyordum. Hadi diyelim dünyaya geleceği ayı ayarladınız ama ya peki saati? Onu ayarlamak imkansızdı. 

Her neyse biz gittik tüm tahlilleri olduk. Demezler mi “Sizin çocukken kızamıkcık aşınız ya tutmamış ya da olmamışsınız.  Onu olmadan tüp bebek işlemlerine başlayamayız. Sadece aile hekimliğinde olabilirsiniz. Olduktan sonra da 3 ay bekleyeceksiniz.” Ertesi günü hemen aile hekimliğine gittim. Onların da elinde aşı kalmamış. Bir aya yakın aşının gelmesini bekledim. Aşı geldi, aşıyı oldum. 3 ay bekledik. Hemen tekrar Bahçeci kliniğin yolunu tuttum. Tüp bebek sürecine başladık. Yumurtanın benden alınmasından 3-4 gün sonra Dr Mustafa Bahçeci embryo’yu içime yerleştirecekti. Fakat işlemden sonra rahimde sıvı toplanması oldu. Bir ay daha bekleyeceğiz dediler. Ooooo siz bir de burç hesabı yapıyorsunuz, öyle mi? İlahi takdir öyle bir şey yaratıyor ki esasında şunu görüyorsunuz hiçbir şey sizin elinizde değil. Bekledim ve en sonunda embryo içime yerleştirildi ve çok şükürler olsun ki ilk seferde tuttu.  

Normalde 10 Şubat civarı doğum gözüküyordu. Yani bir Kova burcu gelecekti. Fakat 34. haftada doktora gittiğimde hafif açılma vardı ve bebek aşağıya inmeye başlamıştı. Beni takip eden doktorum Burçak Erzik dedi ki; “Didemciğim, en azından 36 haftayı dolduralım. Lütfen fazla hareket etme ve çok dikkat et.” Biz birden belki de bir yay burcu geliyor derken 36. haftada Burçak Hanım her şeyin yola girdiğini ve endişelenecek bir şey olmadığını söyledi. Ama bir kere erken doğabilir demişti ya, ben herhalde oğlak olacak diyordum. Bir de hamileliğim o kadar zor geçiyordu ki sizlere anlatamam. Hep normal doğum isteyen ben en sonunda dayanamayıp “Burçakcığım, 36 dolunca alalım mı bebeği?” diye sorduğumda “Hayatta 38 bitmeden almam.” dedi ve konuyu kapattı. Israr bile edemedim. 38. hafta geldiğinde “Bu kadar bekledin, sık dişini, normal yapalım.” Diyince kaderime boyun eğdim. Ama iyi ki de normal doğumda ısrar etmiş. Binlerce kez şükürler olsun karşıma bu kadar insancıl ve dünya iyisi bir doktor çıkardığı için! 

Bu arada hamileliğimin sanıyorum beşinci ayı gibiydi. Daha isim bulamamıştık. Esasında benim Atatürk’e önceden sözüm vardı; “Eğer bir oğlum olursa Atam ismini “Ata” koyacağım. Gönlümde olduğun gibi her an dilimde de olacaksın.” Bu arada biz 4 kız kardeşiz ve annemler, ablalarımın, yeğenlerin olduğu geniş bir whatsapp grubumuz var. Her gün ben şu isim olsa mı diye soruyorum. Hep ayrı bir ses çıkıyordu, “Yok benim öyle bir arkadaşım vardı. Çok tembeldi. Aaa benim bir tanıdığım vardı. Çok uyuzdu. Sakın o ismi koyma………” Ben evde otururken oğlumuzun ismi Kemal Ata olacak dedim. İç sesim öyle dedi. Ne Kemal ne Ata, Kemal Ata! Ve gruba şöyle yazdım: “Oğlumuzun ismi Kemal Ata olacak. Sizden yorum istemiyorum. Size haber veriyorum.” Akşam da eşime söyledim. Kemal olsun ama Ata’yı koymayalım diye doğuma kadar ısrar etti. Ülkenin gündemi böyle karışıkken bu isimden çok çekindi. 

Aynı zamanda astrolog Hakan Kırkoğlu’nun astroloji kursuna başladım. Çok keyifle gittiğim bir kurstu. Kendisi Atatürk’ün haritası üzerine çalışmış ve balık burcu olduğunu çalışmaları sonucu ortaya çıkarmış birisiydi. Hep diyordum ki, Kemal Ata ismini koyuyorum, keşke balık burcu olsa… Ama imkansız gözüküyordu. Hatta 40. haftada Kemal Ata hala doğmamıştı. Çok iyi hatırlıyorum 7 Şubat dersiydi. Ders çıkışı bana “İsterseniz siz daha fazla gelmeyin. Yoksa derste doğuracaksınız. Doğum ne zaman?” diye sordu bana. Ben de 10 Şubat civarı diyince, “Hay Allah ay burcu akrep olacak. Ama yapacak bir şey” dedi. O öyle diyince ben sürekli 10 Şubat’ı atlatsam diye gün saydım. 10 Şubat ve ay akrep zamanı geçti. Ohh çok şükür dedik ailecek çünkü whatsapp grubundan bizimkiler de merakla bekliyorlardı. Ama içimden o kadar kuvvetli istiyordum ki Kemal Ata’nın balık burcu olmasını! 

Derken 18 Şubat sabahı, Kova’nın son günü sabah 3:00’te kanamam geldi. Ben de gece 12:00’de bizimkilere yatmadan mesaj çekmiştim, son 24 saat diye. Her sene 19 Şubat değişiyor, bazen kovaya baGerçi ben yine ilk doğumumdaki gibi normal olsun istiyorum. Artık kendisi ne zaman gelmeye karar verirse☺zen balık burcuna denk geliyor ve 2015’te 19 Şubat’ta doğarsa balık burcu olacaktı.   Dedim Allahın sopası yok ki, işte doğacak çocuk, yapacak bir şey yok!  Ama yine de bir saat bekledim Murat’ı uyandırmadan. Ondan habersiz doktorumu aradım. Burçak Hanım, “Didemciğim, doğum başlamış. 42. haftadasın. Hastanede buluşalım,” dedi. Murat’ı uyandırdım ve hastaneye gittik. Burçak’ı gördüğümde, “Herhalde balık olmayacak,” diyince “Merak etme kuzum, bu ilk doğum uzun sürer. Sana hiç dokunmayalım. Bekleyelim ama eve gitme. Hastanede kayıt açalım senin için. Bebeğin istediğin gibi balık burcu olsun ” dedi. Gece 12’ye çeyrek kala sancılarım başladı. Düşünün ne kadar kastıysam kendimi, artık gece 12 olunca rahatlamıştım. Ama yine diyorum ilahi takdir. İstemese olmazdı! Ve Allah karşıma doktor Burçak Hanım’ı çıkardı…. Sancılarım başlayınca yanıma geldi ve “Didemciğim, hiç açılma yok. Sabah 3:00’ten beri ayaktasın. Ikınırken çok zorlanırsın. Çok yorgunsun. Hem akşam ekibi de gündüz ekibi gibi olmaz. Sana epidural verelim. Bu geceyi uyuyarak dinlenerek geçir. Sabah açılma olmazsa suni sancı verelim ve doğumu başlatalım.” dedi. Ben o geceyi uyuyarak geçirdim. Doktorum da her ihtimale karşı evde iki ufak oğlu olmasına rağmen hastanede benimle kaldı çünkü çok karlı bir gündü ve yollar kapalıydı. Riske girmek istemedi. Sabah suni sancı verildi ve doğum başladı. Kemal Ata 19 Şubat 2015’te öğlen saat 12:11’de ellerime doğdu. Fakat doğumda atoni oldu. Rahimi besleyen atar damarlar patladı çünkü plasentanın yarısı rahime yapışmıştı. Tamamıyla kendi doğasından olabilen bir durummuş ve doktorların en büyük kabuslarından birisiymiş. Anında ekip geldi, damar yolları açıldı. Tüm vücudumdaki kan çekilmişti. Doktorum Burçak çok sakin bir şekilde hiçbir şey yokmuş gibi hareket ediyordu ama ben o an “Öldüğümü, öleceğimi hissettim.” Şöyle düşündüm: “Buraya kadarmış. Ama anneannesi ve teyzeleri benim, annesinin yokluğunu hissettirmemek için her şeyi yaparlar. Gözüm arkada gitmeyeceğim.”  Doktorum Burçak benim hayatımdaki en büyük şanslarımdan birisidir…

Kemal Ata balık burcu olduğu gibi yükseleni de aynı benim gibi ikizler oldu ve ay burcu balık. Diğer birçok gezegen de balık burcuna denk geldi. Çok hassas bir çocuk. Doğumda ölümden dönünce isim konusunda Murat ısrar etmedi ve nüfusuna Kemal Ata yazıldı. Herkes onu Kemal Ata diye çağırıyor. Şimdi 2.5 aylık hamileyim. Sanırım o aslan gelecek. Yay olan eşim Murat’a diyorum, “Kemal Ata benim için geldi. Biz birbirimizi iki balık hissediyoruz. Bu gelecek olan aslan olursa o da sana geliyor. İki ateş iyi anlaşırsınız.” Ama gönlümden ne mi geçiyor? Yengeç olması çünkü ben ateş gruplarıyla çok iyi değilim. Her şey kader kısmet. Bekleyip göreceğiz. Bakalım yükselen ve ay burcu ne olacak? Heyecanlı bir bekleyiş. Neye mi inanıyorum? Kadere… Siz sezeryan için tüm ayarlamaları yaparsınız ama bir bakmışsınız doğum erken başlamış. Doktorunuz trafiğe kalıp geç kalmış. Gerçi ben yine ilk doğumumdaki gibi normal olsun istiyorum. Artık kendisi ne zaman gelmeye karar verirse☺ Her şey bizler için! Her şeyin hayırlısı...

Kemal Ata Üstay’ın annesi  Didem Kanca Üstay ☺

 

Mart ayında o zamanlar Yeditepe Üniversitesi’nden öğrencim ama şimdi artık diyetisyen olan Pınar Doğanla Ankara’da gittiğimiz “İlk 1000 Gün” adlı kongreden bazı izlenimlerimi ve öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.  Yazımın sonunda Pınar da benim atladığım yerlere eklemeler yapacaktır.  

  • Türkiye’de hala bodurluk çocuklarda büyük bir problem olarak görülüyor çünkü aileler çocuklarının boylarının uzamamasını kilo almamaları kadar endişe etmiyorlar. Bir bebeğin en önemli ilk iki senesinde yeterince besin alamayan çocukların %15’i bodur kalıyorlar. Nedense Türkiye’de hep çocuklar kısa bile olsa eğer kilolularsa sağlıklıdırlar gibi bir algı var. 
  • Ülkemizde 5 yaşın altındaki çocukların %17.9’u hafif kiloludur. 0-5 yaş arası %8.5 şişmandır.  Şişman çocukların sayısı kırsal kesimlere göre büyük kentlerde çok daha fazladır.
  • Her 3 doğumdan ikisi sezaryen olan ülkemizde otoimmün hastalıkların da bağlantılı oranda arttığı görülmektedir. 
  • 2001’de her 14 çocuktan bir tanesinde astım görülürken, 2009’da bu rakam 12’de 1 ve 2014’te 7 çocukta 1’e düşmüştür. Vajinal (normal) doğumda bebek kanaldan geçerek gelirken ilk  bakterilerle orada karşılaşır. Oysa sezaryen doğumda bakterilerle tanışma gerçekleşemez ve mikrobiota çok farklı olur. Aynı şekilde solunum yolları da çok daha gelişmiş bir şekilde dünyaya gelirler.  
  • Dünyanın birçok ülkesinde “Ben korkuyorum, normal doğum yapamam” demeleri üstüne doktorlar hiçbir şekilde taviz vermezler ve gebeyi doğuma hazırlamak için tüm desteği gösterirler. Oysa ülkemizde bunu duyan doktorların bazıları “dert değil, o zaman sezaryen yaparız” diyerek hem anneyi hem de bebeği herşey doğal olabilecekken farklı bir yöne kaymalarına teşvik edebiliyorlar. 
  • Sezaryen doğumlarla birlikte alerji 8 kat artıyor. 
  • Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması için ilk sırada normal (vajinal) doğum ve ikinci sırada anne sütü gelmektedir.
  • Hatta yapılan çalışmalarda annenin vajinasından doğum öncesi bakteriler toplanıyor ve sezaryenle doğan bebeklerin özellikle yüzüne sürülüyor o bakterilerle tanışması için fakat hiçbir etkisi olmuyor. Bebeğin kesinlikle doğum kanalına girmesi gerekiyor. Bazı anneler “Kaç saat sancı çektim sonra da sezaryene aldılar. Bilseydim en başından sezaryen olurdum” diyorlar. Oysa bebeğin kanala girmiş olması bile onların bağışıklık sistemlerinin kuvvetli olması açısından çok önemlidir.
  • Gebelik öncesinden itibaren iyot eksikliği çok önemlidir. Özellikle Malatya, Ankara ve Kayseri’de gebelere iyot desteği isteniyor. Trabzon %90 ile gebelerde en yüksek iyot oranına sahip olmasına rağmen hamileliğin 2. ve 3. Trimesterinde onlarda bile iyot oranı düşüyor.
  • Türkiye’de obezite oranı %32’ye gelmiştir. Eskiden Amerika’daki obeziteden bahsedilirken şimdi kendi ülkemiz %34’ü obez olan Amerika’ya çok yaklaşmıştır ve bu hızla korkarım ki gerekli önlemler alınmazsa geçme ihtimalimiz de yüksektir
  • Mümkünse 2 yaş öncesi antibiyotik verilmemeli. Antibiyotik adından anlaşılacağı gibi ANTİ-BİYO yani YAŞAM KARŞITI! Atom bombası etkisi gösteriyor ve bağırsakta tüm florayı mahvediyor. 2015’te Amerikan Pediyatri Birliği’nin açıklaması şu yöndedir: “Lütfen parazitleri tedavi etmeyin!” En etkili yöntem vücudun kendi kendini temizlemesi ve parazitleri sistemden atmasıdır. 
  • Şiddete maruz kalan kadınlarda iki kat daha fazla gebelik görülüyor. Ülkemizde 600 bin kız çocuğu okula gitmiyor ve erken yaşta evlendiriliyorlar. 
  • 4 kişilik bir ailede sağlıklı yaşayabilmek için gereken minimum gıda harcaması 1349 Liradır. Oysa ülkemizde asgari ücretin 1300 lira olduğunu göz önüne alırsak ve ailede iki kişi bile çalışıyor olsa, diğer masraflarla birlikte sağlıklı beslenmeye haracayabilecek yeterli bütçe oluşmamaktadır. 
  • Boyu uzayan çocuk sağlıklıdır, kiloya takılmamak gerekir.
  • Ziraat Mühendisliği odası 2012 verilerine göre dünya sıralamasında Türkiye, Çin’den sonra en fazla tarım ürünleri ihracatında uyarı alan ülkeymiş çünkü yılda 33bin pestisit kullanarak (tarım ilaçları) Avrupa ilkeleri içinde birinci sıradaymışız. 

Konferansta güzel bilgiler edindik fakat birçok konuşmacı bana göre yetersizdi. Yurtdışında da yıllardır kongrelere gittiğimden aradaki farkı çok net görebildim ve açıkcası ülkemiz adına üzüldüm. Mesela 70’lerine yakın konuşmacı olarak davet edilmiş bir diyetisyene “çocuklar kelle paça yiyebilir mi?” diye sorulduğunda “Hayır, yiyemez. Sakın vermeyin” dedi. Neden diye sorduğumuzda “Ben de kendi çocuklarıma vermedim. Yemesin. Hiç gerek yok. Kendim de yemiyorum” diye bir cevap aldık. Bu nasıl bir cevaptır? Bilim insanlarına yakışan bir cevap olmadığı kesin. Benim dışımda da herkes durumu kabullendi ve sorgulamadı. Çıkışta gidip nedenini sorduğumda bana bir soru sordu: “Dünyanın başka yerinde yenildiğini gördün mü?” “İyi hoş da Hocam, dünyanın başka yerlerinde insanlar maymun beyni yiyor, böcek yiyor, biz yemiyoruz. Bu doğru ya da yanlış demek değildir ki” demek geldi içimden.  Ve ayriyetten “Evet, Arjantin’de yiyorlar” demek istedim. Ama aramızdaki tansiyonu yükseltmemek adına “Peki, danışanlar bana neden diye sorduklarında ne cevap vereceğim” diye sorduğumda ise “Ben uzmanım, ben ne dersem o olur demelisin. Sen uzman değil misin?” diye sordu.  Ben yine de nedenini kendim için bile olsa bilmek istiyorum dediğimde, bu sefer de “pişirme tekniği felaket, yağda kızartılıyor ve kolesterolü yüksek” gibi saçma sapan bir cevapla karşılaştım. İşte Türkiye gerçeği, eğer bilim insanları sorgulamıyor ve sorgulatmıyorlarsa ülkemizin gelinin bu noktasında da sanırım her daim “okumamış, cahil insanları” suçlamak yanlıştır. Bu tür davranışlarla bizlerin de o cahillerden hiçbir farkı yoktur. Eminim salonda dinleyenlerin %90’ı bundan sonra nedenini bilmedikleri bir şekilde gelen danışan veya hastalarına “kelle paça yemeyin” diyecekler. Toplumun her kesiminde sürü halinde hiç sorgulamadan yaşıyoruz.

Kelle paça, yanaklardan dolayı kolajen içerdiğinden hakikaten kemik sağlığı ile ilgili faydaları olan ve hijyen kurallarına uyulup pişirildiğinde yenilmeme sebebini bulamadığım kültürümüzün beslenme seçeneklerinden birisidir.   

 

İlk 1000 Gün 1

 

 

 Didem Hocam lafı bana bıraktığı için çok teşekkür ediyorum, tabikide bu güzel yazının üzerine bana çok da söyleyecek söz düşmez :)

Anne karnında 3 milyar kat büyüyen bebek, doğumdan sonra ki 1 yıl içinde de 3 kat daha büyüyormuş. İnsan hayatının hiç bir kısmında bu kadar büyüyüp gelişemiyor ve bu dönemdeki büyüme gelişmesi tüm hayatını etkileyebiliyor.  

  • Araştırmalara göre obez her kişi için normal ağırlıktaki kişilere göre %42 daha fazla sağlık harcaması yapılıyor.
  • Hamilelerde kilo arttıkça birden fazla düşük yapma riski artıyor.
  • Gebelikte elzem yağ asitleri asitlerinin eksikliği, büyüme geriliği, deri anormalilerileri ve infertiliteye sebep olmaktadır.
  • Hamilelik omega 3 ihtiyacının karşılanması için önemli kaynaklarından biri balıktır. Fakat balığın içerebileceği  yer alan kontaminantlardan (Metil civa, poliklorlu bifeniller vb. diğer organik bulaşanlar) dolayı fetüs üzerinde nörotoksik hasarlar oluşmaması için düşük kontaminasyon riski taşıyan balık türleri (alabalık, ringa, mezgit, ton balığı, morina, dil balığı, hamsi, barlam balığı, tekir, kefal, uskumru vb.) diyetlerinde yer almalıdır.
  • Normal (vajinal) doğum ile bebeğin bağırsak florasının sağlıklı oluşmasında büyük bir etkilisi bulunmaktadır.
  • Doğumdan sonraki ilk 6 ay boyunca emzikli annelerin düşük kalorili diyetler ile zayıflamaları kesinlikle sakıncalıdır.
  • Emzirme sürecinde annenin günlük gereksinimine ek olarak 10-20 gram daha fazla protein ve 300-500 kalori arasında fazladan enerji alması gerekmektedir.
  • Emziren kadınların çoğu süt salınımı nedeniyle artan susama hissi yaşamakta ve bu durum günlük sıvı gereksinmesinin artışı ile sonuçlanmaktadır. Yeterli düzeyde anne sütü üretimi için günde en az 8-12 bardak sıvı almaya özen gösterilmedir.
  • Anne sütünü etkileyen faktörler;
  1. Annenin beslendiği yağın kalitesi
  2. Annenin yeterince vitamin açısından yüksek gıdalar tüketmesi
  3. Annenin selenyum ve iyot minerallerini yeterli miktarda alması
  4. Annenin kafein, nikotin ve/veya alkol tüketmesi

 

  • Mersin’de 92 kadın üzerinde emzirmeye ilişkin bilgi ve uygulamaların incelendi çalışmada, geleneksel uygulama olarak annelerin %3.2’sinin ilk emzirme için 3 ezan beklediği, %4.3’ünün kolostrumu (ilk sütü) vermediği, %9.8’inin ilk emzirmeden önce şekerli su verdiği ve annelerin tensel temasın  önemini bilmedikleri ortaya çıkmıştır.

  • Erzurum’da yapılan benzer bir çalışmada, annelerin %23.7’sinin bebeğinin emzirmek için kulağına ezan sesinin gelmesini beklediği, %14.4’ünün kolostrum (ilk süt) vermediği belirtiliyor.

  • Bebeğin sık sık ağlayıp aranmasının sütün yetersizliğini göstermeyebilir. Bundan dolayı yeterli ağırlık ağırlık takibi muhakkak doktorlar tarafından yapılıp ona göre ek bir gıdaya ihtiyaç olup olmadığı karar verilmedir.

  • İkinci aydan itibaren bebek eğer uyanmıyorsa gece beslenmesine gerek yoktur.

  • Ek gıdaya geçişte, bebek destekli oturabilmeli, baş-boyun hareketlini denetleyecek ve besini ağız içinde çevirip yutabilecek gelişimi göstermiş olması gerekmektedir.

  • Bebekler ek gıdaya geçtiklerinde, yemeklerine ekstradan şeker ve tuz eklenmesine gerek YOKTUR.

  • 1 aylık bebeğin mide kapasitesinin sadece bir ceviz büyüklüğündedir.

  • Ağızdan giren yiyeceklerin ‘TATLI’ olduğunu gösteren sinyaller, o besinin içinde şeker olmasa bile otonom sinir sistemin üzerinden insülin salgılanmasının arttırmaktadır. Tatlandırıcılar ile de aynı sinyaller oluşmakta ve insülin salınımı ortaya çıkmaktadır.

  • Bebeklere ve çocuklara sebze ve meyveler mevsimine göre taze ve bekletilmeden, kızartma ve kavurma işlemleri yapılmadan vitamin kayıpları oluşmadan tükettirilmesi gerekir.

  • 1 adet yumurta 1-3 yaş arası çocuklarda protein ihtiyacının %48.4’ünü karşılamaktadır.

  • Yumurta sarısı beyazından daha yüksek oranda besin ögeleri içermektedir. Yumurta  beyazı daha çok su ve koruyucu proteinleri içerir, yine magnezyum, potasyum ve sodyum içeriği sarıdan daha fazladır.

  • Gebeliğin erken döneminde, annenin düşük kolesterol düzeyi, kötü doğum sonuçlarına özellikle erken doğuma neden olduğu belirtildi. Bu dönemde en önemli kolesterol kaynaklarından biride yumurtadır.

  • Yumurtanın çiğ tüketilmemesi gerekir, çiğ yumurtanın enfeksiyon riski taşımaktadır; ayrıca pişmiş yumurtadaki proteinlerin ince bağırsaklarda emilimi ve vücut proteinlerine dönüşümünün daha fazladır.

  • Çin’de yer fıstığı alerjisinin daha az olduğu, bunun sebebininde yer fıstığının kaynatalar yapılmasına bağlı olduğu belirtiliyor.

  • TMMOB Ziraat Mühendisleri odası 2012 verilerine göre Türkiye’de yetiştirilen taze meyvelerin %80’inde, sebzelerin ise %55inde pestisit kalıntısı bulunduğu görülmüş. Ve Türkiye bu rakamlar ile Avrupa’da birinci sırada yer aldığı belirtildi. Bu verilere göre Türkiye, tarım ürünleri ihracatında uyarı alan ülkeler arasında Çin’den sonra ikinci sırada yer aldığı gösterildi.

 

İlk 1000 günde Didem Hocamın da üzerine basa basa söylediği gibi, vajinal doğum (normal doğum) ve anne sütü dönemin 2 altın kuralı olarak öne çıktığını kongrede de sık sık görmekteydik. Umarım birlikte çok daha bilgili kongreler görmemiz dileğiyle Didem Hocam.

 

Bir önceki yazımın, konferanstan neler konuşulduğunun devamıdır:

6. Bebeklerin özellikle doğdukları ilk birkaç hafta içinde kolik yani sancı çekmelerinin sıkça görüldüğü.Yapılan araştırmalarda Kangaroo mother care (kanguru anne bakımı) tekniğinin bebeklerdeki sancıyı ve buna bağlı ağlamaları azalttığı

Kanguru anne bakımı - bebeğin teniyle annenin teninin birbirine değmesidir. Annenin bebeği kendi göğüs kısmına çıplak bir şekilde dayaması ve bebeğin sırtını örtüyle kapatmasıdır.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Bazen sadece bir dokunuş, sevgi dolu bir sarılıştır iyileşmemiz için tüm ihtiyacımız olan.

7. Yapılan klinik çalışmalarda alerjik rhinitis (burun yangısı) olan çocukların yüzde 15.38'inde yumurta beyazı ve yer fıstığına karşı, yüzde 23'ünde inek sütüne alerjileri oldukları saptanması

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Alerjik rhinitis olan çocuğunuz varsa eğer beslenme programından birer ay arayla tek tek bu gıdaları çıkarıp hangisine ya da hangilerine alerjileri olduklarını bulabilirsiniz. Bir önceki yazımı okumayanlar için hatırlatma: sakın okula çocugunuzla yer fıstığı yollamayın. Yer fıstığı ölüme kadar yol açabilen alerjik gıdalar listesindedir. Parents Türkiye dergisinde diyestiyen olmayan bir anne, çocuğunuzun okul çantasına yer fıstığı ezmeli sandviç koymanız için tavsiyede bulunmuştur. Lütfen kişilerin özgeçmişlerini dikkatlice okuyalım, uzman olmayan kişilere kulak vermeyelim.

       

8. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde fakir bölgelerde yapılan klinik araştırmalarda çocukların reklamlardan dolayı fast-food yemeklerin ev yemeklerinden daha sağlıklı olduklarına inandığı çünkü eğitim seviyesinin oldukça düşük olduğu.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Maalesef medyanın fakir-zengin demeden herkesin üzerindeki acımasız etkisini görüyoruz.

9. Moringa Oleifere (malunggay) bitkisinin kilolu çocuklardaki yüksek kolesterolu kayda değer şekilde düşürdüğünün klinik çalışmalarda ortaya çıktığı. Bunun nedeninin yüksek oranda antioksidan içeren fitokimyalardan kaynaklanabileceği.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Özellikle çocukları kolesterol ilacına başlatmaya karşıyım. Eğer sağlıklı beslenme, düzenli spor ve doğal yöntemlerle düşürebiliyorsak lütfen işin kolayına kaçmayalım. 

10. Obez çocukların yüzde 10.6'sında hipotiroidi görüldüğü.

11. Klinik çalışmaların, çocuklarda D vitamini düşüklüğü ve metabolik sendrom arasında bağlantı olduğunu saptaması. Yeterli D vitamini içeren gıdalar tüketerek ve güneşe çıkarak metabolik sendromun önlenebileceği. 

Metabolik Sendrom (bunlardan üçünün bir arada olmasına verilen isimdir) - karın bölgesinin yağlanması, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri, yüksek trigliserit ve düşük HDL (halk dilinde iyi kolesterol diye adlandırdığımız)

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Çocuklarımızı harekete teşvik edelim. Önemli olan bizim söylememiz değil, bizlerin anne-baba olarak ne yaptığıdır. Eğer siz spor yapmıyorsanız ve çocuğunuza yaptırmaya çalışıyor ama tepki alıyorsanız, kusura bakmayın çocuğunuz haklı. Önce siz örnek olacaksınız. Çocuğuma sağlıklı yedirmeye çalışıyorum ama yemiyor, ona bir sürü özel yemek yapmak zorunda kalıyorum diyorsanız o zaman yine hatalı sizsiniz. Onun özel yemeğe ihtiyacı yok. Siz sağlıklı yiyin, o da siz ne yiyorsanız onu yesin. Bir de tonlarca koruyucu sürerek çocuklarınızın bolca kimyasal ve sıfır D vitamini aldığının farkında mısınız? Saatlerce güneşin altında yakın demiyorum ama en az 15 dakikayla yarım saat arası güneşte korumasız bırakmalısınız çocuğunuzu. "Güneş girmeyen eve doktor girer" diye boşuna söylememiş atalarımız.

12. Yapılan araştırmalarda hamilelikte sigara kullanımının, bebek düşürme ve az kilolu bebek doğurma riskini belirgin şekilde yükselttiği.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Artık hamileyken sigara içen mi var diye sormayın çünkü hala etrafımda üzülerek hamileyken sigara içenleri görüyorum. Eğer sigarayı bırakamayacağınızı düşünüyorsanız o zaman hamile kalmamanızı öneririm çünkü bebeğinizde ömür boyu kalıcı hasarlar da bırakabilirsiniz. 

13. Vücuttaki iyi bakterilerin öneminin diğer organlardan daha az olmadığı. Kalbimiz ortalama 0.370 kg, beynimiz 1.36 kg ve karaciğerimiz 1.8 kg ağırlığındayken iyi bakteriler de 1.59 kilodur. En fazla probiyotiğin anne sütünden bebeğe geçtiği.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Sağlıklı ve düzenli bir beslenme sonucu yeterince probiyotiğe vücudumuzda sahip olabiliriz. Ancak fast-food tarzı beslenmenin tüm dünyada son dönemlerde çok sık yaygınlaştığını göz önüne alırsak vücudumuzdaki tüm iyi bakterileri hızla öldürme peşinde olduğumuz söylenebilir.

14. Kaliforniya eyaletinde Afganistan ve Irak'tan dönen askerleri tekrardan topluma kazandırmak amacıyla (yaşadıkları travmaları azaltabilmek adına) organik tarım alanları yaratıp onların bu alanda gelişmelerini sağladıkları. Aynı zamanda çiftçilerin yaşlandığı ve yerine yeni nesilden çok daha az çiftçilik yapmak isteyen olduğundan vesileyle bu alanda tekrar gelişme sağlanmaya çalışıldığı. 

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Kendi ülkemizde de çiftçiye destek olmalıyız ki köylerini terk edip para kazanmak için şehirlere gelmek zorunda kalmasınlar. Bizler de onların sayesinde daha sağlıklı yiyelim, çocuklarımıza yedirelim.