×

Hata

Yayınlanmamış

Didem`in Dünyası

Sevgili diyetnedir.com okuyucuları,
Burada gittiğim beslenme konferanslarında öğrendiklerimi, günlük yaşantımdaki tecrübelerimi sizlerle paylaşıyorum.

Bundan bir kaç ay önce eşim Murat'a bir yerlere tırmanma hevesi geldi. Ve de sanırım 37 yaşında olduğundan 40 yaş sendromuna girmeye başladı. Sürekli 'Yaşım geçiyor, şimdi bir dağa tırmanmazsam bir daha bir yerlere tırmanamam' diye sabah akşam söylenmeye başladı. Yaklaşan Şeker (Ramazan) Bayramı tatilinde de hiçbir şekilde ödün vermeden herhangi bir dağa tırmanmamız konusunda ısrar etti. Ben de ya ona eşlik edecektim, ya da ikimiz de farklı programlar yapacaktık. Bunun üzerine 'peki o zaman ben de sana eşlik edeyim' dedim. Tabii kendimi ne gibi bir çılgınlığın içine attığımın farkına varmadan. (Yazının sonundaki resimlere bakmayı ihmal etmeyin sakın!)

Murat, bu esnada birkaç tur şirketiyle görüştü, ve en sonunda bu ay için en uygun zirve yapılacak yerin Erciyes olduğunu öğrendi. Ben de bu arada boş durmayıp kişisel spor eğitmeninden haftada iki gün özel ders almaya başladım. En azından nefesimi biraz daha açabilir ve daha da kuvvetlenebilirim diye düşündüm. Aynı zamanda son 10 senedir almakta olduğum pilates derslerine de haftada iki devam ettim. 

Murat, birçok arkadaşımıza bizimle gelmeyi teklif etti, fakat herkes daha rahat edebileceği güney sahillerine ya da yurtdışına gezmeye gitmeyi tercih etti. Sadece iki arkadaşımız gelmek istediler. Bir tanesi Murat'ın erkek arkadaşıydı, diğeri de benim kız arakadaşım. Murat evde söylenmeye başladı: 'Bu çocuk oyuncağı değil, arkadaşın yapabilecek mi? Sen yapabilecek misin?' Ben de ona hep: 'Sen de ne kadar çok evhamlanıyorsun, kız yapabilirim dedi, uzun zamandır sıkı spor yapıyormuş, kendisi gelmek istedi. Ben de zihnimde bu olayı bitirdim. Her ne olursa olsun zirveye çıkacağım' dedim. O, tabii tipik bir erkek olarak olaya daha mantıklı bakıp: 'Bu işler zihinde bitmiyor Didem. Kuvvetli olman gerekiyor. Göreceğiz orada seni' dedi. Ama ben yine de 'Zihnim buna hazır, ben kesin zirve yapacağım' dedim.

Seyahatten bir önceki haftasonu Murat ve ben, kız arkadaşımla birlikte alışverişe çıktık. Gece tırmanışı için kafa feneri, kamp için uyku tulumu ve daha rahat tırmanabilmek için batonlar, sırt çantası vb gerekli bize önceden tur şirketinin söylediği tüm malzemeleri aldık. Arkadaşım bayağı heyecanlıydı.

Birkaç gün sonra bayramın ilk günü Kayseri'ye uçtuk. Bir gece otelde kaldıktan sonra ertesi sabah rehberimiz otele geldi. Birlikte arabayla Erciyes'e doğru yola koyulduk. Şehirden bakıldığında da görülen Erciyes dağı, daha oraya varmadan bizi heyecanlandırdı, çünkü bir gün sonra onun tepesinde olacaktık. Öğlen saatlerinde teleski ile çıkabileceğimz en yüksek noktaya 3000 metreye çıktık. Teleski'den inince 20 dakika kadar kamp alanına yürüdük. Çadırlarımızı kurduktan sonra rehber bize, ertesi güne hazırlık olsun diye iki saatlik kısa bir tırmanış yaptırdı. Bu tırmanış sırasında benim arkadaşım bayağı zorlandı. Tırmanırken ayağımızın altından taşlar hep kayıyordu. Bizim hızlı hareket ederek bir taşın üstünde çok uzun kalmadan diğer taşa geçmemiz gerekiyordu. Ben de ona hep motive olsun diye: 'Hadi yaparsın, tık tık, hemen birinden diğerine atla...' diyordum. Nitekim rehber bizi bırakıp hep ona yardım etti. Arkadaşım, eğer ertesi günü de böyle olacaksa yapamayacağını söylediğinde, rehberimiz: 'Yarın daha kolay olacak, sıkıntı yok, herkes yapıyor, hiç çıkamayan olmadı bugüne kadar' dedi. 

Akşam saat 20:00 gibi çadırlarımızın içine girdik. Uyku tulumunun çok sıcak tutacağını belirtmişlerdi, ama ben çok üşüdüm. Nitekim Murat ile birlikte bir kişilik uyku tulumunun içine iki kişi girdik. Diğer tulumu da altımıza serdik, hem daha yumuşak olsun, hem de yerden gelen soğukluğu bir nebze azaltsın diye. Bir de ilk defa çadırda kaldığımdan sanki dışarıdan hayvanlar yanımıza geliyor, onların ayak seslerini duyar gibi oluyordum. Huzursuz ve rahatsız geçen saatlerden sonra 1:30'ta rehberimiz seslendi. Bizler kalkıp hazırlandık ve gece 2:00 gibi yola çıktık. Kafamızda fenerler, üstümüzü sımsıkı soğuktan korunmak için giyinerek yola çıktık. Eldiven getirin demedikleri için benim dışımda kimse eldiven getirmeyi akıl etmemişti. Ben her zaman çok üşüdüğüm için hep soğuk havaya karşı hazırlıklıyımdır. Arkadaşımın çok üşüdüğünü görünce eldivenlerimi ona verdim. Zaten biraz korkusu ve heyecanı da vardı acaba yapabilir miyim diye.

Gece karanlığında ilerlerken arkadaşımın bayağı zorlandığını gördük. Murat ve rehber ona hep yardımcı oluyorlardı. Ben de sürekli 'tık tık, hep atla, yapabilirsin' diyordum. Ama bir süre sonra hızım kesilince üşümeye başladım ve daha önden gittim. Bu esnada Murat'ın arkadaşı geldi ve bana: 'Kimin arakadaşıysa geride kalan, gitsin ilgilensin, kız ağlıyor, yapamıyor ve biz geç kalıyoruz' diye söylendi. Arkamı döndüğümde geride arkadaşımın oturup ağladığını gördüm: 'Ben yapamayacağım, olmuyor, nefes alamıyorum, istemiyorum' diyordu. Bu duruma sinirlenip ve hırslanıp kafa fenerini de yere fırlattı. Sabahın dördünde arkadaşım yapamıyor olmanın verdiği hayal kırıklığı ile ağlarken, Murat ve arkdaşı da zirve yapamama olasılığını düşünüp sinirleniyorlardı. Esasında ben de kendimi zihnen o kadar hazırlamıştım ki zirve yapacağıma dair, böyle bir şey beklemiyordum. Sonuçta arada kaldım. Bir yanda insanın kocası, bir yanda arkadaşı. Neyse biz rehberimizi, tek başımıza ilerlememiz tehlikeli olmasına rağmen feda ettik ve o, arkadaşımla birlikte kamp alanına geri döndü.

Bu arada güneş doğmaya başladı. Öyle muhteşem bir manzaraydı ki anlatamam size.  Gerçi zorlu yollardan geçerken güneşin doğuşunun güzelliği yerine bir an önce zirveye varmak vardı aklımda. Rehber, arkadaşımı 3 saatte ancak geriye götürebilmişti, çünkü iniş, çıkıştan daha zordu.  Arkadaşım bizi beklemeden ilk uçakla İstanbul'a geri döndü.  

Zirveden önceki hörgüçe vardıktan sonra rehberimizi beklemeye başladık, çünkü ikisinin arasındaki mesafe rehbersiz geçilecek bir ara değildi. Bu arada hava iyice ısınmaya başlayınca dağın tepesindeki taşlar tepeden kaymaya başladılar. Bizim amacımız daha erken saatlerde zirveye varmak ve bu riski minimuma indirmekti. Ama güneş iyice ısıtmaya başlayınca taşlar (kayalar) kıpırdanmaya başladılar. Sabah ilk iki saat ağır ilerlememiz, ve rehberimizin olmamasından dolayı kaynaklanan gecikme, bizim için çok daha fazla risk oluşturdu. Bu arada rehberimizi ayarladığımız firma kask almamız konusunda bizi uyarmamıştı. Arkadaşımı bıraktıktan sonra rehberimiz gecikmeyle bizim yanımıza geldi.

İşin ilginç kısmı, dağda tırmanırken zirve size hep çok yakın gözüküyor. Hep: 'Hah tamam, şimdi yaklaştık, 10 dakikaya oradayız' diyorsunuz ve bir bakıyorsunuz arada inişli çıkışlı bir tepecik daha var. Sürekli 'Hah geldik, hah geliyoruz' derken, hörgüçe vardığımızda işimizin kolayladığını zannettik. Nerdeeeee???? işin en zor kısmıydı diyebilirim. Yan yan 65 derecelik ayakta bile duramadığımız bir yolu tepeden kayalar düşerken iki saatte geçtik. Kendi kendime 'Dün nasıl olur da rehber, arkadaşıma, yarın daha kolay olacak yaparsınız, herkes yapıyor dedi' diye düşünüyordum. Her aşama gittikçe zorlaştı. Hatta bazen kendimi motive etmek için 'Didem, bu yola baş koydun yapacaksın, başka şansın yok. Sen hayatta kafana koyduğun herşeyi bugüne kadar yaptın, bunu da yapabilirsin' diye yüksek sesle söylüyordum ki evren de beni işitip bana destek olsundu.  

Zorlu bir tırmanıştan sonra zirveye vardık. Önceden hazırlattığım sürpriz bayrağımızı açtım. Kendi kendime 'Neyse zirveyi yaptık, bundan sonrasını rahat yaparız' diye düşünüyordum. Aman Allahım dönüş tam bir kabus oldu. Saatlerdir tırmanmanın vermiş olduğu yorgunlukla artık bacaklarım titremeye başladılar. Bir ara yere oturup kaymaya başladım. Bu sefer ben öyle kayınca taşlar daha çok kaymaya başladılar ve benim önümde giden Murat ve rehbere çarptılar. Ayakta kayarak yoluma devam ettim. Gece 2:00'de başlayan yolculuğumuz saat 18:00'de sona erdi.

Geçen akşam iş çıkışı Murat bana sürpriz yaptı. Zirveye çıktığım için benim adıma bir madalya yaptırmış, onu taktı. Hayatımda almış olduğum ilk ve tek madalyadır.Cool

Bu seyahatten öğrendiklerim şunlardır:

1. Zihin, çok önemli bir faktör. İnsan kafasına birşeyi koyarsa her ne olursa olsun yapabileceğini. (Buradan kilo sorunu olanlara şunu belirtmek istiyorum: Eğer hakikaten isterseniz yaparsınız, kiloları verirsiniz ve hep ince kalırsınız)

2. Bu tarz tatillere gitmeden önce gideceğiniz kişileri çok iyi belirlemek ve de tanımak gerektiğini.

3. Spor yapmanın sizi ne kadar zinde tuttuğunu ve yardımcı olduğunu. Böyle yoğun bir aktiviteden sonra bile vücudunuzda tek bir yerin ağrımadığını görünce spor hocanıza, sizi ve limitlerinizi zorladığı için teşekkür ettiğinizi.  

4. Başka alternatifleriniz olmadığında limitlerinizi ne kadar daha fazla zorlayabildiğinizi. 'Artık bu kadar, daha fazla yapamayacağım' dediğiniz noktadan itibaren bile inanılmaz yol katedebileceğinizi.

5. Bu tarz bir aktiviteyi ilk defa yapmadan önce çok daha detaylı bir araştırma yapmanız gerektiğini. Sadece tur'un size söyledikleriyle kalmamanız gerektiğini.

6. 'Herkes yapabiliyor' dediklerinde, bu 'herkes'in kimler olduğunu öğrenmek gerektiğini.

7. Azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını.

8. Panik durumlarda soğukkanlılığı korumak ve çözüm odaklı olmak gerektiğini.

9. Sizlerle Serdar Özkan'ın 'Kayıp Gül' adlı kitabından bir bölüm paylaşmak istiyorum: 'Bir dağ hayal et... Zirvesindeki manzara çok güzel. Orada olmayı çok istiyorsun, ama zirveyi kendinden çok uzakta gördüğün için ümitsizliğe kapılıyorsun. Oraya nasıl olsa varamam, deyip vazgeçiyorsun. Oysa, zirveye varanların adımları seninkilerden daha büyük değildi. Ama onlar, o küçük adımları birbiri ardınca atmayı sürdürmüş kimselerdi. İmkansızı gerçekleştiren mucizeler değil, sürekliliktir. Suya sarp kayaları deldiren de budur...' 

10. Madalya almak için illa birilerini geçmek ve yarışmak gerekmediğiniLaughing

Aşağı yukarı iki ay kadar önce New York'a, bu dünyadaki en yakın dostlarımdan birisi olan Adele'i ziyarete gittim. Adele ve ben, New York Üniversitesinde birlikte beslenme üzerine yüksek lisansımızı (master) yapmıştık. Adele ile tanıştığımda daha yeni 6 aylık evliydi, şimdi ise 10 senelik evli ve 6, 3 ve 1 yaşlarında üç çocuğu var. Size bunu söylememin nedeni, onu her ziyarete gittiğimde çocuklarına hep değişik sağlıklı alternatifler sunduğunu görmemdir.

Bu gidişimde de farklı birşey olmadı. Saat farkından dolayı herkes uyurken ben sabah 5:00'te uyandım ve Türkiye saati öğlen 12:00 olduğundan karnım guruldar şekilde buzdolabını açtım. Veee bir de ne göreyim 'hemp milk' diye organik süt var dolabın içinde. Hemen müsli aldım ve bu merak ettiğim süt ile karıştırdım. Tadı gayet güzeldi. Besin değerlerine de bir göz atayım dedim. Ama zaten eğer Adele'in buzdolabında yer alıyorsa sağlıklı olacağından hiç şüphem yoktu.  

Sabah Adele uyanınca, ilk işim marihuana sütünün dolaplarında ne aradığıydıSurprised 'Yoksa çocukların bundan dolayı mı sürekli mutlu mesut ortalıkta dolanıyorlar?' diye de bir espri yaptım. O da marihuana bitkisinden yapılan bu sütün esasında çok faydalı olduğunu, özellikle bir yaşındaki oğluna verdiğini belirtti. Çocuklar büyürken beyinlerinin gelişiminde yağ tüketimi çok önemli bir rol oynar. Fakat tüketilen total yağın ne tür olduğu çok önemlidir. 1 bardak inek sütündeki doymuş yağ oranı %28 iken marihuana sütünde bu oran sadece yüzde 5'tir. Doymuş yağ tüketiminin vücuda verdiği kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi birçok zararlarını göz önüne alırsak ne kadar az doymuş yağ tüketirsek o kadar daha sağlıklı olabileceğimiz de bir gerçektir.

     

İnek sütünde demir bulunmadığı gibi fazla tüketimi de vücuttaki demir emilimini azaltır. Oysa marihuana sütünde çok yüksek seviyede demir de bulunmaktadır. Birçok çocukta demir eksikliği yaşandığını göz önüne alırsak marihuana sütünün başka bir güzel tarafını daha görmüş oluyoruz.  

Kalsiyum ve protein oranlarının daha düşük olması benim için çok fazla birşey ifade etmiyor, çünkü çocuklar her zaman protein ve kalsiyum ihtiyaçlarını başka gıdalardan kolaylıkla temin edebilirler. Fakat demir ve sağlıklı yağ tüketimini karşılamak çok daha zordur.  

Henüz Türkiye'de marihuana sütüne rastlamadım. Ama belki bu yazıyı okuyan birisi böyle sağlıklı bir içeceği Türkiye'ye getirtir, ya da burada üretimini hayata geçirir.  

1 Bardak Marihuana Sütü          1 Bardak İnek Sütü
      110 kalori                               146 kalori
      7 gr yağ                                  8 gr yağ
      1 gr doymuş yağ                     5 gr doymuş yağ
      0 mg kolesterol                       24 gr kolesterol
      1 gr lif                                     0 gr lif
      5 gr şeker                              13 gr şeker
      5 gr protein                             8 gr protein
      %20 demir                             %0 demir
      %2 kalsiyum                          %28 kalsiyum

Geçenlerde Divan için özel bir menü hazırlayan usta şef Mark Decker ile birlikte öğlen yemeği için buluştum. Kendisi aynı zamanda Ali Koç'a da sağlıklı yemek konusunda özel danışmanlık yapıyormuş. Türkiye'ye yerleşmeden önce Almanya'daki meşhur Buchinger adlı klinikte çalışan Mark burada karşılaştığı bazı zorluklardan bahsetti.

Bu zorluklardan bahsetmeden önce öğlen yemiş olduğum inanılmaz lezzetli RAVİOLİ'den bahsetmek istiyorum. Kepekli undan hazırlanmış raviolinin içinde bulunan zeytinyağından peynirine kadar hepsi organik ve doğaldı. Tabii içinde hiç katkı maddesi bulunmayan bu yemeği yedikten sonra insan kendisini inanılmaz tok hissediyor. Ben her ne kadar ravioli'den sonra tatlıların tadına bakmak istediysem de raviolinin ağzımda ve midemde bırakmış olduğu güzel hissi bozmak istemedim çünkü aynı zamanda gayet güzel doymuştum da...

İşte burada değinmek istediğim nokta şu: yediğim ravioli hiçbir şekilde düşük kalorili değildi ama içerdiği yoğun besin değerinden dolayı tüm hücrelerim doymuştu. Öğlen yediğim bu yemekten sonra tüm gün bir daha hiçbirşey yemek istemedim. Burada şunu görüyoruz: İnsanlar düşük kalorili yiyecekler tüketirlerse daha iyi olacağını düşünüyorlar ama çoğu zaman düşük kalorili gıdalarda adam gibi besin değeri olmuyor. Bu sefer de vücut sürekli sizlerde yeme isteği uyandırıyor. Ya da yüksek kalorili ama yine besin değeri düşük gıdalar tüketiyor olabilirsiniz. Örnek: patates kızartması, beyaz undan yapılmış makarna vs yediniz.. Tamam o an için doydunuz ama 2 saat sonra tekrar hemen acıkıyorsunuz sanki hiçbirşey yememiş gibi. İşte bunun da nedeni hücreleriniz hiçbir zaman doymamıştı ve doymak için ihtiyacı olduğu vitamin ve mineralleri aramaya devam ediyor. Gün içinde diyelim bir dilim pasta 1500 kalorilik pasta yediniz. Muhakkak acıkırsınız ve gün içinde başka şeyler yersiniz. Ama bunun yerine 600 kalorilik taze sıkılmış sebze suyu içtiniz. Sizi ertesi güne kadar rahat rahat götürür ve hiç acıkmama şansınız yediğiniz pastaya oranla inanılmaz yüksektir... Hücrelerinizi doyurdunuz, onlar artık rahata erdiler ve bundan dolayı sizi rahatsız etmeyeceklerdir. Organik ve doğal gıdalarda katkı maddeleri olmadığından dolayı hücreleriniz daha rahat doyacaktır. Oysa yediğiniz bir hamburgerde et sizin önünüze gelene ne gibi değişimler yaşıyor biliyor musunuz? İneklere büyüme hormonu ve başka hormonlar veriliyor ki hayvanlar bir an önce büyüsünler ve etleri gelişsin. Hareket alanlarını kısıtlıyorlar ki çok hareket edip yediklerini yakmasınlar. Siz kendinizi düşünün, hiç kıpırdamadan, kaslarınızı çalıştırmadan, oturduğunuz yerde durmadan yemek yiyorsunuz ve hormon alıyorsunuz. Sizce ne kadar sağlıklı olabilirsiniz?

Mark'ın yapmış olduğu yemekler düşük kalorili olmayabilirler, tabii aralarında düşük kalorili olanlar da vardır. Ama önemli olan sağlıklı yemenizdir. Sağlıklı yediğiniz zaman otomatikman az yersiniz. Bundan dolayı sağlıklı yemek eşittir diyet yemek kesinlikle değildir. Ben sizin diyet yemenizden ziyade her zaman sağlıklı yemenizden yanayım. Geçen öğlen ravioli yediğimde hem RUHUM doydu, hem de vücudum.

Mark ile 1.5 saate sıkıştırmaya çalıştığımız hem yemek hem sohbet esnasında bana şunu söyledi: 'Didem, Türkler yemek konusunda daha tutucular ve değişik lezzetleri tatmakta zorlanıyorlar.' İnanılmaz güzel hazırlamış olduğu menü yakında Divan menüsünden kalkacakmış çünkü çok talep yokmuş. Tabii bizim insanımız alışmış olduğu schnitzel, hamburger, pide ve lahmacununun dışında başka lezzetleri denemeye korktuğundan bu güzelim özenle hazırlanılmış sağlıklı menü raflara kaldırılmak üzere. Sizden ricam, lütfen yeniliklere, yeni lezzetlere açık olun, çocuklarınızı da bu yeniliklere alıştırın. Bugün cafelere gittiğimizde hep fiks menüler görüyoruz: pizza, makarna, hamburger, dürüm ve salatalar.... Bunların çoğu bizi doyurmuyor, hepsi boş kaloriler ve biz hızla kilo almaya devam ediyoruz. 

 

Sevgili okurlar, bu ay sizlerle yeni dönmüş olduğum Malezya’daki uluslar arası diyetisyenler birliği konferansında geçen konuşmaları paylaşmak istiyorum.

Yine en çok konuşulan konu dünyadaki artan obezite sayısı ve bu sorunun üstesinden nasıl gelebileceğimizdi. Son 10 senedir gittiğim tüm konferanslarda hep aynı konudan bahsediyoruz ve sorun aynı büyüklüğüyle katlanarak devam ediyor. Peki nerede yanlış yapıyoruz acaba?

Ben bu konferansta en sonunda dayanamayıp bir konuşmacıdan sonra söz aldım. Gelen herkese şunu söyledim: Biz insanları 2 kere 2 dört eder gibi hesaplıyoruz. Oysa bu insanlar ruh, beden ve zihinden oluşuyor. Sürekli onlara bizim dediğimiz, şu kadar kalori alın, egzersiz yapın, az yiyin ama peki tüm bu söylenenler işe yarasaydı, o zaman bugün obez/kilolu sayısı yükselmek yerine azalırdı. Salonda herkes söylediklerimi onayladı.

Artık bu konuya farklı bir bakış açısı kazandırmamız gerektiğine inanıyorum. Bir de harekete geçmemiz gerektiğine. Örneğin sürekli olarak çocuklar için televizyonda yiyecek reklamı çıkmasın diyoruz ama bunun için hiçbir şey yapmıyoruz. Oysa Norveç ve İsveç, 12 yaşına kadar olan çocuklara hitap edecek tüm reklamları televizyonlarında yasaklamışlar. Meşhur bir söz vardır: ‘Söyleneceksen harekete geç, harekete geçmeyeceksen söylenme.’

Hong Kong’lu bir konuşmacı özellikle dünyadaki inanılmaz et/tavuk tüketimine dikkat çekti ve git gide dünyadaki karbon oranının yükseldiğini söyleyerek konuşmasını şöyle kapadı: ‘Hasta bir dünyada sağlıklı insanlar olamaz!’ Bir kilo etten dolayı dünyaya yaydığımız karbon uçakta yaptığımız bir seyahatten çok daha fazlaymış. www.earthlab.com da bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi bulabilirsiniz.

Esasında anlatacak çok konu var ama bunlardan en önemlilerinden bir tanesi de şöyle: 70 yaş ve üzeri insanlara diyet yaptırtarak kilo verdirtmeyiniz, çünkü kilo veren her 10 kişiden 9’u birkaç sene içinde hayatlarını kaybediyorlar. Neden olarak ta kilo kaybından dolayı ortaya çıkan kas kaybı ve bağışıklık sisteminin çökmesi gösteriliyor.

Geçen hafta NTV’de yayınlanan 5 kere 5 adlı program için sinemada yenilebilecek değişik alternatifleri inceledim. Bunlardan bir tanesi Türkiye’ye yeni gelmiş olan donmuş yoğurttu. Diğer tatlılara göre çok daha az kalorili ve şekerli olan donmuş yoğurt daha sağlıklı bir alternatif. Aklınızda olsun… Bir de başka stand’da taze meyvaların üzerine isteğinize göre sütlü, bitter veya beyaz çikolata koyuyorlardı ki dillere şenlikSmile Kalorisi yüksek olabilir ama inanılmaz lezzetli. Eğer ruhum doysun derseniz kesinlikle tavsiye ederim. Ama bence filmden önce tadına vara vara hissederek yemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler!    

Şimdi gündemimde Malezya’da 23-25 Nisan arası olacak Uluslar arası Diyetisyenler Birliği Konferansı var. Dönüşte taptaze bilgiler ve klinik çalışmalarla gelmeyi ve sizlerle paylaşmayı planlıyorum.