Didem`in Dünyası

Sevgili diyetnedir.com okuyucuları,
Burada gittiğim beslenme konferanslarında öğrendiklerimi, günlük yaşantımdaki tecrübelerimi sizlerle paylaşıyorum.

Bu yazımı ağırlıklı olarak Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka'dan katılımcıların olduğu 9. Kuzey Ülkeleri Beslenme Konferansı'nin (9th Nordic Nutrition Conference) yer aldığı Kopenhag'dan yazıyorum.
Biz hala tereyağı mı yoksa margarin mi diye tartışırken Avrupa ülkeleri çoktan daha derin konularla ilgili çalışmalar üzerine yoğunlaşmış durumdalar. Bu çalışmaların birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

1. EGZERSİZ ve İŞTAH
Aşağıdakilerden hangisi doğru?
• Egzersiz iştah açar
• Egzersiz iştahı azaltır
Bu çalışmayla ilgili olarak ilginç bir sonuca varılmış, sonuçların kişiye göre değiştiğini görmüşler. Kimilerinin istahı azalırken, kimileri daha çok acıkmışlar. Bundan dolayı bu konuyla ilgili insanları tek bir tarafa yönlendirmek yanlış olur. Kişinin deneyerek bunun kendi üzerindeki etkisini görmesi en doğru davranış olacaktır.
 
2. HAMİLELİK SIRASINDA YAPILAN EGZERSİZİN POST-PARTUM (HAMİLELİK SONRASI) DEPRESYONA FAYDASI VAR MIDIR?
Yapılan klinik çalışmaların sonucuna göre hamileliğin ilk 6 ayında düzenli egzersiz yapan bayanlarda %20 oranında daha az post-partum depresyonu gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bu çalışma esnasında beslenme bozukluğu olan bayanların kesinlikle post-partum depresyonu için daha fazla risk taşıdıkları da ortaya çıkmıştır.
 
3. LİKİT ŞEKER VE OBEZİTE
Son 30 yılda çocuklar arasında obezite çok daha fazla görülmeye başlanmıştır. Bununla doğru orantılı olarak yüksek şekerli içeceklerin tüketimi de son 30 yılda çoğalmıştır. Arada potansiyel bir bağlantı olup olmadığı araştırılıp şöyle bir sonuca varılmıştır: Sık tüketilen yüksek şeker içeren içecekler obeziteyi tetiklemektedir.
 
4. PROTEİN AĞIRLIKLI BESLENME DÜZENİ TEHLİKELİ MİDİR?
Hayır. Son yapılan araştırmalara göre protein ağırlıklı beslenmenin vücutta herhangi bir yan etkisi görülmemiştir. Bilakis düşük yağ içeren diyetlere nazaran kişi protein ağırlıklı yiyecekler tükettiğinde daha fazla kilo verebilmektedir (tabii aldığı kalori miktarını da gözardı etmemek gerekir).
 
Konferanstan ilginç notlar:
1. Yeni Zelanda'da doğal koyun çiftlikleri kapatılıp yerlerine inek çiftlikleri yapılıyormuş. Neden mi? Çünkü Çin'e süt ihracatı yapacaklarmış.
 
2. Norveç hükümeti yüksek şekerli ve yüksek yağlı yiyeceklerin tüketiminin daha az olması için bu tip gıdaların vergi oranını yükseltirken, sebze ve meyvadaki vergi oranını düşürmüş. Bu sistem işe yaramış ve Norveç halkı şimdi yüksek yağlı ve şekerli gıdaları eskiye oranla daha az tüketiyormuş.
 
3. TELEVİZYONUN ETKİSİ: Avusturalya'da yapılan bir araştırmada televizyonda yiyecek reklamları izletilmesine izin verilmeyen kilolu çocukların zamanla kilo verdikleri gözlemlenmiş.
 
4. Avrupa Birligi Komisyonu gıdayla ilgili reklamlarda herhangi bir kısıtlama getirilemeyeceğine karar vermiş. İspanya, Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde çocuk programlarında her 5 dakikada bir gösterilen yiyecek reklamlarına karşı çıkan sağlık kurumları bu karar karşısında çaresiz kalıp ne yapacaklarını şaşırmışlar.
 
5. 3 gündür sabahtan akşama kadar katıldığım konferans sırasında hiç kimse "cep telefonlarınızı lütfen kapatınız ya da sessize alınız" demediği halde kimsenin telefonu çalmadı. Gelişmiş ülkelerin hali bir başka oluyor

Noel tatilinde annem ve bir arkadaşını (teyzemlerden çok daha yakın gördüğüm), Nuriş’le (ablam) birlikte Florida’da bir sağlık merkezine gitmeye ikna ettik. Gerçi annem uzun bir müddet “Ben hiçbir yere gitmem” diye tutturdu. Ama emrivaki yapıp herşeyi ayarlayınca gitmek durumunda kaldı. Annemler direkt New York’a uçtular ve ben onlarla havaalanında buluşup Miami’ye uçtum. Orada o akşam en yakın arkadaşlarımdan biri olan Adil’le buluştuk. Hep beraber akşam yemeğine çıktık. Ben yine deli gibi yedim, ertesi gün sağlık merkezine gidip bir ay kalacaktık ya, iyice depolamak lazımdı. Sabahta kalktığımızda yine Adil’le buluşup brunch yaptık. Annemler de benimle aynı fikirdeydiler, hepimiz acayip yedik. Hatta Adil: “Ya, ben merkeze falan da gitmiyorum, ben niye çok yiyorum” dedi ve hep birlikte güldük. Gerçi ben buraya gitmeden son iki hafta iyice abartmıştım, gelsin çikolatalar gitsin dondurmalar…  Ama sanırım bu merkeze gitmeden önce kendim için bir tek faydalı değişimde bulunmuştum o da su niyetine içtiğim diyet kolayı bırakmak olmuştu. Ağzıma bir damla bile koymuyordum, çünkü koyarsam tekrar geri başlamaktan korkuyordum. Bu sayede artık diyet kola sadece tatillerde birkaç bardak içtiğim ufak bir zevk olarak kaldı, kendimi tamamen çok daha sağlıklı olan suya yönelttim.

Annem, arkadaşı ve ben merkeze doğru yola koyulduk. Merkeze vardığımızda biraz hayal kırıklığı yaşadık; çünkü burası, genelde çok hasta kişilerin iyileşmek için gittiği bir detoks merkeziydi ve enerjisi biraz ağırdı. Her gün birçok ders vardı. Ben bu derslere girip sonra gidip annemlere özetliyordum. En önemli yapmamız gereken sabah-akşam aç karnına çimen (buğday) suyu sıkıp içmekti, aralarda bir sürü değişik sebze suları… Kan tahlillerimiz oldu, benim kolesterol yüksekti, karaciğerde yağlanma vardı. Tabii gitmeden insan bu kadar abartırsa! Annemin bile tahlil sonuçları benden daha iyiydi. Utanç verici bir durumdu.
Derslerin biri kolon hidroterapiyle ilgiliydi. Daha önce hiç duymamıştım. Derse katıldım ve pür dikkat dinledim. Odaya gidip annemlere söylediğimde önce “Biz yaptırtmayız hayatta öyle bir şey” dediler. Sonradan “Peki, o zaman ilk sen yaptırt, biz de ona göre yaptırtacağız.” dediler. Ben, kobay olarak ilk randevuyu alıp gittim. Aman Allahım muhteşem bir olaydı! Lavmandan çok daha faydalı ve rahat bağırsak temizlemesi olan kolon hidroterapiyi benden sonra annemler de yaptırdılar ve biz kaldığımız sürece en az dört beş kez bu işlemi uygulattık. Kolon hidroterapi, kalın bağırsağı filtre edilmiş ılık suyla yıkayan sağlıklı bir arınma yöntemidir. Hem fiziksel, hem de duygusal rahatlama sağlar.

Orada kaldığımızın dördüncü günü benim acayip midem bulandı ve çok kötü bir detoks moduna geçtim. Odadan çıkıp yemek bile görmek istemedim. O sıralar annemler bana odaya yine çimen suyunu günde iki kez getiriyorlardı. Onu içmeye devam ettim, o kadar. Başka hiçbirşeyi ne yiyebildim ne de içebildim. Fakat bir hafta sonra kendimi çok iyi hissediyordum. Çimen suyu buğdayın henüz tam olgunlaşmamış, aşağı yukarı 15-20 santimetre kadar büyümüş halidir. Bir Türk kahvesi fincanı kadar çimen suyunda çok yüksek miktarda enzimler, vitamin ve mineraller, klorofil ve amino asitler vardır. Besin değeri bu kadar yüksek olan çimen suyu istenilirse evde de yetiştirilip düzenli olarak içilebilir.

Evlendikten sonra Maryland’e taşınan Nuriş, bizi dört günlüğüne sürpriz yapıp ziyarete geldi. Onu da hemen çimen suyuna başlattık. O da çok kötü oldu. Hatta bir sene sonra bir gün yağmurdan sonra arabasının camını açtığında içeri giren çimen kokusundan dolayı öğürmeye başladığını ve hemen camı kapadığını anlattığında çok güldük. Bir ayın sonunda hepimizin yüzü parlıyordu, bütün sebze sularından acayip oksijen almıştık. Annem ve arkadaşı 10-12 kg  verdiler. Ben de 8kg verdim. Annemin arkadaşı sekiz senedir diyabetti ve orada son iki hafta hiç ilaç bile kullanmadı ve şekeri tabana vurdu. Hepimiz çok mutluyduk.

Son akşam Adil geldi ve biz hep birlikte oradaki bir aylık bitişimizi kutlamak için yemeğe gittik . Yine yemekle kutlama! Gerçi hiçbirimiz çok fazla yiyemedik; çünkü bir ay çok sağlıklı yedikten sonra yemekler ağır geldi, ve sürekli çiğ sebzeler tükettiğimizden ağzımıza attığımız her lokma inanılmaz lezzetli geldi.