Didem`in Dünyası

Sevgili diyetnedir.com okuyucuları,
Burada gittiğim beslenme konferanslarında öğrendiklerimi, günlük yaşantımdaki tecrübelerimi sizlerle paylaşıyorum.

Çocuk ve bebeklerle ilgili beslenme ve tıp alanında ilginç konuların yer aldığı bu konferansta en çok dikkatimi çeken konulardan bazıları şöyle:

1.  İsviçre otoritelerinin, vegan ailelerin çocuklarını 18 yaşına kadar vegan olarak yetiştirmemeleri ve hayvansal gıdaları vermeleri yönünde sürekli uyarmaları.

Çocukların çoğunda B12 vitamini eksikliği görüldüğü ve bunun da gelişimlerini olumsuz yönde ciddi bir şekilde etkilediğini.

Özellikle hamilelikte yeterince B12 içeren gıdalar almayan annelerin emzirdiklerinde bu durumun bebeklerde çok daha sık ve erken görüldüğü.

B12'nin vücutta kanın oluşması, beyin fonksiyonları ve sinir sistemi için kesinlikle gerekli olduğu. 

Genç yaşlarda eksik olan B12'nin ileri yaşlarda sinir sisteminde onarılamayacak hasarlara yol açabileceği.

Fransız vegan bir ailenin bebeğinin 11 aylıkken anne sütünden eksik gelen vitamin azlığından ve kilosunun çok düşük olmasından öldüğü.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Her şeyin aşırısı fazla. Buna beslenme şeklimiz de dahildir. Dengeli beslenmek çok önemlidir. Eğer kişi, vegan ya da vejeteryan olmaya karar veriyorsa da bununla ilgili muhakkak uzman bir diyetisyenle çalışmalıdır, özellikle hamilelik ve hamilelik sonrasında. Detoks uzmanlarına, sağlıklı beslenme koçlarına gitmenizi önermem, çünkü bu kişilerin bir iki sertifika programları ve detoks merkezleri tecrübeleri dışında sadece kendilerini çok iyi pazarlama taktikleri vardır. Kapitalist dünyanın yaratmış olduğu havalı, cıvalı, isim yapmış kişilere değil, işini ciddiyetle yapan, beslenme alanında en az dört sene üniversitede okumuş kişileri tercih etmenizi ve kişilerin özgeçmişlerini araştırmanızı önemle hatırlatırım.

2. Otizmli çocukların yüzde 23'ünde inek sütüne karşı alerji tespit edildiği. Eğer otizmli çocuğunuz varsa ilgili tetkikleri yaptırmak gerektiği.

Yapılan klinik çalışmalarda hamilelik öncesi ve sırasında alınan yeterli folik asitin ve dengeli beslenmenin otizmli çocuk doğurma riskini azaltabildiğini. Otizmli çocuğu olan annelerde sağlıklı çocuk doğuran annelere göre genelde daha az folik asit saptandığı. Otizmli bir çocuğa istediği bir şeyi çizmesi sorulduğunda bir ampul çizmesi ve neden olarak ta "İnsanların beni anlamaları için aydınlanmalarını istiyorum." demesi.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Eğer kişiler bizim yarattığımız kalıplara, kategorilere sığmıyorlarsa onlara anormal gözüyle bakıyoruz. Bence bu "özel ve üstün" ruhlar esasında bizden çok daha ilerideler ama anlayana tabii.

       

3. Bebek mamalarının GDO içerdiği, hatta organik Hipp markasında bile GDO olduğunun tespit edildigi. Aynı zamanda ek gıda bebek mamalarının organik olanlarının bile çoğunun içinde "sebzeli organik mama" diye yazmalarına rağmen içinde şeker ve pirinç olması. 

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Bundan 4 ay önce seyahatlerde ve misafirliğe giderken kolay olması açısından kendi oğlum Kemal Ata için hazır organik mama baktığımda aynı sıkıntıyla karşılaşıp almaktan vazgeçmiştim. Sebzenin içine neden şeker konulur ki diye düşünmüştüm. Şekerin daha 4 aylıkken tadını alan bir bebeğe sonra gelin evdeki pişmiş taze kabak yemeğini yedirmeye çalışın. Muhakkak hem kendiniz hem de çocuklarınız için alacağınız tüm hazır gıdaların içerik kısmını okuyunuz.

4. Yapılan klinik çalışmalarda alerjik astımı olan çocukların yüzde 21.5'inde inek sütü alerjisi ve yüzde 26.31'inde yumurta beyazı, çikolata ve yer fıstığı alerjisi saptanmıştır. Birçok alerjik rahatsızlığın daha çok batı hastalığı olduğu çünkü ailelerin çok hassas davranıp bebeklerini mikroplarla ufaklıktan tanıştırmadığı.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Alerjik astımlı çocuğu olanlar, bu gıdaları çocuklarının beslenme programlarından teker teker birer ay arayla çıkarıp farkı görmek için deneyebilirler. Sakın hepsini aynı anda çıkarmayın çünkü o zaman hangisine karşı alerjisi olduğunu bulamazsınız. Yer fıstığı ezmesi çocuklarda ölümcül alerjiye yol açabildiğinden sakın çocuklarınıza okulda giderken yanına vermeyin. Başka bir çocuğun ölümüne sebebiyet verebilirsiniz. Parents Türkiye dergisinde diyetisyen olmayan ev hanımı bir anne, çocukların okula yanına alabilecekleri gıdalar listesine bunu da eklemiş. Bundan dolayı söylüyorum, muhakkak kişilerin özgeçmişlerine bakın. Anne olmak yetmiyor. Hayat sadece bizim çocuklarımızdan ibaret değil. Dergiye şikayet ettiğimde verilen cevap şudur: Binlerce takipçisi ve kitabı var. Tamam da bu alanda hiç eğitimi yok, sadece parası var ve sürekli reklamını yapıyor. Eğer koskoca Parents dergisi sapla samanı ayırt edemiyorsa halk ne yapsın aslında değil mi? Fakat sizler de bunları yakaladığınızda ne olur üşenmeyin, yorumlarınızı yazın ve uyarılarınızı yapın. Benim bu arada yaptığım yorumları altından sildiler. Umarım bu yazıdan sonra bazılarınız uyarılarınızı yaparlar. İlla kendi çocuklarımızın ölmesini beklemeyelim. Artık harekete geçmeliyiz. "Bana ne demeyin, yarın öbür gün bu tarz kişiler yüzünden sizin çocuğunuzun da başına bir şey gelebilir. Ülkemiz zaten o yüzden bugünlere gelmedi mi? "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" demeyin. Kişilerin özgeçmişlerini araştırmanızı önemle hatırlatırım.

5. Çocukları fazla oyuncakla oynatmanın onların yaratıcılıklarını öldürdüğünü. Mümkün mertebe her şeyi keşfetmelerine izin vermek gerektiğini.

Uzman Diyetisyen Didem Kanca Üstay'ın yorumu: Bırakın çocuklarınız kalıplar, şablonlar içinde büyümesin. Yaratabildikleri kadar yaratsınlar!

 

 

Hep meşhur "Van kahvaltısı"ndan bahsederlerdi ama Van'a gidip hakiki Van kahvaltısı edene kadar içimden "Acaba biraz abartıyorlar mı" diye geçirmiyor değildim. Fakat gelin görün ki Van'da kahvaltı kültürü apayrı bir olay. Hatta bu sene Guinness Rekorlar kitabına da girmeyi başaran Van kahvaltısında YOK yok! Sakın "Yediklerime dikkat edeceğim" diye bir hata da bulunmayın Van'da kahvaltınızı ederken çünkü bu imkansız!!! (Yazının altında yer alan resimlere bakmayı unutmayın sakın)

En çok ilgimi çekenler kavut ve murtuğa oldu.

Kavut: Buğdayın öğütülmesi ve elenmesi ile elde edilen unun yağ ve şekerle tavada kızartılmasıyla yapılan bir tür helva 

Murtuğa: Un, yumurta, yağ ve tuz ile yapılır. Üzerine de bal veya reçel konulur. Buradaki püf nokta ayarı iyi tutturabilmektir. 

Sirmo: Van'ın otlu peynirinin içine konulan ot. Vanlılar, bu ot için bir tür yabani sarımsak diyorlar.

Kurat: Çime benzeyen ve peynirlerde kullanılan bir ot türü.

Eğer Van'a gidecek olursanız tavsiyem sıkı bir kahvaltı yaptıktan sonra öğlen ve akşam yemeklerini hafif geçirmenizdir.

Annem ve arkadaşlarının gittiği Van gezisine son anda kendimi yamaladığımdan onların avantajlarından yararlandım. Kendilerini Vanlı bir aile davet etmişti. Bir yerde lokal insanları tanımak kadar güzeli yok. Hele bir de bu insanların ruhları inanılmaz güzelse... 

Tevfik bey bizleri havaalanında karşılayıp otelimize yerleştirdikten sonra akşam yemeği için evine götürmek üzere geri almaya geldi. Yemeğe bir gittik ki eşi Nuran hanım neler hazırlamış neler... Dünya güzeli üç çocukları (Lilos, Mansur ve Lorin) ile bizleri çok güzel ağırladılar. Tevfik bey'in ağaçtan kendisinin sedefle süsleyip yapmış olduğu masaya kurulduk. Resimlerde tüm detayları görebilirsiniz. Yemeklerden tutun da, oturduğumuz iskemleler ve yerdeki halılalara kadar herşey de el emeği göz nuru, yaşayan enerji vardı. Artık kapitalist dünyada bu güzel enerjilerle yapılmış eşyaları bulmak zor olduğundan tüm bunların keyfini doya doya çıkarmaya çalıştım. Hele bir kilim vardı ki Tevfik bey'in babaannesinden kalan, wowwwwww...... Muhteşem ötesi! Onlara söyledim: "Eğer bir gün bu kilimi satmak isterseniz (ki hiç zannetmiyorum!) ben talibim" diye laughing

Tevfik bey, Çatana'da tam nehrin üzerinde çok güzel Hotel Mirava River Suites adlı bir tesis yaptırmış. Bir dahaki sefere niyetim 3-4 gün orada kalmak. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim, hayatımda en güzel alabalığı orada yedim. Tüm gruptakiler de benimle hemfikirdi ki hepsi 50 yaş ve üzerindeydi. Yani Van'a kadar giderseniz muhakkak Çatana'da Tevfik bey'in yerine uğrayıp kalmasanız bile alabalık yemenizi şiddetle tavsiye ederim. 

 

Yeditepe Üniversitesi'nde vermekte olduğum "Danışmanlık Uygulamaları" adlı dersin son sınıfını öğrencilerimle birlikte SAYASA'da yapmaya karar verdik. Bir dönem boyunca dışarıdan ayarladığım danışanlarıyla haftada bir görüşme yapan öğrencilerin danışanları ile ilgili sunumları vardı. Fakat ben sunumlar yerine öğrencilerle son dersimde gerçek hayat üzerine konuşmak istedim. Çünkü onların kalıplara bağlı kalmalarını istemiyorum. Çünkü onların yaratmalarını ve kendi çizgileri olmalarını istiyorum. Çünkü onların tek doğru-tek yanlış olmadığını görmelerini istiyorum. Çünkü onların sorumluluk sahibi, duyarlı bireyler olmalarını istiyorum. Çünkü onların araştırmalarını istiyorum. Çünkü bir kişi ya da olay ile ilgili yorumda bulunmadan önce olaylara hakim olmalarını istiyorum. Çünkü... O kadar çok "çünkü"ler var ki! Bana göre beslenme danışmanlığı yapmak sadece gelen kişiye "ne yiyip ne yememesi" gerektiğini söylemekten ziyade o kişiyi bütünüyle tanıyabilmek, anlayabilmek ve empati kurabilmektir.

Eğer imkanları varsa yurtdışına gitmelerini önerdim. İnsan kendi ailesinden, evinden, kültüründen ne kadar uzaklaşırsa o kadar farklı görüşlerle, yaşamlarla karşılaşıyor. O zaman yargılamamayı, daha fazla hoşgörü sahibi olmayı, dışarıda farklı bir hayat olduğunu, hayatın sadece kendisine öğretilenlerden oluşmadığını görüyor. Vizyon sahibi oluyor. Yurtdışına gidemiyorlarsa bile sorun değil, o zaman çok farklı ortamlara girebilmeyi denemeliler. Sadece kendi arkadaş/aile ortamlarında kaldıkları sürece bakış açıları da aynı daraltıda kalabiliyor. Oysa ki hayatınıza ne kadar farklı yapılardan insanlar girerse o kadar farklı pencerelerden bakmayı öğreniyorsunuz. 

     

Keyifli bir ders geçirdiğimize inanıyorum, astrolojiden tutun, insan dizaynı programına, diyetisyenlikten tutun özgürlüğe kadar her konu hakkında konuştuk, tartıştık. Gençlerle olmak güzel bir şey çünkü insan yaşı ilerledikçe bazen o yaşlarda nasıl olduğunu unutabiliyor ve geriye dönüp bakabilmek, hissedebilmek çok güzel. Aynı zamanda yeni nesillerin düşünce tarzını da daha iyi anlayabiliyor. Umarım ki hayat boyu taşıdığımız bilgi çuvalında onlarınkine ufak ta olsa bir şeyler koyabilmelerini sağlayabilmişimdir. Hayat sadece kuru kuruya derslerden ibaret olmamalı, bazen farklı renkler de katabilmeliyiz diye düşünüyorum.

Bu arada ilerinin diyetisyenleri olarak SAYASA'ya gelirken karışık tatlılar getiren öğrencilerim sanırım çok aç gelmişlerdi hepsini yediler smile Ama tatlı yiyip tatlı konuştuk. Onlara da kucaklar dolusu teşekkürler... tatlıları ve tatlı sohbetleri için kiss ve de yazmış oldukları "tatlı" notları için...

Son New York seyahatimde taa New York Üniversitesi master programı zamanlarımdan dostum olan Adele'in (Adele Yedid, MS RD) vejeteryan yemek pişirme dersine (The Gitta Sultan Culinary Institute) katıldım. Yıllardır yemek yapmayı seven Adele beslenme programını bitirdikten sonra kendini bu alanda inanılmaz geliştirdi. Yaptığı yemeklerin bir de besin değerlerini herkese anlatınca ders hem keyifli hem de muhteşem bilgiler öğrendiğimiz bir ortama dönüştü. 

En büyük arzularımdan birisi eğer bir gün Adele'i kandırabilirsem onu İstanbul'a getirmek ve bizlere sağlıklı yemekler konusunda ders vermeye ikna etmektir smile Hatta bir sonraki New York sehayatimde iyice kendisinden faydalanmak için evde onlarda kaldığım sürece peşini bırakmayacağım...

Adele'in menüsünde neler vardı?

1. Fırınlanmış karnıbahar salatası (fındık, pancar, kuş üzümü) üzerine zaatar sosu - yabani keklik otu ve kızartılmış susam çekirdekleri karışımı

2. "Kremalı" kuşkonmaz çorbası (fırınlanmış kuşkonmaz ve kıtır quinoa)

3. Seitan (ete benzeyen ve ahçılıkta etin alternatifi olarak kullanılan yoğŸrulup kaynatılmışŸ glutenden yapılan ürün - Türkiye'de var mı bilemiyorum) mantarlı hamburger - karamelize soğan ve BBQ ketçap

4. Salatalık ve Wakame (yosun) salatası

5. Pişmemiş Snickers (çikolata) 

Menüdeki sağlıklı yemekleri "Diyet Menüler" kısmında bulabilirsiniz. 

Karnıbahar - yüksek lif, C vitamini, karaciğerin detoks olabilmesi için sulfur ve kanser riskini düşürme olasılığı taşır.

Maydanoz - bol A vitamini, folik asit, demir ve K vitamini, kanı temizliyor, regli dönemi semptomlarını azaltıyor.

Pancar - tansiyonu düşürüyor, egzersiz sırasında kuvveti ve sürekliliği artırıyor, hamile kadınlar için muhteşem çünkü yeni hücrelerin oluşmasına yardımcı oluyor, kanı ve karaciğeri temizliyor.

Kuşkonmaz - insülin salgılanmasına faydası oluyor, bundan dolayı diyabetler için yüksek şeker konusunda etkili olabilir, böbreklerin temizlenmesine yardımcı oluyor, yüksek miktarda folik asit - hamileler için muhteşem bir kaynak.

Seitan - vegan protein için inanılmaz bir kaynak, yüksek derecede çeşitli vitaminler ve mineraller içeriyor.

Mantar - son yapılan klinik araştırmalarda mantarların kilo korumada ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda vejeteryan tek D vitamini kaynağıdır.

Keten tohumu - yüksek lif içerir, LDL (kötü kolesterol) ve vücuttaki enflamasyonun azalmasında etkilidir. Aynı zamanda iyi bir omega-3 kaynağıdır.

Wakame (yosun) - magnezyum, iyot, kalsiyum ve demir için muhteşem bir kaynaktır. Kemik erimesini engellemede çok etkilidir.

Salatalık - Enerji için gereken B vitaminlerini barındırıyor. Eklem sağlığı için gereken silika içermektedir.

 

Geçtiğimiz Bayram seyahatinde eşim Murat ile birlikte Malta adasına gitmeye karar verdik. Otelleri araştırırken Kempinski'de Ayurvedik Beslenme üzerine bir doktor olduğunu ve isterseniz muayene edip size ona göre beslenme programı hazırladığını okuyunca "Neden olmasın?" dedim Laughing Gittiğimiz gün otelde Hint asıllı bir doktor beni muayene etti. Sorduğu belli sorulardan ve nabzımdan yola çıkarak benim Vata-Pita tipinde bir vücudum olduğu kanısına vardı. Ayurveda da 3 tip temel enerji ve buna bağlı vücut tipleri var. Bunlar: Vata, Pita ve Kapha. Mühendis olan eşim hemen doktorun bana sormuş olduğu soru kağıdını aldı ve işaretlediği soru-cevaplara bakarak bazılarının bana uymadığını ve dünyadaki tüm insanları 30-50 soru içine sığdırıp bir genellemeye koymanın çok anlamsız olduğunu belirtti. O böyle söyleyince ben de düşündüm Innocent Haksız sayılmazdı. Sonra o akşam yemeğinde benim vücuduma iyi gelecek Ayurvedik tarz yemekler geldi. Murat ta restaurantın normal menüsünden istediklerini seçti. Benim yemekler geldiğinde o kadar değişik benim alışmadığım tarzda baharatlarla doluydu ki yemekte zorlandım ve Murat'ın yemeğinden otlanmaya başladım Wink Bir de Vata'ya limon iyi gelirken Pita'ya iyi gelmediği belirtiliyor. Peki hangisi doğru? Ben yine senelerdir hep savunduğum tezimi savunacağım, herkes kendi vücudunu dinlemeli ve ne iyi geliyorsa, kendini nasıl iyi hissediyorsa öyle yemeli. Sadece Ayurvedik beslenmeye göre bana iyi geldiği savunulan sevmediğim baharatlarla dolu yemekleri yiyip tatilimi kendime ziyan etmek yerine ilk geceden sonra istediğim şekilde yedim. Böylelikle Murat'ın yemeklerine de sataşmamış oldum.

     

Binlerce senelik Ayurvedik Beslenmenin kesinlikle yanlış ya da gereksiz olduğunu savunmuyorum. Ama bence bu beslenme şekli o kültürün genlerine ve yaşam şekline göre hazırlanmış bir beslenmedir. Nasıl bir Japon beslenme şekli bize uymuyorsa bunun da bizim yemek kültürümüze ve genlerimize çok uymadığının kanısındayım. Ama kimi insanlar için yol gösterici olabilir ve iyi gelebilir. Buna da söyleyecek tek bir sözüm yoktur. Fakat körü körüne karşınızdakinin size söylediklerine inanmak yerine vücudunuzu dinlemeniz çok önemlidir.