Keyifli Anlar

Burada Sayasa'ya gelenlerin beklerken okudukları, kendi el yazımla yazdığım renkli defterimden alıntılar yapıyorum. Sevgiyle yazdım, yazıyorum, sizlere de sevgi getirmesini diliyorum.

Nasrettin Hoca bir gün hazinesinin anahtarını kaybetmiş. Anahtarını, evinin önündeki sokakta, komşu evlerin önlerinde, köy yolunda arıyor, ama bir türlü bulamıyormuş.

Derken komşularını yardıma çağırmış ve anahtarı bulabilmek için tüm köyü karış karış aramışlar hep birlikte. Ama boşuna! Sanki yer yarılmış da anahtar içine girmiş. Neyse ki bir süre sonra komşulardan biri Hoca'ya sormayı akıl etmiş:

'Ya Hoca... Sen anahtarı evin dışında düşürdüğünden eminsin, değil mi?'

'Yoo,' demiş Hoca. 'içeride düşürdüm de, dışarısı içeriden daha aydınlık, onun için burada arıyorum.'

Anahtarı dışarıda değil, içeride aramalıyız!!! Yani kolaya kaçıp, başkalarını eleştirip suçlayacağımıza kendi içimize bakmamız gerektiğini anlatmaya çalışır Nasrettin Hoca... 

Sevgi, sevgi değildir, seven karşılık beklerse...

Bir an için Sen su olduğunu düşün,

Su denli özel, su denli yararlı ve su denli çok, tükenmez... İnanıyorum ki gerçekten öylesin.

Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yaği ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı doldurmazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın. Unutma daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!...

Suyun yanında olanlara suyu en az içenlerdir. Çünkü 'Su nasılsa burada, gerek yok ki suyu kana kana içmeye' diye düşünürler. Tıpkı, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiçbir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye dek. Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin gereksinimlerini giderdiler. Onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamandı.

Sen hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi yaşam kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol. Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil! 'Su'ysan tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme; sana 'felaket' denmesin! 'Su'ysan bir bardağa sığabil ki damarlara girebilesin!

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi gerekli ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu da unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de 'kıyametler' koparıcı olabileceğini unutma. Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, yaşam verirsin çevrene. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi.

Tercih elindeydi hep ve hep 'senin' ellerinde olacak. Ya tutmayı öğreneceksin dilini ya da hiç durmadan konuştuğun için, yalnızca bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken şu değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip kimin dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını.

Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini... Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin... Konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun sözcükleri seçmeye çalışacaksın. Yolcuların önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, zaman yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin 'kıyıya yanaşmasını' bekleyeceksin! Demeyeceksin 'Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!' Demeyeceksin 'Ben aklıma geleni geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda.'

Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil. Ağzını açıp 'Şelaleden dökülen suyu' içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç? ya da önüne çıkan ağaçları bile sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler, beyni olan her canlı gibi!

Haydi!... Sen şimdi 'Su olduğunu' düşün ve kendini 'Su gibi' hisset. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi yaşam kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu anımsa... Ama yine su gibi 'küçük bir bardağın içine' sığdır ki kendini girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Yaşam ver...

Vazgeçilmez ol! 

MEVLANA...

İspanya Kralı, savaşta kendisini yenen Napoleon Bonaparte karşısında şöyle övündü:

'Siz yalnızca para, altın ve toprak elde etmek için savaşırsınız' dedi. 'Oysa biz onur ve namus için savaşırız.'

Onun bu sözleri karşısında Napoleon hiç kızmadı, aksine sakin bir biçimde, ona şöyle karşılık verdi.

'Doğru söylüyorsunuz,' dedi. 'Kimin neye gereksinimi varsa onun için savaşır.' 

3 adam oturmuş, eşlerine aldıkları hediyelerden bahsediyorlarmış. Birincisi demiş...ki 'Karıma öyle bir hediye aldım ki, 6 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor.' Diğer ikisi anlamamışlar. 'Ne aldın?' diye sormuşlar. 'Beyaz bir porsche aldım. Çok mutlu oldu.' diye cevap vermiş.

İkinci adam demiş ki, 'Ben de geçen doğumgününde karıma 4 saniyede 0'dan 100'e çıkan bir şey almıştım.' Hemen anlamışlar tabii ki: 'Heeey yoksa Ferrari mi aldın?' Adam gülümsemiş: 'Evet kıpkırmızı bir Ferrari aldım. gerçekten de ona çok yakıştı' demiş.

Bu sefer üçüncü adama sormuşlar: 'Peki sen ne aldın karına?' Adam demiş ki: 'Ben öyle birşey aldım ki, sadece 2 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor.' Adamlar şaşırmışlar: 'Atıyorsun!' demişler. 'Öyle bir araba olamaz ki!' Adam cevap vermiş: 'Araba aldığımı kim söyledi?' 'İşte bunu aldım' demiş.

'TARTI!!!' 

İnsanları sevmenin tek yolu vardır, ve o da onları olduğu gibi sevmektir. Ve güzellik te buradadır. Onları olduğu gibi sevdiğinde onlar değişirler. Sana göre değil, onlar kendi gerçeklerine göre değişirler. Onları sevdiğinde onlar dönüşüm yaşarlar. Değişmezler, dönüşürler. Onlar yeni olurlar, onlar varlığın yeni yüksekliklerine erişirler. Ancak bu onların varlıklarında gerçekleşir, ve bu onların kendi doğasına göre olur.

İnsanların doğal olmaları için yardım et. İnsanlara özgür olmaları için yardım et. İnsanlara kendileri olmaları için yardım et. Ve asla kimseye güç uygulamaya, itip kakmaya ve hükmetmeye çalışma.

Bunlar egonun yöntemleridir.

OSHO

Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

Geçmiş günü beyhûde yere yâd etme,
Bir gelmemiş an için de feryad etme,
Geçmiş gelecek masal bunlar hep,
Eğlenmene bak, ömrünü berbat etme.

Niceleri geldi, neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.

Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek,
Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek,
Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün.
Zira senin üstünde de otlar bitecek
Ömer Hayyam