balık

  • Türkiye'deki Balıklar ve AĞIR METAL 


    Denizlerin, göllerin, akarsuların kirletilmesiyle ağır metal birikmeleri tüm deniz canlılarında görülmektedir. Sularımızı boyalar, petrol atıkları, endüstriyel ve tarım atıklarıyla oldukça zehirli hale dönüştürmekteyiz.
    Ağır metaller hayvanların özellikle iç organlarında birikmektedir. Bu yüzdendir ki balıkların iç organları iyice temizlenmelidir ve asla temizlenmeden yenmemelidir. Çünkü hayvanlarda olan bu ağır metal birikimi, tüketildiğinde insana da geçmektedir.

    Balık yüksek ve kaliteli protein içeriği ve vitamin ve mineral içeriği bakımından oldukça zengin bir besin türüdür. Haftada en az 2 gün tüketilmesi gerekmektedir. Başlıca kalp ve damar hastalıkları ve daha bir sürü hastalıkta koruyucu etkisi bulunmaktadır.

    Türkiye'nin 3 tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen kişi başına düşen balık tüketimi oldukça sınırlıdır. Fakat yapılan çalışmalar balık tüketiminin arttığını göstermektedir. 2004 yılında kişi başına düşen balık tüketimi 5 kg/yıl iken, 2012 yılında kişi başına düşen balık tüketimi 9kg/yıl olarak belirtilmiştir.
    Dünya Sağlık Örgütüne göre ise kişi başına düşen balık tüketimi en az 12 kg/ yıl olmalıdır.

    Türkiyedeki deniz, nehir ve gölde yetişen balıkların Aliminyum, Boron, Baryum,Krom, Manganez, Nikel, Stronyum, Çinko içerikleri kıyaslanmıştır.
    Aliminyum, boron, baryum ve nikel toksik etkileri bulunan metallerdir.
    Çalışma sonucu Sakarya çevresindeki gölleri ve karadenizi incelemiştir ve hayati bir ağır metal birikmesinin olmadığını bildirmiştir.

    Tatlı su balıklarından olan turna, sazan, yeşil sazan gibi balıkların ağır metal içerikleri yüksek olmasından kaynaklı olarak önerilmemektedir.

     

    • Uskumru çinko içeriği açısında en zenginidir ve bu özelliğiyle balık tercihinde başı çeken besinler arasında yer almaktadır.
      Palamut, uskumru, hamsi lüfer, deniz levreği, deniz çipurası, uskumru gibi küçük balıklar omega 3 içeriklerinin fazla olması tüketilecek balıklar içinde yer almasını sağlamaktadır.
    • Balıkların tüketilmesini uygun kılan özellerinde başında denizde yetişmeleri önemli bir yer tutmaktadır, çiftlik balıkları gibi özel yemle beslenen balıklar tercih edilirken bir kere daha düşünülmelidir.
    • Balık tüketiminde balık çeşidi kadar, pişirme yönteminin de önemli yer tuttuğu unutulmamalıdır. Kızartma yerine, haşlama, buğulama ya da fırın gibi yöntemler tercih edilmelidir.


      KAYNAK: Küpeli T, Altundağ H, İmamoğlu M; Assesment of trace element levels in muscle tissues of fish species collected from river, stream, lake and sea in Sakarya, Turkey. ScientificWorldJournal 2014.:496107.
  • Son zamanlarda hep bana aynı soru yöneltiliyor: “Peki çiftlik balıklarını yemeyeceksek ne yiyeceğiz?” Yerden göğe kadar haklısınız! Artık herkesin kafası bu konuyla ilgili karışmış durumda. 

    Ben de zaman buldukça sizlerle çiftlik balığı olmayan deniz balıklarıyla ilgili kısa bilgiler paylaşmaya çalışacağım. İlk masum balığımız “SARDALYA” çiftlikte yetişmeyen sezonunda tüketebileceğiniz balıklardan bir tanesidir. Hem deniz hem de çiftlik balıklarına göre daha az ağır metaller içermektedir. Esasında çok hızlı üreyen sardalyalar maalesef denetimsiz balık avlanması yüzündenesillerinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Bundan dolayı dünyanın birçok yerinde sardalyanın dönem dönem avlanması yasaklanmıştır. 

    Sardalyanın hem derisini hem de kılçıklarını yiyebilirsiniz. Genelde balıkların derilerinde tüm toksinler ve ağır metaller biriktiğinden derisiyle yenilmemesi tavsiye edilir ama sardalya bu anlamda diğer balıklara göre daha masumdur. Sardalya hem ufak oluşundan hem de çoğunlukla vejetaryen olup, denizdeki otları (yosunları ) yediğinden toksik birikimler diğer balıklara göre çok daha azdır. Yumuşak ve yenilebilir kılçıklarından da faydalanıp daha fazla kalsiyum alabilirsiniz. 

    Sardalyanın besin değeri de çok yüksektir.  İyi bir protein ve D vitamini kaynağı olmasının yanı sıra Omega-3 içeriği açısından da zengindir. Yani sürekli Omega-3 içeriğinden dolayı pompalanan çiftlik somonunu yemek zorunda değilsiniz!

    100 gram sardalyada 20 gram protein vardır. Peki 20 gram neyi ifade ediyor? Normalde bir yetişkinin ortalama protein ihtiyacı kilosu çarpı 0.8’dir. Yani 70 kilo birisiyseniz 70 x 0.8 = 56 gram proteine ihtiyacınız vardır. Tabii bu rakam hastalıklara, yaşınıza, yaptığınız spora ve diğer koşullara göre artabilir de azalabilir de. Yani 100 gram sardalyadan günlük protein ihtiyacınızın üçte birini ya da daha fazlasını sağlıklı bir şekilde karşılama şansınız çok yüksek. Kim demiş kansere yol açan protein tozlarından almak iyidir diye?! Eğer o yapay protein tozlarından kullanıyorsanız hemen, hemen, hemen bırakın derim. 

    Peki 100 gram sardalya kaç adet sardalya eder? Benim en sinir olduğum şey gramla bir şeylerin besin değerini vermek çünkü ben nereden bileyim 100 gram sardalya kaç adettir?!  Bu yazıyı yazarken hemen sağ kolum olan diyetisyen Pınar Doğan’ı aradım. O da bana “O zaman iş çıkışı balıkçıya gidip bakayım Hocam” dedi ve baktı da...! Büyük boy 30 gram iken küçük boy 20 gram imiş. Yani ortalama 25 gram dersek 4 adet sardalya eder. 100 gram sardalya merak edenler için 134 kalori. Kalori olarak da düşük.

    Sardalya aynı zamanda potasyum, fosfor, magnezyum,  selenyum, iyot ve B12 vitamini açısından da hatırı sayılır şekilde zengindir. Ehh bu kadar övmeye artık sardalya yemek ve çocuklara yedirmek şart oldu sanırım! Aman aman şaka yapıyorum! Ben hiçbir gıdanın reklamını yapmıyorum ve her zaman aynı şeyi savunuyorum; bir gıda diğerinden üstün değildir. Her şeyi kararında yemek en güzelidir. Bu deniz balıklarına sadece bir tane örnekti. Devamı da gelecek inşallah!

    DİKKAT: Sardalya alerjisi olanlar kesinlikle tüketmesinler. Ufak çocuklarınıza verirken yine de kılçığını ayıklamakta fayda var. Riske girmenin anlamı yok.  Büyüdükleri zaman isterlerse benim gibi kılçıklarıyla yerler.

    Herkese sağlıklı, bol enerjili güzel günler diliyorum.