obez çocuklar

  • Alerjik Bebekler; Margarinler, Şehirleşme, Sezaryen Doğumlar...

    Çevremizde ne kadar da alerjik bünyeye sahip çocuk var değil mi?? Bunların hiç margarinler ve sebze yağlarına bağlı olarak meydana gelebileceği aklınıza gelir miydi? Yeni bir çalışma ile neden kırsal kesimde yaşayan çocukların şehir hayatı yaşayan çocuklara göre daha az alerjiye yakalandığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın hedefine  göre düşük margarin ve çoklu doymuş yağ tüketiminin alerjik bünye oluşumuna etkisini bulmayı amaçlamışlardır.

    Çalışmada süt veren anneler ve süt kompozisyonları değerlendirilmiş ve annelerin tükettikleri besinlerin kayıtları alınmıştır.

    Kırsal kesimde yaşayan anneler daha çok tereyağ, tam yağlı süt ve doymuş yağlı besinlerle beslenirken; şehirde yaşayan anneler daha çok margarin, bitkisel yağlar ve az yağlı süt tükettiği ortaya konmaktadır.

    Çalışma sonucuda şehirde yaşayan bireylerin kırsal kesimde yaşayanlara göre 7 kat daha fazla alerjiye yatkınlıkları olduğu bulunmuştur. 

    Şehirde yaşayan çocukların kötü hava şartları, radyasyona maruz kalmaları; doğal besinlere olan ulaşımın güçlüğü gibi bir çok alerjik etmenler ile yüz yüze kalmalarıda alerjik bir bünyeye yol açabileceği üzerinde de durulabilir.

    Tüm bunlara ek olarak kırsal ve şehir üzerinde yapılan geniş kapsamlı araştırmalar sonucunda; normal vajinal doğumla dünyaya gelen çocukların, sezaryen doğum ile dünyaya gelen çocuklardan daha az alerjik olduğu görülmüştür. Bunun sebebi ise normal vajinal doğumun sonucunda çocuklarda anne sütünden bile daha kuvvetli bir bağışıklık sisteminin oluşmasında yardımcı olduğu bilinmektedir. Sezaryen ile doğumların kırsala göre şehirlerde daha sık olduğu göstermektedir. Şehirde yaşayan çocukların alerjik bir bünyeye sahip olmasının bir diğer sebebi de 'sezaryen doğumlar' olarak gösterilebilir.

  • Didem Kanca Üstay'ın 2/03/2017 tarihinde basında çıkan yazısı aşağıda yer almaktadır.

    Çocuklarınıza internette gördüğünüz 'afilli' tarifleri mi yedirmeye çalışıyorsunuz, onun kendi başına yemek yemesine izin veriyor musunuz, yemek yedirirken fazla uğraşmamak için onu televizyonun karşısına mı oturtuyorsunuz? Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, annelerin en çok yaptığı hataları sıraladı.

    Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, meslek yaşamı boyunca danışanları ve çevresindeki anneleri gözlemleyerek, bebeklerinin/çocuklarının beslenmesinde yaptıkları en büyük hataları sıraladı. Üstay’a göre bu hatalar çocuklarının yakasını ömür boyu bırakmıyor ve yanlış beslenme alışkanlığı ile yaşamasına neden oluyor.

     

    ANNELERİN BEBEK-ÇOCUK BESLENMESİNDE EN ÇOK YAPTIĞI HATALAR

    1. Bebeğinize mama veriyorsanız, 4. ayından itibaren ya da emziriyorsanız 6. ayından itibaren yavaş yavaş katı gıdalara geçiş yaptınız mı? Geçiş zamanı çok önemlidir. Süre geciktirildikçe çocukların katı gıdalara geçişi çok daha zor olup ileride daha fazla yemek seçmeye yönelmektedirler.

    2. Bebeğiniz altı aylık olduğundan itibaren katı gıdalara geçişte blenderden geçirmek yerine ezerek mi verdiniz yemekleri? Genelde anneler bebeklerinin boğulmasından korktuklarından ya da kusmalarını istemediklerinden yemekleri blenderden geçirip iyice yumuşak halde verirler. Fakat bebeklerin çiğneme yetileri gelişmez. Aynı zamanda blenderden geçen yemeğin tadını tam olarak algılayamadığından yemeklerin lezzetlerine alışamaz. 

    Üstay: Genelde anneler bebeklerinin boğulmasından korktuklarından ya da kusmalarını istemediklerinden yemekleri blenderden geçirip iyice yumuşak halde verirler. Fakat bebeklerin çiğneme yetileri gelişmez. 

    3. Bebeğinize yemekleri karıştırıp tatlarını fark etmeden mi verdiniz? Örneğin, yumurta sarısı ve peyniri karıştırıp püre halinde mi verdiniz yoksa ayrı ayrı mı? Yemekleri karıştırıp verdiğiniz takdirde yine bebeğiniz yemeklerin kendine has tatlarını algılayamayacak. Bundan dolayı yemekleri bebeğinize tanıtırken en yalın halinde vermeniz çok önemlidir.

     

    SEVMEDİĞİ BİR YEMEĞİ 9 KEZ VERMEYİ DENEDİNİZ Mİ?

    4. Bebeğiniz diyelim yoğurdu sevmedi, dokuz kez denediniz mi? Yoksa ikinci veya üçüncü seferden sonra pes mi ettiniz? Yemekleri bebeğinize tanıtırken ortalama dokuz kez denemeniz gerekir. Çoğu zaman anneler “Benim çocuğum” sevmedi diyip pes ediyorlar.

    5. 10. aydan itibaren önüne yemeklerini koyup üstünü, başını, etrafı batırmasına rağmen kendi başına yemesine izin verdiniz mi? Bazı anneler titiz davranıp çocuklarının kendilerinin yemelerine izin vermediklerinden çocuğun kendi başına yeme yetileri gelişmiyor.

    6. Bebeğiniz kendi başına oturmaya başladığından itibaren öğün saatlerinde mama sandalyesinde yemek masasında sizinle mi oturdu? Çoğu anne çocukları yeter ki yesin diye ekran karşısına koyup ya da oyunlarla peşinden koşarak yedirmeye çalışıyor. Bu yüzden yemek ve mutfak kültürünü aşılanmıyor. Çocuk da yemeğin bir temel içgüdü olduğunu acıktığında yiyip doyduğunda durması gerektiğini unutuyor.

    Bebeğiniz kendi başına oturmaya başladığından itibaren öğün saatlerinde mama sandalyesinde yemek masasında sizinle mi oturdu? 

    7. Bebeğinize her ne olursa olsun yemeğini yedirirken muhakkak mama sandalyesinde oturttunuz mu? Ağlasa bile onu oradan almayıp, orada yemesi gerektiğini anlattınız mı?

     

    TELEFONLA OYNATARAK YEMEK YEDİRMEYE Mİ ÇALIŞIYORSUNUZ?

    8. Bebeğinize oyuncak verdiniz mi? Ya da tablet, telefon vb. dikkatini dağıtacak teknolojik eşyalar?

    9. Bebeğiniz doyduğunu belli ettiği zaman “Son iki kaşık” diye zorla yedirmeye çalıştınız mı?

    10. Başkalarının yanında sürekli “Bebeğim hiç yemiyor” diye söylendiniz mi?

    11. Bebeğinizin acıkmasını beklediniz mi? Yoksa zorla da olsa “Acıkmış olması gerek” deyip yedirmeye çalıştınız mı?

    12. Sizler yemek yerken sizin yemeklerinizin tadına bakmak istediğinde yeni tatlar keşfetmesine izin verdiniz mi?

    13. Bebeğinizin bazı yemekleri sevmediğini fark ettiğinizde onun damak tadına saygı duyup sevmediği şeyi farklı şekillerde yedirmek yerine başka sebzeleri veya gıdaları denediniz mi? Siz tüm yemekleri seviyor musunuz?

    14. Bebeğinizin dönemsel iştahsızlıklarını kabul ettiniz mi? Siz her zaman aynı iştahla mı yiyorsunuz?

    Sizin gibi onun da iştahı kesilebilir 

    15. Bebeğinize “Patronun evde siz olduğunu” belli ettiniz mi? Yoksa onun borusu mu ötüyor? Yemek yememeyi size karşı silah olarak mı kullanıyor?

     

    ÇOCUK İÇİN AYRI YEMEK YAPMALI MI?

    16. Bebeğinize bir yaşından itibaren evde pişen yemeklerden mi verdiniz? Yoksa ayrı yemek mi pişirdiniz? Yapılan en büyük hatalardan birisi de çocuğa evde ayrı yemek pişirmektir. Çocuk evde ne pişiyorsa sizlerle onu yemelidir.

    17. Bebeğinize sadece yedirmeyin siz de onunla birlikte yiyin. En iyi rol model ailelerin kendileridir.

    18. Bir yemeği yemeyeceğim diye tutturuyorsa bir öğün beklemeyi denediniz mi? Genelde anneler çocuğum aç kalır endişesiyle hemen bir şeyi yemediyse yerine yeni bir şey yapıyor. Bunu çok iyi algılayan çocuk da ebeveynleri bu konuda çok iyi kullanıyor. Bırakın çocuğunuz açlıktan ölmez. Bir öğün sonra tekrar aynı yemeyi vermeyi deneyin. Alternatif olmadığını bildiğinde o yemeyi yiyebilir. Yapılan araştırmalarda çocuk esirgeme kurumlarında “yemek seçen çocuk sendromu” diye bir şey yoktur. Bunlar ailelerin yarattıkları bir sendromdur.
    Bir yemeği yemeyeceğim diye tutturuyorsa bir öğün beklemeyi denediniz mi?

    19. Çocuğuma daha az şeker veriyorum diye bal mı verdiniz ya da tariflerinizde bal mı kullanıyorsunuz? O zaman hemen yol yakınken vazgeçin derim. Bal ve şekerin şeker içeriği neredeyse aynıdır. Hatta son dönemdeki balların glikoz şurubu ile yapıldığını göz önüne alırsak daha bile sağlıksız olabilirler. Ayriyetten bal 60 derecenin üstünde piştiğinde 5-HMF adlı toksin üretir. Çocuğuma sağlıklı bir şey yapıyorum derken zehir verebilirsiniz.
     
     

    “EVDE EV YEMEĞİ PİŞİRİN”

    20. Çocuklarınıza evde sağlıklı yiyecekler yapıyorum diye internetten bulduğunuz “nohutlu kek veya kinoalı waffle” gibi tarifleri mi uyguluyorsunuz? Vazgeçin bu sevdadan… Evde ev yemeği pişirin. Dışarı çıktığınızda ya da komşuya veya herhangi bir doğum günü partisine gittiğinde bırakın istediğini tadıyla yesin. Waffle'ı adam gibi çikolatasıyla yesin. Bu tarz yemekler kültürümüzün bir parçası olmadığı gibi aynı zamanda da ne kadar sağlıklı versiyona da sokulsa sağlıklı değildir. Ayriyeten tam hakkıyla yapılan bir kek kadar lezzetli olmadığından belki bir dilim normal yiyeceğine evde gereksiz yere 5 dilim uydurma sağlıklı kekten yiyecek. Bunlara hiç gerek yok.

    21. Sadece okulda kantinden paket gıda alıyor ama başka yemiyor diye kendinizi mi kandırıyorsunuz ya da avutuyorsunuz? Paket gıdalardan her zaman her gün her an uzak tutun. Bugün GDO'dan bile daha fazla zarar içerdiğini biliyor muydunuz paket gıdaların?

    22. Sizde başka anneler gibi internet ortamında “Benim çocuğum iştahsız” hikayesine kapılıp sürekli çocuğunuza yemek yedirmek için uğraşanlardan mısınız? Eğer doktorunuz gelişiminde bir sıkıntı görmüyorsa lütfen dert etmeyin. Çoğu anne “doktorum beni anlamıyor” diyor. Oysa doktorlar bunun çoğu zaman anneler tarafından yaratıldığını ve büyütüldüğünü biliyorlar. Çocuğunuzun boyu uzuyor ama zayıfsa dert etmeyin. Büyümenin en büyük belirtilerinden birisi boy uzamasıdır.

    Ödül olarak bakılan yemek ya da ceza olarak görülen yemek, ileride yeme bozukluklarına yol açabilir.

    23. Çocuklarınızı yemekle ödüllendiriyor musunuz? Ya da yemeğini bitirirsen tatlı yiyebilirsin diyor musunuz? Yemek farkındalıkla yedikleri temel içgüdülerini karşılamak istedikleri bir araç olmalı. Ödül olarak bakılan yemek ya da ceza (bunu yapmazsan sana çikolata yok gibi!) olarak görülen yemek, çocukların hayatların boyunca yemeğe olan algılarını kalıcı olarak değiştirecek ve ileride yeme bozukluklarına yol açabilecektir.

     

    YEME ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞEBİLİR Mİ?

    Siz çocuklarınızın yanında onun az yediğini ifade edip ne kadar söylerseniz o çocuk da bunu o kadar çok size karşı silah olarak kullanacaktır. Bilinçaltına bu durum etkin bir şekilde yerleşecektir. Siz, 10 aylık bebeğinize el çırp dediğinizde çırpıyor, bunu anlıyor da, benim çocuğum zorla yiyor ya da yemiyor dediğinizde onun bunu almadığını mı sanıyorsunuz? Kesinlikle iyi ya da kötü yemekle ilgili yorumlarda bulunmamak gerekir. Yemek, yemek saati geldiğinde ya da acıkıldığında ailecek oturulup yenilen bir zaman dilimi olmalıdır. Bebeğinizin yeme alışkanlıkları 11-36 ay arasında birden değişebilir. Sevdiği yemekleri yemeyebilir, ama bunu konu haline getirmemelisiniz. Evde ne pişiyorsa onu önüne koymalısınız. Yemediği takdirde farklı alternatifler sunmanıza gerek yok. O bilecektir ki yemek saatinde ne konulursa o yenir. Yemezse de bir sonraki öğünü bekler. Çocuğunuzun damak tadı da değişebilir. Buna da saygı duymak gerekir. Zorla yedirmek bir çözüm değildir. Aksine ileriye yönelik kalıcı izler bırakabilir. Siz yemek yerken o yememeyi tercih ediyorsa, size saygı duyup sessizce oyun oynaması gerektiğini bilmelidir. “ Ben nasıl olsa yemiyorum, hadi herkes benimle ilgilensin” gibi bir hakkı olmadığını ona uygun bir şekilde anlatmalısınız.”

     

     

  • Öğrendiğim tecrübelerin ve bilgilerin hepsini canım hocam Didem Kanca Üstay’a borçlu olarak yazıyorum…

    Dünya’da 1990 yılında 32 milyon kilolu ya da obez 0-5 yaş arasında çocuk varken, 2016 yılında bu sayı 41 milyona yükselmiştir.
    Obezite oranı çocuklarda da, yetişkinlerde de çığ gibi büyümektedir. Obezite çağımızın en büyük sağlık sorunlarından biri iken, beraberinde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, böbrek hastalıkları ve kanser gibi bir çok hastalığa da neden olmaktadır. Bugün obeziteye bağlı gelişen tip 2 diyabet ve benzeri hastalıkların, çocukluk çağında da geliştiği görülmektedir. Çocukluk çağında bozulmuş bir sistemi düzeltmek, çocuklukta kazanılmış alışkanlıkları değiştirmek yetişkin döneminde oldukça zor olmaktadır.

    Biz sağlıklı beslenme davranışlarını çocukluktan öğretebilirsek, geleceğe daha sağlıklı nesiller bırakabiliriz. Boşuna dememiş atalarımız ‘Ağaç yaşken eğilir.’. İşte bu sebeplerden çocuk beslenmesi ÇOK ÖNEMLİDİR.

    Avrupa Birliğinin 2020 aksiyon planına göre de, bizim de sıkça karşılaştığımız çocuklardaki beslenme sorunlarının başında: 

    • Fast food tüketiminin artışı, 
    • Şekerli-gazlı içecek tüketiminin artışı, 
    • Evden daha fazla dışarıda yemek tüketilmesi ve aile ile birlikte yemek yeme sıklığının azalması 
    • Bunlara ek olarak işlenmiş gıdaların eskiye göre daha sık ve daha büyük porsiyonlarda tüketilmesi gösterilmektedir.

    "Çocuklar artık hareket etmiyor."
    Çocukluk çağı obezitesinin artışında pasif hayatın etkisi çok büyüktür. Çocuklar, özellikle de şimdi olduğu gibi tatil günlerinde, tüm gün boyunca evde ve ekran karşısında hareketsiz bir yaşam sürüyorlar. Bilgisayar, tablet oyunları oynuyor; televizyon izliyorlar. 

    Çocukların hareketsiz olmasının en büyük sebeplerinden biri ebeveynlerdir. Çocukların ekran karşısında geçirdikleri zamanı kontrol etmek ebeveynlerin elindedir. Hem sınırlamalar getirerek hem de rol model olarak...
    Ebeveynler ekran karşısında uzun saatler geçirip, hareketsiz bir yaşam sürerken çocuklardan hareket etmelerini beklemek doğru olmaz. Çocukken spor, egzersiz alışkanlığı kazandırmak geleceğe büyük bir yatırımdır. Ebeveynler hem hareket (spor, egzersiz) ederek hem de ekran karşısında saatlerini geçirmeyerek ROL MODEL olmalıdır.

    Kontrolsüz ekrana maruziyeti çocukların sağlığı için ciddi bir tehdittir.

    Ekran çocukları hareketsiz hale getirmekte, öte yandan da besin tercihlerini de etkilemektedir.
    Reklamlar... Günümüzde sağlıksız besinlerin reklamları artmıştır. Çocukların son yıllarda daha fazla şeker tüketmelerinin bir sebebi olarak da bu reklamların artışı olduğu çalışmalar ile vurgulanmaktadır.  Biz yetişkinler bile izlediğimiz reklamlardan etkilenip gidip o ürünü alma eğilimi gösteriyorken, çocukların bu durumu kontrol etmelerini beklemek yanlış olurfrown

    Daha bilinçli ebeveynler, daha sağlıklı yeni nesil dileklerimlesmile

     

  • Kongre'de konuşulanlar:

    1. Yetişkinlik çağından itibaren kişiler her 10 yılda ortalama 2.5 kg alıyorlar.

    2. Psikolojik problemlerden kaçmak için bazı kişilerde fazla egzersiz yapma eğilimi olabiliyor ve bu insanlar bir süre sonra egzersiz bağımlısı haline gelebiliyorlar. Vücut spor esnasında endorfin adlı kendimizi iyi hissettiren hormon salgılandığından, spor yapan kişi de bu hormonu özlüyor ve aşırıya kaçabiliyor.

    3. Egzersiz için genelleme yapmak çok zor. Yapılan 12 haftalık düzenli egzersiz üzerine bir araştırmada herkesin vücudunda farklı değişimler ortaya çıktığı gözlemlendi. Bundan dolayı kişileri egzersiz konusunda belli bir kategoriye koymak çok zor. Her vücut çok farklı.

    4. Egzersiz daha fazla açlığa yol açabiliyor ve dolayısıyla spor yapan kişiler de daha fazla yemek yeme eğilimi olabiliyor.

    5. Düzenli egzersiz yapıldığı takdirde bir süre sonra vücut bu egzersiz temposuna alışıyor ve açlık hissi kaybolabiliyor.

    6. İki grup arasında karşılaştırma yapmak için klinik bir çalışma yapılıyor. 1. Grup Diyet + Egzersiz yapıyor (haftada 3 yürüyüş) 2. Grup sadece diyet yapıyor. Bu araştırmanın sonucuna göre iki grup arasında kas kaybı, vücut ağrılığı, yağ yüzdesi ve bel çevresi incelmesinde belirgin bir fark görülmüyor. Sadece kalça çevresinde egzersiz ile daha fazla incelme görülüyor. 1. Grupta 7.15 cm kalçada incelme görülürken 2. Grupta bu oran sadece 4.84 cm'dir. Bu çalışmaya göre bölgesel zayıflamada egzersizin daha etkin olduğu gözlemlenmektedir.

    7. Çocukların gelişiminde egzersiz beslenmeden daha önemli bir yer tutmaktadır.

    8. İstanbul okullarında yapılan araştırmalarda çocukların %41'inde obezite görülmektedir.

    9. Türkiye'de obezite oranı %35'tir.

    10. Post menopoz zamanı kilo alımının önüne geçebilmek için mutlaka egzersiz ve diyet yapmak gerekiyor.

    11. Kemik erimesinin önüne geçebilmek için Harvard maksimum 1 bardak süt önerirken Amerikan tarım bakanlığı her öğün bir bardak süt tavsiyesinde bulunuyor.   

  • Aşağı yukarı iki ay kadar önce New York'a, bu dünyadaki en yakın dostlarımdan birisi olan Adele'i ziyarete gittim. Onu her ziyarete gittiğimde çocuklarına hep değişik sağlıklı alternatifler sunduğunu görmemdir.

    Bu gidişimde de farklı bir şey olmadı. Saat farkından dolayı herkes uyurken ben sabah 5:00'te uyandım ve Türkiye saati öğlen 12:00 olduğundan karnım guruldar şekilde buzdolabını açtım. Veee bir de ne göreyim 'hemp milk' diye organik süt var dolabın içinde. Hemen müsli aldım ve bu merak ettiğim süt ile karıştırdım. Tadı gayet güzeldi. Besin değerlerine de bir göz atayım dedim. Ama zaten eğer Adele'in buzdolabında yer alıyorsa sağlıklı olacağından hiç şüphem yoktu.  

    Sabah Adele uyanınca, ilk işim kenevir sütünün dolaplarında ne aradığıydıSurprised 'Yoksa çocukların bundan dolayı mı sürekli mutlu mesut ortalıkta dolanıyorlar?' diye de bir espri yaptım. O da kenevir bitkisinden yapılan bu sütün esasında çok faydalı olduğunu, özellikle bir yaşındaki oğluna verdiğini belirtti. Çocuklar büyürken beyinlerinin gelişiminde yağ tüketimi çok önemli bir rol oynar. Fakat tüketilen total yağın ne tür olduğu çok önemlidir. 1 bardak inek sütündeki doymuş yağ oranı %28 iken marihuana sütünde bu oran sadece yüzde 5'tir. Doymuş yağ tüketiminin vücuda verdiği kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi birçok zararlarını göz önüne alırsak ne kadar az doymuş yağ tüketirsek o kadar daha sağlıklı olabileceğimiz de bir gerçektir.

    adele1 adele2      

    İnek sütünde demir bulunmadığı gibi fazla tüketimi de vücuttaki demir emilimini azaltır. Oysa kenevir sütünde çok yüksek seviyede demir de bulunmaktadır. Birçok çocukta demir eksikliği yaşandığını göz önüne alırsak marihuana sütünün başka bir güzel tarafını daha görmüş oluyoruz.  

    Kalsiyum ve protein oranlarının daha düşük olması benim için çok fazla birşey ifade etmiyor, çünkü çocuklar her zaman protein ve kalsiyum ihtiyaçlarını başka gıdalardan kolaylıkla temin edebilirler. Fakat demir ve sağlıklı yağ tüketimini karşılamak çok daha zordur.  

    Henüz Türkiye'de kenevir sütüne rastlamadım. Ama belki bu yazıyı okuyan birisi böyle sağlıklı bir içeceği Türkiye'ye getirtir, ya da burada üretimini hayata geçirir.  

    1 Bardak Kenevir Sütü          1 Bardak İnek Sütü
          110 kalori                               146 kalori
          7 gr yağ                                  8 gr yağ
          1 gr doymuş yağ                     5 gr doymuş yağ
          0 mg kolesterol                       24 gr kolesterol
          1 gr lif                                     0 gr lif
          5 gr şeker                              13 gr şeker
          5 gr protein                             8 gr protein
          %20 demir                             %0 demir
          %2 kalsiyum                          %28 kalsiyum

  • Yazıma başlamadan önce şu noktayı vurgulamam gerektiğine inanıyorum: Bugüne kadar hiçbir markayla çalışmadım, ürünlerini satmadım, ya da kaldığım detoks/zayıflama merkezlerinin ücretlerini kendi cebimden ödedim ki kimseye borçlu hissetmeden dilediğimce, özgürce bireylerin ve toplumların sağlığını düşünebilecek şekilde fikirlerimi dile getirebileyim.

    Son zamanlarda sürekli her yerde Sarelle'nin "Siz ne yerseniz çocuğunuz onu yer"reklamlarını gördükçe bu nasıl bir mesajtır acaba diye düşünmeye başladım. Doğru, çocuğunuz siz ne yerseniz onu yer ama acaba siz Sarelle mi yemelisiniz sorusunu aklımdan geçirmeden edemedim. Kalktım Sarelle'nin sahiplerinden Zafer bey ile görüşmeye gittim. Sağolsun beni kırmadı ve büyük bir sabırla "Ama çocuklara yönelik olmamalı bu reklam" diye defalarca aynı konuyu dile getirmemi dinledi. Hatta eğer Sarelle ile ilgili negatif birşey yazarsam da bana karşı dava açmayacağını söyledi  Malum dikkatli olmam gerekir.

    Zafer bey, kendisinin de çocukları olduğunu ve Sarelle'yi satın aldıktan sonra içindeki malzemeyi baştan aşağıya değiştirdiklerini çünkü kendi ailesinin de bunları rahatlıkla tüketmesini istediğini belirtti. Piyasada katkı maddesiz fındık/kakao ezmesi olmadığını, kendilerinin tamamen doğal ve içinde palm ya da trans yağ olmadan ve hiçbir GDO'lu ürün kullanmadan üretim yaptıklarını, hatta reklam filmlerinde "doğal" kelimesini kullandıkları için rakip firmaların dava açtıklarını söyledi. Dava sonucu ne mi olmuş? Kaybetmişler çünkü tarım bakanlığı tarafından "haksız rekabet" olarak belirlenmiş, piyasadaki diğer ürünler doğal olmadıkları için. 

    Şimdi bana sorarsanız, ben yine de reklamlarına takıldım, sonuçta çocuklar sarelle mi yemeli diye düşünüyorum. Onların da bakış açısı şöyle, nasıl olsa çocuklara piyasadaki diğer içinde kötü malzemeler olan ürünler veriliyor, satın alınıyor, en azından bizimkisi alınsın. Hımmm.... bana göre tabii ki hiç alınmasın! İçerikler kısmında ilk sırada şeker sonra bitkisel yağ ve 3. sırada yüzde 13'lük bir rakamla fındık geldiğini belirtip sonuçta çocuklar şeker alıyor diyorum. Uluslararası gıda kodeksine göre tüm dünyada "İÇİNDEKİLER" kısmında kullanılan malzemeler en fazladan en aza doğru gitmek zorundadır. Bu tüm ürünler için geçerlidir. Ben en fazla şeker olduğunu ve çocuklar o zaman sırf şeker mi yiyecekler diye sorduğumda, Türk halkı tatlı sevdiğinden diğer opsiyonlarımız da var diyor. Hangi halk tatlı sevmiyor ki?  Hemen içeriğinde yüzde 45 fındık olan ürününü gösteriyor. "Bu daha sağlıklı ama genelde insanlar şeker oranı yüksek olanı daha çok seviyor" diyor. 

    Son söz olarak, Zafer bey belki kızacak ama, ben yine de reklamlarına takıldım ve onaylamıyorum. İşin içine çocuklar girince çok hassas oluyorum da!!! Ürünlerini farklı reklamlarla dile getirebilirler. Sonuçta şeker sadece çocuklar için değil, hamileler ve yetişkinler için de çok zararlı.  

     

     

  • Didem Kanca Üstay'ın 30/12/2017 tarihinde basında çıkan yazısı aşağıda yer almaktadır.

    Tüm dünya çocuklarda obezite oranı için alarm veriyor. Bunun altında yatan sebebin şekerli, hazır gıdalar tüketimindeki artıştan ziyade, çocukların 'yemek' algısı ile oynanması olduğunu belirten Didem Kanca Üstay soruyor: Neden sürekli yemek düşünür olduk? Evde çocuklar için özel tariflerde yemekler hazırlanmalı mı? Çocuklar yemek yapmayı öğrenmeli mi? Çizgi filmler ve çocuk kitapları yemek konusunda nasıl mesajlar veriyor?

    Doğru beslenme algısının çocukluk yaşlarda edinildiğini belirten Didem Kanca Üstay, yemek yemeğe ikna etmek için çocukları ekran başına geçirmenin obeziteyi tetiklediğini, onlara sosyal medyada gördüğümüz ‘özel tarifler’ hazırlayalım derken geleneksel ‘tencere yemeğimizden’ uzaklaştığımızı, marketlerde abur cubur için ağlayan çocukların aslında şeker bağımlısı olduğunu söylüyor.

    Peki medya acaba yemekle ilişkimizi nasıl bir hale getiriyor? Çocuklar izledikleri çizgi filmlerle, okudukları kitaplarla, okullarda ya da özel merkezlerdeki atölyelerle yemekle ilgili nasıl bir fikre sahip oluyorlar? Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay değerlendirdi:

    Sizin de dikkatinizi çekti mi? Son zamanlarda televizyon programları, sosyal medyadaki paylaşımlarımız, alışveriş merkezlerindeki etkinlikler… Her yerde yemekle ilgili bir şeyler karşımıza çıkıyor. Algımızı bozan bu yemek bombardımanı sürekli yemek yemeyi düşünmemize yol açıyor. Bu nedenle sürekli acıkıyoruz ve ekran başında yerken de ne yediğimizin farkına varıyoruz ne de doyduğumuzun.

    Çocukları bile müşteri haline getiren yemek atölyeleri, televizyonlardaki yemek yarışmaları, sosyal medyada yemek fotoğrafları, medyada çocuklara özel yemek tarifleri (ki çocuklara özel tarif yoktur eğer çocuğunuzda herhangi önemli bir rahatsızlık yoksa) büyükler için sağlıklı yemek tarifleri, diyet tarifler… Sürekli yemek düşünür olduk. Üstelik bu ‘sağlıklı’ yemek önerileri herkesin derdi oldu; sosyal medya anneleri bir sertifika ile beslenme uzmanı oldu, yemek kitabı yazdı.“Çocuklarınıza keçiboynuzu unundan cupcake yapın, kinoalı waffle yedirin, sabahları avokadolu yumurta pişirin, somon köfteleri yapın” demeye başladılar. Peki burada nasıl bir sorun var? Bu paylaşımları gören anneler panik halinde“Çocuklarımıza az mı yediriyoruz, yanlış mı yediriyoruz?” endişesine kapıldı. Üstelik birçoğumuz waffle nedir bilmezken, somon balığı alamazken… Yine üstelik bu tariflerin geleneksel ve yöresel beslenme alışkanlıklarımızla hiç alakası da yokken… Bütün bu önerileri verirken de ‘bence en iyi beslenme türü bu’ diyorlar ki bilimde ‘bence’ diye bir şey yoktur. Bilim herkes için doğruyu aradığı için bilimdir. Medyadaki bu algı oyunu ise sadece parayı hedefler, ülkemize sürekli ithal ürünler getirmeye çalışarak üretimimizi ve dolayısıyla ekonomimizi bozmaya oynar.

    Bakın bir zamanlar Amerika Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger ne demiş: Petrolü kontrol ederseniz ülkeleri kontrol edersiniz. Yemeği kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz. Bugün Amerika %65-70 obezite oranına sahip, bugün AVM’lerdeki engelli park yerlerine obez kişiler araba park etme hakkına sahip. Yani obezlere engelli statüsü verildi. Kendi toplumunu bu hale getiren bir ülke bizim çok mu iyiliğimizi istiyordur sizce? Oralardan gelen kopya tariflerle, televizyon programlarıyla insanlarımız iyice uyutulduğu gibi sürekli ‘yemek’ düşündürtülüyor. İşin en acı kısmı da bu; artık bebekler de müşterileri oldu. Anne babalarda korku yaratıp, bebeklerini daha çok beslemeleri gerekirmiş gibi bir algı yerleştiriliyor.Oysa yemek, doğadaki tüm canlılar gibi acıkıldığında yenilen, doyulduğunda bırakılan, temel içgüdülerimize kulak verdiğimiz bir olgu olmalıdır.

    Çocuklara yönelik yemek atölyelerine gelince… Bu etkinlikleri ‘çocuklar yemek yaparken sabretmeyi öğrenir, takım ruhu edinir, çocuğun motor gücü gelişir’ gibi argümanlarla faydalı bir şekle sokmaya çalışıyorlar. Tabi buralarda ayşe kadın fasulye, kabak yemeği, tarhana çorbası yapmak öğretilmiyor; cupcake, cookie, waffle gibi bizim kültürümüzün yemeklerinden uzak formlar gösteriliyor çocuklara.

    Çocuk yarım saatte kek pişirirken sabretmeyi öğrenmez. Bunun için size daha güzel bir formülüm var; eğer çocuğunuza sabretmeyi öğretmek istiyorsanız ona küçük bir sebze bostanı yapın (artık evlerde de yapılabiliyor), çocuğunuz bostana bir fide eksin, her gün onu sulasın, büyümesini beklesin. Sonra da ürettiği ürünü pişirmeyi öğrenebilir. İşte asıl sabretmek budur.

    Çocuk yaşta aşçılık öğrenmenin de doğru olmadığını düşünüyorum. Sanat, spor, bilim gibi dallarla bu yaşta ilgilenmesi gerekirken, yemek yapma üzerine uzmanlığı her yaşta edinebilecekken diğerleri için geç kalmayın. Bırakın takım ruhunu, motor becerilerini geliştirmeyi kek yaparken değil spor yaparken, sanatla uğraşırken, bilimsel etkinliklerde yapsın.Atatürk'ün dediği gibi “Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.” Çocuklarınızla beraber yemek konusunda yapabileceğiniz en iyi şey akşam yemeği yaparken yanınızda tutmak ve siz ne yiyorsanız onu yedirmek. Onu yurtdışından devşirme formüllerle obez hale getirmeyin.

    Atamızın söylediği şu söz de çok manidardır:“Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlâklısını severim.” Yani onları çağımızın hastalığı hareketsizlikten kurtarın. Bu, ona kek yapmayı öğretmekten daha faydalı.

    Böyle gidersek 10 sene sonra çok daha fazla ciddi oranda çocuklarda obezite etkisini göreceğiz. Bırakın çocuklar koşsunlar, oynasınlar, tiyatroya gitsinler, resim yapsınlar ama yemek yapmasınlar. Yemek, acıktıklarında yedikleri bir şey olsun.Yemek eşittir eğlence, yemek eşittir oyun olmamalı. Hiçbir bilimsel makale demez ki çocuklarınıza yemek yapmayı öğretin, çok faydalı diye. Olan makaleler de çocuklara sağlıklı sebze yemekleri yapmanın faydalarından bahsederler. Ama bizim kültürümüzde zaten tencere yemeği evlerde genelde yapılır. Bu çalışmaların yapıldığı ülkeler genelde Amerika ve İngiltere gibi çocuk obezitesinin yüksek olduğu yerlerdir ve önlem ya da durdurma amaçlı yapılmaktadır.

    Avrupa Birliği'nde 2008'de 6-9 yaş arası her 4 çocuktan birisi kilolu ya da obez iken 2010'da bu rakam her 3 çocuktan birisi olmuştur.

    PEKİ NELERE DİKKAT ETMELİ?

    1. Çocuklara 1 yaşından itibaren evde ayrı yemek pişirilmez

    2. Evde ev yemeği verilir

    3. Sağlıklı kek, poğaca diye bir şey yoktur. Çocuklarınızı bu gıdalara alıştırmayın. Evde ona kek yerine meyve, kuru meyve, yoğurt, yaşına göre çerez verin.

    4. Eve abur cubur almayın. Dışarıda yeterince yiyorlar. Ev tamamen sağlıklı bir ortam olmalı

    5. Okullardaki menüler çok daha sağlıklı olmalı ve bazı özel okullarda açık büfe konsepti kaldırılmalı

    6. Çocuklara yönelik yemek atölyelerine çocuklarınızı götürmeyin, onun yerine sanatsal ya da spor faaliyetlerinde zaman geçirsinler.

    7. İthal ürünlere özenmeyin. Yerel ve yöresel yemekler yedirin.

    8. Başka annelere prim vermeyin. Onlar da sadece sizin gibi anneler ve çoğu zaman yurtdışında sertifika aldık diye beslenme uzmanı olduklarını söylüyorlar. Bu konuda gerçek uzmanlara kulak verin.

    9. Gösterişli tariflerden uzak durun. Çocuklara gıdaları ne kadar yalın halinde verirseniz o kadar daha fazla o tatlara alışacaklar.

    10. Rahat olun ve yemek odaklı yaşamayın.

    Son verilere göre Türkiye’nin %22si obezdir ve %34 de fazla kiloludur. Yani her iki kişiden birisi ya fazla kilolu ya da obez oldu. 2014 verilerine göre de 15 yaşındaki çocukların %12’sinin fazla kilolu olduğu belirlenmiştir. Son 3 senede muhtemelen bu rakam daha da artmıştır. Gidişat bu kadar vahimken çocuklara yemek atölyeleri uygulanmasının çok yanlış olduğu kanaatindeyim. Ufak yaşlardan algılarına yemek iyice yerleştiriliyor.

    Bunların yanında çizgi filmler ve çocuk kitapları da doğru seçilmeli. Size bir örnek vereyim bir çocuk kitabında aynen şu yazıyor: Patates kızartmasıyla köfte olsa ne iyi olurdu. Herkes çikolatalı pasta, patates kızartması, dondurma ve doyasıya oynamaktan çok mutlu olacağını söyledi.

    Daha bunun gibi nice örnekler var. Aynı şey çizgi filmler için de geçerlidir. Mesela bir çizgi filmde uçaklar gelip kocaman bir waffle yapıyorlar ve üzerine çikolatalı sos döküyorlar. Başka bir bölümünde dondurma yapıp üstünü şekerlemelerle dolduruyorlar. Farklı bir çizgi filmde, ayı arkadaşlarına yemek yapmak için mutfağa giriyor. Bir sürü sağlıklı meyve sebze gösteriyor, arkadaşları “hayır onlar çok kötü” diyor. En sonunda ayı mutfağa girip kurabiyeler yapıyor. Hepsi iştahla yiyor. İşte çocuklarımız bunları izliyor.

     

     

  • Çocukluk Çağındaki Obezite, İleriki Dönemdeki Depresyona Neden Olabilir Mi?

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), son verilerine göre Dünya’da yaklaşık 350 milyon insan depresyonla baş etmektedir. Yine aynı zamanda, kronik hastaların oluşmasına ‘depresyon’un sebep olduğunu belirtilmektedir.

    Küçük kilolu bir çocuk görürüz ve onun kilolu olması hoşumuza gider çünkü kilolu olması onun annesi tarafından çok iyi beslendiğini düşündürtür. Çoğu alışkanlığımızı çocukluk döneminde edindiğimiz gibi, beslenme alışkanlıklarımızıda hayatımızın ilk yıllarında ediyoruz. Peki bu öğrendiğimiz ama iyi ama kötü alışkanlıkların ileri dönemdeki hayatımızı etkileyeceğimizin farkında mıyız??

    Çocukluk çağındaki obezitenin ileri ki dönemde karşımıza depresyon olarak ortaya çıktığını savunan makaleler olduğunu söylersem ne düşünürsünüz!! Çalışma depresyon tanısı koymuş bireylere 5 ile 20 yaş arasındaki vücut ağırlıkları ve şekilleri sorulmuştur. Ve anlamlı bir şekilde çocukluk çağı ve ergenlik döneminde obez olan bireylerin ileri dönemde depresyona daha yatkın olduğu bulunmuştur.

    Kaynak:Sánchez-Villegas APimenta AMBeunza JJGuillen-Grima FToledo EMartinez-Gonzalez MAChildhood and young adult overweight/obesity and incidence of depression in the SUN project.Obesity (Silver Spring) 2010 Jul; 18(7):1443-8 

  • Bir önceki yazımın, konferanstan neler konuşulduğunun devamıdır:

    6. Bebeklerin özellikle doğdukları ilk birkaç hafta içinde kolik yani sancı çekmelerinin sıkça görüldüğü.Yapılan araştırmalarda Kangaroo mother care (kanguru anne bakımı) tekniğinin bebeklerdeki sancıyı ve buna bağlı ağlamaları azalttığı

    Kanguru anne bakımı - bebeğin teniyle annenin teninin birbirine değmesidir. Annenin bebeği kendi göğüs kısmına çıplak bir şekilde dayaması ve bebeğin sırtını örtüyle kapatmasıdır.

    7. Yapılan klinik çalışmalarda alerjik rhinitis (burun yangısı) olan çocukların yüzde 15.38'inde yumurta beyazı ve yer fıstığına karşı, yüzde 23'ünde inek sütüne alerjileri oldukları saptanması

    8. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde fakir bölgelerde yapılan klinik araştırmalarda çocukların reklamlardan dolayı fast-food yemeklerin ev yemeklerinden daha sağlıklı olduklarına inandığı çünkü eğitim seviyesinin oldukça düşük olduğu.

    9. Moringa Oleifere (malunggay) bitkisinin kilolu çocuklardaki yüksek kolesterolu kayda değer şekilde düşürdüğünün klinik çalışmalarda ortaya çıktığı. Bunun nedeninin yüksek oranda antioksidan içeren fitokimyalardan kaynaklanabileceği.

    10. Obez çocukların yüzde 10.6'sında hipotiroidi görüldüğü.

    11. Klinik çalışmaların, çocuklarda D vitamini düşüklüğü ve metabolik sendrom arasında bağlantı olduğunu saptaması. Yeterli D vitamini içeren gıdalar tüketerek ve güneşe çıkarak metabolik sendromun önlenebileceği. 

    Metabolik Sendrom (bunlardan üçünün bir arada olmasına verilen isimdir) - karın bölgesinin yağlanması, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri, yüksek trigliserit ve düşük HDL (halk dilinde iyi kolesterol diye adlandırdığımız)

    12. Yapılan araştırmalarda hamilelikte sigara kullanımının, bebek düşürme ve az kilolu bebek doğurma riskini belirgin şekilde yükselttiği.

    13. Vücuttaki iyi bakterilerin öneminin diğer organlardan daha az olmadığı. Kalbimiz ortalama 0.370 kg, beynimiz 1.36 kg ve karaciğerimiz 1.8 kg ağırlığındayken iyi bakteriler de 1.59 kilodur. En fazla probiyotiğin anne sütünden bebeğe geçtiği.

    14. Kaliforniya eyaletinde Afganistan ve Irak'tan dönen askerleri tekrardan topluma kazandırmak amacıyla (yaşadıkları travmaları azaltabilmek adına) organik tarım alanları yaratıp onların bu alanda gelişmelerini sağladıkları. Aynı zamanda çiftçilerin yaşlandığı ve yerine yeni nesilden çok daha az çiftçilik yapmak isteyen olduğundan vesileyle bu alanda tekrar gelişme sağlanmaya çalışıldığı. 

  • Çocukluk Çağı Obezitesi ve Besinleri Tüketirken Kullandığımız Plastikler..

    Günümüzde artan çocukluk çağı obezitesinin önlenmesinde çocukların tükettiği besinler kadar nerede, ne ile, nasıl kullandıkları da oldukça önemlidir.

    Çocuklarımızı sağlıklı biberon, tabak, kaşık ile mi besliyoruz acaba yoksa plastik şişelerde, kaplarda mı? Karşımıza çıkabilecek ciddi sağlık problemlerinin farkında mıyız?

     Peki bu büyük problemin ismi ‘BPA’ (Bisfenol A) desem. BPA hormonal olarak zarar verebilen oldukça tehlikeli bir birleşiktir. Aklınıza bu kötü düşmanın anne karnındaki bebeğin bile ileriki dönem yağ dokusuna etkisi olabileceği gelir miydi? 2016 yılında tamamlanan uzun yıllar süren bir çalışma ile plastiklerin içinde yer alan BPA birleşiğinin, anne karnından 7 yaşına kadar takip edilen 1200 çocuk üzerindeki etkileri gözlemlenmiş. Çalışmada çocukların ve gebe annelerin idrar tahlilleri ile BPA olan maruziyetleri ölçülmüş. Çalışma sonucunda anne karnından 7 yaşına kadar olan dönem içinde BPA maruziyetinin doğrudan bel çevresi, vücut yağ oranı artışı ile ilişkili olabileceği görülmüş. Ayrıca bu durumun kız çocuklarında daha etkili olduğu da belirtilmiş.

     

    Mayo Klinik verilerine göre BPA korunmak için;

     1) Plastik alırken etiket okumak önemli bir yer tutuyor; 3 ve 7 numaralı geri dönüşüm işareti olanların BPA içerme olasılığı bulunmaktadır.

    2) Plastik kap, kase, şişe.. mikrodalga ya da bulaşık makinasına konulduğunda BPA ortaya çıkabilmektedir.

    3) Son olarak da konserve besinlerin BPA içeriği yüksektir, olabileceğinden uzak durulması iyi bir tercih olacağı belirtilmektedir.